okunma
En Sevimsiz Helal: Talak
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ، كَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ
عَلَى سَيِّدِنَا وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Kıymetli Müminler,
Bu hafta gönüllerimizi yakından ilgilendiren, hepimizin hayatının tam merkezinde yer alan aile üzerine konuşacağız.
Aile… Sadece aynı çatı altında yaşamak değildir. Aile; merhamettir, sabırdır, fedakârlıktır, sığınaktır.
İçinde yaşadığımız çağ değişiyor. Dünya hızla dönüşüyor. Değerler aşınıyor, ilişkiler zayıflıyor. Ve ne yazık ki bu değişimden en fazla yara alan kurumlardan biri de aile oluyor.
Bu yarayı görmek için istatistiklere, araştırmalara bakmaya gerek yok.
Hepimiz yakınımızda dağılan bir yuvaya şahit olduk.
Hepimiz “Bunun için mi kırıldılar?”, “Bunun için mi ayrıldılar?”, “Bu sebeple yuva mı yıkılır?” dediğimiz nice olaylar gördük.
Bazen bir söz…
Bazen bir suskunluk…
Bazen büyütülen küçük bir mesele…
Ve fark etmeden, ihmal ederek, sabrı terk ederek, merhameti geri plana iterek yuvalar sessizce dağılabiliyor.
İşte bugün tamda bu yüzden sohbetimizde evlilikten önce yapılan hatalar, evlilik esnasında yapılan hatalar, bu hataların sonucu dağılan aile yuvaları ve bu hataların sebep olduğu tehlikeler üzerinde durmaya çalışacağız.
Bu hatalarla beraber aynı zamanda ‘sorunlara alternatif çözümler neler olabilir?’ sorusuna cevap vermiş olacağız. Bu vesileyle aile kurumunda temel sabiteler nelerdir onu öğrenmiş olacağız. Bu sabiteler aşınmadığı sürece aile kurumunun sağlam zeminde kalması sağlanacak aksi takdirde sabiteler aşındıkça ailede aşınıp, yıpranıp çözülmeye başlayacaktır.
Değerli Müminler
Her ne kadar sözünü etmek bile bizi rahatsız ediyorsa bile bazen boşanma her iki taraf için de bir hak olarak tanınmıştır. Ama alelade bir hak değil.
Allah Rasulü: ‘‘Allah katında helâllerin en sevilmeyeni boşanmadır.” (Ebû Dâvûd, Talâk, 3)
Bu hadis, boşanmanın haram olduğunu değil; zorunlu olmadıkça başvurulmaması gereken bir yara olduğunu bildirir.
Baktığımız da Kur’ân, boşanmayı bile bir ahlâk disiplini içinde ele alır:
“Onları güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın.”
(Bakara, 2/229)
Demek ki İslam, ayrılığı bile merhametle kuşatır. Kinle, öfkeyle, intikamla değil.
Kıymetli Müslümanlar
Aile, İnsanlık tarihinde ve İslâm düşüncesinde tesadüfen oluşmuş bir beraberlik değildir. Aksine ilâhî irade ile kurulan, korunması emredilen ve ibadet değeri taşıyan mukaddes bir müessesedir. Bu mukaddes kurumun inşası ve korunması gerektiğini Kur’an’ın ayetlerinde ve Nebevi sünnette açık bir şekilde şahit oluyoruz.
وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir” (Rûm, 30/21).
Bu ayet insanın yalnız biyolojik olarak etten kemikten değil aynı zamanda ruhtan oluştuğunu ve psikolojik yönünü haber verir. Bu ruhları sakinleştirecek, birbirlerine deva olacak şekilde yaratıldığını bizlere bildirir. İnsan eşinin insana şifa olduğunu bildirir.
Resûlullah (s.a.v.) ise aileyi iman ve ahlâkın en sahih tezahür alanı olarak görmüş; “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır” (Tirmizî, Menâkıb, 63) buyurarak dindarlığın ölçüsünü evin içine taşımıştır.
Bu yönleriyle aile, yalnız neslin ve toplumun devamını sağlayan bir yapı değil; imanın, sorumluluğun ve toplumsal huzurun kök saldığı ilk mektep, Allah’ın yeryüzünde koruma altına aldığı en değerli emanetlerden biridir.
Ne var ki bize dayatılan modern anlayış ve yaşadığımız hız ve haz çağı, evliliği de hızla tüketilen tek kullanımlık pet şiler gibi bir sözleşmeye; boşanmayı ise sıradan bir kira sözleşmesi gibi prosedüre dönüşmüştür. İnsanın insana deva olarak yaratıldığını söyleyen Allah’a karşı, insanın insana eza, ceza, cefa ve yara olduğunu filmleriyle, dizileriyle, popüler kültürüyle bizlere dikte etmektedir. Yetişen yeni neslin zihni arkaplanını buna göre şekillendirmeye çalışılmaktadır. Magazin programları, gündüz kuşakları ve gençlere rol model olan sanatçıların kısacık bir hayata 5-10 evliliği-boşanmaları sığdırmaları, sayısız nikahsız birliktelikleri ülkenin gündemini meşgul etmesi, gençlerin zihinlerini bu hayasız hayatların işgal etmesi en bariz örneklerden bazılarıdır.
Oysa boşanma yalnız iki insanın ayrılması değildir; bir yuvanın dağılması, bir çocuğun iç dünyasının parçalanması, bir toplumun hafızasında çatlak açılmasıdır. Bir toplumun temel taşı, harcı, demiri betonu olan malzemelerin çürümesidir. Toplumu inşa eden yapıların malzemelerinde çürüme olduğu vakit, nasıl büyük bir felakete sebebiyet verdiğini 6 Şubat Kahramanmaraş depreminde şahit olduk. Aynı şekilde toplumu oluşturan ailede çürüme olduğunda bu büyük yıkımın enkazı altında tüm medeniyet kalır. İnsanın dünyası yıkılmakla kalmaz ahiretide başına yıkılır.
1. Evlilik Kurumunun İnşasından Öncesinde Yapılan Hatalar
1.1. Manevi Hayatın Yerini Maddi Hayatın Yer Alması
Bir diğer ifade ile ahiret inancının toplumumuzda silikleşmesi. Bu inancın zayıflamasından ötürü çağımızda insanlar tüm hesaplarını, tüm dengelerini bu dünya merkezinde kurmaya başlıyor. Alacak verecek hesabı maddi dünya üzerinde kuruluyor. Dünya, avuçta eriyen bir kar misaliyken sımsıkı ona sarılıyor, oysa ahiret sabit duran bir hakikat iken onu yüz çeviriyor.
Modern çağ: insan-Allah ilişkisinde insanı öncelemiş, din-dünya dengesinde dünyayı ön planda tutmuş, maddi-manevi dengesinde maddeyi merkeze almış ve kadın-erkek dengesinde ise kadını merkeze almış, kadını cinsel bir obje olarak görüp günümüz insanını en zayıf olduğu zaafından yararlanarak dengeleri alt-üst etmiştir. Oysa müslümanın hayatında bunların hepsi bir denge içinde olması gerekir. Ne az ne çok. Ne aşırı ne zayıf.
Kur’an da mevla bu hakikati Al-i İmran Suresinde bizlere şöyle açıklamaktadır:
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاء وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ
14. Ayet
Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılınmıştır. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.
Günlük ibadetler de dahi insanın ibadet esnasında maddi dünyayla alakalı hesaplar içinde olması, namazda dünyayla irtibatını kesecek telefonu sessize alamaması, camiide dünya işini ve ticaretini konuşması, Hacc veya umre ibadetinde görseli, sosyal medya pozlarının ön planda olması, Ramazan ayında itikafa girecek kişilerin telefon, internet detoksunu yapamayıp elinde tableti, interneti ve sosyal medyasıyla bir itikaf süreci geçirmesi bu gibi örnekler bizim ibadetlerde dahi maddi olan dünyayı öncelediğimizin en bariz örneklerindendir.
1.2. Eş Seçiminde Geçici Menfaatlerin Öncelenmesi
Aile kurumunun inşasında yapılacak ilk ve en büyük adım doğru eş seçimidir. Doğru eş seçimi nasıl olur diye sorduğumuz vakit ise bu sorunun cevabını
Hz.Peygamberin bir hadisi şerifinde buluyoruz:
“Kadın dört sebepten biri için alınır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen (diğerlerini geç), dindar olanı seç. (Aksi halde) sıkıntıya düşersin.” Buhârî, Nikâh 15, Müslim, Radâ 53.
Zenginlik ve fakirlik bir imtihan vesilesidir. İslam helal yoldan kazanılmış ve şükrü eda edilmiş zenginliği yermiş değildir. Bu açıdan baktığımızda zenginliği kendisini şımartmamış bir hanımın tercih edilmesi yerilen bir durum değildir. Aynı şekilde güzellik ve nesepte öyledir. Ancak ilk hareket noktasının dindarlık ve güzel ahlak olması ondan sonra ise bunlara bakılması tavsiye edilmiştir.
İlk hareket noktası zenginlik olan kişi için ekonomik krizde evlilik de krize girebilir, aynı şekilde güzelliği için evlenen karşıda kişinin hastalık, kaza veya yaşlılık gibi durumlarda evlilik yine sıkıntıya girebilir. Şan, şeref şöhret sahibi diye evlenilen biri yarın itibar suikastına uğrayabilir, şöhreti veya fenomenliği kaybolduğu zaman evliliğin bağıda zayıflayabilir. Ancak ahlak güzelliği, huy güzelliği insanın tabiatındadır. O yuvayı cennete çevirecek olanda güzel ahlaktır.
1.3. Kalıcı Bir Evlilik Düşüncesine Karşı Boşanma Seçeneğinin Her An Hazırda Tutulması
Günümüz insanı maruz kaldığı modern hayat tarzı sebebiyle evlilikten önce boşanma sözleşmesi planını hazırda tutar hale gelmiştir. İzlediği filmler, diziler ve magazin hayatı boşanma normal bir şeymiş gibi gösteriyor ve evlilikten önce boşanma hesaplarını yaptırıyor, evlilik sözleşmesini dahi imzalatıyor. Evlilikten önce boşanmanın akitleri yapılıyor. Yani bir binanın yıkılmasını ön kabülle binayı yapmak peşin bir yıkımın hesabını yapıyor. Geride kalan çocukların duyguları, mahrum kaldıkları sıcak aile muhabbetinin hesabını ise yapmıyorlar. Bu günümüz modern insanının bencil ve benmerkezci bir dengeyi benimsemesinden ötürüdür.
1.4. Ailelerin Baskısı veya Tamamen Devre Dışı Bırakılması
Evlilik, iki ailenin akdidir. Anne-babanın tecrübe ve feraseti göz ardı edilmemelidir. Onların rızasını almamak veya tam tersine, sadece onların zorlamasıyla, gencin iradesi dışında evlilik yapmak büyük hatadır. İslam’da velinin rızası ve gencin tercih dengesi esastır.
1.5. Nişan ve Söz Kültürünün Yerini Flört Anlayışının Alması
İslam toplumlarında evliliğe giden yol, tarih boyunca söz, nişan ve ailelerin dâhil olduğu meşru bir tanışma süreci üzerinden inşa edilmiştir. Bu süreç, sadece iki bireyin değil; iki ailenin, hatta iki kültürün birbirini tanımasını ve güven tesis etmesini hedefleyen ahlâkî ve toplumsal bir koruma mekanizmasıdır. Nişan ve söz, taraflara hem psikolojik hazırlık hem de sosyal sorumluluk bilinci kazandıran, evliliği ciddiyet zeminine oturtan aşamalardır. Günümüzde ise bu kültürün yerini Flört anlayışı aldı ve beraberinde şu sorunları ve tehlikeleri getirdi:
A) Mahremiyet İhlali ve Harama Açılan Kapı: İslam, nikâh dışı kadın-erkek ilişkilerini sınırlandırmış, “zina”ya yaklaşılmamasını emretmiştir (İsrâ, 17/32). Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Bir erkekle bir kadın yalnız kalırsa, üçüncüleri mutlaka şeytandır” (Tirmizî, Radâ’, 17) buyurarak mahremiyetin korunmasının önemine işaret etmiştir.
B) Duygusal Tahribat ve Güven Kaybı: Flört ilişkileri genellikle uzun vadeli taahhütten yoksundur. Bu, sık ve kolay ayrılıklara, derin duygusal yaralanmalara, aldatılma korkusuna ve nihayetinde gelecekteki evliliğe karşı güvensizliğe yol açabilir. Psikolojik araştırmalar, çok sayıda flört yaşantısının, kişide duygusal bağlanma zorluğu ve ilişki doyumsuzluğu yaratabileceğini gösteriyor.
C) Ailenin Rehberlik Fonksiyonunun Devre Dışı Kalması: Söz ve nişanda aileler aktif rol oynar, tecrübeleriyle yönlendirir. Flörtte bu rehberlik çoğunlukla ortadan kalkar. Gençler, tecrübesizlikleri nedeniyle daha çok hata yapma, aldatılma veya yanlış tercih yapma riskiyle karşı karşıya kalır.
D) Maddi ve Manevi Sömürü: Flört ilişkilerinde, taraflardan birinin diğerini duygusal veya maddi olarak sömürmesi ihtimali yüksektir. Ciddi bir akit (nikâh) olmadığı için sorumluluk ve haklar belirsizdir.
E) Evliliğe Bakışın Süflileşmesi: Flört, ilişkiyi bazen “eğlence” veya “deneme” olarak konumlandırabilir. Bu da evlilik kurumunun kutsallığını, ciddiyetini ve “ebedî bir beraberlik” olma vasfını zayıflatır. Oysa Kur’an, evliliği “sağlam bir bağ” (misak-ı galiz) olarak niteler (Nisâ, 4/21).
2. Evlilik Esnasında Yapılan ve Boşanmaya Sebebiyet Veren Bazı Hatalar
2.1. Benlik (Ego) ve Bireyselliğin Öne Çıkması, Fedakârlığın Azalması:
Modern dünya, bireyi ve onun ‘kendini gerçekleştirme’ arzusunu merkeze alır. Bu durum, evlilikteki ‘biz’ olma şuurunu zayıflatır. Her şeyin ‘ben’e göre ayarlandığı bir anlayış, en ufak bir tatminsizlikte evliliği terk etmeyi makul gösterebilir. Oysa ayet, eşlerin birbirine “örtü/elbise” …هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ… (Bakara, 2:187) olduğunu bildirir. Elbise nasıl ki kişiyi örter, korur ve süsler; eşler de birbirini örtmeli, kusurlarını saklamalı, onu tamamlamalıdır.
“Fedakârlık” kavramı, benmerkezci anlayışta zayıflamıştır. Psikologlar, evlilikteki başarının en önemli göstergelerinden birinin, “eşin ihtiyaçlarını kendininkilerin önüne koyabilme” yeteneği olduğunu ifade ederler (Johnson, Hold Me Tight). İşte bu İslam’daki “diğergâmlık” anlayışıdır. Peygamberimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz” buyurmuştur. İşte bu imanın, evlilikte ilk uygulanacak yer olması gerekir ki evlilik selametle devam edebilsin.
2.2. Dijital Dünyanın Yıkıcı Etkisi: Sanal Aldatma, İletişimsizlik ve Sosyal Medya Kıskacı:
Akıllı telefonlar ve sosyal medya, aile içi mahremiyeti ihlal eden, zamanı çalan ve kıskançlıkları tetikleyen birer tehdit unsuru haline gelebiliyor maalesef. “Sanal aldatma” ve aşırı mahremiyet paylaşımı birçok evliliği derinden yaralıyor. Daha da vahimi, aynı evin içinde, aynı sofrada bile herkesin kendi sanal dünyasına dalması, “fiziksel birliktelik ama duygusal yalnızlık” durumunu oluşturuyor. Bu, Kur’an’ın tarif ettiği “huzur ve sükûn” (Rûm, 30:21) ortamını yok ediyor.
2.3. Tüketim Kültürü ve Maddi Tatminsizlik:
Reklamlar sürekli daha fazlasını, daha yenisini arzulamamızı sağlar. Bu “sonsuz istek, tuli emel” hali, evlilikte de “eşte kusur arama” şekline dönüşebiliyor. Estetik ve güzellik merkezlerinin çoğalması, bir çok kişinin kendi bedeninden şikayet eder hale gelmesi, her dönem elbise ve mobilya trendinin yenilenmesi buna bariz birer örnektir.
“Komşunun eşi daha anlayışlı”, “daha güzel/ yakışıklı”, “daha varlıklı”, ‘’komşunun evinde şu var, bizde niye yok?’’ gibi kıyaslamalar, evlilik doyumunu hızla düşürüyor ve tüketilen eşyalar gibi insanda insanı tüketmeye başlıyor. Maddede alışılan tüketim çılgınlığı insan tüketimini, eş ve aile tüketimini de beraberinde getiriyor.
2.4. Rol Karmaşası ve Adaletsiz Yük Paylaşımı:
Geleneksel rollerin değişmesi, kadının iş hayatına girmesi, buna paralel olarak ev ve çocuk sorumluluklarının adil bir şekilde yeniden paylaşılmaması, kadında “ikinci vardiya” yorgunluğunu beraberinde getiriyor ve yoğun bir stres yaratıyor. Bu da karşılıklı suçlamalara yol açıyor. Oysa İslam, eşler arasında iş bölümü ve adaleti teşvik eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) ev işlerine yardım eder, “…Erkek, ailesinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuklarının çobanıdır ve onlardan sorumludur…” (Buhârî, Cum’a, 11) buyurarak ortak sorumluluğa işaret eder.
2.5. Sabırsızlık ve Sorun Çözme Becerisinin Zayıflığı:
Modern hayatın “hız” kültürü, ilişkilere de sirayet etmiştir. Sorunlar anında çözülmezse, ilişkinin “biteceği” düşünülür. Oysa evlilik, sabır ve emek ister. Ayette, “Birbirinizle geçinemezseniz, olabilir ki hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pek çok hayır takdir etmiştir” فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا (Nisâ, 4:19) buyrulur. Bu, zorluklarda bile hayır arama, sabretme ve çözüm için çaba gösterme tavsiyesidir.
Günümüzde Psikologlar, başarılı ailelerin “onarıcı girişimleri” kullanabildiklerini, yani tartışma esnasında bile ilişkiyi tamir edecek söz veya davranışlarda bulunabildiklerini söylüyor. (Gottman & Silver, *The Seven Principles*). Bu, Peygamberimiz’in “Mümin, aynı delikten iki defa sokulmaz” (Buhârî, Edeb, 83) hadisindeki gibi, hatalardan ders çıkarıp iletişimi onarma becerisi olarak da anlayabiliriz.
3. Boşanma ve Bireysel Hayatın Getirdiği Tehlikeler
Aziz Müminler !
Yüce dinimiz İslam, aileyi toplumun temeli, insanın huzur ve güven limanı olarak görmüştür. Evlilik, eşlerin kurdukları yuvayı ebediyete kadar yaşatma niyetiyle atılan mukaddes bir adımdır. Asıl olan, evliliğin dünya hayatında sağlıklı olarak devam etmesidir. Ancak zaman zaman eşler arası geçimsizlik ileri boyutlara ulaşabilir. İşte bu noktada boşanma, bir tercih değil, zorunlu bir çıkış yolu olarak meşru görülmüştür.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.),
“Allah katında helallerin en sevimsizi boşanmadır” buyurarak, bu yolun en son başvurulması gereken çare olduğuna dikkat çekmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de de boşanmadan önce sabır, fedakârlık, karşılıklı konuşma ve ailelerden hakemler tayin edilmesi emredilmiştir. (Nisa Suresi 35) Ancak bütün bu yollar tükenmişse, evliliğin devamı imkânsız hâle gelmişse, boşanma kaçınılmaz bir ruhsat olarak kabul edilmiştir.
Boşanma çoğu zaman bireyi yalnızlığa, ruhsal yıkıma ve savrulmaya sürükler. Araştırmalar, boşanmış bireylerde depresyon, kaygı ve umutsuzluğun daha yaygın olduğunu göstermektedir. ( Kessler, R. C. et al., “The Epidemiology of Depression”) Kur’an’ın evlilik için hedeflediği sekînet, yani ruh huzuru kaybolur.
Yalnız kalan birey, sosyal destekten mahrum kalır. Oysa Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Müminler birbirini destekleyen bir bina gibidir.”
Ekonomik zorluklar, özellikle kadınlar ve çocuklar için derin yaralar açar. Bu sebeple Kur’an, boşanma hâlinde bile adaletin ve sorumluluğun terk edilmemesini emreder:
“Onları iyilikle tutun veya güzellikle bırakın.” (Bakara, 2/229)
3.1. Boşanmanın En Ağır Bedelini Çocuklar Öder!
Aziz Cemaat,
Boşanmanın en masum mağdurları çocuklardır. Sevgi, ilgi ve güven ortamı parçalanan çocuklarda; özgüven kaybı, kaygı, öfke, okul başarısızlığı ve davranış bozuklukları sıkça görülür. Sosyolojik çalışmalar, boşanmanın çocukların ileriki hayatında kuracakları ilişkileri dahi etkilediğini ortaya koymaktadır.
Resûlullah (s.a.v.) buyurur ki:
“Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden sorumlusunuz.”
Çocuğa karşı en büyük sorumluluk, ona huzurlu bir aile ortamı sunmaktır. Bu hadisten hareketle çobanın görevini terketmesiyle kuzuları kurtların insafına bırakmak olur.
İmam Gazâlînin İhya adlı eserinde aile ve ahlak üzerinde yaptığı çalışmalarla bize şunu der “İnsan ahlâkı, en çok aile içinde şekillenir. Aile bozulursa ahlâk da bozulur.”
Aile; sabrı, merhameti, affı öğreten ilk mekteptir. Bu mektep yıkıldığında, sokak öğretmen olur. Sokak ise merhamet öğretmez.
3.2. Toplumsal Yıkım !
Kardeşlerim,
Aile çökerse toplum çöker. Akrabalık bağları zayıflar, merhamet azalır, değer aktarımı kesintiye uğrar. Aile, ahlâkın ve imanın ilk mektebidir. Bu mektebin yıkılması, nesillerin savrulması demektir.
İbn Haldun, Mukaddime’de şu hakikati dile getirir:
“Toplumların çözülmesi, aile bağlarının zayıflamasıyla başlar.”
Ona göre aile, toplumsal dayanışmanın (asabiyetin) ilk halkasıdır. Bu halka kırıldığında, toplumda güven, sadakat ve sorumluluk duygusu zayıflar. Boşanma arttıkça sadece bireyler değil, toplumsal vicdan da parçalanır.
Amerikalı sosyolog Judith Wallerstein, 25 yıl süren boşanmış aile çocukları araştırmasının sonunda şu sonuca varmıştır:
“Boşanma, çocuklar üzerinde geçici değil, çoğu zaman ömür boyu süren izler bırakır.”
Yani boşanma sadece bugünü değil, gelecek nesilleri de yaralar.
Mevla Çocuklarımıza Gençlerimiz, Kızlarımıza
Dine, Vatana, Mukaddesata, ahlâkımıza ve fıtratımıza uygun hayırlı eşler nasip eylesin.
Eşlerimizi bizler için göz aydınlığı, bizleri de eşlerimiz için emanet bilinciyle yaşayan kullarından eylesin.
Yuvalarımızı sevgiyle, merhametle ve sükûnetle mamur eylesin.
Aramıza düşecek şeytanî vesveselerden, kırıcı sözlerden ve sabırsızlıktan bizleri muhafaza buyursun.
Öfkeyi hikmete, kırgınlığı affla, dargınlığı güzel sözle karşılayacak bir duruş nasip etsin.
Darlıkta sabrı, bollukta şükrü, imtihanda metaneti bizlere nasip etsin.
Hazırlayan: Muhsin KEPKAN

Facebook Yorumları