Hz. İbrahim (a.s.)’in Tevhid Mücadelesi
Putların Kırıldığı, Kalplerin Yeniden İnşa Edildiği Bir Davet
Aziz ve muhterem kardeşlerim…
Tevhid;
Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir bilmek,
O’ndan başkasına yönelmemek,
O’ndan başkasına boyun eğmemektir.
Tevhid sadece bir inanç cümlesi değildir.
Tevhid, hayatın tamamını kuşatan ilahî bir duruştur.
İbadette, ahlakta, ticarette, ailede, sokakta…
Hayatın her alanında Allah’ı bir bilmektir.
İşte bu tevhid davasının en gür sesi,
En sarsıcı örneği,
En güçlü sancaktarı Hazreti İbrahim’dir (a.s.).
O, putların gölgesinde doğdu.
Ama kalbini putlara teslim etmedi.
O, insanların önünde eğildiği taşlara başkaldırdı;
Yalnızca âlemlerin Rabbine secde etti.
Hazreti İbrahim (a.s.),
Hazreti Nuh’tan sonra insanlığa gönderilen büyük peygamberlerdendir.
O, “peygamberler babası”dır.
Oğulları Hazreti İsmail ve Hazreti İshak’ın soyundan nice peygamberler gelmiştir.
Ama onu büyük yapan yalnızca nesli değildir.
Onu büyük yapan, tevhid uğruna verdiği mücadeledir.
O, sahih imanın özünü,
Tevhidin saf ve berrak hâlini insanlığa yeniden hatırlatan büyük bir ıslahatçıdır.
Putları kırarken aslında kalpleri inşa etmiştir.
Korkuyu değil, teslimiyeti öğretmiştir.
Batıla karşı yalnız kalmayı göze almış,
Hakkın yanında durmaktan asla vazgeçmemiştir.
Ve bu tevhid mirasının son ve en mükemmel temsilcisi ise,
Âlemlere rahmet olarak gönderilen
Hazreti Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.).
Şimdi geliniz, putları kıran ama kalpleri dirilten bu büyük peygamberin hayatına, ibretlerle dolu mücadelesine birlikte bakalım..
İBRAHİM (A.S.): TEK BAŞINA BİR ÜMMETTİ.
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلَّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِين
“Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, dosdoğru bir ümmetti; Allah’ı birleyen (hanîf) idi ve müşriklerden değildi.” (Nahl, 16/120) Hanif demek; batıldan yüz çevirip, dosdoğru Allah’ın dinine yönelmek demektir.
*Tek başına bir topluluk kadar iman, ahlak ve duruş taşıyordu. Hak yolunda yalnız kalmaktan korkmayan bir kimseydi. Emre itirazsız, gecikmesiz boyun eğmiş, batıldan yüz çevirip tevhide yönelmiş, çevre, gelenek ve baskıya rağmen hakka sadakatten asla ayrılmamıştır. Hak üzere duran bir kişi, bâtıl bir topluluktan daha ağırdır.
AKLIN TEVHİDE YOLCULUĞU
Hz İbrahim’in tevhid mücadelesi bir laboratuvar titizliğiyle, akıl yürütmeyle başlar. O taklidi imandan tahkiki imana geçişin rehberidir. Yıldızlara, aya ve güneşe tapan bir toplumda, bu varlıkların ilah olamayacağını mantık silsilesiyle ispat etmiştir. Kuran bu süreci En’am suresinde bir ders gibi işler.
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ الَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًاۚ قَالَ هٰذَا رَبّٖىۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ
Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü.” Rabbim budur” dedi. Yıldız batınca da “Batanları sevmem” dedi. (76)
فَلَمَّا رَاَ الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هٰذَا رَبّٖىۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنٖى رَبّٖى لَاَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّٓالّٖينَ
Ayı doğarken görünce “Rabbim budur” dedi. O da batınca “Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yolunu saşırmış kimselerden olurum”dedi. (77)
فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبّٖي هٰذَٓا اَكْبَرُۚ فَلَمَّٓا اَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ اِنّٖي بَرٖٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
Güneşi doğarken görünce “Rabbim budur; zira bu daha büyük” dedi. O da batınca dedi ki : “Ey kavmim! Ben, sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” (78)
Hz İbrahim şu sonucu çıkardı; bir şey bir düzene bağlı ise o ilah olamaz, ancak o düzeni kuran ilah olur dedi ve fermanı ilan etti:
اِنّٖى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذٖى فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنٖيفًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۚ
Ben, onun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.(79)
Kıymetli Dostlar.
Hz İbrahim bu ayetlerde şunu öğretir bizlere; Hakikat körü körüne değil, tefekkürle, araştırmayla bulunur. Batan kaybolan yok olan hiçbir şey ilah olamaz. Mal batar, makam batar, şöhret batar, insan batar.
*Eğrilmiş toplumda doğrulan adamdır Hanif. Herkes başka yöne bakarken yüzünü Allah’a döndürendir Hanif.
PUTLARIN YIKILIŞI PUTLARLA YÜZLEŞME: TEVHİDİN AKIL VE CESARET İMTİHANI
Tevhid sadece bir felsefe değildir; Tevhid bir eylemdir. Hz İbrahim babası Azerin dükkânında putları gördüğünde kalbindeki sızıyı eyleme dönüştürdü. Kavmi bayram için şehirden çıktığında, o “hastayım” diyerek geri kaldı ve put haneye girdi. Eline aldığı baltayla en büyük put hariç hepsini paramparça etti, baltayı da büyük putun boynuna astı. Bu cahiliye mantığını kökten sarsacak bir plandı. Kavmi geri döndüğünde dehşete düştü. Onu sorguya çektiklerinde verdiği cevap bin yıllık cehaleti yerle bir etmiştir.
قَالَ بَلْ فَعَلَهُࣗ كَبٖيرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ
İbrahim, “hayır” dedi, “bu işi şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa onlara sorun!”(Enbiya 63)
Putperestler kendi silahlarıyla vurulmuşlardı. Şöyle dediler:
ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ
Sonra yine başlarını öne eğerek “Bunların konuşamayacağını pekâlâ biliyorsun ”dediler.(Enbiya 65)
Ve Hz İbrahim o tarihi soruyu sorar.
قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْـٔاً وَلَا يَضُرُّكُمْؕ
İbrahim “Öyleyse Allah’ı bırakıp da size ne fayda ne de zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz? ( Enbiya 66)
اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِؕ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Size de Allah’ı bırakıp taptığınız bu şeylere de yuh olsun! Siz aklınızı kullanmaz mısınız? Dedi. (Enbiya 67)
Bu ayetleri analiz ettiğimizde; putları kırmak yeterli değil asıl olan put fikrini yıkmaktır. Taş kırılır ama fikir duruyorsa, şirk bitmez. Hz İbrahim putları kırdığında asıl amacı put fikrini yıkmaktı. Batıl put fikirleri bazen doğru sorularla yıkılabilir.
Putlara tapmak sadece taştan heykellere secde etmek değildir. Nefsi, makamı, parayı, ideolojiyi ilah edinmek de modern putperestliktir.
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ
“Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?” (Câsiye,23)
Bu ayet taş putların arkasında aslında heva putu olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.
ATEŞE ATILMA: TEVHİDİN BEDELİ
Hakikatin sesi yükselince, batılın savunucuları şiddete başvurur. Nemrut Hz İbrahim’i dev bir ateş çukuruna atmaya karar verdi. Amaç tevhidin sesini küllerle örtmekti. Ateşe talimat gelir.
قُلْنَا يَا نَارُ كُونٖي بَرْداً وَسَلَاماً عَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَۙ “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!”(Enbiyâ,69)
Ateş yakmadı; çünkü ateşin Rabbi emretti. Tevhit mücadelesinde son söz Mevla’ya aittir. Bugünün insanı da içine düştüğü itibar ateşinden, makam sarhoşluğu ateşinden, baskı ateşinden, tehdit ateşinden İbrahim’i teslimiyetle kurtulmaya çalışmalıdır. Allah için yanan kalpleri, dünya ateşi yakmaz biiznillah.
SEVGİDE TEVHİD
Tevhidin en ince noktası şudur: Kalpte Allah sevgisinden daha üstün bir sevgiye yer vermemek. Allah, İbrahim a.s ı en çok sevdiği varlıkla, evladıyla imtihan etti. Amaç kalpte Allah sevgisinin önüne hiçbir şeyin geçmediğini ispatlamaktı. Saffat suresinde bu gerçek şöyle ifade edilir.
﴿يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ﴾
“Ey oğulcuğum! Seni kurban ettiğimi görüyorum.” (Sâffât,102)
İsmail (a.s.)’ın cevabı, teslimiyetin zirvesidir: قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُؗ “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap.” (Sâffât,102)
Bugün bizlerin bu sahneden çıkartacağımız mesajlar; kimi en çok seviyoruz. Hz İbrahim’in davası bitmemiştir. Bugünün pıtları bazen insanın kendi nefsi olabilir. Bazen makam mevki olabilir. Efendimiz Hadisinde;
إنَّ أخوَفَ ما أخافُ على أمَّتي الإشراكُ باللَّهِ أما إنِّي لستُ أقولُ يَعبُدونَ شمسًا ولا قمرًا ولا وثنًا ولَكِن أعمالًا لغيرِ اللَّهِ، وشَهْوةً خفيَّةً “Ümmetim için en korktuğum şey Allah’a ortak koşmaktır. Dikkat edin! Ben onların güneşe, aya veya güneşe tapacaklarını söylemiyorum; fakat Allah’tan başkası için yapacakları amelden ve gizli şehvetlerden (gösterişten) korkuyorum.” (İbn Mace)
Burada vurgulan tehlike Riya dır. Amelin yönünün Allah’tan başkasına çevrilmesidir. İbadetin şekli doğru olabilir, ama niyet bozulmuşsa tehlike vardır. Beni nasıl görürler? Kaygısı, Allah benden razımı sorusunun önüne geçerse bu hadisin uyardığı alana geçilmiş olur.
Saffat suresi 102. Ayetin baş kısmında geçen bölümde; çocukluk yaşı değil, baba-evlat arasında duygusal bağın zirvede olduğu bir dönemde imtihan başlamış. Bugünkü imtihanlarımız bıçakla değil değerlerimizle oluyor. “Allah mı, kariyer mi? Allah mı, toplum ne der mi? Allah mı, evledın geleceği mi?” bu sorulara verdiğimiz cevapla tevhid akidemizi oluşturuyor.
KÂBE VE TEVHİDİN MERKEZİ
İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.), Kâbe’yi inşa ederken şöyle dua ettiler:
﴿رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ﴾ “Rabbimiz! Bizden kabul buyur.”(Bakara,127)
Burada yine sahnede baba İbrahim a.s ve oğlu İsmail a.s var. Bu sefer kurban yok, kan yok, taş var, emek var, dua var; ama gurur yok, teslimiyet var, biz yaptık, biz kurduk yok, rabbimiz bizden kabul buyur var. Yani amel büyüdükçe kulun küçülmesi var.
Doğaya meydan okuyan bir gökdelen değil, yeryüzüyle barışık bir tevhid sembolü. Kâbe, taşların bile tavhide şahitliğidir. Kâbe, tevhidin yeryüzündeki sembolüdür.
Etrafında dönen bedenler değil, Allah’a yönelen kalpler makbuldür. Bugün insanlık doğayı fethediyor ama tevhidi kaybediyor. Bu ayet bizlere adeta şöyle sesleniyor; inşa et, çalış, üret ama ben yaptım deme rabbim kabul et de.
GÜCÜN TEVHİT KARŞISINDA ÇÖKÜŞÜ
İnsan, kendisine verilen gücü emanet olarak değil de mülk olarak görmeye başladığında, tevhid sarsılır. Kur’an, bu sapmanın en çarpıcı örneklerinden birini Hz. İbrahim ile kendisine mülk verilen ama o mülk yüzünden Rabbini inkâr eden bir kişi üzerinden anlatır. Bakara Suresi 258. ayet, gücün insanı nasıl ilahlaştırabildiğini ve tevhidin bu sahte kudreti nasıl yerle bir ettiğini gözler önüne serer.
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖى حَٓاجَّ اِبْرٰهٖيمَ فٖى رَبِّهٖٓ اَنْ اٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَۘ اِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّىَ الَّذٖى يُحْيٖ وَيُمٖيتُۙ قَالَ اَنَا۬ اُحْيٖ وَاُمٖيتُۜ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ فَاِنَّ اللّٰهَ يَاْتٖى بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَاْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذٖى كَفَرَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَۚ
Allah’ın kendisine verdiği iktidara dayanarak rabbi hakkında İbrâhim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? İbrâhim “Rabbim hayat veren ve öldürendir” deyince o, “Hayat veren ve öldüren benim” dedi. İbrâhim “Allah güneşi doğudan getirmektedir, hadi sen de onu batıdan getir” dedi. Bunun üzerine inkârcı ne diyeceğini bilemedi. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez.(Bakara 258)
Burada ki tartışma hakikati arama değil bilakis hakikati bastırma tartışmasıdır. Tartışmaya girmesinin sebebi de Mevla’nın kendisine verdiği güç, iktidar ve yetki. Bu nimetlerin sahibini tanımayıp bilakis kendini onun yerine koymuştur.
Tevhit gücü reddetmez; gücü yerine koyar. Yerini bilmeyen güç Nemrut’laşır. Güneşi doğudan getiren kudret karşısında, bütün iktidarlar susmaya mahkûmdur. İnsan gücünü mutlak sandığında Rabbini tartışır; Rabbini tanıdığında gücünü emanet bilir. Allah’tan kopan güç kibir üretir, tevhit karşısında çöker.
PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) VE İBRAHİM MİRASI
Resûlullah ﷺ buyurur: إِنِّي دَعْوَةُ إِبْرَاهِيمَ “Ben, İbrahim’in duasıyım.” (Ahmed b. Hanbel) buyururken, bize bir soy bağı değil; bir tevhid mirası işaret ediyordu. İbrahim as. Kabenin temellerinde yükselttiği dua, Efendimiz ile hayata, ahlaka ve ümmete dönüştü. Bugün bize düşe, bu mirası sadece hatırlamak değil; tevhidi hayatımızda diri tutmaktır.
O dua; putlara karşı bir tevhit çağrısıydı. O dua; güce boyun eğmeyen bir iman duruşuydu. Nemrut’un gücü tarihte kaldı, ama İbrahim’in duası canlı kaldı.
Şuara suresi 88 ve 89. Ayetlerde اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَلٖيمٍ ؕ يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ İbrahim as. “Rabbim! İnsanların, güçlerin, evlatların, hiçbir işe yaramadığı günde beni ancak selim bir kalple huzuruna kabul et” diyerek sınırsız teslimiyet göstermiştir. Dünya da en çok güvenilen iki şey mal ve evlat. Bunlar iktidarın, itibarın ve gücün telidir. İbrahim as. Her ikisini de terk ederek bir tevhid duruşu göstermiştir.
Aziz Kardeşlerim!
Tevhid; sadece dille söylenen bir söz değildir.. Tevhid; hayatı Allah’a göre düzenlemektir.
Tevhid bozulursa ibadet yıkılır.. Kalpte iki ilah barınmaz.
Ya Allah vardır, ya da O’nun yerine konulan sahte putlar…
İbrahimce iman; Batıla boyun eğmez.. Nemrutça düzenleri sarsar.. Yalnız kalsa da hakikatten vazgeçmez..
Bugün bize düşen; Putları sadece anlatmak değil, putları kalbimizden söküp atmaktır.. Malı amaç değil, emanet bilmek… Makamı ilah değil, imtihan görmek… Evladı Allah’ın önüne geçirmemek…
İnsanların ne dediğinden önce, “Allah benden razı mı?” sorusunu sormaktır.
Hz. İbrahim (a.s.)’ın davası bitmemiştir.. O dava bugün de sürmektedir.
O dava; evlerimizde, iş yerlerimizde, kalplerimizdedir.
Rabbimizden niyazımız şudur:
Allah’ım!
Bizi hanif kullarından eyle.
Kalplerimizi şirkten, riyadan, gizli putlardan arındır.
Bize İbrahimce bir iman,
Muhammed Mustafa (s.a.v.) gibi bir teslimiyet nasip eyle.
Allah’ım!
Bizi ateşin içine atsan da,
Kalbimizi senden ayırma.
Malın, makamın, şöhretin esiri değil,
Sana kul olanlardan eyle.
Rabbimiz!
Bizi huzuruna selim bir kalple gelen kullarından eyle.
وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Sakarya / Ferizli Müftülüğü / Uzm. Vaiz Abdullah BOSTAN