okunma
Allah’ın Nuru ile Bakmak: Feraset, Basiret ve Nebevi Strateji
Allah’ın Nuru ile Bakma: Feraset, Basiret ve Nebevi Strateji
اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَ ﺁلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
Aziz Müslümanlar!
Hamd; kalpleri iman nuruyla aydınlatan, kullarına hak ile bâtılı ayırt edecek basiret veren, gönülleri hikmet ve ferasetle dirilten yüce Allah’a mahsustur.
Salât ve selâm; ümmetine sadece bakmayı değil, doğru görmeyi; sadece duymayı değil, hakkı işitmeyi; sadece bilmeyi değil, hikmetle yaşamayı öğreten, insanlığa en büyük rehber olan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün sizlerle, mümini diğer insanlardan ayıran en önemli manevi özelliklerden biri olan feraset ve basiret üzerine konuşacağız.
Çünkü bir müminin değeri, yalnızca gördükleriyle değil; gördüğünden doğru sonuç çıkarabilmesiyle, olayların arka planını hikmetle değerlendirebilmesiyle ortaya çıkar.
Feraset; Allah Teâlâ'nın ihlas sahibi kullarının kalbine lütfettiği ilahî bir nurdur.
O nur sayesinde mümin, yalnızca gözleriyle değil, kalbiyle de görür. Eşyanın sadece dış yüzüne değil, hakikatine yönelir. Hadiselerin geçici görüntülerine aldanmaz; onların ardındaki hikmeti ve ilahî mesajı kavramaya çalışır.
İşte bu yüzden feraset sahibi bir mümin, kâinatı Allah’ın ayetleri olarak okur; olayları nefsinin arzularıyla değil, vahyin ölçüsüyle değerlendirir. Kararlarını öfke ve hevâ ile değil, akıl ve hikmetle verir.
Böyle bir kalp kolay kolay aldanmaz, böyle bir zihin fitnelerin peşinden sürüklenmez.
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.:
اتقوا فراسة المؤمن فـإنه ينظر بنور الله
‘Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.’ buyurur..
Değerli Kardeşlerim!
Ferasetle yakın anlam taşıyan bir başka güzel haslet de basirettir.
Basiret; yalnızca göze değil, gönle ait bir görme kabiliyetidir.
Basiret sahibi insan, aceleyle hüküm vermez; olayların zahirine aldanmaz; hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan hikmetle ayırır. Çünkü onun kalbi imanla aydınlanmış, vicdanı vahyin rehberliğiyle olgunlaşmıştır.
Hayatın karmaşası içinde yolunu kaybetmez; fitnelerin ve aldatıcı görüntülerin peşinden sürüklenmez.
Bütün bunlar bize gösteriyor ki feraset ve basiret, bir mümin için sadece güzel bir ahlak değil, aynı zamanda vazgeçilmez bir hayat rehberidir.
Özellikle hakikatin çeşitli perdelerle örtüldüğü, bilgi kirliliğinin arttığı ve insanların çoğu zaman görüntülerin peşinden gittiği çağımızda, müminin en büyük sermayesi Allah’ın kendisine bahşettiği bu manevi bakıştır.
Öyleyse şu soruyu kendimize sormamız gerekir: Bir mümin, Allah’ın razı olduğu bu feraset ve basireti nasıl kazanır? Kalbini bu ilahî nurla nasıl aydınlatabilir? İşte bugün, hep birlikte bu sorunun cevabını aramaya çalışacağız..
Öncelikle Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünneti rehber edinilmelidir. Bir müminin yirmi dört saatini Kur’an ve sünnet şekillendirmelidir. Zira vahiy ve hadisler ferasetin en sağlam iki kaynağıdır. Diğer taraftan takvanın olmadığı bir kalpte Allah’ın nuru olarak nitelendirdiğimiz feraset ve basiretin bulunması mümkün değildir. Dolayısıyla kişi ağzından dökülen sözlerde, bakışını ve adımını attığı yerlerde takvayı kuşanmalı, Allah’tan sakınmalıdır. Ferasetin ve basiretin mekânı kalptir. Bu mekân kin, nefret, fitne, nifak, ucub, haset, kibir gibi necasetleri tutabildiği gibi iman, marifet, nur, muhabbet, tevazu ve feraset gibi güzellikleri de tutabilmektedir. Öyleyse bu güzelliklerin kalbimize yerleşebilmesi ve kök salabilmesi için gönül dünyamızın temiz tutulması gerekmektedir. Kalbin cilası ise dua, zikir ve tesbihlerdir. Öyleyse her daim bunlarla meşgul olmak lazım. Bu esaslara dikkat edildiğinde Rabbimiz gönlümüze nurunu ilka edecektir.
Kıymetli müminler, bizler geçmiş tüm dönemlerden farklı bir çağda yaşıyoruz. Yaşadığımız çağ birçok açıdan eskisinden farklıdır. Çağın imkanları çeşitli avantajları sunmakla birlikte başta inanç ve kulluğumuz olmak üzere türlü riskleri de barındırmaktadır. Mümin bu riskleri yok etmek ve en aza indirmek için feraset ve basireti kuşanabilmelidir.
Bilgi Kirliliği ve Medya Çağı
Günümüzde birkaç tuşa basmak suretiyle herhangi bir konuda bilgiye ulaşmak mümkün. Fakat bu bilginin niteliği ise çoğu zaman belirsiz ve kuşkulu. Hatta bilgiye ulaşmak ne kadar kolay ise doğru bilgiyi elde etmek tersine o denli zor denilse hata olmaz. Sosyal medya, haber siteleri ve çeşitli platformlarda her gün binlerce bilgi sunulmakta fakat sunulan bilgiler genelde insanları ya belli odaklara yönlendirme yahut sapkın ideolojilerin değirmenine su taşıma amacı gütmektedir. Feraset ve basiret sahibi mümin, bu bilgi kirliliği içinde doğruyu yanlıştan ayırır, yalan veya güdümlü haberlere kanmaz. Ferasetli mümin Allah Teala’nın şu kelamını rehber edinmiştir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ
‘Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.’
Mümin, zamanını iyi okur. Medyada yapılmakta olan algı yönetimlerine, dezenformasyon ve manipülasyonlara karşı tetikte olur.
Teknoloji ve Dijital Dünya
Dijital çağda feraset, teknoloji kullanımında da önemlidir. Mümin, dijital dünyada kendisine zarar verecek içeriklerden uzak durur, faydalı olanı seçer. Basiret, hangi bilgiye yönelmemiz gerektiğini, hangi içerikten uzak durmamız gerektiğini öğretir. Feraset sahibi mümin az bir meblağ karşılığında astronomik karlar vaadinde bulunan dolandırıcılara aldanmaz. Çok kazanma hırsıyla elindeki alın terinden, çocuklarının rızkından olmaz.
Mümin, mahremiyetini, evinin içini, hanımını ve çocuklarını daha fazla etkileşime kurban etmez. Dijital mecralarda ne üç beş tıklanma uğruna ne de üç beş günlük şöhret uğruna mahremini paylaşır. Çünkü feraset ona önceliklerini ve inceliklerini öğretmiştir.
Feraset mümine teknolojinin nimetlerinden faydalanması da telkin eder. Bilim ve teknolojiyi Müslümanca kullandırmak suretiyle kâinatı farklı pencereden okutur. Başta yaratılış ve evrenin işleyişi olmak üzere mikro alemden makro aleme kadar kainattaki sayısız mucizeyi Müminin zihnine sunar. Mümin her olaydan ve varlıktan dersler çıkarır.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّلْمُؤمِنِينَ
‘Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.’
İlişkiler ve Takipte Feraset ve Basiret
Çağımızda koca dünya artık bir avucun içi haline gelmiştir. İnsanlar çok farklı kültürlerden, niyetlerden ve amaçlardan geliyor. Mümin, ferasetle dostunu düşmanından ayırır, samimi olanla çıkarcı olanı fark eder. Kendi medeniyetine ait olmayan üretim ve tüketim, giyim ve yeme, düşünce ve yaşayış tarzından uzak durur. Müslüman kimliğini modaya da kurban etmez. Kendisini dahi fuhuş ve uyuşturucu batağından kurtaramamış kimselere sırf sanatçı ve artist deniliyor diye prim vermez. Konserine katılmak için binlerce lirasını ve zamanını çöpe atmaz.
Hz. Peygamber’in Feraset ve Basireti
Değerli cemaat gelin şimdi tüm güzelliklerin kendisinde toplandığı en güzel örneğimiz ve yegane rehberimiz Efendimiz s.a.v’in hayatından feraset ve basiret örnekleri konuşalım.
Efendimiz s.a.v hayatı boyunca ferasetini ve basiretini etkili bir şekilde kullanmış ve bu konuda bizler için hem sözleri hem de uygulamalarıyla güzel örneklikler sunmuştur. O’nun davetinde izlediği yöntem, zamanını değerlendirmesi ve insanları tanıyıp bu doğrultuda nabza göre şerbet vermesi, ahlaka ve kişiliğe göre farklı nasihatlerde bulunması bizlere gösterilen bazı örnekliklerdir.
Hicret Öncesi
Efendimiz s.a.v’in ilk yıllarda İslam davetini gizli tutması sahip olduğu feraset ve basiretin örneklerindendir. O zamanının ve şehrinin şartlarını iyi okuyarak sabırlı ve titiz davranmıştır. İlk yıllarında daveti gizli tutarak en güvenilir insanlara ulaşıp onları yetiştirmek suretiyle en çetin günlerde dahi sarsılmayacak kadar sağlam bir çekirdek kadro hedeflemiş nihayetinde de bu hedefine ulaşmıştır. O kadronun mensubu hiçbir mümin müşriklerin işkencesi karşısında İslam’dan vazgeçmemiş ve ileride İslam’a büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
Efendimiz bu kadroyu hem kaybetmemek hem de Mekke’yi ve ahalisini mümkün mertebe korumak için gerekli adımları atmıştır. Müslümanların en çetin işkencelere maruz kaldıkları zamanlarda, Müminlerin savaşalım teklifini sürekli olarak geri çevirmiş ve uygun vakit gelinceye değin sabırlı olunmasını telkin etmiştir. Aksi takdirde Müşriklerin hâkim olduğu Mekke’de yaşamakta ve azınlık konumunda bulunan bir avuç inanmış yok olabilirdi.
Hicret Kararı
Peygamber Efendimizin hicret kararı almasında ve uygulamasında da feraset ve basireti ön plana çıkmaktadır. Hicret öncesinde Medine’de uygun ortamı oluşturması, önce müminlere hicret emri vermesi, kendisinin hicreti esnasında izlediği strateji ve dahası bu konuda konuşulabilecek hususlardır.
Mekke’de artık davetin önü tıkanmıştı, Müminler yönetilenler konumunda bulunuyor ve sistematik işkenceye maruz kalıyorlardı. Efendimiz, Müminleri korumak, İslam’ı toplumsal boyuta taşımak, Müslümanları hâkim ve devletli konuma yükseltmek amacıyla hicret kararı aldı.
Yesrib(Medine) Tercihi
Hicret yurdu olarak Yesrib seçmesi oldukça stratejist bir karardı. Bu kararla Müslümanlar Müşriklere karşı jeopolitik bir üstünlük elde ettiler. Zira Mekke’nin geçim kaynağı ticaretti ve ticaret yolu Medine yakınından geçmekteydi. Nitekim Efendimizin gönderdiği Seriyyelerin temel amacı bu yolu kontrol altında tutmak ve Müşrikleri baskılamak olmuştur. Diğer taraftan kendisini çevreleyen Harre taşlıkların ve sık hurma ağaçlarının sağladığı avantaj ile Yesrib korunması kolay şehir haline geliyordu. Müminler Hendek savaşındaki stratejilerini bu avantaj üzerine inşa etmişlerdi. Efendimizin Yesrib ’de anne tarafından akrabalarının bulunması da şehirdeki İslam nüfus ve nüfuzuna katkı sağlamış etkenlerdendir. Kaydettiklerimizden anlaşılan şudur ki Yesrib Öylesine seçilmiş bir hicret yurdu değildir. Strateji dolu bir seçimdir.
Efendimiz hicret öncesinde hicret yurdunu hazır hale getirmiştir. Medineliler ile iki akabe görüşmesi yapmış ve en temel konularda onlardan yeminli söz almıştır. Bununla da yetinmeyip onlara muallim göndermiş ve henüz hicret etmeden Yesrib ‘de nice evleri İslam ile aydınlatmıştır.
Hicret Ederken
Efendimizin ferasetli ve basiretli adımları hicret esnasında da devam etmiştir. Hicret ederken Hz. Ali’yi yatağına yatırarak, Hz. Ebu Bekir’e yol arkadaşlığı oğluna istihbaratta, kızına ise yiyecek sağlamakta, Âmir b. Füheyre’ye ise iz silmede vazife vererek en kritik anlarda herkese ehil olduğu vazifeyi vermiş ve başarı oranını en üst seviyeye çıkarmıştır. Ayrıca yol rehberi olarak henüz Müslüman olmayan fakat liyakat ve güvenilirliği ile tanınmış Abdullah b. Uraykıt’ı seçmiş, arkadaşının ve Mübarek Can’ını önce Allah’a sonra bir gayr-ı müslime emanet etmiştir. İnsanları tanımak ve en doğru yerde kullanmak feraset ve basiretin en güzel tezahürleridir.
Öngörülemez olmak… düşmanı aldatmak için en güçlü enstrümanlardan birisidir. Efendimiz hicrete beklenenin aksine güneye Yemen tarafına inerek başladı. Böylece mübarek başına konan ödülü kazanmak için kılıcına sarılmış çoğu katili şaşırtmış oldu. Mağarada üç gün vakit geçirdiler. Efendimizin vakit geçirdiği bu mağaranın ağzına kadar gelen müşrikler; tedbir ve tevekkülü en güzel şekliyle yerine getirip Allah’ın koruması altında giren Efendimize, en yakın oldukları anda ulaşamadılar. Peygamber Efendimiz bu yolculuk boyunca normal güzergâhın dışında keskin zikzaklar çizen iç ve dışa derinlemesine giren ve çıkan taktiksel bir şaşırtmaca içeren rota izlemiştir. Efendimiz sarp arazileri tercih ederek coğrafyayı bir örtü/kamuflaj olarak kullanmıştır.
Hicret Sonrası
Efendimizin hicret sonrasında attığı adımlar da O’nun feraset ve basiretini gözler önüne sermektedir. Öncelikle Müslümanlar için bir merkez inşa etti. Toplumda statü uçurumu olmaması, sosyal ve ekonomik çatışma yaşanmaması için Muhacir ve Ensar arasında tarihte eşi bulunmayan muahat(kardeşlik) anlaşması yapılmıştır. Medine’de farklı gruplar yaşamakta ve bu da şehirde kaos oluşturabilirdi. Efendimiz olası iç çatışmaları önlemek için taraflarla Medine Vesikasını imzaladı ve böylece güçlü devletin temel taşlarından biri olan toplumsal mutabakatı sağladı.
Hudeybiye
Son olarak Hudeybiye’yi konuşalım. İmzalandığında sahabilere çok ağır gelen ve hazmetmekte zorlandıkları fakat ileride büyük faydalar doğuran ve Efendimizin ileri görüşlülüğünü gözler önüne seren o antlaşma.
Efendimiz ve Sahabiler, Umre amacıyla Mekke’ye doğru yola çıktıklarında yanlarına yalnızca yolculukta taşınan küçük kılıçları aldılar. Böylece amaçlarının savaş değil ibadet olduğunu ilan ettiler. Bu durumda Mekkeliler onlara saldırıda bulunacak olsaydı Kabe’yi ziyarete gelen silahsız insanlara saldıran azgın kişiler olarak Hicaz’da dilden dile ayıplanacaklar ve dışlanacaklardı. Bu taktikle Müslümanlar düşmanlarına karşı psikolojik avantaj elde ettiler. Hz. Osman’ın şehit edildiği söylentisi üzerine Efendimiz sahabilerden kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarına dair söz aldı ve düşmana zor zamanda Müslümanların nasıl kenetlenebildiklerini gösterdi. Bu kararlılık karşısında müşrikler barış görüşmesi yapma kararı aldılar. Bu anlaşma ile Mekke artık Medine’yi resmen tanımak zorunda kaldı. Anlaşmanın en ağır şartı gibi görünen Mekke’den kaçan Müslümanların Mekkelilere iadesini öngören şart ileride tamamen Müminlerin lehine Müşriklerin aleyhine döndü. Mekke’den kaçıp Medine’ye kabul edilmeyen Müminler Ebu Basir liderliğinde ticaret yolu yakınında bulunan İs mevkinde üs kurdular ve Mekkelilerin kervanlarına hücumlarda bulundular. Ticaretleri zarar gören Mekkeliler yalvar yakar bu maddenin iptalini istediler.
Mekkelilerle yapılan bu anlaşma neticesinde oluşan barış ortamından faydalanan Hz. Peygamber, Hayber’e sefer düzenledi ve fetih gerçekleşti. Dönemin devlet başkanlarına davet mektupları gönderdi ve İslam mesajı küresel ölçeğe ulaştı. Bu barış ortamında insanlar İslam hakkında düşünme fırsatı buldular ve takip eden iki yılda geçmişteki yıllarda Müslüman olan kişiden daha fazlası İslam ile şereflendi.
Kıymetli Müslümanlar!
Bugün burada konuştuğumuz hakikat şudur:
Feraset ve basiret, müminin karanlıkta yolunu aydınlatan ilahî bir ışıktır.
Bu nur sayesinde mümin, sadece gözüyle değil kalbiyle görür; sadece duyduğu ile değil, hakikatin derinliğiyle hareket eder.
Gördük ki feraset; Kur’an ve sünnetle beslenen, takva ile güçlenen, dua ve zikirle cilalanan bir kalp nimetidir.
Kalbi arındıran mümin, doğruyu yanlıştan ayırır; aldanmaz, aldatılmaz. Bilgi kirliliği içinde yönünü kaybetmez, medya ve algı dünyasında hakikati kaybetmez.
Aynı şekilde Efendimiz ﷺ’in hayatından öğrendik ki feraset; sadece bireysel bir özellik değil, ümmeti inşa eden bir rehberdir.
O, Mekke’de sabrı, hicrette stratejiyi, Medine’de devlet aklını, Hudeybiye’de ise derin bir basireti bize öğretmiştir.
Özetle; müminin yolu vahiydir, pusulası ferasettir, rehberi sünnettir.
Bu üçü bir araya geldiğinde insan, Allah’ın izniyle hem dünyasını hem ahiretini doğru inşa eder.
Aziz Kardeşlerim!
Şimdi bize düşen en önemli görev şudur:
Sadece bu bilgileri dinleyip geçmek değil…
Hayatımızı yeniden gözden geçirmek…
Kur’an ile bağımızı güçlendirmek,
Sünneti hayatımıza ölçü yapmak,
Kalplerimizi kin, nefret ve kibirden temizlemek,
Dilimizi, gözümüzü ve adımlarımızı takva ile kontrol altına almak,
Ve her gün “Ben bugün Allah’ın rızasına uygun mu yaşadım?” muhasebesini yapmaktır.
İşte gerçek feraset budur..
Değerli Müslümanlar!
Bugün vaazımızdan sonra kendimize şu hedefi koyarak ayrılalım:
“Ben, Allah’ın bana verdiği ömrü ferasetle yaşayacağım..
Gördüğüm her şeyde hikmeti arayacağım..
Aldatıcı görüntülere değil, hakikatin kendisine yöneleceğim.”
Eğer bunu başarabilirsek, hem dünya hayatımız düzen bulur hem de ahiretimiz kurtuluşa erer inşallah..
Rabbimiz bizleri feraset nuru ile bakan, basiret ile yürüyen, Kur’an ve sünneti hayatının merkezine alan kullarından eylesin..
Kalplerimizi her türlü karanlıktan arındırsın, bizleri doğru yoldan ayırmasın..
اللَّهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُتَّقِينَ، وَارْزُقْنَا فِرَاسَةً وَبَصِيرَةً نَسِيرُ بِهَا إِلَيْكَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ.
“Allah’ım! Bizi takva sahibi kullarından eyle.
Bize, San’a doğru yürümemizi sağlayacak feraset ve basiret nasip et. Ey âlemlerin Rabbi!”
Allah’a emanet olunuz.
Hazırlayan: Mehmet Ali ŞANLI / Arifiye İlçe Vaizi

Facebook Yorumları