menu
BAYRAM VAAZI: KURBANIN KALBE DOKUNAN SIRRI
BAYRAM VAAZI: KURBANIN KALBE DOKUNAN SIRRI
Kurban Bayramı Vaazı..

Bayram Vaazı: Kurbanın Kalbe Dokunan Sırrı

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

​Hamd, gökleri ve yeri bayram sabahına uyandıran Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bu bayramı bize sadece bir sevinç günü değil, bir kulluk zirvesi olarak öğreten Efendimiz Muhammed Mustafa ﷺ üzerine olsun.

​Değerli kardeşlerim, Kıymetli müslümanlar…

Bugün bayram sabahı… Bir tarafta tekbir sesleri, bir tarafta sevinçli çocuklar, bir tarafta akraba hasretiyle dolu gönüller… 

Ve hepimizin kalbinde aynı his: Allah bize bir bayram daha nasip etti. Elhamdülillah..

Ama şu soruyu sormadan geçemeyiz: Bu sabah nasıl bir sabah? Sadece etin, sofranın, ziyaretlerin günü mü, yoksa Allah’a bir adım daha yaklaşmanın sabahı mı?

​Çünkü biz biliyoruz ki bu sabahın adı sadece “bayram” değildir; bu sabahın adı teslimiyet sabahıdır.

​Hz. İbrahim’in ateşe yürüdüğü ama yakılmadığı iman…

​Hz. İsmail’in “Babacığım emrolunanı yap” diyerek teslim olduğu o büyük imtihan…

İşte bugün, o teslimiyetin hatırasını yaşıyoruz. Ve aslında her birimiz, içimizden şu imtihana muhatabız: 

“Sen Allah’a ne kadar teslim oldun?”

Rabbimiz buyuruyor:

​لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَىٰ مِنْكُمْ

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hac Suresi, 37)

​Demek ki bu sabah kesilen sadece kurban değildir; asıl kesilmesi gereken şey, kalpteki yüklerdir: Kibir, gurur, bencillik ve dünya sevgisinin ağırlığı…

​Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ

“Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Müslim)

​Ve yine buyuruyor:

​إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَلَا إِلَى أَمْوَالِكُمْ وَلَٰكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize bakar.” (Müslim)

​O halde bu bayram sabahı bize şunu söylüyor: Sadece kurban kesmeye gelmedik, kendimizi Allah’a daha yakın bir kul yapmaya geldik. Çünkü kurbanın özü budur: Yakınlaşmak, yani Kurbiyyet…


​Hz. İbrahim ve İsmail’in Mirası: Teslimiyet mi, Dünyevileşme mi?

​Kıymetli Müminler…

Şimdi o sabahın bizi götürdüğü yere, Hz. İbrahim’in ve Hz. İsmail’in imtihanına gidiyoruz. Bu kıssa bir tarih anlatısı veya sadece bir peygamber hikâyesi değildir. Bu kıssa, her birimizin kalbine uzanan bir aynadır.

​Hz. İbrahim (a.s.) Kur'an'ın ifadesiyle şöyle buyurur:

​إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا

“Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim.” (En’âm, 79)

​Bu bir yöneliştir, bir tercihtir, bir vazgeçiştir. 

Hz. İbrahim’in hayatı bize şunu öğretir: Allah’a yönelmek, bazen her şeyden dönmektir. 

Devamında Rabbimiz o büyük teslimiyeti şöyle anlatır:

​فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ

“İkisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca…” (Saffat, 103)

Düşünün… Bir baba, gözünün nuru evladı ve bir emre teslimiyet… Bir evlat; korku değil, itiraz değil, “Emrolunana bakarım” diyen bir iman…

​Aziz Kardeşlerim…

Bugün biz bu kıssayı anlatırken aslında kendimize soruyoruz: Biz neye teslimiz? Allah’a mı, yoksa alışkanlıklarımıza, nefsimizin isteklerine, dünyanın geçici cazibesine mi?

Çünkü modern insanın imtihanı artık ateş değil, konfor oldu. Vazgeçemiyoruz, bırakamıyoruz, erteliyoruz, sürekli “sonra” diyoruz… 

Oysa Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ

“Nerede olursan ol Allah’tan sakın.” (Tirmizî)

Ve yine buyuruyor:

​أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ

“Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhârî, Müslim)​

Kurban bize bugün şunu soruyor: “Sen Allah için neyi bırakabildin?” Para mı? Makam mı? İnat mı? Gurur mu? Alışkanlık mı? Yoksa hiçbir şey bırakmadan sadece “kurban kestim” mi diyorsun?

Aziz müminler, kurban et kesmek değildir; kalbin Allah’a teslim olmasıdır. Teslim olmayan kalp, kurban kesmiş sayılmaz.


Paylaşma Ahlakı: Sosyal Adalet mi, Bireysel Tüketim mi?

​Değerli kardeşlerim…

Kurbanın en güzel tarafı, Allah’a yaklaşırken insana da yaklaşmayı öğretmesidir. 

Bu ibadet bize “ben”i değil “biz”i, sadece secdeyi değil sofrayı da, sadece takvayı değil paylaşmayı da öğretir.

​Rabbimiz buyuruyor:

​وَآتِ ذَا الْقُرْبَىٰ حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ

“Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver.” (İsrâ, 26)

​Yani İslam’da nimet, sadece sahip olmak için değildir; paylaşmak için emanettir. 

Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:

​كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ

“Servet sadece zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın.” (Haşr, 7)

​Demek ki bu din, bir yanda israfı, bir yanda açlığı kabul etmez. Bir yanda dolup taşan sofralar, diğer yanda boş tencereler… Bu, Müslümanın vicdanına ağır bir sorumluluktur.

Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​مَا نَقَصَ مَالٌ مِنْ صَدَقَةٍ

“Sadaka malı eksiltmez.” (Müslim)

Ve yine buyuruyor:

​لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

“Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için istemedikçe iman etmiş olmazsınız.” (Buhârî)


​Kıymetli Kardeşlerim…

Bugün acı bir gerçeğimiz var: Bir evde bayram sofrası dolup taşarken, bir başka evde sadece “koku” ile yetinilen bir gün yaşanabiliyor. Ve kurban bize diyor ki: “Sadece kesmek yetmez… Paylaşacaksın.”

​Etin en güzel yerini kendine ayırıp, geriye kalanı “dağıtıyorum” demek, kurbanın ruhu değildir. 

Efendimiz ﷺ’in hayatına bakın; O ﷺ, üç gün üst üste tok yatmamıştır. Varken vermiş, yokken sabretmiştir.

​وَيُؤْثِرُونَ عَلَىٰ أَنفُسِهِم وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ

“Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler.” (Haşr, 9)

​İşte kurbanın ahlakı budur: Kendini değil, kardeşini düşünmek… 

Bugün kendimize şu hedefleri koyacağız:

Kurbanımızdan komşumuza mutlaka pay vereceğiz.

Yetimi, garibi, sessizi unutmayacağız.

Bayramı sadece evimizde değil, başkasının duasında da yaşayacağız.

Çünkü unutmayalım: Paylaşılmayan nimet, şükür değildir.


​Hac ve Arafat Şuuru: Ümmet Bilinci mi, Tefrika ve Duyarsızlık mı?

​Kıymetli Müslümanlar…

Kurban Bayramı bizi aynı zamanda Hac’a, Arafat’a ve ümmetin birliğine götürür. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman aynı kıyafette, aynı duada, aynı gözyaşında buluşuyor. Ama biz şu sorudan kaçamayız: Biz aynı kalpte buluşabiliyor muyuz?

Rabbimiz buyuruyor:

​إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ

“Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 10)

​Bu ayet bize bir bilgi vermiyor, bir sorumluluk yüklüyor. Kardeşlik; bir duruş, bir vicdan, bir yük paylaşımıdır. 

Ve Rabbimiz yine buyuruyor:

​وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103)

Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ…

“Müminlerin birbirlerini sevmede ve merhametteki misali bir beden gibidir…” (Buhârî, Müslim)

​الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir.” (Buhârî)

​Aziz kardeşlerim…

Bugün acı bir tablo var: Aynı camide omuz omuza duran bizler, camiden çıkınca farklı duvarlara, farklı kırgınlıklara, farklı suskunluklara dönüyoruz. Birbirimizi konuşuyoruz ama anlamıyoruz; yan yana duruyoruz ama aynı kalpte buluşamıyoruz.

​Sosyal medya bize çok konuşmayı öğretti ama çok dinleymeyi unutturdu. Çok paylaşmayı öğretti ama çok sevmeyi eksiltti. Oysa ümmet, ekranlarda değil, kalplerde birleşir. 

Rabbimiz buyuruyor:

​فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ

“Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât, 10)

​Bugün şu soruyu kendimize soracağız: Ben bu ümmetin neresindeyim? Birleştiren mi, yoksa kıran mı? Birleştiren bir dil mi kullanıyorum, yoksa bölen, uzaklaştıran bir dil mi? 

Çünkü unutmayalım: Kırılan ümmetin duası zayıflar, birleşen ümmetin duası göğe yükselir.


​İbadette Zarafet: Kul Hakkı, Çevre ve Merhamet

Değerli kardeşlerim…

Kurban, aynı zamanda insana karşı sorumluluğumuzun da sınandığı bir ibadettir. Çünkü İslam, sadece “Ne yaptın?” diye sormaz; “Nasıl yaptın?” diye de sorar.

Rabbimiz buyuruyor:

​إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

“Şüphesiz Allah, ihsan edenleri sever.” (Bakara, 195)

Yani Allah katında mesele sadece ibadet değil, ibadetin güzel yapılmasıdır. 

Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:

​وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا

“Düzen kurulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (A’râf, 56)

Aziz Kardeşlerim…

Kurban ibadetinde bile bazen farkında olmadan ihmaller yapıyoruz: Temizliğe dikkat etmemek, sokakları kirletmek, hayvana eziyet etmek, komşuyu rahatsız etmek… 

Oysa bu din bize şunu öğretir: 

İbadet, başkasını rahatsız ediyorsa eksiktir.

Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ

“Allah her işte ihsanı (güzelliği) farz kılmıştır.” (Müslim)​

Ve yine buyuruyor:

​إِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذِّبْحَةَ

“Bir hayvanı keserseniz, onu güzel şekilde kesin.” (Müslim)

​Bu bize çok net bir ölçü veriyor: Merhametsiz ibadet, ibadet değildir. Zarafetsiz ibadet, kemale ermemiştir. Kurban keserken bile merhamet, dağıtırken bile nezaket, yaparken bile kul hakkı hassasiyeti gerekir. Allah’a giden yol, kulların kalbini kırmaktan geçmez.

​مَنْ لَا يَرْحَمْ لَا يُرْحَمْ

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhârî, Müslim)

​Aziz Kardeşlerim, bugün şu hedefleri önümüze koyacağız:

​İbadetimizi temiz yapacağız.

​Kimseyi rahatsız etmeyeceğiz.

​Hayvana merhamet edeceğiz.

​Komşuya eziyet etmeyeceğiz.

Çünkü kurban sadece Allah’a değil, Allah’ın yarattığı düzene de saygıdır.

Bayramı Evlerimize Taşımak: “İbrahimî Düzen” ve Aile Saadeti​

Aziz Müminler…

Kurban Bayramı sadece dışarıda yaşanan bir bayram değildir. Asıl bayram, evin içinde yaşanır. Çünkü insan en çok evinde imtihan olur, en çok evinde ihmal eder.

Rabbimiz buyuruyor:

​يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.” (Tahrim, 6)

Bu ayet bize şunu söylüyor: Sadece kendin için değil, evin için de sorumlusun. 

Bir başka ayette Rabbimiz buyuruyor:

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا

“Rabbin, sadece O’na ibadet etmenizi ve anne-babaya iyilik yapmanızı emretti.” (İsrâ, 23)

​Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ

“Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olandır.” (Tirmizî)

​الرَّحِمُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ

“Akrabalık bağı Arş’a bağlıdır.” (Buhârî)

​Aziz Kardeşlerim…

Bugünün en büyük hastalıklarından biri; aynı evde yaşayıp birbirine yabancı olmak, aynı sofrada oturup telefonlara bakmak, aynı çatı altında olup gönül kurmamaktır.

​Bayram bize şunu hatırlatır: Ekranlar kapanır ama yüzler açılır. Mesafeler kalkar ama kalpler yaklaşır. Çocuklar, anne-babalar, eşler bizden bir “göz teması” bekler. 

Gelin bugün şu hedefi koyalım:

​Telefonu bırakıp çocuklarımızın gözüne bakacağız.

​Anne-babayı ziyaret edeceğiz.

​Küsleri barıştıracağız.

​Evi bayramın huzuruyla dolduracağız.​

Çünkü unutmayalım: Bayram, eve dönebilen kalbin adıdır.


​Kardeşlik Seferberliği: İlk Adımı Sen Atacaksın!

Aziz Müminler…

Kurban Bayramı bize teslimiyeti, paylaşmayı, ümmeti ve aileyi anlattı. Ama şimdi sıra en zor yere geldi: Hayata dönmek ve değişmek. Çünkü gerçek ibadet, camide bitmez; cami kapısından çıkınca başlar.

​Rabbimiz buyuruyor:

​فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ

“Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât, 10)


​Aziz Kardeşlerim…

Bugün bu bayram sabahı bize şunu soruyor: Kimi arayacaksın? Kimin kapısını çalacaksın? Kimin kalbini onaracaksın? Kiminle barışacaksın?

​Yıllardır konuşulmayan bir telefon, girilmeyen bir kapı, tutulmayan bir el var… 

Ve şeytan bize hep aynı cümleyi fısıldadı: “Sen haklısın… O gelsin.” 

Ama Rahman’ın çağrısı farklıdır: “Sen başla…”

​Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor:

​لَا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثِ لَيَالٍ

“Bir Müslümanın kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal değildir.” (Buhârî, Müslim)

​Ve yine buyuruyor:

​أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ

“Aranızda selamı yayın.” (Müslim)


​Aziz Müminler…

Bugün bu kürsüden çıkan son söz şudur: 

Haklılık değil kardeşlik, gurur değil rahmet, beklemek değil ilk adım kazanacak. 

Çünkü unutmayalım: Kırık bir kalbi onarmak, Kâbe’yi inşa etmekten daha kıymetlidir.

​Rabbim bizleri İbrahim a.s. gibi teslim olanlardan eylesin. 

İsmail a.s. gibi sabredenlerden eylesin. 

Muhammed ﷺ gibi merhamet edenlerden eylesin.

​اللَّهُمَّ أَلِّفْ بَيْنَ قُلُوبِنَا

“Allah’ım kalplerimizi birbirine ısındır.”

​اللَّهُمَّ أَصْلِحْ ذَاتَ بَيْنِنَا

“Allah’ım aramızdaki bozuklukları düzelt.”

​اللَّهُمَّ اجْعَلْ هَذَا الْعِيدَ عِيدَ مَغْفِرَةٍ وَرَحْمَةٍ وَوِحْدَةٍ

“Allah’ım bu bayramı bağışlama, merhamet ve birlik bayramı eyle.”

​Amin, elhamdülillahi rabbi'l-alemin.

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Ahmet Koç / Sakarya İl Vaizi

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları