menu
İ'LA-YI KELİMETULLAH DAVASI: ZULMÜ ÖNLEMEK
İ'LA-YI KELİMETULLAH DAVASI: ZULMÜ ÖNLEMEK
Haftanın vaazı.. 27.05.2026 tarihli: "İ'la-yı Kelimetullah Davası: Zulmü Önlemek" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

İ'la-yı Kelimetullah Davası: Zulmü Önlemek

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ * بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 

اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَ ﺁلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Aziz Müslümanlar, Değerli Müminler!

Hz. Adem aleyhisselamdan peygamberler halkasının sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa sallellahü aleyhi veselleme kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin tebliğ ettiği dinin adı İslam dinidir. İslam Dini Allah katında tek ve geçerli olan dindir. (Ali imran , 3/ 19, 85)

İslam Dini yeryüzünde barış ve adaleti gerçekleştirmeyi amaçlamış; kini, nefreti, düşmanlığı, bozgunculuğu, merhametsizliği ve zulmü yasaklamıştır. İslam dininin gayesi, dünya ve ahirette insanların mutluluğunu, saadet ve selametlerini sağlamaktır.

İslam dininin tarihi, insanlık tarihiyle başlamıştır. 

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’dan günümüze kadar Hakk ile Batılın mücadelesi devam edip gelmiştir. Gönderilmiş olan bütün peygamberler Hakk’ın mücadelesini yapmışlar, karşılarında da batılın temsilcisi ola şeytan ve şeytanın yolunda gidenleri bulmuşlardır.

İslam dinini insanlığa son Peygamber olarak tebliğ etmekle görevlendirilmiş olan Hz. Muhammed (s.a.v.) müşriklere karşı Hakk’ın mücadelesini yapmıştır.

Yüce Allah (c.c.) yaratmış olduğu kullarından Kelime-i Tevhi-di veya Kelime-i Şehadeti getirerek İslam dinine girmelerini / müslüman olmalarını istiyor… Müslüman olan bir insan da birçok görev ve sorumlulukla karşı karşı karşıya bulunuyor.

Bu görev ve sorumluluklardan biri ve belki de en önemlisi Allah yolunda mücadele etmek, cihatta bulunmak, Allahın davasını bütün insanlığa ulaştırmak, İ‘lây-ı Kelimetullah davasını hedefine ulaştırmaktır. Bilindiği üzere İslâm, sadece belirli bir millete veya topluma değil, bütün insanlığa gelmiştir. Bugün sizlerle, İslâm medeniyetinin temel taşı, Müslümanların varoluş gayesi olan yüce bir kavramı, İ‘lây-ı Kelimetullah davasını konuşacağız.


 İ‘lây-ı Kelimetullah / إعلاء كلمة الله Ne Demektir?

Sözlükte “yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki i‘lâ masdarıyla “Allah’ın sözü” mânasındaki kelimetullāh’tan oluşan i‘lâ-yi kelimetullah tabiri, Allah’ın dininin ve tevhid inancının yüceltilip yaygınlaştırılması yolunda gösterilen gayret ve faaliyetleri kapsamakta, cihad ve savaş kelimeleriyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça zikredilen “fî-sebîlillâh” (Allah yolunda) kavramıyla yakından ilgili bulunmaktadır. Müslümanları düşmanlara karşı Allah yolunda savaşa teşvik eden bir âyette:

وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا 

 (Allah, Peygamber’ine yardım ederek ) böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yücedir….. (Tevbe Sûresi , 40) buyurulmuştur.

İslâm Dini (el-Bakara 2/11-12, 205; en-Nisâ 4/94; el-A‘râf 7/85-86; el-Kasas 28/77, 83) müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, inançları konusunda baskı altında kalmalarını önlemek, kendilerine ve ülkelerine yönelik tehditlere karşı koymak için yapılan savaşı Allah yolunda verilen mücadele olarak meşrû kabul etmiştir. Müslümanın Allah’a kulluk ve onun rızâsını temin için İslâm esaslarını öğrenme, öğretme, ferdî ve içtimaî planda yaşama, yaşanmasını sağlamaya çalışma, İslâm’ı tebliğ ve bu hususta karşılaşacağı engelleri aşmak için göstermesi gereken gayreti ifade eden cihadın kapsamı içinde yer alan bu savaşın hedefi bazı âyetlerde fitne sona erip din tamamen Allah’ın oluncaya kadar savaşma (el-Bakara 2/193; el-Enfâl 8/39) şeklinde belirlenmiştir. 

Hz. Peygamber’den itibaren müslümanların gerek inançları konusunda uğradıkları baskılar gerekse İslâm’ı tebliğ hususunda karşılaştıkları engeller sebebiyle giriştikleri, beşerî ihtirasların hâkim olduğu istilâlardan ayrılması için “fetih” diye adlandırılan savaşların temel amacı da i‘lâ-yi kelimetullah olmuştur . (Diyanet İslam Ansiklopedisi, İ‘Lâ-Yi Kelimetullah. Mad.)


İ‘lâ-yi Kelimetullah Davanın Kapsamı Nedir?

İ‘lây-ı Kelimetullah ilimle, ahlakla, adaletle, malla ve cihad ile hayatın her alanında gerçekleşir. İ‘lâ-yi Kelimetullah’ın bir adı da cihaddır.

Sözlükte; gayret etmek, bir işi yapabilmek için bütün imkanları kullanmak anlamına gelen “cihâd” kavramı; Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde; dini öğrenmeyi, öğretmeği, dini tebliğ etmeyi, dinin emir ve yasaklarına uymayı, haram ve günahlara karşı nefis ile mücadele etmeyi, İslam’ın bilinmesi, tanınması, yaşanması ve yücelmesi için çalışmayı ifade ettiği gibi, Allah yolunda Müslümanlara savaş açan İslam düşmanlarıyla cihad etmeği de ifade eder. 

Aşağıdaki Ayeti Celilede bu anlamlar karşılığını bulmaktadır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:


وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

"Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size «müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!" (Hac; 78)

İslâm'da cihadın manası, ilâyı kelimetullah uğrunda ve İslâmî bir toplum sergileme yolunda elden gelen gayreti göstermektir. Cihat’tan İslâm toplumunun oluşmasına engel olabilecek her şeyi ortadan kaldırmak, dinî hürriyeti elde etmek ve sonuçta İslâm toplumunu tesis etmek için Allah'ın hâkimiyetini sağlamak ve emirlerini uygulamak için yapılan çalışma ve uğraşılar anlaşılır. Ancak müslümanlar kesinlikle savaşı ve düşman ile karşılaşmayı arzu etmez, fakat savaş söz konusu olduğunda da ellerinden gelen gayreti sarfederler.

Öte yandan, i'lây-ı kelimetullah veya diğer bir ifadeyle cihat konusunu Sahabeden Ebu Musa el-Eş’ari’nin rivayet ettiği şu hadisi şerif çok güzel özetlemektedir:

“Hz. Peygamber’e cesaret gösterisi ve kahramanlık için, ırkçılık için ve gösteriş için savaşan insanın durumu soruldu. ‘Bunların hangisi Allah yolundadır?’ denildi.

«مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ»

Hz. Peygamber, ‘Kim Allah’ın kelimesinin, dininin yücelmesi için savaşırsa o Allah yolundadır.’ buyurdu.” (Tirmizi, Cihad, 16 ; Buhârî, Cihâd, 15, III, 206; Ebû Dâvûd, Cihâd, 26, III, 31, No: 2517; Nesâî, Cihâd, 21, VI, 23..) 


Cihadın birçok kısımları vardır. 

Kişinin nefsiyle olan cihadı ömrü boyunca devam eder. Düşmanla olan cihadı ise her an mücadeleye hazır olacak şekilde bulunmasını gerektirir. Atalarımız “Su uyur, düşman uyumaz” demişlerdir. 

Savaşın asıl hedefi yok etmek değil zararsız hale getirmek olduğundan caydırıcılığı temin için günün savaş teknolojisini takip edip çağın silâhlarına sahip olmak gerekir.

Müslümanlar başkalarından teknolojik ürünler almaktan ziyade başkalarına teknolojik ürünler satmalıdırlar. Kısaca fabrika yapan fabrikalar kurmalıdırlar. Şu Ayeti Celilede Rabbimiz Ümmet-i Muhammede bu görevi veriyor. Allah Teâlâ, müslümanları her an cihada hazır bir şekilde bulunmalarını isteyerek söyle buyurur: "Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez." (Enfâl; 60)  

Günümüzde ülkeler silahlarla işgal edildiği gibi, daha çok kültür emperyalizmiyle işgal ediliyor. Müslümanların daha çok ta müslüman gençliğin zihinleri işgal ediliyor. Zihinleri işgal edilmiş olan kişiler mankurtlaşıyor. İnkültürasyona uğruyor. Kendi içerisinden yetiştiği toplumu beğenmeyen, emperyalistlere özenen ve onların sözcülüğünü yapabilen kişiler haline gelbiliyor. Böyle mankurtlaşmış kişilerle olan mücadele ilimle ve bilgiyle olacaktır. Müslümanların bu konularda donanımlı olmaları gerekir. Onların fikirlerini çürütecek bilgiye sahip olmaları gerekir. Necip Fazıl ne güzel ifade ediyor:

Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;

Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..

Zamanımızda kitle yayın vasıtaları, kitap, mecmua, gazete, radyo, televizyon, video, plak vs.; edebî nev'e giren roman, hikâye, masal, mizah, karikatür vs. gibi insanların rağbet gösterdikleri her şeyin Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın irşadlarında geçen "dille cihâd"a dâhil olduğu kanaatindeyiz.

Peygamber Efendimiz tarafından dilin düşmanlar üzerindeki tesirinin oktan daha sür'atli ve daha kuvvetli olduğu ifade edilmiştir. (Ahmed, III, 456, VI, 387),



Mal ile yapılan cihad, Allah Teâla'nın biz kullarına ihsan etmiş olduğu mal ve serveti Allah (c.c.)’nun yolunda harcamak demektir. Günümüzde ekonomileri güçlü ülkeler arası mücadele yani ekonomik savaş da burada zikredilebilir. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur: “Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyle Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. ...” (Nisâ, 4/95).

İ‘lâ-yi Kelimetullah davasını benimseyen ama cihada katılamayanlar gazilerin/mücahitlerin ihtiyaçlarını giderirlerse orduya maddi destekte bulunurlarsa, orduyu donatırlarsa cihada katılmış gibi sevap kazanırlar. (Buhari, Cihad, 35, 38; Müslim, İmâre 159; ; Müslim, Cihad 135; Ebû Dâvûd, Cihad 20 ) 

Cihad, İslâm dininin emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmanın en güzel yoludur. İslam'da barış, esastır. Savaş; ancak barış, huzur ve güveni sağlamak, fitne, fesat ve zulmü durdurmak; iman ve ibadet etme, dini anlatma, seyahat etme, mülk edinme ve benzeri temel hakların ihlalini; vatana, mala, cana, ırza ve mukaddes değerlere yapılan saldırıları önlemek ve yok etmek için en son çare olarak meşru olur. 

Ebû İbrahim Abdullah b. Ebi Evfâ radiyallah-u anh şöyle yazmıştı): “Peygamber Aleyhis-Selam, düşmanla karşılaştığı gazâ günlerinden birinde, güneş meyledinceye kadar bekledi. Güneş zeval vaktine gelince, Ashab’a hutbe irad etti: -“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz, Allah’tan afiyet (huzur ve asayış) dileyiniz. Lakin düşmanla karşılaşınca da sabrediniz, dayanınız ve biliniz ki, cennet kılıç gölgeleri altındadır.” dedi. Sonra şöyle buyurdu:

«اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ، وَمُجْرِيَ السَّحَابِ، وَهَازِمَ الأَحْزَابِ، اهْزِمْهُمْ، وَانْصُرْنَا عَلَيْهِمْ».

-“Ey kitab’i indiren, bulutları gezdiren, Resulullah’a karşı toplanan küffarı dağıtan Allah! Düşmanı mağlub ve onlara karşı bize yardım et!” (Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)" ( Müslim, Cihâd, 20, III, 1363; bk. Buhârî, Cihâd, 112, 156; Ebû Dâvûd, Cihâd, 89.)

İslam orduları yapmış oldukları fetihleri Allahın rızasını kazanmak ve Allahın dinini daha geniş kitlelere ulaştırmak için yapmışlardır. Bunda da başarılı olmuşlardır. Arabistan Yarımadasının, Mısırın, Suriyenin, Irakın, İranın, Anadolunun, Rumelinin, Türkistanın, Hindistanın, Kuzey Afrikanın e Endülüsün fethi böyle olmuştur… İşte fetih anlayışı böyle bir şeydir.

İslâm’î terminolojide Fetih kelimesi “müslümanların ülke veya şehirleri İ‘lay-i Kelimetullah (Allah sözünü/ Kur’an’ı yüceltme) amacıyla İslâmiyet’e açmaları ve yönetimini devralmaları anlamında kullanılır. Fetih kelimesiyle müslümanların gayri müslimlerden gerçekleştirdikleri toprak kazançlarını, tarihin kadim zamanlarından beri süre gelen ve günümüzde de devam eden diğer sömürü ve istila savaşlarından ayırma gayesi güdülür.”( Özel, Ahmet, Cihat md., DİA, VII, 530) 

İslâm’î kaynaklarda, Hz. Peygamber ile ashab-ı kiram tarafından gerçekleştirilen zaferlerle dolu sefer ve savaşlar için sık sık fetih teriminin kullanıldığı görülmektedir. Bununla amaçlanan yalnız maddî kazanımlar değildir. Çünkü bu kelime öncelikle ve daha çok, insanların aklını / kalbini İslâm gerçeğine açmak, ikinci olarak da İslâm mesajının önündeki engelleri kaldırmak, insanların aklına/kalbine ulaşmayı mümkün kılacak ortamı hazırlamak anlamına gelir.( Fayda, Mustafa, Fetih md., DİA, XII, 467)


Fetih hem savaş hem de davet ve tebliğ yoluyla gerçekleştirilebilir.

Müslümanlar, fethettikleri topraklarda yaşayan insanları zorla müslümanlaştırmamışlar, başka din ve ideolojilerin yaptığı gibi öldürme ve köleleştirme yoluna gitmemişler, kendilerine İslâm tebliği ulaştıktan sonra ileride onların da İslâm’la buluşacaklarını umdukları için onları zımmi vatandaşlık statüsüne almayı daha doğru ve insanî bulmuşlardır. 

İslamın tebliğinin Mekke döneminde müşrikler tarafından yapılan saldırılara karşı o günkü ilk müslümanlar savunmada kalmışlardır. Medine döneminde savaşa izin veren ve sonrasında da savaşı/cihadı emreden ayetler gelince müslümanlar cihat’tan/ İ‘lay-i Kelimetullah davasından hiçbir zaman geri kalmak istememişlerdir. Cihadı emreden bir ayeti celilede Mevlamız şöyle buyuruyor:

وَقَاتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبِّ الْمُعْتَدِينَ

Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara : 190) 



İslamınSavaş Hukuku.

Düşmanın İslâm ülkesine saldırması veya yakın tehlikenin belirmesi durumunda söz konusu olan genel seferberlik halinde savaşa katılmanın farz-ı ayın, bunun dışındaki savaşlara katılmanın farz-ı kifâye olduğu hususunda müslüman hukukçular genellikle aynı görüştedir.

Savaşın farz-ı kifâye olduğu durumlarda bu görevi üstlenebilmek için kişinin müslüman, ergen, hür ve erkek olması, vadesi gelmiş borcu bulunmaması, fizik ve ekonomik gücünün yerinde olması, anne ve babasının iznini alması şartı aranmıştır (Buhârî, “Cihâd”, 138; Müslim, “Birr”, 5; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 31).


GAZİ, GAZİLİK ve ŞEHİTLİK

Allah rızası için mücâdele eden, O'nun adını yüceltmek için çaba sarfeden, cihâd içinde bulumnuş ve bu yolda canını veren de, şehid olmuş olur. Şehit olma arzusuyla cihada katılan ve savaş sonunda şehit olamadan geriye dönene de gazi denir. Gazi lügatta "savaşa katılan kişi" hakkında kullanılmasına rağmen, savaşa katılan ve sağ olarak geri dönenler için kullanılan bir deyimdir.

Şehitliğe Götüren Yol: Gazâ 

Asıl olan insanların öldürülmesi değil yaşamasıdır. Ancak; barışın bozulması, dinin, ırz ve namusun, vatanın tehlikeyle karşı karşıya kalması, savaştan başka çare kalmaması durumunda düşmanla çarpışılır, ölünür, öldürülür. (Tevbe, 111)

Peygamberimiz (s.a.s), gazilerin ahiretteki durumunu şöyle açıklıyor:

"Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah'ın huzuruna gelir. Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur." (Buhari, Cihad, 10)

Gazadan sağ dönebilen, gazilik mertebesine; ruhunu teslim eden ise şehitlik unvanına kavuşur. 

Şehit, "Allah'ın rızasını kazanmak için O'nun yolunda savaşırken öldürülen müslüman’a" denilir. Şehitlik, peygamberlikten sonra en yüksek makamdır. Allah yolunda savaşanlar da Cennette en yüksek makam ve mükafata erişeceklerdir.

Mücahitler savaşa giderken “ölürsem şehit, kalırsam gazi olayım” düşüncesiyle cihada katılırlar.

Şehit nurlanmış, gazi ise onurlanmış kimsedir. 

İslam Hukukçuları savaş esnasında hangi usullerin takip edileceğini belirlemişlerdir. İslam Dininin savaş Hukuku ile ilgili olarak, “Düşmanla karşılaştığın zaman ona üç seçenek sun. Bunlardan hangisini seçerse sen de kabul et ve onlara dokunma. Onları önce müslüman olmaya çağır, kabul ederlerse onlara dokunma. Eğer kabul etmezlerse cizye vermelerini iste; olumlu cevap verirlerse kabul et ve kendilerine dokunma. Eğer bunu da kabul etmezlerse Allah’tan yardım dileyerek savaş” meâlindeki hadislere dayanan (Müslim, “Cihâd”, 3; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 82) İslâm hukukçuları, kendilerine İslâm tebliği ulaşmayan kimseleri savaştan önce mutlaka dine ve İslâm hâkimiyetini kabule davetin gerekliliği hususunda hemfikirdir. (TDV.İslam Ansiklopedisi , Savaş Maddesi)

Savaşa bizzat veya dolaylı biçimde katkıda bulunmayan kadınlar, çocuklar, akıl hastaları, özürlüler, hastalar, yaşlılar, mâbedlerde inzivaya çekilmiş din adamları ile kendi işlerini yürütmekte olan çiftçi, işçi ve iş adamlarının öldürülmesi yasaktır. Düşman askerlerini yakmak veya cesetleri üzerinde tahribat yapmak yasaktır (Buhârî, “Cihâd”, 149; Müslim, “Cihâd”, 3)

Kur’an’da daha çok mücahit kelimesi geçer fakat hadis-i şeriflerde “el ğazi fi sebilillah” ifadesi daha çok kullanılır. Allah , dünya hayatını, ahiret için satanlara büyük bir mükâfat verecektir. Savaş sırasında kaçanlar ise Allah'ın gazabına uğrarlar, onların yerleri cehennemdir.

Tarihte birçok müslüman devlet adamı cihad mefkûresini ifade etmek için gazi ünvanını almıştır. Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey ve oğlu Orhan Bey de gazi unvanı ile anıldılar. Osmanlı devletinde Gazilik ünvanı törenle bir çok padişaha ve komutana verilmiştir. Osmanlı devleti, gaza ruhunu ilay-ı kelimetullah ve v İslam birliği amacı ile kuvvetlendirmiş ve bu amaca XVI. Yy.’ da büyük ölçüde ulaşmıştır. Ecdadımız İla’i Kelimetüllah Davasını dünyanın her tarafına ulaştırmak için gece-gündüz yılmadan ve yorulmadan çalışmışlardır. İslam ve istiklal marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy bunu ne güzel dile getiriyor: 

          Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu

          Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

          Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid,

          Dinlenmedi bir gün o büyük şanlı mücahid.

Hayatlarını İslâm'a adamış olan Müslüman mücahitler gözlerini kırpmadan ölmeye/ şehit olmaya koşmuşlardır. Bu ruh hali Bedir'de, Uhut'ta, Hendek'te, Hayberde, Mutede, Yemamede, Endülüste, Malazgirt'te, Niğbolu’da, Kosava’da, Çanakkale'de ve Sakarya'da hakim olan ruh halidir.

Bir çağın kapandığı ve yeni bir çağın açıldığı İstanbul’un fethinde İslamın fetih anlayışının ve İlay-ı Kelimetullah davasının yansımalarını görüyoruz…


İSTANBUL’UN FETHİ (FETH-İ MÜBÎN)

Peygamber Efendimizin sağlığında Arabistan Yarımadasının neredeyse tamamı fethedilmişti. Peygamber Efendimiz Arabistan yarımadasının dışındaki Kudüsün, İran‘ın ve İstanbulun fethedilerek müslümanların hakimiyeti altına gireceğni müjdelemişti.

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- İstanbul'un fethine dair hadislerinde şöyle buyurmuşlardı: 

«لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ، فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا، وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ» 

" İstanbul, mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. IV/18189)

Peygamber Efendimizin (s.a.s.) İstanbul'un fethedileceğini müjdeleyen sözleri, Müslümanların burayı fethetme yönündeki duygularını coşturmuş; ilây-ı kelimetullah için defalarca sefer düzenlemelerine vesile teşkil etmişti.

Hz. Osman (r.a.)’ın halifeliği döneminde Suriye Valisi olan Muaviye (r.a.), Bizans üzerine ilk deniz seferini düzenlemiştir. İslâm ordusunun içinde Peygamberimizin seçkin sahabisi, evine misafir olmakla şereflendirdiği Halid bin Zeyd Ebû Eyyub el- Ensarî (r.a.) de bulunmaktaydı. Bu büyük zat ilerlemiş yaşına aldırmaksızın sefere katılmış, fetih müjdesine ulaşmak istemişti. Ancak o zaman fetih gerçeklememişti. Muhasara esnasında Halid b. Zeyd Ebu Eyyüb El-Ensari (r.a.) vefat etmişti. Vasiyeti gereği naşı surlara en yakın götürebildikleri bir yere kadar götürülmüş, bugünkü Eyyüb Camiinin yanındaki mekana defnedilmişti. Mezarın yeri istanbulun fethinden sonra Fatihin hocası Akşemsedin tarafından keşfedilmiştir. Mezarın olduğu yere türbe, yanına da bir cami yaptırılmıştır. (Tarihten Günümüze İSTANBUL FETİH ve FATİH ; Diyanet Aylık Dergi Mayıs 2002)

Emeviler ve Abbasiler devrinde birçok kez fetih hareketlerinde bulunuldu. Ancak İstanbulun fethi gerçekleşmedi. Osmanlılar döneminde ilk ciddi kuşatma harekatı Yıldırım Bayezid döneminde oldu. Yıldırım Bayezid, Anadolu Hisarını yaptırarak İstanbul'u almayı hedefliyordu.

Bu sebeple 1391’de Sultan Yıldırım Bayezid Han (1386-1402), şehri kuşattı. Abluka şeklinde devam eden bu kuşatma, İstanbul’da bir Türk garnizonu, mahallesi, cami, mahkeme kurulması ve kadı (hakim) bulundurulması ile her sene on bin altın haraç verilmesi şartıyla kaldırıldı. 

Bu arada birkaç kuşatma daha yapıldıysada başarılı olunamadı. İstanbul’un son kuşatması Fatih Sultan Mehmed Han tarafından, 1453’te yapıldı.


Fatih Ve Fetih 

30 Mart 1431’de Edirnede dünyaya gelen Fatih Sultan Mehmed, II. Murat Han’ın oğludur. Eğitim ve öğretimine büyük önem verilen Fatih, devrin en seçkin âlimlerinden olan Akşemseddin’den ilim öğrendi. Çelebizade Mehmet, Molla Gürani ,Temcidoğlu , Molla Hüsrev gibi dönemin en büyük âlimlerinden çeşitli konularda dersler almıştır. Fatih Sultan Mehmet’in 7 dil bildiği de bilinmektedir. Aynı zamanda Fatih, âlimlerin ve sanatkârların sohbetlerini dinlemekten hoşlanırdı. 

Henüz on iki yaşında iken devlet idaresini iyi kavraması için Manisa Valiliğine gönderildi. Babası İkinci Murat'ın 1451 yılında vefat etmesi üzerine 19 yaşında ikinci kez tahta çıktı. Fatih Sultan Mehmet, tahta oturur oturmaz İstanbul'un fethine yoğunlaştı. Fatih, çağının teknolojik imkânlarını kullanarak ilk defa “Şahi” denilen topları döktürdü ve güçlü bir donanma hazırladı. Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış bulunan Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırarak Boğaza giriş çıkışları kontrol altına aldı. Hazırlıklarını yaptıktan sonra Fatih Sultan Mehmet, 06 Nisan 1453’te İstanbulun fethi için saldırılara başladı.

Bizans donanması kendini Haliç'te tutarak güvende hissettiği sırada, Fatih donanmasını (73 parça gemiyi) karadan Haliç’e indirmeyi başardı. Fatih İstanbul‘un fethine ne kadar önem erdiğini anlatmak ve kararlığını göstermek için "Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u." demişti. 

Fatih Sultan Mehmed Hân’ın gayesi toprak kazanmak, şan ve şöhret sahibi olmak değildi. Allah yolunda cihad etmek, İ‘lay-i Kelimetullah davasına sahip çıkmak idi. Fatih Sultan Mehmet Hanın Avni mahlasıyla yazdığı şu beyitlerde devlet yönetimi ve savaş felseffesini özetlemektedir.

İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm

Dîn-i İslâm’ın mücerred gayretidür gayretüm

Allah için küfürle cihadın misalini vermektir niyetim;

Mücerret gayretim, (sadece) İslâm dini içindir.

Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâlullâh ile

Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm

Hakk üstünlüğü ve Allah’ın yücelttiği veliler himmetiyle

Kâfirleri baştan sona kahreylemektir niyetim.

Enbiyâ vü evliyâya istinâdum var benüm

Lutf-ı Hak’dandur hemân ümmîd-i feth ü nusretüm

Peygamberlerle velilerdir istinadım benim;

Hakk’ın lütfundandır, fetih ve başarı ümidim.

Nefs ü mâl ile n’ola kılsam cihânda ictihâd

Hamdülillah var gazâya sad hezârân ragbetüm

Nefis ve malla cihadıma şaşılmasın;

Hamdolsun, gazaya binlerce rağbetim var.

Ey Mehemmed mu’cizât-ı Ahmed-i Muhtâr ile

Umaram gâlib ola a’dâ-yı dîne devletüm

Ey Mehmet, Seçilmiş Ahmed’in mucizeleriyle

Umarım, galip gelir din düşmanlarına devletim. Avnî: (Fatih Sultan Mehmed)

Savaş çok zor ve çetin geçiyordu, birçok şehid verildi. Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. 

29 Mayıs 1453 tarihinnde Salı günü mücahitler yeni bir saldırıya geçtiler. Ulubatlı Hasan ok yağmuru altında burçlara sancağı dikti ve oracıkta şehit düştü. Surlardaki Müslüman Mücahitleri gören bizans ordusunda da bozgun başladı. Ardından mücahitler şehre girmeye başladılar. Fatih Sultan Mehmed öğle üzeri Topkapı’dan içeri girdi. Yerli halk yolun iki tarafına dizilmiş, fetih ordusunu alkışlıyor, çiçekler atıyorlardı. 

53 günlük muhasaranın ardından 29 Mayıs 1453 Salı günü İstanbul fethedildi. İslâm’ın sekiz asırlık mefkûresi gerçekleşiyordu.

Fatih Sultan, Ayasofya’yı gezdi. Ezan okunmasını emretti. Kılıçla fethedilmiş olan hırıstiyanlığın bu en büyük mâbedinde ikindi namazını kıldı. Namazdan sonra, mâbedin camie çevrilmesini istedi.

1 Haziran Cum’a günü Ayasofya’da ilk Cum’a namazı kılındı. Doğu Roma’nın manevî fâtihi olan Şeyh Ak Şemseddin, Fatih Sultan Mehmed adına hutbe okudu. Böylece “Hıristiyan’lığın en büyük ve en muhteşem kilisesi olan Ayasofya, camiye çevirildi.” (Büyük Osmanlı Tarihi 1.C, S.229-30-31, Yılmaz ÖZTUNA)

İstanbulun fethi ile “Fatih” ünvânını alan Sultan Mehmed, harap olmuş olan şehri yeniden îmar ettirdi. Anadolu’dan getirttiği halklarla şehrin nüfusunu çoğalttı. İstanbul’un fethi İslam dünyası ve medeniyeti için ne kadar mesûd bir hâdise idiyse Ortadoks milletler ve özellikle de Rumlar için çok memnuniyet uyandırmıştı. Zira Fatih diğer milletlere ve unsurlara adâletle ve hoşgörü ile davranıyordu. İstanbul’u Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti Edirneden İstanbula taşındı.

İstanbul’un (Kostantiniyye’nin) fethi dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur. İstanbul’un fethi ile bir çağ (Orta Çağ) kapanıp bir çağ (Yeni Çağ) açılmıştır. İstanbul’un Feth’i; Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü sağlanmış, Anadolu ve Rumeli arasındaki engel kalkmıştır. Karadeniz ile Akdeniz deniz ticaret yollarının konturolü Osmanlılar’a geçmiştir. Osmanlı Devleti’nin başkenti Edirne’den İstanbul’a taşınmıştır. Osmanlı Devleti yükselme dönemine girmiştir. Osmanlı toprakları arasında sürekli karışıklık çıkaran bir fitne yuvası ortadan kaldırılmış oldu.



İstanbulun fethiyle beraber ortaçağ kapanmış, yeni bir çağ açılmıştır. 

Fatih Sultan; asrının en büyük devlet adamı, Osmanlı hükümdarlarının en ünlüsü, çağ açan, çağ kapayan, ikisi imparatorluk olmak üzere, büyük ve küçük on yedi devlet ve 200’den fazla şehir fetheden Fatih Sultan Mehmet Han, 1481 yılının 3 Mayıs günü Gebze civarındaki Sultan çayırı mevkiindeki otağında 49 yaşında vefat etti. Fatih türbesine defnedildi.

Arif Nihat ASYA İ‘lây-ı Kelimetullah davasının gelecek nesillere anlatılmasının ve aktarılmasının önemini Fetih Marşı adlı şiirinde ne güzel anlatıyor: 

        

  FETİH MARŞI

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;

Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden

Senin de destanını okuyalım ezberden

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden

Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

-------

Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır;

Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır;

Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın? 

Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın; 

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan

Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan; 

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın... 

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın! 


Bugün Bizim Görevimiz

Bugün bizler, bu kutsal davayı omuzlarında taşıyanlar olarak şunları yapmalıyız:

Tevhid inancını kalbimize iyice yerleştirmeliyiz.

Allah’ın adını yüceltmek için imkânlarımızı (malımızı ve canımızı) seferber etmeliyiz.

Birlik ve beraberliğimizi korumalıyız.

İslam’ın barış, adalet ve huzur mesajını tüm dünyaya ulaştırmalıyız. 

İ‘lây-ı Kelimetullah, yeryüzünde hakkın batıla, adaletin zulme galip gelmesi için yapılan bir yürüyüştür. Rabbim bizleri, kelime-i tevhidin gölgesinde, rızasına uygun bir ömür süren ve bu uğurda çalışanlardan eylesin.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Veysel ARAN / Geyve Vaizi

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları