Bu konunun ses kayıtları, alt konu sınırları belirtilmediği için Hz. Peygamber toplu ses dizisinde yer alır.
6. Cilt · Tarih ve Medeniyet I · 377–386. sayfalar
Hadisler
Fâtıma bnt. Hüseyin’in naklettiğine göre, babası Hüseyin b. Ali şunları anlatmaktadır: “Resûlullah’ın (sav) oğlu Kâsım vefat edince (annesi) Hz. Hatice, ‘Yâ Resûlallah! Kâsım’ın sütü hâlâ damlıyor. Keşke Allah süt emmeyi tamamlayıncaya kadar onu yaşatsaydı.’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav) ‘O, süt emmeyi cennette tamamlayacaktır.’ buyurdu.” (İM1512 İbn Mâce, Cenâiz, 27)
Ebû Ümâme’nin naklettiğine göre, Resûlullah’ın (sav) kızı Ümmü Gülsüm kabre konduğunda Resûlullah (sav) şu âyeti okumuştu: “Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.” (Tâ-Hâ, 20/55; HM22540 İbn Hanbel, v, 254)
Müminlerin annesi Hz. Âişe anlatıyor: “Resûlullah’a (sav) tavır, hâl ve davranış... bakımından Fâtıma’dan (Allah onun yüzünü ağartsın) daha fazla benzeyen birini görmedim. Fâtıma onun huzuruna girdiği zaman Resûlullah ayağa kalkar, onun elini tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Resûlullah Fâtıma’nın yanına girdiği zaman da o (aynı şekilde) hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu.” (D5217 Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144)
Adî b. Sâbit anlatıyor: “Berâ’ın şöyle dediğini işittim: (Hz. Peygamber’in oğlu) İbrâhim öldüğü zaman Resûlullah (sav), ‘Muhakkak ki onun için cennette süt emzirecek biri vardır.’ buyurdu.” (B6195 Buhârî, Edeb, 109)
Enes b. Mâlik’in naklettiğine göre, Resûlullah (sav), “Bu gece bir oğlum oldu. Ona atam İbrâhim’in ismini verdim.” buyurdu... Sonra Enes şunları anlattı: ‘O çocuğu Resûlullah’ın (sav) gözleri önünde can verirken gördüm. Resûlullah’ın (sav) gözleri yaşardı ve şöyle buyurdu: “Göz yaşarır, kalp üzülür fakat biz Rabbimizin razı olacağı sözlerden başkasını söylemeyiz. Ey İbrâhim, biz senin ölümünden dolayı gerçekten üzgünüz.” (D3126 Ebû Dâvûd, Cenâiz, 23, 24)
Açıklama
Hz. Peygamber (sav) kendisine nübüvvet verilmeden yaklaşık on beş sene evvel Mekke’de “tâhira” (temiz kadın) lakabıyla anılan Hatice bnt. Huveylid ile evlenmişti.1 Kâsım, Allah Resûlü’nün bu evlilikten doğan ilk çocuğuydu.2 Ona nispetle Hz. Peygamber için “Ebu’l-Kâsım” (Kâsım’ın babası) künyesi kullanılıyordu.3 Kâsım’ın süt emme yaşını henüz tamamlamadan iki yaşındayken vefat ettiği bilinmektedir.4 O vefat edince Hz. Hatice validemiz, “Yâ Resûlallah! Kâsım’ın sütü hâlâ damlıyor. Keşke Allah süt emmeyi tamamlayıncaya kadar onu yaşatsaydı.’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav) ‘O, süt emmeyi cennette tamamlayacaktır.’”5 buyurarak sevgili eşini teselli etti.
Hz. Peygamber’in eşlerinden sadece Hz. Hatice ve Hz. Mâriye’den çocukları olmuştu. Genel kabul gören görüşe göre, Hz. Hatice’den, Kâsım ve Abdullah adında iki oğlu, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma ve Ümmü Gülsüm adında dört kızı olmuştu. Mısırlı eşi Mâriye’den de İbrâhim dünyaya gelmişti.6 Mekke’de dünyaya gelen Abdullah ve Medine’de doğan İbrâhim hâriç, Allah Elçisi’nin tüm çocukları nübüvvetten önce dünyaya gelmişlerdi.7
Hz. Peygamber’in oğlu Abdullah, İslâm’ın gelişinden sonra doğmuş ve Mekke’de vefat etmiştir.8 Bazı kaynaklarda Abdullah yerine Tayyib ve Tâhir isimleri yer almaktaysa da9 bunların aslında Abdullah’ın lakabı olduğu söylenmektedir.10
Hz. Zeyneb, Allah Resûlü’nün kız çocuklarının en büyüğü idi.11 O dünyaya geldiğinde Resûlullah otuz yaşındaydı.12 Kızlarının içerisinde en erken evlenen de o idi.13 Bu evlilik İslâm’dan önce gerçekleşmişti. Zeyneb, Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hâle bnt. Huveylid’in oğlu Ebu’l-Âs b. Rebî’ ile evlenmişti. Hz. Peygamber’in diğer kızları gibi Zeyneb de İslâm davetini alır almaz Müslümanlığı benimsemişti. Buna karşın eşi, eski dininde kalmayı tercih etmişti. Hatta o, müşriklerle birlikte Bedir Harbi’ne katılmış ve esir düşmüştü. Hz. Zeyneb, kocasının hür kalabilmesi karşılığında bir miktar mal ile annesinin kendisine düğün hediyesi olarak taktığı gerdanlığı fidye olarak göndermişti. Resûlullah gerdanlığı görünce tanımış ve duygulanmıştı. Ashâbıyla istişare edip damadının fidyesiz serbest kalmasını sağlamış, ancak bu özgürlük karşılığında kızının Medine’ye hicretine izin vermesini şart koşmuştu.14 Ebu’l-Âs b. Rebî’ bu sözünde durmuş, Allah Resûlü (sav) de daha sonra ensardan bir zâtla birlikte Zeyd b. Hârise’yi Mekke’ye göndererek Zeyneb’i getirtmişti.15 Daha sonra hicretin altıncı yılında Şam’dan dönmekte olan ve aralarında Ebu’l-Âs’ın da bulunduğu bir ticaret kervanı esir alınmıştı. Ebu’l-Âs kervandan kaçarak geceleyin Hz. Zeyneb’in yanına gelmiş ve ondan güvence istemişti. Eşine karşı sevgisini hâlâ yitirmemiş olan Zeyneb, onun bu isteğini kabul etmiş ve Ebu’l-Âs’ın kendi himayesinde olduğunu etrafına duyurmuştu.16 Dürüstlüğünden dolayı Allah Resûlü’nün övgüsünü kazanan Ebu’l-Âs,17 bu olaydan sonra Müslüman olmuştu.18 Bu sebeple Resûl-i Ekrem, Zeyneb’e sadakatinden dolayı ondan ayrı kaldığı süre içerisinde başkasıyla evlenmeyen Ebu’lÂs’ı19 tekrar kızıyla nikâhlamıştı.20
Hz. Zeyneb’in hicrî sekizinci yılın başlarında vefat ettiği bilinmektedir. Onun ölüm sebebi ise ta Medine’ye hicretine kadar uzanan acı bir hadiseye dayanmaktadır. Hicreti esnasında hamile olan Zeyneb kayınbiraderi Kinâne b. Rebî’ vasıtasıyla Zeyd b. Hârise’ye teslim edilecekti. Ancak onun Mekke’den ayrıldığını haber alan müşrikler, Medine’ye gitmesine engel olmak için onu takibe almışlardı. Zeyneb’e ilk ulaşanlar daha sonra İslâm’ı kabul edip Medine’ye hicret edecek olan Hebbâr b. Esved21 ile Nâfi’ b. Abdikays el-Fihrî idi. Hebbâr, elindeki mızrakla Zeyneb’in binmiş olduğu deveyi dürtmüş ve onun deveden düşmesine neden olmuştu. Bu hadise üzerine düşük yapan Zeyneb’in hastalandığı ve ölümünün bu rahatsızlığından kaynaklandığı rivayet edilmektedir.22
Nebî (sav) Zeyneb’in cenazesinin nasıl yıkanacağını ve kefenleneceğini, hanım sahâbîlere bizzat tarif etmiş ve uygulatmıştı. Daha sonra onlara kendi peştamalını vererek, kızına iç gömleği yapmalarını istemişti.23 Hz. Zeyneb’in Ali ve Ümâme adında iki çocuğu olmuştu. Oğlu Ali küçük yaşta vefat etmiş, kızı Ümâme ise annesinden sonra da yaşamış ve Hz. Fâtıma’nın vefatından sonra Hz. Ali ile evlenmişti.24 Peygamber Efendimizin omzunda taşıdığı, hatta o sırtında iken namaz kılmaktan çekinmediği sevgili torunu işte bu Ümâme idi.25
Hz. Peygamber’in diğer kızı Rukiyye, nübüvvetten önce Hz. Peygamber’in amcası Ebû Leheb’in oğlu Utbe ile nişanlıydı. Tebbet sûresi nazil olup da Ebû Leheb ve karısı bu sûrede ağır bir dille yerilince, oğullarını bu evlilikten vazgeçirmişler ve düğün yapılmadan nişandan ayırmışlardı. Rukiyye daha sonra Hz. Osman’la evlenmiş, onunla beraber Habeşistan’a yapılan her iki hicrete de katılmıştı. Bu evlilikten Abdullah isminde bir oğlu olmuştu. Abdullah’ın, henüz altı yaşındayken öldüğü rivayet edilmektedir.26
Hz. Peygamber (sav) Bedir Savaşı için hazırlık yaparken kızı Rukiyye hastalanmıştı. Bunun üzerine Allah Resûlü, damadı Hz. Osman’a, “Sana, Bedir Savaşı’na katılmış bir gazinin sevabı ve ganimet payı vardır.” buyurarak eşinin yanında kalması gerektiğini ifade etmiş, böylece Hz. Osman, Bedir’de bulunamamıştı.27 Hicretten on yedi ay sonra, Ramazan ayında Hz. Peygamber Bedir’den henüz dönmeden, kızı Rukiyye yakalandığı hastalığa yenik düşüp Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu.28 Zeyd b. Hârise Bedir zaferinin müjdesini Medine’ye ulaştırdığında Rukiyye’nin defin işlemleri tamamlanmıştı. Nebî (sav) Medine’ye gelip onun kabrine vardığında, kadınların da toplandığı kabirde duygulu anlar yaşanmıştı. Kısacık ömründe iki kere Habeşistan’a ve son olarak da Medine’ye hicret etmiş olan Rukiyye, artık en büyük hicretin yolcusu olmuştu. Kabri başında ağlayan kadınları gören Hz. Ömer’in onlara tepki göstermesi üzerine Hz. Peygamber, “Bırak onları Ömer, ağlasınlar.” buyurmuştu. Orada ağlayanlardan biri de Hz. Fâtıma idi. Kızının ağladığını gören Peygamber Efendimiz, elbisesinin bir ucuyla onun gözyaşlarını silmişti.29
Resûlullah’ın üçüncü kızı Ümmü Gülsüm de ablası Rukiyye gibi Ebû Leheb’in diğer oğlu Uteybe ile nişanlanmış ve o da aynı sebepten dolayı düğün olmadan ayrılmıştı. Resûlullah’tan hemen sonra Medine’ye hicret eden Ümmü Gülsüm, Rukiyye’nin vefatından sonra yine tıpkı ablası gibi Hz. Osman ile evlenmişti.30 Peygamberimiz, kızı Rukiyye’nin mehri kadar mehir karşılığında Hz. Osman’ın Ümmü Gülsüm’le evlenmesini Allah’ın uygun gördüğünü belirterek31 onları evlendirmiş, bundan dolayı Hz. Osman, “İki Nur Sahibi” anlamında “Zü’n-nûreyn” lakabıyla meşhur olmuştu.32
Hicretin dokuzuncu yılında ablası Zeyneb’den bir yıl kadar sonra, Hz. Osman’ın nikâhı altındayken vefat eden Ümmü Gülsüm’ün çocuğu olmamıştı.33 Allah’ın Elçisi, Ümmü Gülsüm’ün vefatı üzerine ağlayan Hz. Osman’a, “Neden ağlıyorsun?” diye sorunca Osman, “Seninle olan hısımlığım sona erdiği için yâ Resûlallah!” diye cevap vermişti. Resûlullah da “Hayır. Ölüm, hısımlığı sonlandırmaz, hısımlığı ancak boşanma sonlandırır. Üçüncü bir kızım olsa onu da seninle evlendirirdim.” diyerek onun gönlüne su serpmişti.34 Ümmü Gülsüm’ün cenazesini yıkayan hanım sahâbîler, saçlarını üç örgü yapmışlar, Resûlullah’ın verdiği peştamal, gömlek, başörtüsü ve çarşaf ile onu kefenlemişler ve güzel kokular sürerek son yolculuğuna uğurlamışlardı.35 Ümmü Gülsüm kabre konduğunda Peygamber Efendimizin ağzından şu ilâhî söz dökülmüştü: “Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.”36
Resûlullah’ın en küçük kızı olan37 Hz. Fâtıma ise Mekke’de Kureyş’in Kâbe’yi tamir ettiği sıralarda doğmuştu. Allah Elçisi o sırada otuz beş yaşlarındaydı.38 Hz. Peygamber’in hicretinin ardından aynı yıl içerisinde Medine’ye getirtilmişti. Hicretten beş ay sonra Hz. Ali, Fâtıma’yı babasından istemiş, Allah Resûlü de onları Bedir Savaşı’nın hemen akabinde evlendirmişti. Hz. Fâtıma o sırada yaklaşık on sekiz yaşındaydı.39 Resûlullah, kızına çeyiz olarak kadife bir yaygı, bir su kırbası, içi lifle doldurulmuş yastık ve iki el değirmeni40 vermişti.41 Bu evlilikten Hasan, Hüseyin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb isminde dört çocuk dünyaya gelecekti.42
Peygamber kızı olmasına rağmen Hz. Fâtıma, kocasının yanında fakir ve mütevazı bir hayat sürmüştü. Evin yükü kendisine ağır gelmiş, değirmende un öğüten elleri nasır tutmuştu. Kendisinin yanı sıra eşi de bu durumdan muzdarip olunca Allah Resûlü’ne gidip bir hizmetçi talebinde bulunmuşlardı. Resûlullah onlara Suffe Ashâbı’nın çektiği sıkıntıları hatırlatarak Allah’a şükretmeleri tavsiyesinde bulunmuştu.43 Bununla beraber Resûlullah kızına çok düşkündü ve “...Fâtıma benden bir parçadır...” buyururdu.44 Hz. Fâtıma, hâli, tavırları ve yürüyüşü ile babasına çok benzerdi. Nitekim Hz. Âişe validemiz onun hakkında şöyle demişti: “Resûlullah’a (sav) tavır, hâl ve davranış bakımından Fâtıma’dan (Allah onun yüzünü ağartsın) daha fazla benzeyen birini görmedim. Fâtıma onun huzuruna girdiği zaman Resûlullah ayağa kalkar, onun elini tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Resûlullah Fâtıma’nın yanına girdiği zaman da o (aynı şekilde) hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu.”45
Hz. Fâtıma genel kabul gören görüşe göre, hicretin on birinci yılında Resûlullah’ın vefatından altı ay kadar sonra vefat etmişti. Öldüğünde yaklaşık yirmi dokuz yaşında olduğu söylenmektedir.46
Allah Resûlü, çocuklarının annesi olan sevgili eşi Hatîcetü’l-Kübrâ’nın benzersiz hayat arkadaşlığını asla unutmamış ve onu ömrü boyunca hayırla yâd etmiştir.47 Hz. Hatice’den olan bu çocuklarından başka, Allah Resûlü’nün bir çocuğu da Mısırlı eşi Mâriye’den doğdu. Hicretin sekizinci senesiydi. Bir Medine gecesinde, müminlerin annesi Mâriye, Hz. Peygamber’in azatlısı Selmâ’nın ebeliğinde bir çocuk dünyaya getirdi. Selmâ, durumu hemen eşi Ebû Râfi’e bildirdi. O da bu müjdeli haberi hiç beklemeden efendisi Resûl-i Ekrem’e iletti.48 Enes’in aktardığına göre, sabah olduğunda Allah Resûlü (sav), “Bu gece bir oğlum oldu. Ona atam İbrâhim’in ismini verdim.” buyurdu.49
Doğumunun yedinci gününde Hz. Peygamber (sav) İbrâhim için akîka kurbanı olarak bir koç kesmiş, saçını tıraş ettirip ağırlığınca gümüşü sadaka olarak yoksullara dağıtmıştı.50 Medineli kadınlar ona sütannelik yapmak için yarışmışlar, Resûlullah da onu Ebû Seyf isimli bir demirci ile evli olan Ümmü Bürde’ye vermişti. Peygamberimiz, Ümmü Bürde’nin evine giderek oğlunu kucağına alır ve öperdi.51 İbrâhim, beyaz tenliydi ve bu yönüyle babası onu kendisine benzetirdi.52
Hz. Resûl’ün son çocuğu İbrâhim, hicrî onuncu yılda sütbabası Ebû Seyf’in evinde53 vefat ettiğinde henüz on altı54 veya on sekiz aylıktı.55 Hz. Peygamber, süt emme çağında vefat eden ilk oğlu Kâsım için söylediğini, bu kez aynı kaderi paylaşan İbrâhim için söylemişti: “Muhakkak ki onun için cennette süt emzirecek biri vardır.”56
Peygamber Efendimizin küçük hizmetkârı Enes, İbrâhim bebeğin ölüm anını şöyle anlatmaktadır: “O çocuğu Resûlullah’ın (sav) gözleri önünde can verirken gördüm. Resûlullah’ın (sav) gözleri yaşardı ve şöyle buyurdu: “Göz yaşarır, kalp üzülür fakat biz Rabbimizin razı olacağı sözlerden başkasını söylemeyiz. Ey İbrâhim, biz senin ölümünden dolayı gerçekten üzgünüz.”57
İbrâhim, Bakî’ Mezarlığı’nın ilk sakini Osman b. Maz’ûn’un kabri yanında bir yer açılarak oraya defnedildi. Peygamberimiz ve amcası Hz. Abbâs kabrin yanında durmuş, Üsâme b. Zeyd ve Fadl b. Abbâs kabre inerek onu yerleştirmişti. Kabirde bir boşluk, bir gedik gören Resûlullah onu düzeltmelerini emretmiş ve “Allah, kulu bir iş yapacağı zaman onu sağlam yapmasını ister.”58 buyurarak o günün hatırasına müminlere önemli bir ilke bırakmıştı. İbrâhim’in defin işlemi bittikten sonra Resûl-i Ekrem kabrin başına bir taş koymuş ve üzerine su serpmişti.59 İbrâhim’in vefatı güneş tutulması olayı gerçekleştiği güne denk gelince, insanlar bu hadisenin İbrâhim’in ölümünden dolayı vukû bulduğunu sanmışlardı. Bunun üzerine bir konuşma yapan Resûlullah (sav), güneş ve ayın bir insanın ölümünden dolayı tutulmayacağını anlatmıştı.60
Görüldüğü gibi, Allah’ın son peygamberi Efendimiz (sav) de her insan gibi evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur. İkisi Hz. Hatice’den, biri Hz. Mâriye’den olan erkek çocuklarının hepsi daha süt kuzusu iken vefat etmiştir. Tamamı İslâm’ı kabul eden ve Medine’ye hicret eden kızlarından Hz. Fâtıma hâriç diğerleri Peygamberimizin sağlığında vefat etmiş, Hz. Fâtıma da babasının vefatından altı ay sonra ona kavuşmuştur. Oğlu İbrâhim61 ve kızı Zeyneb’den olan torunu Ali,62 dedelerinin kucağında vefat etmişlerdir. Hayattayken biri hâriç tüm çocuklarının ölümüne şahit olan Rahmet Elçisi, evlât acısı gibi dayanılması zor bir imtihanı defalarca yaşamış, her insanın başına gelebilecek bu sıkıntıya bizzat katlanarak sabır sınavından geçmiştir. O (sav), diğer insanlar gibi acısıyla tatlısıyla insan olmanın gerektirdiği bütün tecrübeleri yaşamıştır.
Son Peygamber’in çocuklarının küçük yaşta vefat etmeleri, Mekkeli müşrikler tarafından istismar konusu olmuştur. Kâsım ve Abdullah’ın art arda daha bebekken vefat etmeleri Mekkeli müşrikleri umutlandırmış, Hz. Peygamber’in de ölmesiyle birlikte İslâm davasının biteceği kanaatine varmışlardır. Hatta bu durumu alaylı bir şekilde Resûlullah’ın aleyhine kullanan bazıları onun “soyu kesik” (ebter) olduğunu söylemeye başlamışlardır.63 Buna karşın asıl soysuzların, Nebî’ye vahyedilen ilâhî hakikatlerden yüz çevirenler olduğunu bildiren ilâhî kelâm, Hz. Muhammed’e (sav) verilen nübüvvet nimetinin (kevserin), neseple, soyla kayıtlı kalmayacak kadar çağlar üstü bir daveti temsil ettiğini ilân etmiştir.64 Dolayısıyla bu daveti Hz. Peygamber’den devralacak olan, onun ümmetidir. Bilindiği gibi Allah Resûlü’nün soyu, kızı Hz. Fâtıma ile devam etmiştir. Erkek çocuklarının erken ölümü elbette takdir-i ilâhîdir. Ancak “...Muhammed’den (sav) sonra bir peygamber gelmesine (ilâhî) hüküm verilmiş olsaydı oğlu (İbrâhim) yaşardı...”65 şeklindeki Peygamber dönemi sonrası bazı algılamalar da göz önüne alındığında, bu takdirin arkasında birçok ilâhî hikmetin var olduğu anlaşılmaktadır.
Kaynak notları
1 EÜ7/80 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l- gâbe, vII, 80.
2 HS2/9 İbn Hişâm, Sîret, II, 9.
3 M5591 Müslim, Âdâb, 5; B2120 Buhârî, Büyu’, 49.
4 BE2/24 Belâzürî, Ensâbü’l- eşrâf, II, 24.
5 İM1512 İbn Mâce, Cenâiz, 27.
6 HS2/9 İbn Hişâm, Sîret, II, 9.
7 ST1/110 İbn Sa’d, Tabakât, I, 110-111.
8 ST1/110 İbn Sa’d, Tabakât, I, 110-111.
9 HS1/142 İbn Hişâm, Sîret, I, 142; BS13709 Beyhakî, es- Sünenü’l-kübrâ, vII, 107.
10 BE2/34 Belâzürî, Ensâbü’l- eşrâf, II, 34; SU2/154 Süheylî, er-Ravdu’l-unuf, II, 156.
11 MA14011 Abdürrezzâk, Musannef, vII, 494.
12 NM6833, NM6834 Hâkim, Müstedrek, vII, 2441 (4/42).
13 ST8/31 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 31.
14 BE1/397 Belâzürî, Ensâbü’l- eşrâf, I, 397.
15 D2692 Ebû Dâvûd, Cihâd, 121; HS2/489 İbn Hişâm, Sîret, II, 489.
16 HS3/208 İbn Hişâm, Sîret, II, 494.
17 B3110 Buhârî, Farzu’l- humus, 5; M6309 Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 95.
18 ST2/83 İbn Sa’d, Tabakât, II, 83.
19 BE1/397 Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf, I, 397.
20 T1142 Tirmizî, Nikâh, 43; D2240 Ebû Dâvûd, Talâk, 23-24.
21 Hİ6/526 İbn Hacer, İsâbe, vI, 526.
22 NM2812 Hâkim, Müstedrek, III, 1061 (2/201); NM6835 Hâkim, Müstedrek, vII, 2441 (4/43); MR5/498 Ali el-Kârî, Mir’âtü’l-mefâtîh, v, 498.
23 M2173 Müslim, Cenâiz, 40; B1253 Buhârî, Cenâiz, 8.
24 ST8/31 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 31; BS13709 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, vII, 107.
25 B516 Buhârî, Salât, 106; M1213 Müslim, Mesâcid, 42.
26 ST3/54 İbn Sa’d, Tabakât, III, 54.
27 B3699 Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 7.
28 BS13709 Beyhakî, es- Sünenü’l-kübrâ, vII, 107.
29 ST8/35 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 37.
30 ST3/56, ST8/35 İbn Sa’d, Tabakât, III, 56, vIII, 35.
31 İM110 İbn Mâce, Sünnet, 11/3.
32 BS13713 Beyhakî, es- Sünenü’l-kübrâ, vII, 73.
33 ST8/35 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 38; BS13709 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, vII, 107.
34 BE2/29 Belâzürî, Ensâbü’l- eşrâf, II, 29.
35 D3157 Ebû Dâvûd, Cenâiz, 31, 32; İM1459 İbn Mâce, Cenâiz, 8.
36 Tâ-Hâ, 20/55; HM22540 İbn Hanbel, v, 254.
37 MA14011 Abdürrezzâk, Musannef, vII, 494.
38 ST8/26 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 26.
39 ST8/22 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 22.
40 HM819 İbn Hanbel I, 104.
41 HM715 İbn Hanbel I, 92; N3386 Nesâî, Nikâh, 81.
42 ST8/26 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 26.
43 HM838 İbn Hanbel I, 107.
44 M6310 Müslim, Fedâilü’s- sahâbe, 96; B5230 Buhârî, Nikâh, 110.
45 D5217 Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144; B3623 Buhârî, Menâkıb, 25.
46 ST8/28 İbn Sa’d, Tabakât, vIII, 28.
47 B3818 Buhârî, Menâkıbü’l- ensâr, 20.
48 ST1/112 İbn Sa’d, Tabakât, I, 112-113.
49 D3126 Ebû Dâvûd, Cenâiz, 23-24; M6025 Müslim, Fedâil, 62.
50 ST1/112 İbn Sa’d, Tabakât, I, 112-113.
51 M6026 Müslim, Fedâil, 63.
52 ST1/137 İbn Sa’d, Tabakât, I, 137.
53 B1303 Buhârî, Cenâiz, 43.
54 MA14013 Abdürrezzâk, Musannef, vII, 494.
55 D3187 Ebû Dâvûd, Cenâiz, 48-49.
56 B6195 Buhârî, Edeb, 109.
57 D3126 Ebû Dâvûd, Cenâiz, 23, 24; M6025 Müslim, Fedâil, 62.
58 MK21363 Taberânî, el- Mu’cemü’l-kebîr, XXIv, 306.
59 ST1/144 İbn Sa’d, Tabakât, I, 144.
60 B1043 Buhârî, Küsûf,1; M2102 Müslim, Küsûf, 10.
61 M6025 Müslim, Fedâil, 62.
62 B1284 Buhârî, Cenâiz, 32; M2135 Müslim, Cenaiz, 11.
63 ST3/7 İbn Sa’d, Tabakât, III, 7.
64 Kevser, 108/1-3.
65 B6194 Buhârî, Edeb, 109; İM1510 İM1511 İbn Mâce, Cenâiz, 27.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, 6. Cilt, s. 377–386
