Kulluğa Devam et!
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ
Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (Hac Süresi ; 99)
اكْلَفُوا مِنَ الْعَمَلِ مَا تُطِيقُونَ فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لاَ يَمَلُّ حَتَّى تَمَلُّوا وَإِنَّ أَحَبَّ الأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَدْوَمُهُ
وَإِنْ قَلّ
Gücünüzün yeteceği kadar işi (ibadeti) üzerinize alın. Çünkü sizler (ibadetten) usanıp bıkarsınız da Allah (sevap vermekten) bıkmaz. Allah katında amellerin en hayırlısı az da olsa devamlı olandır. (Müslim, Müsâfirîn, 215)
Değerli Müminler;
İmtihan için gönderildiğimiz bu dünya hayatında Rabbimiz bize lütfetti, bir Ramazan ayını daha geçirdik. Elhamdülillah… Malumdur, Rabbimizin bütün emir ve yasakları kulun menfaatinedir. Kulu, başına gelebilecek muhtemel zararlardan korumak içindir. Şeytanın tuzaklarına karşı daha bilinçli, nefsinin dürtü ve tahriklerine daha dirayetli kılmak içindir. Rabbimiz, bundan dolayı Kur’an ve oruç ayı olan Ramazanı, bizim için eğitim ayı olarak taktir etti. Günahlardan sakınan bir kul olalım diye önceki ümmetlere farz kıldığı gibi Muhammed (a.s) ümmetine de orucu farz kıldı. Rabbimiz ayeti kerimede buyuruluyor.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
(Bakara Süresi ; 186)
Yine Efendimiz hadislerinde Ramazan ayının ne kadar faziletli olduğunu ve bu ayı değerlendiremeyenin ne kadar büyük bir kayıp içinde olduğunu, bizlere hadislerinde şöyle beyan ediyor.;
رَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ ثُمَّ انْسَلَخَ قَبْلَ أَنْ يُغْفَرَ لَهُ
Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettiremeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürünsün (Tirmizî, Deavât, 100.)
Efendimiz, bu hadislerinde Ramazan ayını layıkıyla değerlendiremeyenlerin şaşılası bir bedbahtlık içinde olduğunu ifade ediyor. Bunu bir kişinin suyun başında olduğu halde susuzluk çekmesine benzetebiliriz. Yapması gereken şey suyun yanında olma fırsatını değerlendirip ağzını çeşmeye dayamasıydı ama bedbaht bunu bilmedi, yapmadı, yapamadı. Hamdolsun bizler, bu bilinç ve idrakle (inşallah) Ramazan ayını istifadeli geçirdik. Ramazan mektebinden mezun olduk. Manevi kazanımlar elde ettik. Terbiyemize yönelik alışkanlıklar kazandık. 30 gün boyunca nefsimizi Rabbine itaate zorlayarak onu tezkiye ettik. Şimdi bu antrenmanlı halimizi sahada gösterme vaktidir. Ramazan bitti ama kulluk devam ediyor. Mübarek ramazan bitti ama mübarek 11 aylara başladı.
Değerli Kardeşlerim.
Şeytanın insana verdiği en sinsi vesveselerden biri de, kulluğun ölünceye kadar devam eden bir vazife olduğu gerçeğidir. Şeytan ‘artık ramazanda Kur’an’ı hatmettin sair zamanlarda okumana gerek yok, artık oruç tuttun bundan sonra kendini tutmana lüzum yok istediğin gibi yaşa’ gibi vesveselerle insanı atalete ve tembelliğe sürükler. Bu algı aynı zamanda bir Yahudi mantığıdır. Onlara ellerindeki Tevrat’ı doğrulayıcı bir kitap ve onları hidayete yönlendiren bir elçi geldiğinde kendilerinin yeterince bilgi sahibi olduklarını, bunlara (peygamberimizin anlattıklarına) ihtiyacı olmadığını söylemişlerdi. Ayeti kerimede şöyle geçer;
Yahudiler “Kalplerimiz perdelidir!”(bilgiyle doludur ) dediler. Aksine, inkârları sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir; o yüzden çok az inanırlar. (Bakara Süresi ; 88)
Dünya hayatı ‘ben artık olgunluk seviyesine ulaştım’ diyerek bir şey yapmadan yaşanacak bir süreç değildir. İnsanın gelişim ve tekamülü, ölünceye kadar devam eder. Kim olursa olsun şeytanın ona olan düşmanlığı son nefesi verene kadar sürer. Her zaman kulun ayağının kayma ihtimali vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz sık sık yaptığı duasında bu duruma işaret etmiş ve ümmetine bir bilinç kazandırmıştır.
يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِى عَلَى دِينِكَ
Ey kalpleri bir hâlden bir hâle çeviren Rabbim, benim kalbimi dinin üzere sabit kıl (Tirmizî, Deavât, 89.)
Tabiatta da bir süreklilik kanunu vardır. İlahi mekanizma devamlı işler. Arı bal yapaktan, inek süt vermekten vazgeçmez. Güneş ‘ben milyarlarca yıl her gün doğuyorum, bugün dinleneceğim’ demez. Varlığın var olduğu müddetçe, varlık amacını devam ettirmesi bir kuraldır. Ancak ölüler, hareket etmez. İnsan da nefes aldığı müddetçe, her gün / her an sayısız ilahi tecellilere mazhar olduğu müddetçe, kulluk vazifesine de devam etmelidir. İslam Şairi Mehmet Akif ne güzel söylemiş.
Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur! / Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!
Masiva bir şey midir, boş durmuyor Halik bile: / Bak tecelli eyliyor bin şe'n-i gunagun ile.
Ey, bütün dünya ve mafiha ayaktayken; yatan! / Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah'tan utan.
Her gün midemizin varlık ihtiyacı olan gıdasını almaya devam ediyorsak, her an hayatta kalabilmek için havayı teneffüs etmemiz zorunluysa bizim de bu nimetleri verene her gün / her an teşekkür etmemiz gerekir. Şükür, nimet devam ettiği müddetçe devam eder. Rabbimiz ayeti kerimede buyuruyor;
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ
Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (Hac Süresi ; 99)
Kulluğun belli bir süresi ya da mekanı yoktur. Kul yaşadığı müddetçe ve bulunduğu her ortamda vecibelerini yerine getirmekle mükelleftir. Bunu bisiklet kullanmaya benzetebiliriz. Düşmemek için devamlı pedal çevirmek gerekir. Kulun da ayağının kaymaması için, şeytana kanmaması için, günaha dalmaması için devamlı ibadet (kulluk) etmesi icap eder. Kulluk bilincini kaybetmiş bir kişi şeytanın açık hedefi haline gelir. Allah’ın sağlam ipine (Kur’an’a) bağlanmayan çabuk savrulur. Şeytanın en sevdiği tip, ibadet hassasiyeti olmayan tiptir. Her şeyi yapmayı isteyen ve her önüne gelene elini uzatan obur bir Nefsin, günaha sürüklenmesi mukadderdir.
Değerli Kardeşlerim, dikkat buyurun, bu uyarım önemli…
Ramazan ayı bitti diye ‘artık günahları sıfırladık’ düşüncesiyle camiye veda etmek yok. Cami ve cemaatle vedalaşıp ‘11 ay sonra tekrar görüşürüz’ demek yok. Mademki, Ramazan mektebinden mezun olduk. Şimdi aldığımız eğitimin hakkını verme zamanıdır. Okulda alınan bilgi kullanılmıyorsa okul okumanın ne anlamı olur? Diploma duvara asılmak için alınmaz, pratikte hakkını vermek üzere alınır. Ramazan da etkisini, ramazandan sonraki 11 ayda gösterir. Nasıl ki hacılık hac ibadetini yaptıktan sonra gösteriliyorsa, ‘Ramazanlı’ olmak da bir aylık oruç ibadeti bittikten sonra gösterilir. Ramazan ahlakımızı yaşantımızda tatbik edelim ki millet ‘Ramazan geçirmiş adam’ görsün. Bizdeki müspet değişime şahit olanlar ‘Bu adamın üzerinden ramazan geçmiş, belli’ desinler.
Bakalım sabır eğitimi almış bir ‘Ramazanlı’ trafiğe çıktığı zaman sabır gösterecek mi, sinirlerini kontrol edebilecek mi, sofrada ağzına lokma atarken nimeti tefekkür edip şükredecek mi, itaat antrenmanı yapan nefsi sabah namazına kalkarken zorluk yaşayacak mı? Ramazanda kısmen yoksulun halini tecrübe eden bir varsılın, muhtaç birini gördüğü zaman eli hala cebine gitmiyorsa eğitimin hakkını vermemiş demektir. Ramazanda mukabele okuduğu / dinlediği halde diğer aylarda eline Kur’an almıyorsa ramazan kazanımları heba edilmiş demektir. Düşünelim, bir kulun kıyamet günü Rabbinin huzuruna çıktığında mahcup olacağı en büyük mesele ‘Kur’an okumamasıdır’ herhalde. Uzun bir ömür içerisinde-belki de- hayatının çok az bir zaman dilimini ayırıp Kur’an öğrenebilecekken öğrenmemesi veya Allah’ın mesajının anlamını bilmemesi kulun için çok büyük bir ayıp olsa gerektir.
Kendimizi, oruçtan nasiplenememiş insanlar sınıfına girmekten muhafaza edelim. Efendimiz buyuruyor ;
رُبَّ صَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ صِيَامِهِ إِلاَّ الْجُوعُ
Oruç tutan nice kimseler vardır ki oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır. (İbn Mâce, Sıyâm, 21)
Eğitilip-kalkmak namaz kılmak demek değilse, Arabistan’a gidiş - dönüş uçak bileti almak hacı olmak değilse, belli süre aç kalmak da oruç tutmak değildir. Oruç ibadeti, peygamberimizin ifadesinde beyan ettiği ‘kalkan’ görevini kulun davranışlarında ifa ediyorsa kabul olmuş demektir. Şeytandan gelen şerir oklara ve darbelere karşı korunuyorsak –bilin ki- oruç bizi muhafaza ediyordur. Namahrem görsellerle karşılaştığımızda radar sistemi devreye girip göz kapakları kapanıyorsa ya da boyun kaslarımız harekete geçip bakışlarımızı başka tarafa çeviriyorsa Allah oruç ibadetimizi kabul etmiş demektir. Hele o Nefse tatlı gelen gıybet yok mu ! Tam gıybet gayyasına dalacakken içimizden bir ses ‘oğlum sen ne yapıyorsun, şu an günah işlediğinin farkında mısın’ diyorsa, gerçekten ‘Ramazanlı’ olmuşsunuz demektir. Mübarek olsun…
Genelde cemaatten hocalara yöneltilen soruların başında ‘Hocam şu şu ibadeti yaptım acaba kabul olmuş mudur’ gibi sorular geliyor. Bu sorunun mutlak cevabını ancak Allah bilir ama (bir noktada) kabul olup olmadığını test etmenin yolu da var. Eğer yapılan bir dini vazife, hedefine ulaşmışsa makbul olmuş denebilir. Yalan söylediğine pişman biri, tövbe edip bir daha yapmayacağına dair söz veriyor ve bundan sonra da sözünü tutuyorsa demek ki onun tövbesi kabul olmuş demektir. Muttaki olunması için tutulan oruç, kişiye haramlardan sakınma konusunda bir hassasiyet kazandırmışsa, demek ki Allah onun orucunu kabul etmiş demektir. Çünkü ibadet, hikmetini gerçekleştirmiştir.
Değerli Cemaat, bir psikoloji kanunudur.
İnsan beyni için, alışkanlıklar patika yol gibidir. O yol, gidilip gelindikçe kaybolmaz. Ancak o yoldan geçmek bırakılırsa, zamanla yürüme izleri silinir, yolun etrafını otlar kaplar. Bizler de ramazan mektebinde alışkanlıklar edindik, bir nevi kulluk bağışıklığımızı kuvvetlendiren manevi aşılar olduk, eğer diğer aylarda hatırlatma dozları yapmazsak bu manevi aşılar etkisini kaybeder. Mesela nafile olarak teravih namazları kıldık, (nafile namaz kılmak alışkanlığı elde ettik) eğer bu alışkanlığımızı duha, evvabin, tahiyyatül mescid namazları gibi nafilerle devam ettirmezsek alışkanlığımızı kaybederiz. Oruç tutarak beden ve zihnimizi sağlığına kavuşturduk (kendimizi tutma alışkanlığı elde ettik), eğer sair vakitlerde de nafilelerle buna devam etmezsek nefsimizin tahrik ettiği dürtülerimizi kontrol etme gücümüzü kaybedebiliriz. İrade zayıflığının en büyük sebebi istikrarsızlıktır. Namazla sürekli itaat altına sokulmayan Nefis, fırsatını bulduğunda kendi egemenliğini ilan eder, başına buyruk hareket etmeye başlar, zapt edilemez hale gelir.
Hiç üzerine yeterince kafa yorduk mu bilmiyorum ama Efendimizin hiç terk etmediği ama ne yazık ki çok fazla yerine getirilemeyen ‘İtikaf Sünneti’ni ele alalım. Ben bu sünneti, günümüzün aralıksız koşuşturmacası içinde kıvranan, dünyevi meşgaleler içinde kendini kaybetmiş, materyalist ideolojilerle buhrana sürüklenen insanlığın tedavisi için bir ilaç olarak görüyorum. Tefekkür etmenin, özüne dönmenin, gittiği istikameti sorgulamanın adıdır, bu ibadet. (Allah sizi inandırsın) Eğer insanlar ölümü, hesabı, cehennemi düşünmeden tamamen kapitalist bir hayat yaşıyorsa Müslüman kimliği üzerine düşünmeye vakit ayırmadığı / ayıramadığı içindir. İşte camilere gitmek, cemaate katılmak, namaz için öncesinde işini bırakıp hazırlık yapmak, ezan okunmadan önce camide biraz sessizliği dinlemek, namazdan sonra 5-10 dakika cemaatle sohbet etmek, kısacası bir kişinin yarım saat dahi olsa (dünya için bir şey yapmayarak) günün akışını bölmesi, kendini güncellemesine vesile olacaktır. Unutmayın namaz ve cami, izlediği filmin sahte büyüsüne kapılmış insanı ekran karşısından kaldıran bir elektrik kesintisi gibidir. Namazsızlık, düşüncesizliğe ve dünya sevgisine neden olur. Namaz kılmayan kişi, yaşadığı hayatın ciddiyetini anlamayan sarhoşluk hali içindedir.
Değerli Kardeşlerim, şu tehlikeyi de belirtmem lazım
Dinden nasibini alamamış bazı seküler çevrelerin, zihinlere zerk ettiği bir zehir var. Bu zehir kendini ‘Din, kişiyle Allah arasında bir olgudur’ ya da ‘Din, dünya işlerinin dışında bir alandır’ gibi söylemlerde gösteriyor. İslam’a göre dinin girmediği, karışmadığı, dizayn etmediği bir alan yoktur. Kur’an, insan hayatını, dini ve dünyevi hayat olarak ikiye ayırmaz. Sanki din, sadece mübarek günlerde, ramazan ayında ya da camilerde yaşanan bir olguymuş gibi anlatılıyor. Bu, kesinlikle yanlıştır. Oruç tutmak, namaz kılmak dini bir görev olduğu gibi, ticarette yalan konuşmamak, çürük malı satmamak da dini bir vazifedir. Allah kulundan parasını helal yoldan kazanmasını istediği gibi helal yola sarf etmesini de ister. Camiler namaz kılmak için dini bir mekan olduğu gibi evimiz çocuklarımızı yetiştirmemiz için, iş yerlerimiz rızkımızı helal yoldan kazanmamız için bulunduğumuz dini mekanlardır.
Bu gafillere –belki de- şaşıracakları çok önemli bir bilgi vermek istiyorum yeri gelmişken. Beni iyi dinlesinler. Namaz kılmak ihtiyarlara farz olduğu gibi gençlere de farzdır. Emeklilere farz olduğu gibi çalışanlara da farzdır. Namaz, camide kılındığı gibi evde de, tarlada da, iş yerinde de kılınabilir. Çok önemli bir bilgi daha vereyim. Ramazandan sonra namaz kılmak (vallahi billahi) günah değil… Ahlaklı olmak ve dini değerlere hürmet göstermek sadece Ramazana mahsus değildir. Ahlak 24 saat farz, insanların arasındayken de farz, tek başına kalındığında da…
Velhasıl değerli kardeşlerim, ‘belirli zaman Müslümanlığı ya da belirli mekan Müslümanlığı’ diye bir şey yoktur. Müslüman (ölüm kendisine gelinceye dek) her yerde ve her zamanda Müslümanca davranmak zorundadır. Hatta bir Müslümanın ne kadar kaliteliği olduğu şeytanın onu en fazla tahrik ettiği, vicdanıyla cüzdanı arasında kaldığı, dini emirlerin menfaatiyle çakıştığı durumlarda ortaya çıkar. O yüzden irfan ehli büyüklerimiz, ‘bir beldedeki insanların ne kadar dindar olduğunu görmek istiyorsanız (camilerinden ziyade) çarşısına-pazarına bakın’ demişler.
Değerli Cemaat, ölüm size ve bana henüz gelmeden önce sizi uyarıyorum, demedi demeyin
Atalar, ‘her günün bir işi var, bugünün işini yarına bırakma’ demişler. İhmal edilen ya da ertelenen işlerimizi yerine getirmeye ömrümüz vefa etmeyebilir. Dünya hayatının geçici ve sonlu işleri için ahiretin kalıcı ve faydalı işlerini terk etmek akıl kârı değildir. Ömür sermayesini, kırılmaya mahkum şişeler hükmünde olan dünyaya sarf etmek iflas ve pişmanlık getirir. Dünyanın biriktirme hırsına kapılıp nefsini terbiye etmeye, evlatlarıyla ilgilenmeye, ahiret heybesini sevapla doldurmaya vakit ayıramayanlar kendilerine yazık etmişlerdir.
Sanki Azrail’le anlaşmış edasıyla hiç ölmeyecekmiş gibi kulluk vazifesini erteleme planları yapan Nefisler var, ne yazık ki. Birçok hanım kardeşimi tesettüre girmeyi evlendikten sonra planlamakta,(girse bile) düğün ve özel gün gibi –güya- istisnai günlerde kolayca bu ilahi emri çiğneyebilmektedir. Oysa tesettür emri, ergenlik çağına ulaştıktan sonra istisnai bir zaman ve ortam olmaksızın ölünceye kadar yerine getirilmesi gereken bir emirdir.
‘Namaza ne zaman başlayacaksın’ diye sorduğumuz bir kardeşimiz, sanki ölmeme garantisi varmış gibi ‘şimdi nasip değilmiş, inşallah emekli olduktan sonra başlarım’ diyebiliyor. İşlerini yoluna koyduktan sonra ibadete yöneleceğini söyleyebiliyor. Ne yani, gençten ya da çalışıyorken namaz sana farz değil mi, namaz kılmanın bir dönemi mi var? Ya Azrail sen işlerini yola koymadan önce senin dünya işini toptan bitirecek bir ilahi emri uygularsa. Ölüm düşüncesi bile insana ‘geç gelme genç gel’ der aslında. Hele ki, hac ve umre ibadetleri sanki sadece yaşlıların yerine getirdiği bir ibadetmiş gibi bir görüntü var, maalesef.
Dünyanın popüler kapitalist kültürü, insanı günah çarkına hizmet eden bir müşteri gibi görür. Günah işlemeyerek sisteme destek olamadığı bir yaşa geldiğinde, zımnen ‘tamam artık bu saatten sonra ahiretin için çalışabilirsin’ der. Oysa gençten yapılan ibadet mermere yazılan yazı gibidir, kişinin karakterinde silinmez bir iz bırakır. İnsan, günaha girme imkanı olduğu halde nefsini tutup girmiyorsa, bu mücadele Allah katında daha makbul, sevap itibariyle daha üstün bir davranıştır. Hey gençler size sesleniyorum, kulluğunuzu yaşınız geçtikten sonra değil gençken yaşamaya çalışın.
Değerli Kardeşlerim ;
Şeytanın insana verdiği sinsi vesveselerden biri de ‘toptancı mantığıdır’. Şeytan müşterisini burada, Allah’ın rahmetiyle kandırır. Ayeti Kerimede de geçtiği gibi ;
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın, o aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırmasın (Fatır Süresi ; 5)
Şeytan insana ‘Allah’ın rahmeti geniş, ilerde yaptıklarından tövbe edersin’ vesvesesiyle her haltı yediriyor maalesef. Mübarek gün ve geceleri periyodik olarak günahları sıfırlama seansı olarak gösteriyor. Ne yazık ki, bu zokayı yutan kişiler de, umarsızca günaha batarak nefsi arzularını tatmin ettikten sonra kandil geceleri camide cemaate katılarak günahlarını sıfırladığını düşünüyorlar. Ertesi sabah hayatına (bir sonraki kandil gününe kadar) kaldığı yerden devam ediyorlar. Bu kulluğu bir güne sığdırma işgüzarlığıdır. Asla samimi ve doğru bir tutum değildir. İlerde tövbe ederim düşüncesiyle günah işlemek büyük bir aldanış göstergesidir. Yine günahlarını bir günde sildiririm garantisi içinde olmak ahirette alakalı büyük risk almak demektir. Ya tövben kabul edilmemişse… Ya tövbe etmeden ahirete irtihal edersen…
Bir gün Hz. Ömer’e soruyorlar ; ‘Ey Ömer, görüyoruz ki sen insanlara adalet edeceğim diye kendini yıpratıyorsun gecen gündüzün belli değil, çok yoruluyorsun. Bu kadar hassas davranmana gerek yok, zaten peygamber seni cennetle müjdelemedi mi? Hz. Ömer, kendisine böyle soru sorulmasına kızıyor önce, sonrada içine düştükleri aldanışları düzeltmek için diyor ki ; ‘Doğru peygamber bizi hayattayken cennetle müjdeledi ama bu müjdeyi verdi diye namaz bizden düştü mü, helal haram bizden kalktı mı,? Peygamberin o müjdesi, böyle yaşamaya devam ederseniz yolunuz cennete gider manasındadır. Eğer namaz kılmazsam, oruç tutmazsam, adil davranmazsam siz Allah’ın beni cennete koyacağını mı zannediyorsunuz?’
Hz. Ömer’in bu yaklaşımı ‘ben kadir gecesini ihya ettim, 1000 aylık (83 yıllık) birikim yaptım artık kendimi bu kadar ibadete vermeme gerek yok’ diyenlere ders mahiyetindedir. Bir de benim hayret ettiğim bir tuzağı daha var şeytanın. Şeytan, müthiş bir manipülatör… Bazen kulu Kur’an’dan soğutmak için Kur’an’ı kullanıyor. İnsanların Kur’an’a bir kere okuyup bir daha ömür boyu ele alınmayan bir kitap muamelesi yapmasını sağlıyor. Nasıl mı?. Yanlış hatim algısıyla… Birçok kişiden din konusunda ne kadar yetkin olduğunu göstermek için şu sözü duymuşumdur ‘Hocam sen beni boş adam zannetme, ben daha küçükken var ya, tam iki hatim indirdim’ Yani, Kur’an ömrün bir kesiminde okuyup bitirilecek bir kitapmış gibi algılanıyor maalesef. Oysa insanın ruhunu dinlendirmek, fikrini kuvvetlendirmek için her daim Kur’an pınarından içmesi gerekir. Hasta bir kişi, ben bir kere ilaç içmiştim bir daha asla hasta olmam diyemiyorsa, bir kul da ben bir kere Kur’an okumuştum artık Kur’an okumama ihtiyacım yok diyemez. Çünkü dünya hayatında bizim ruhumu hasta edecek çok sayıda mikrop var. Hastalık olduğu müddetçe ilaç kullanmak zaruridir.
Muhterem Kardeşlerim ;
Rabbimiz ayet’i kerime’de bir temsilde bulunarak nasihat ediyor ;
وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثً
İpliğini sağlamca eğirdikten sonra söküp bozan (kadın) gibi olmayın! (Nahl Süres; 92)
Bu ayet, bir işte yol kat ettikten sonra vazgeçmenin yanlışlığını anlatıyor. Yünleri bin bir zahmetle bir araya getirip ip yapan ama sonradan onu bozan bir kadının emeğine yazık olur değil mi? Aynı şekilde yıllarca ilim tahsil edip belirli bir birikim yaptıktan sonra onu kullanmayıp unutmak, dişinden tırnağından arttırdığı parasını faydasız yerlerde heba etmek, ömrü boyunca inşa ettiği itibarını âdi bir davranışla yerle bir etmek, tam bir ahmaklıktır. Bizler de ramazan ayı boyunca yaptığımız ibadetlerle kendimize bizi koruyacak manevi bir kazak ördük, onu sökerek kendimizi şeytanın saldırılarına karşı savunmasız hale getirmeyelim. Amellerimiz boşa gitmesin, heba olmasın.
Peygamber Efendimizin, insan psikolojisiyle alakalı çok güzel bir tespiti var. İnsan bir şeyi sürekli söylemezse, kendine hatırlatmazsa ya da yapmazsa, unutur. İnsanı dinç ve müteyakkız halde tutan şey, ikrar, ısrar ve tekrardır. Nefsi yoğun amellerin yükü altında bıktırmadan ama az da olsa sürekli yapılan ameller insan tekamülü için en iyi yöntemdir. Bu kural uygulanmazsa insan eğitiminde başarılı olunamaz. Bütün eğitimcilere duyurulur. Bakınız, peygamber efendimiz ne güzel söylemiş.
وَإِنَّ أَحَبَّ الأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَدْوَمُهُ
وَإِنْ قَلّ
Allah katında amellerin en hayırlısı az da olsa devamlı olandır. (Müslim, Müsâfirîn, 215)
Namaz süresi kısa olan ömür boyunca devamlı yapılan bir ibadettir mesela. Namazın insan tekamülüyle alakalı belki yüzlerce hikmeti vardır. En başka irtibat-ı İlahi’dir. Kulun Allah’la irtibatını sağlar. Bir yere bağlı olan savrulmaz. O yüzden kişi ne zaman sınırı geçmeye yaklaşsa o bağ onu tutar. O yüzden namaz asla terk edilmemelidir. Bir başarı mı elde ettin kibirlenmemek için namaz kıl, başına kötü bir şey mi geldi ümitsizliğe düşmemek için namaz kıl, ailevi sorunlar mı yaşıyorsun adil davranmak için namaz kıl, işin kötüye mi gidiyor namaz kıl, ilim öğrenmekte zorluk mu çekiyorsun namaz kıl, namaz kılmakta gevşeklik mi gösteriyorsun pes etme yine namaz kıl, günaha mı girdin pişman olmak için namaz kıl.. Yani az da olsa devam eden bir namaz ibadeti kişiyi kulluk eşiğinden uzaklaştırmaz. Namaz olmazsa irtibat olmaz. Allah’ı ve ahireti hatıra getirme vesilesi olmaz. O yüzden namazsız bir hayat, şeytanın vesveseleriyle savrulan bir hayattır.
Rabbim bizleri hayatının her anını kulluk bilinciyle geçiren kullarından eylesin. Bir an olsun nefsimizle baş başa bırakmasın. Kalbimizi dini üzere sabit kılsın.
Hasan Efiloğlu / Sakarya İl Vaizi