Söz Ola Gönül Ala
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَقُلْ لِعِبَاد۪ي يَقُولُوا الَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُب۪ينًا
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. (İsra Suresi, 53)
Muhterem Kardeşlerim,
İnsan konuşarak iletişim kuran bir varlık. Çoğunlukla muhatabımızın istek, duygu ve düşüncelerini konuşması üzerinden anlarız. Konuşmak sorumluluk doğuran bir eylemdir. Konuşarak sevap da işleyebiliriz günah da. Konuşarak inşa da edebiliriz ifsat da. O yüzden dinimiz ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymasını ister, kullandığımız kelimelerin mesuliyeti olduğunu bildirir. Mesela Şeytan ayeti kerimede belirtildiği üzere insanları kötü şeyler söylemeye yönlendirerek aralarında kin ve düşmanlık meydana getirmeye çalışır. Rabbimiz buyuruyor:
وَقُلْ لِعِبَاد۪ي يَقُولُوا الَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُب۪ينًا
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. (İsra Suresi, 53)
Nitekim dinimiz yalan, sövgü, hakaret, iftira, alay, küçümseme, laf taşıma, lakap takma ve gıybet gibi insanlar arasında husumete neden olabilecek dil belalarını yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz de diline hakim olan kişinin günahtan korunmuş olacağına ve cennete gideceğine hadislerinde şeyle işaret eder.
مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لِحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ
"Kim bana iki çene arası (dili) ile iki bacak arası (ırzı/namusu) hususunda söz verir (nefislerine hakim olacağına dair garanti verirse), ben de ona cenneti garanti ederim." (Buhârî, Rikāk, 23; Tirmizî, Zühd, 61)
Birisine zarar vermek için illa ona fiziksel bir müdahalede bulunulmasına gerek yok. Bazen olur ki, insan yazısıyla, diliyle, kaş göz işaretleriyle hatta susmasıyla dahi başka birinin itibarına saldırabilir, şahsiyetine zarar verebilir. Günümüzde sosyal medyanın gerçek hayattaki etkisini düşündüğümüzde, bir kişi aleyhine yapılan içeriği beğenerek, paylaşarak ya da düzeltmeyerek de onun onurunun zedelenmesine zemin hazırlayabilir. Bu saydıklarımızın hepsindeki ortak sonuç, kişiyle alakalı toplum içinde yanlış bir intibanın meydana gelmesidir. Dinimiz İslam, bir insanın onur ve şahsiyetini her şeyin üzerinde tutar. Bu yüzden onun yıpratılmasını kesin ifadelerle yasaklar.
Ne yazık ki günümüzde basit görülen dil günahlarının başında gıybet gelmektedir. Malumdur, insan merak dürtüsü olan bir varlık… İnsanı kainatın yaratılış sırlarını araştırmaya yönelten bu dürtü –eğer terbiye edilmezse- başkasının özel hallerini araştırmaya da yöneltebiliyor maalesef. Başkalarının bilinmesini istemediği hallerini soruşturmak, ifşa etmek ve yaymak, merakına yenik düşenlerin içine düştükleri hatadır. İnsanların kusurlarını ve ayıplarını konuşmak, diline hakim olamayanların işlediği kötü ahlaklardandır. İşte bu ahlak-ı seyyieye din dilinde gıybet denir. Peygamber Efendimiz gıybeti söyle tarif ediyor:
ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ
Din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır. (Müslim, Birr, 70; Ebû Dâvûd, Edeb, 35)
Gıybet dilin zehridir, dille işlenen cinayettir. İnsan diliyle bir başkasına zarar vermesi mümkün mü? Evet, mümkün. Yunus Emre’nin ifadesiyle, ağızdan çıkan sözcükler öyle etkilidir ki, savaş da kesebilir, baş da kestirebilir. Bazen sözcükler insana oklardan daha fazla hasar verir. Eskilerin deyimiyle, ‘kılıç yarası geçer ama dil yarası geçmez’. Bir lafla insan insana düşman hale getirilebilir. O yüzden konuşmalarımız mesuliyet doğurur. Özellikle başkaları hakkında konuşurken dikkatli olmak gerekir. Peygamber Efendimiz buyuruyor:
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ
‘Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya sussun’(Buhari, Edeb, 31)
Demek ki hayır içermeyen konuşmaların ahirette hesabı sorulacak. İşte gıybet, içinde hayır olmayan, övgü olmayan, düzeltme olmayan, vahdet olmayan konuşmadır.
Değerli Kardeşlerim,
Şüphesiz insan acizdir, mükemmel değildir. Unutur, yanılır, ihmal eder, yanlış kararlar verir, nefsine uyar, şeytana kanar. Hatasız kul olmaz. Efendimiz hadislerinde
‘Her Ademoğlu hatalıdır (hata yapabilir) hata yapanların en hayırlısı hatasından tövbe edenlerdir’(Tirmizi, Kıyâmet, 49) buyurur.
Allah kulu her hata yaptığında onu hemen cezalandırmaz, ona mühlet verir, ona hatasını düzeltebileceği bir süre tanır. Allah es-Settar’dır, kullarının ayıpları örtendir. Bizden de insanların ayıplarını örtmemizi ister. Efendimiz, bir başkasının ayıbını örtenin kıyamet gününde ayıbının örtüleceğini bildirir (Ebu Davud, Edeb, 38)
Oysa gıybet, ayıbı ortaya çıkarmaya yönelik yapılan laflamalardır. Peki, hiç mi birbirimiz hakkında konuşmayacağız ya da kusurlarımızı söylemeyeceğiz? Elbette ki, hayır… İnsanlarla ilişki kurarken kusurları üzerinden değil meziyetleri üzerinden ilişki kurmalıyız.
Efendimiz bir hadislerinde buyuruyor:
إِذَا أَحَبَّ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ فَلْيُعْلِمْهُ أَنَّهُ يُحبُّهُ
‘Sizden biri kardeşini sevdiğinde ona sevdiğini söylesin’(Tirmizi, Zühd, 52)
Buna karşın Efendimiz, sevmediğinize de sevmediğinizi söyleyin demiyor. Ki, bir başkasında sevmediğimiz huylar bulunabilir. Eğer biri hakkında değerlendirme yapacaksak bu onun övücü yönleri üzerine olmalıdır. Falancanın cimrilik yönünü öne çıkararak ‘pinti bir adamdır’ demek yerine çalışkanlığı öne çıkarılarak ‘evlatlarına bakmak için gece gündüz çalışır’ demeliyiz. Bu hem konuştuğumuz kişinin rencide olmaması ve sahip olduğu iyi huyunun devamı için motive olması açısından önemli, hem de konuştuğumuz ortamda dinleyenlerin teşvik edilmesi açsından önemlidir. Yani, gıybetten sakınmak toplumdaki iyilik katsayısını arttıran bir durumdur.
Yine bir kardeşimiz günah işlemiş ve günahı ortaya çıkmışsa ona hakkı ve sabrı tavsiye etme görevimizi de yerine getirmeliyiz ama kırmadan, rezil etmeden, uygun ortam ve uygun bir dille. Ayrıca insanların devamlı kusurlara odaklanması gıybet edeni de yorar, mutsuz eder, taraflar arasındaki muhabbeti bitirir. Yine Efendimiz, evliliklerdeki kavganın önemli nedeni olarak görebileceğimiz bir meselede zihnimizi adeta yeniden kodluyor. Diyor ki
لَا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً، إِنْ كَرِهَ مِنْهَا خُلُقًا رَضِيَ مِنْهَا آخَرَ
‘Bir mümin eşine buğzetmesin (kin beslemesin, eleştirmesin) eşinde beğenmediği bir huy varsa (ki bu doğaldır) beğendiğini huyu da vardır.’(Müslim, Radâ, 61)
Yani siz eşinizin beğendiğiniz huylarına odaklanın diyor aslında Efendimiz. İşte mutlu evliliğin sırrı burada.
Değerli Müminler
Bir gün her şeyi merak edip soruşturan geveze bir adam Nasreddin Hoca’nın önünü kesmiş ve ‘Hoca’ demiş. ‘Az önce bu yoldan elinde büyükçe baklava tepsisi olan bir adam geçiyordu’. Hoca adama şöyle bir bakmış ‘tamam da kardeşim, bundan bana ne’ demiş. Adam gıybetin dozunu arttırarak baklava tepsisinin onun evine doğru gittiğini söyleyince Hoca kızmış ve adama ağzının payını vermiş‘ O halde sana ne? Gıybetin önü işte böyle kesilir. Bir kişinin kendisini ilgilendiremeyen şeyleri terk etmesiyle…
Gıybet, boş adamların işidir. Faydasız bir iştir. İşi olmayan kişi, başkasının işini konuşur. Zenginin malının züğürdün çenesini yorması gibi… Fakirin devamlı zenginin varlığından bahsetmesi onu fakirlikten kurtarmaz. Başkasının namaz kılmamasını diline dolayan kişiye Allah namaz kılma sevabı yazmayacak. Başkalarının kusurlarını dillendirmek kişiyi daha takvalı yapmayacak. Bir de insan kendini, kendinden daha geride olanların durumunu nazara vererek üstün konuma yerleştirme gafletine düşebiliyor. Sadece cuma namazı kılan bir kişinin ‘hiç namaz kılmayanların gıybetini yapması ondan vakit namazı kılmama günahını silmeyecek. 50 lira zarar etmiş birisinin 100 lira zarar etmiş birinin halini ifşa etmesi onu 50 liralık zarardan kurtarmayacak.
Ayrıca bırakın gıybetin kişiye üstünlük vermesini, kişinin sevaplarını yok edip aşağıya çeken bir yönü vardır. Hadiste belirtildiği üzere ahirette bu kişi, biriktirdiği sevapları gıybet yaptığı kişiye aktarılan bir müflis olacaktır. Bu gerçekten de tam bir iflas halidir. İflası gözümüzün getirmek için sevabı rakamsal bir değer olarak farz eledim. Mesela banka hesabınızda yıllarca çalışarak biriktirdiğiniz parayı sevinçle çekmeye gidiyorsunuz ama size bu paraların gıybet yaptıklarınıza transfer edildiği söyleniyor. Ne büyük kayıp değil mi? Oysa ahirette belki cennete girmemize vesile olan sevaplarımız da aynen bu şekilde gıybetini yaptıklarımıza gidecek.
Muhterem Müminler
Sadi Şirazi ‘Gülistan’ adlı eserinde bir anısını şöyle anlatıyor. Bir gece babamla birlikte sabaha kadar ibadet ediyorduk, Kur’an-ı Kerim önümde açık olduğu sırada herkesin uykuda olduğunu fark ettim. Babama dönerek ‘Şu uyuyan insanlar kalkıp da iki rekat namaz kılmıyorlar, ölü gibi yatıyorlar’ diyerek onları küçümsedim, onların gıybetini yaptım. Babam bana ders niteliğindeki şu unutulmaz cevabı verdi. ‘Evladım keşke sen de uyusaydın da onların gıybetini yapmasaydın’
İnsanın gıybet yapmaya yönelten sebeplerin başında kibir, haset ve öfke gelir. Gıybet eden başkasının kusurunu dile getirerek kendini temiz ve üstün lanse etmeye çalışır. ‘Falanca çok geveze bir adam’ diye söze başlayan biri aslında karşısındakilere ‘ben onun gibi geveze değilim’ imasında bulunmuş olur. Bu, bir kibir halidir. Gıybet etmek tembel işidir demiştik ya, tembel kendi yapmadığı bir kişi başkasında görünce haset etmeye başlar. ‘Falanca yardım kuruluşlarıyla fakirlere yarım etmek için Afrika’ya girmiş, sanki ülkede fakir yok’ diye gıybet yapan kişi kendi eksikliğini kapatma çabasındadır. İyilik ve çalışkanlık için öncülük yapan bir kişiye gıpta edilir gıybet edilmez. Gıpta harekete yönlendirir, gıybet ise tembelliğe…
Gıybete götüren belki de en tehlikeli sebepse öfkedir, intikam duygusudur. Nefis, herhangi bir nedenden ötürü hoşlanmadığı, kızdığı ya da kırıldığı insanları kötü göstermek için fırsat kollar. Rabbimiz ayeti kerimede
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Maide Suresi :8)
Buyurur ama o, kin beslediği kişiye zarar vermek için her yolu dener. Hatta gıybetini bazen iftiraya bile götürür. ‘Sen falancanın okul yaptırdığına bakma, onun eğitimi sevdiği falan yoktur, kesin bunda bir çıkarı vardır’ diyen bir kişi, kinini kusmaktan başka bir şey yapmaz aslında. O yüzden sevmediğimiz insanların elinden sâdır olan iyi davranışları takdir etmeyi bilmeliyiz.
Yine Rabbimiz gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzetiyor. Buyuruyor ki:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَح۪يمٌ
Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur. (Hucurat Suresi:12)
Kerih bir davranış olarak nitelediği gıybet, günümüzde ne yazık ki çok hafife alınıyor. Sıradan bir alışkanlık gibi görülüyor. Magazin kültürüyle kitleler başkalarının özel hayatını ifşa etmeye, paylaşmaya, eleştirmeye yönlendiriliyor hatta teşvik ediliyor. Sanal mecralarda toplumun önüne gıybet içerikli programlar sunuluyor. Böyle bir ortamda gıybete bulaşmamak zor. Sağlam bir iradeye sahip olmak, frene basmak gerekiyor. Gerektiği yerde frene basmanın hayat kurtardığı gibi gerektiği yerde susmak da insanı günaha bulaşmaktan kurtarır.
Susmak sanıldığı gibi pasif değil aktif bir eylemdir. Çok konuşan çok hata yapar. Efendimizin hadislerinde de söylüyor
كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بكل ما سَمِعَ
Kişiye her duyduğunu söylemesi yalan (günah) olarak yeter’(Ebû Dâvûd, Edeb 80
O halde algılarımızı iyi, güzel ve faydalı olana yöneltmek, söylenilenlerin doğruluğunu teyit etmeden paylaşmamak, bizi ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmamak, insanların bilinmesini istemediği hallerini ifşa etmemek, sosyal linç furyasıyla itibar suikastlığı yapanlara fırsat vermemek gerekiyor. Peygamber Efendimiz ne güzel söylemiş
‘Kişinin müslümanlığının güzelliği kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesindedir. (Tirmizi, Zühd 11)
Rabbim bizleri dilin belalarından muhafaza eylesin.
Hazırlayan: Hasan Efiloğlu / Sakarya İl Vaizi