menu
ABDEST ve GUSLÜN KULLUK HAYATIMIZA ETKİLERİ
ABDEST ve GUSLÜN KULLUK HAYATIMIZA ETKİLERİ
03.04.2026 tarihli; "Abdest ve Guslün Kukluk Hayatımıza Etkileri" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

Abdest ve Guslün Kukluk Hayatımıza Etkileri

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ (Maide 6)

Kıymetli Müslümanlar!

Müslümanların bir açığını arayan müşriklerden biri, sahâbeden Selmân’a alaycı bir üslupla şöyle demişti: “Peygamberiniz size her şeyi öğretiyor; hatta tuvalet adabını bile!” O, bu sözle güya küçümsüyor, İslâm’ın inceliğini kavrayamadığını ortaya koyuyordu. Fakat Selmân -radıyallahu anh- bu alay karşısında ne mahcup oldu ne de geri adım attı. Bilakis büyük bir vakar ve ciddiyetle şöyle cevap verdi: “Evet! O bize büyük ve küçük abdest bozarken kıbleye yönelmemeyi, sağ elle taharet yapmamayı öğretti.”

 Kıymetli müminler,

Selmân’ın bu cevabı aslında bir medeniyetin cevabıdır. Çünkü tuvalet adabı, cahiliye insanının idrak edemeyeceği kadar ince, zarif ve yüksek bir hayat anlayışını temsil eder. Eskilerin zarif ifadesiyle def-i hâcet, yani tuvalet ihtiyacı, insanın en tabiî ve kaçınılmaz ihtiyacıdır. İşte İslâm, insanın bu en mahrem ve en basit görünen hâlini bile başıboş bırakmamış; ona edep, ölçü ve nezaket kazandırmıştır. Sevgili Peygamberimiz, Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem), bu konuda sadece söz söylemekle kalmamış; bizzat yaşayarak ümmetine örnek olmuştur. O, Müslümanlara sadece nasıl ibadet edeceklerini değil; nasıl temiz kalacaklarını, nasıl saygılı olacaklarını, nasıl çevreye duyarlı yaşayacaklarını da öğretmiştir.

 İşte bu yüzden İslâm’da beden temizliği son derece önemlidir. Çünkü ruhî temizliğin hedeflendiği ibadetlerin birçoğu, beden temizliğini şart koşar. Yani temizlik, kulluğun kapısıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

«اَلطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ» “Temizlik imanın yarısıdır”

Bu hadis bize şunu açıkça gösteriyor: İman sadece kalpte taşınan bir inanç değildir. İman, hayatın her alanına yansıyan bir bilinçtir. Temizlik de bu bilincin en açık tezahürlerinden biridir. Öyleyse Müslüman, sadece kalbini değil; bedenini, elbisesini, yaşadığı çevreyi ve hatta günlük en basit alışkanlıklarını bile imanının bir parçası hâline getirmelidir.

 İslâm medeniyetinde su, benzersiz bir yere sahiptir aziz kardeşlerim. Su, sadece hayatın kaynağı değil; aynı zamanda temizliğin, arınmanın ve kulluğa hazırlığın en önemli vesilesidir. Nitekim Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de bir topluluğu överken şöyle buyurur: فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ “Orada temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah da tertemiz olanları sever.”(Tevbe 108) Bu ilâhî övgüye mazhar olanlar, Medine’deki Kubâ ehliydi. Sevgili Peygamberimiz, Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem), onların bu şerefe erişmelerinin sebebini açıklarken, su ile taharete gösterdikleri özeni işaret buyurmuştur. (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an 9)

 Bu konuda en güzel örnek yine Peygamber Efendimiz’dir. Müminlerin annesi Âişe bint Ebû Bekir (radıyallahu anhâ), Resûlullah’ın hayatını anlatırken özellikle şu hususu vurgular: “Su bulunduğu zamanlarda Allah Resûlü, her tuvalet ihtiyacından sonra mutlaka su ile temizlenirdi.” «كَانَ النَّبِيُّ ﷺ إِذَا خَرَجَ مِنَ الْغَائِطِ غَسَلَ مَكَانَهُ بِالْمَاءِ» 

Dahası kıymetli müminler Hz Âişe bu konunun insanlara ulaşması için özel bir hassasiyet de göstermiştir. Eşleri vasıtasıyla erkeklere haber göndererek şöyle buyurmuştur: مُرْنَ أَزْوَاجَكُنَّ أَنْ يَغْتَسِلُوا بِالْمَاءِ، فَإِنِّي أَسْتَحْيِي مِنْهُمْ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يَفْعَلُهُ

“Kocalarınıza su ile temizlenmelerini söyleyin. Ben onlara bunu doğrudan söylemekten haya ediyorum. Fakat bilsinler ki Allah Resûlü su ile temizlenirdi.” (Tirmizî, Taharet 15)

Kıymetli kardeşlerim! 

Abdestin maddî ve manevî etkisi, Müslüman’ın hayatında azımsanamayacak kadar büyük ve derindir. Abdest, sadece bir temizlik değil; aynı zamanda bir kimliktir, bir aidiyettir, bir Peygamber’e bağlılık nişanesidir. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün kabristana uğramıştı. Kabir ehline selam vererek şöyle buyurdu: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ

“Selâm üzerinize olsun ey müminler diyarı! İnşallah biz de size katılacağız.” Ardından Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: وَدِدْتُ أَنِّي قَدْ رَأَيْتُ إِخْوَانَنَا “Keşke kardeşlerimizi de görmüş olsaydım.” 

Bunu duyan sahâbe-i kirâm hayretle sordular: “Yâ Resûlallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

أنْتُمْ أَصْحَابِي، وَإِخْوَانُنَا الَّذِينَ لَمْ يَأْتُوا بَعْدُ “Siz benim ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır.” Ashâb-ı kirâm bu söz karşısında daha da meraklandı ve sordular:

“Yâ Resûlallah! Henüz dünyaya gelmemiş olan ümmetini nasıl tanıyacaksın?” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Söyleyin bakalım; bir adamın, kapkara atlar arasında alınları ve ayakları beyaz olan atları bulunsa, onları tanımaz mı?” Sahâbe, “Elbette tanır yâ Resûlallah!” deyince, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sözünü şöyle tamamladı: “İşte onlar, abdestten dolayı yüzleri ve uzuvları nurlu olarak geleceklerdir. Ben de onları Kevser havuzunun başında karşılayacağım.” (Müslim, Taharet 39) Demek ki Abdest, sadece bu dünyada temizlik değil; ahirette tanınma vesilesi. Abdest, kulun yüzünü nurlandıran, uzuvlarını parlatan, onu Allah’a ve Peygamberine yaklaştıran bir ibadettir. Düşünün ki, kıyametin o dehşetli gününde insanlar perişan hâlde iken, bir grup insan vardır ki yüzleri ışıl ışıl, elleri ve ayakları nur saçmaktadır. İşte onlar, abdeste devam eden müminlerdir. Öyleyse kıymetli müminler, Abdestimizi sıradan bir alışkanlık olarak değil; Resûlullah’ın bizi tanıyacağı bir nişane, ahirette yüzümüzü aydınlatacak bir nur olarak görelim.

 Kıymetli Müslümanlar! Allah Resûlü Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem), sadece ruhları cahiliyenin karanlık düşünce ve inanç kirlerinden arındırmakla kalmamış; aynı zamanda abdest ile beden temizliğine de büyük bir önem vermiştir. Bu hassasiyeti bizzat yaşayarak ashabına öğretmiş, onları hem zahiren hem bâtınen temiz bir ümmet hâline getirmiştir. Cahiliye karanlığından yeni kurtulmuş, her türlü kirden arınmaya muhtaç olan insanlara Peygamber Efendimiz, temizliğin imanın ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etmiş abdest uygulamasını peygamber efendimiz bizzat tatbik ederek ashaba öğretmiştir. Nitekim bir gün sahâbeden biri gelerek:

“Yâ Resûlallah! Abdest nasıl alınır?” diye sordu.

Ellerini üç defa yıkadı,

Ağzına ve burnuna su verdi,

Yüzünü üç defa yıkadı,

Kollarını dirseklerle birlikte üçer defa yıkadı,

Başını mesh etti,

Şehadet parmaklarını kulaklarının içine götürdü, baş parmaklarıyla dışını mesh etti,

Ve ayaklarını da üçer defa yıkadı. Sonra da şöyle buyurdu:

هٰكَذَا الْوُضُوءُ، فَمَنْ زَادَ عَلَى هٰذَا أَوْ نَقَصَ فَقَدْ أَسَاءَ وَظَلَمَ “İşte abdest böyle alınır. Kim buna bir şey ekler veya eksiltirse, kötülük etmiş ve zulmetmiş olur.” (Ebû Dâvûd, Taharet 52)

Kıymetli müminler,

Bu hadis bize iki önemli hakikati öğretir: Birincisi, ibadetler gelişigüzel değil, sünnete uygun yapılmalıdır. İkincisi ise, dinde aşırılık da ihmalkârlık da doğru değildir. Resûlullah’ın öğrettiği bu abdest, sadece bir temizlik değil; disiplin, ölçü, denge ve kulluk şuuru kazandıran bir ibadettir. Öyleyse bizler de abdest alırken, Sadece uzuvlarımızı değil; hatalarımızı, günahlarımızı ve gafletlerimizi de yıkadığımızın bilincinde olalım…

Bir örnekle düşünelim kardeşlerim:

Bir insan, önemli bir misafirin huzuruna çıkacak olsa ne yapar?

Elbisesini düzeltir, yüzünü yıkar, kendine çeki düzen verir. Peki biz günde beş defa kimin huzuruna çıkıyoruz?

Âlemlerin Rabbi’nin huzuruna… İşte abdest, kulun “Ben hazırım yâ Rabbi!” demesidir. Abdest, bir nevi ilâhî huzura giriş iznidir. 

Bir başka açıdan bakalım:

Gün içinde insanın eli kirlenir, yüzü kirlenir… Bu normaldir. Ama abdest sayesinde mümin, gün içinde defalarca temizlenir. Aynı şekilde, kalbimiz de kirlenir…

Gözümüz harama kayabilir, dilimiz hata edebilir, kalbimiz daralabilir… İşte abdest, sadece bedeni değil; kalbi de toparlayan bir arınmadır. 

 Kıymetli Müslümanlar! مِفْتَاحُ الصَّلَاةِ الطُّهُورُ “Namazın anahtarı temizliktir.” Buyurur Peygamberimiz. Dikkat ediniz… Bir kapıyı açmak için anahtar ne kadar gerekli ise, namazın kapısını açmak için de abdest o kadar zaruridir. Abdest olmadan namaz olmaz. Bu yüzden abdest ile namaz arasında kopmaz bir bağ, güçlü bir irtibat vardır. İşte bundan dolayıdır ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), birçok hadisinde abdest ile namazı birlikte zikretmiş ve bu iki ibadetin kulun günahlarına nasıl kefaret olduğunu bizlere müjdelemiştir. Nitekim Efendimiz şöyle buyurur:

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَتَوَضَّأُ فَيُحْسِنُ الْوُضُوءَ، ثُمَّ يُصَلِّي، إِلَّا غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الصَّلَاةِ الْأُخْرَى

“Hiçbir Müslüman yoktur ki güzelce abdest alsın, sonra namaz kılsın; o abdest ile kıldığı namaz arasında işlediği günahlar bağışlanmış olmasın.” (Buhârî, Vudû 24) 

Demek ki kul, abdest alırken arınır; namaz kılarken yücelir. Abdestle temizlenen kul, namazla Rabbine yaklaşır…

Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), abdest ile kılınan namazın sadece günahları affettirmekle kalmayıp, kulu cennete götüren bir vesile olduğunu da şöyle müjdeler: مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، يُقْبِلُ فِيهِمَا بِقَلْبِهِ وَوَجْهِهِ، وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ

“Kim güzelce abdest alır, sonra kalbi ve yüzüyle yönelerek iki rekât namaz kılarsa, cennet ona vacip olur.” (Ebû Dâvûd, Salât 157) 

Şuurlu bir şekilde alınan abdest sanki bize şöyle sesleniyor kardeşlerim “Kalbinle gel, yüzünle yönel, bütün benliğinle Rabbinin huzuruna çık!” Abdestle arınan, namazla yükselen kul; Allah’ın izniyle cennete doğru yürüyen kuldur…

 Kıymetli Müslümanlar!

Abdestin kulluk hayatımızdaki yerini anlatırken, Resûlullah’ın ümmetine verdiği müjdelerden biri de bizlere ayrı bir ufuk açmaktadır. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem), bir sabah vakti müezzini ve sadık sahâbîsi Bilâl-i Habeşî (radıyallahu anh)’a şöyle buyurdu:

يَا بِلَالُ، حَدِّثْنِي بِأَرْجَى عَمَلٍ عَمِلْتَهُ فِي الْإِسْلَامِ، فَإِنِّي سَمِعْتُ دَفَّ نَعْلَيْكَ بَيْنَ يَدَيَّ فِي الْجَنَّةِ

“Ey Bilâl! Bana İslâm’da yaptığın ve en çok sevabını umduğun amelini söyle. Çünkü ben bu gece cennette önümde senin ayakkabılarının sesini duydum.” Bilâl-i Habeşî (radıyallahu anh) bu müjde karşısında tevazu ile şöyle cevap verdi:

مَا عَمِلْتُ عَمَلًا أَرْجَى عِنْدِي، أَنِّي لَمْ أَتَطَهَّرْ طُهُورًا فِي سَاعَةٍ مِنْ لَيْلٍ أَوْ نَهَارٍ، إِلَّا صَلَّيْتُ بِذٰلِكَ الطُّهُورِ مَا كُتِبَ لِي أَنْ أُصَلِّيَ

“Doğrusu benim en çok sevabını umduğum amel şudur: Gece veya gündüz herhangi bir vakitte abdest aldığımda, o abdestle mutlaka Allah’ın bana nasip ettiği kadar namaz kılarım.” (Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 108)

Gördünüz mü? Hz Bilal’i farklı kılan neydi ? Onu cennete götüren amel neydi?

Ne büyük servetler…Ne gösterişli ibadetler… 

Abdest almak ve o abdestle Allah’a yönelip hakkıyla namaz kılmak… İşte Hz Bilâl’i farklı kılan şey buydu… O, fırsat gördüğü her anı ibadete çeviriyordu. Bazen küçük gördüğümüz bir amel, Allah katında bizi cennete götürecek en büyük vesile olabilir.




Evet aziz kardeşlerim,

Abdest alırken yere dökülen her damla, sadece su değildir. O damlalar, Allah’ın izniyle günahlarımızı alıp götüren birer rahmet vesilesidir. O hâlde şunu çok iyi anlamalıyız: Yıkanan sadece abdest uzuvları değildir…

Yıkanan, insanın benliğidir…

Arınan, insanın geçmişidir…

Günaha bulaşan gözler,

Hatalara uzanan eller,

Yanlış yollara giden ayaklar…

İşte hepsi bu ilâhî arınmadan nasibini alır.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem), abdestin bu derin arındırıcı yönünü bizlere şöyle haber vermektedir:

إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ - أَوِ الْمُؤْمِنُ - فَغَسَلَ وَجْهَهُ، خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ

“Müslüman –yahut mümin– bir kul abdest alır da yüzünü yıkarsa, gözleriyle baktığı her günah suyla yahut suyun son damlasıyla birlikte yüzünden çıkar gider…”

فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ، خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ

“Ellerini yıkadığında, elleriyle işlediği her günah suyla yahut son damlayla birlikte ellerinden akıp gider…” 

فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ، خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلَاهُ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ

“Ayaklarını yıkadığında, yürüyerek işlediği her günah suyla yahut son damlayla birlikte ayaklarından çıkar gider…”

Ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sözünü şöyle tamamlar:

حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ

“Sonunda o kul, günahlarından arınmış hâlde çıkar.” (Müslim, Tahâret 32)

Değerli kardeşlerim! Abdest alırken acele etmeyelim…

Suyun her damlasını bir rahmet olarak görelim…

Yüzümüzü yıkarken: “Yâ Rabbi! Gözlerimi de temizle…” diyelim…

Ellerimizi yıkarken: “Yâ Rabbi! Ellerimi haramdan uzak tut…” diyelim…

Ayaklarımızı yıkarken: “Yâ Rabbi! Beni doğru yoldan ayırma…” diyelim. Böyle alınan bir abdest, sadece bedeni değil; kalbi de nurlandırır, hayatı da güzelleştirir… Ve işte böyle bir kul, Allah’ın izniyle tertemiz bir hâlde Rabbine yürür…

Aziz kardeşlerim,

Abdest nuru, kıyamet gününde Muhammed (sav) ümmetinin alamet-i farikası olacaktır. İnsanların mahşer yerinde birbirine karıştığı o dehşetli günde, müminler abdest uzuvlarındaki nur ile seçileceklerdir. Nitekim Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine: “Yâ Resûlallah! Kıyamet günü ümmetini nasıl tanıyacaksın?” diye soran ashabına şöyle cevap vermiştir:

إِنَّ أُمَّتِي يُدْعَوْنَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ

“Şüphesiz benim ümmetim kıyamet gününde abdest izlerinden dolayı yüzleri ve uzuvları nurlu olarak çağrılacaktır.” 

Kıymetli müminler,

Ne büyük bir şeref! Ne büyük bir ayrıcalık! İşte bu yüzden, bu hadisi nakleden Ebû Hureyre (radıyallahu anh), abdest alırken bazen kollarını dirseklerin ötesine, pazılarına kadar; ayaklarını da baldırlarına kadar yıkar ve şöyle derdi: “Kim gücü yetiyorsa bu nurunu arttırsın!” (Buhâri, Vudû 3) 

Ancak burada çok önemli bir denge vardır…

İslâm, ne ihmal eder ne de israfa izin verir.

Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), abdest almayı teşvik ettiği gibi, suyun israf edilmesini de kesinlikle yasaklamıştır. Bir gün sahâbeden Sa'd bin Ebû Vakkâs (radıyallahu anh), abdest alırken suyu fazla kullanıyordu. Bunu gören Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurdu: “Bu israf nedir?” Sa’d (radıyallahu anh) hayretle sordu: “Yâ Resûlallah! Abdestte de israf olur mu?” Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: نَعَمْ، وَإِنْ كُنْتَ عَلَى نَهْرٍ جَار

“Evet! Akan bir nehir kenarında olsan bile israf edersen, bu da israftır.” (İbn Mâce, Tahâret 48) 

Öyleyse bizler de abdest alırken: Ne eksik bırakalım, ne de aşırıya kaçalım. Ne gafletle alalım, ne de israfla kirletelim. Çünkü o abdest, sadece bugünümüzü değil; yarın mahşerdeki hâlimizi de aydınlatacaktır…

Şimdiye kadar gördük ki abdest, müminin hayatında hem bir temizlik hem de bir arınma vesilesidir. Abdest, kulun günahlarını döken, yüzünü nurlandıran, onu Rabbine hazırlayan büyük bir nimettir.



Ancak aziz kardeşlerim…

İslâm’ın temizlik anlayışı sadece abdestle sınırlı değildir.


Hayatın bazı anları vardır ki, kulun sadece belli uzuvlarını değil; bütün bedenini arındırması gerekir. İşte böyle durumlarda Yüce Rabbimiz bizlere daha kapsamlı bir temizlik emretmiştir. Bu temizlik de gusüldür. Nitekim Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ “Eğer cünüp iseniz, boy abdesti alın, iyice temizlenin.” 

Kıymetli Müslümanlar! 

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem), Medine’ye hicret ettikten sonra Kubâ Mescidi’ni inşa etmişti. Bu mübarek mekân, Kur’ân-ı Kerîm’de “takvâ üzere kurulan mescid” olarak anılmış ve büyük bir övgüye mazhar olmuştur. Nitekim Yüce Rabbimiz Tevbe Suresi 108. ayette şöyle buyurur:

لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ

“İlk günden temeli takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.”

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Medine’ye yerleştikten sonra bile Kubâ’yı ihmal etmemiştir. Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman binekle oraya gider, o mübarek mescidde namaz kılardı. Bu, onun hem o mekâna verdiği değeri hem de oradaki müminlere olan muhabbetini göstermektedir.

Bir gün yine böyle bir ziyaretinde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Kubâ halkına dönerek şöyle buyurdu: “Ey Ensâr topluluğu! Şüphesiz Allah sizi temizlik konusunda övmektedir. Peki bu övgüye vesile olan temizliğiniz nedir?”

Kubâ ehli büyük bir sadelik ve samimiyetle şu cevabı verdiler: “Biz namaz için abdest alırız, gerektiğinde guslederiz ve su ile taharetleniriz.” 

Bu cevap üzerine Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) onları takdir ederek şöyle buyurdu: هُوَ ذَاكَ، فَعَلَيْكُمُوهُ “İşte övüldüğünüz şey budur! Buna devam ediniz.”  



Kıymetli Müslümanlar!

İnsan sadece belirli ibadetleri yerine getirirken değil, yaşadığı her an yaratıcısının ve O'nun görevlendirdiği meleklerin gözetiminde olduğu hissini taşımalıdır. Nitekim Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

“İnsan, ağzından çıkan hiçbir söz yoktur ki, yanında onu gözetleyen (rakîb) ve yazmaya hazır (atîd) bir melek bulunmasın.” (Kaf 18)

İşte gusül abdesti insana temiz bir ruh ve bedenle her an Rabbinin huzurunda olduğu hissini verir…

Kıymetli kardeşlerim!

Abdestin ve guslün sırrına ermiş, bunları şuurla yerine getiren bir mümin hiç şöyle diyebilir mi: 

“Ben abdest alırım ama harama bakarım…

Gusül alırım ama haram yerim…

Kul hakkı yerim, kamu malına uzanırım…

Yalan söyler, iftira atarım…

Gıybet ederim, insanların arkasından konuşurum…

Kalp kırarım, gönül yıkarım…

Emanete hıyanet ederim…

Helâl-haram demeden kazanırım…

Adaletsizlik yapar, zayıfın hakkını gözetmem…

Namaz kılarım ama kalbim Allah’tan uzaktır…

Abdest alırım ama dilim yalandan, kalbim kinden arınmaz…”

Kıymetli kardeşlerim…

Böyle bir çelişki olabilir mi? Olmamalı!

Aziz müminler,

Eğer abdest ve gusül, bizim kulluk hayatımıza tesir etmiyorsa…

Bizi günahtan uzaklaştırmıyorsa…

Ahlâkımızı güzelleştirmiyorsa…

O zaman bir durup düşünmemiz gerekir:

“Biz gerçekten temizleniyor muyuz… yoksa sadece yıkanıyor muyuz?”…

Allah’ım!

Bizleri temizliği seven ve temiz kalan kullarından eyle…

Allah’ım!

Abdestlerimizi günahlarımıza kefaret, yüzlerimize nur eyle…

Allah’ım!

Bizi kıyamet günü abdest azaları parlayan kullarından eyle…

Bizi Peygamber Efendimiz’in havzında buluştur…

Allah’ım!

Kalplerimizi de bedenlerimiz gibi tertemiz eyle…

Bizi hem zahiren hem bâtınen arınmış kullarından eyle…

Allah’ım!

Son nefesimize kadar temizlik üzere, iman üzere yaşamayı bizlere nasip eyle…

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

VAAZI İNDİR 

Hazırlayan: Bilal YAZICI / Kaynarca Vaizi

Facebook Yorumları