7. Cilt · Tarih ve Medeniyet II · 321–330. sayfalar
Hadisler
Câbir’den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Uyuyacağınız zaman kandilleri söndürün. Kapıları kapatın. Su kaplarının ağızlarını bağlayın. Yiyecek ve içeceklerin üzerini örtün.” (B5624 Buhârî, Eşribe, 22)
İbn Ömer’in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Tartı Mekkelilerin tartısı, ölçek ise Medinelilerin ölçeğidir.” (D3340 Ebû Dâvûd, Büyû’, 8)
Ukbe b. Âmir’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah bir ok vasıtasıyla şu üç kişiyi cennete koyar: Sadece hayır gözeterek onu yapan, onu (düşmana) atan ve okun ucundaki sivri demiri yapan.” (N3148 Nesâî, Cihâd, 26)
Açıklama
Bir akşam Sevgili Peygamberimiz otururken küçük bir fare yanında yanan kandilin fitilini çekip sürüklemeye başladı. Hızla koşarken aldığı fitili Rahmet Elçisi’nin oturduğu hasırın üzerine atıp kaçtı. Farenin fitili atmasıyla hasırdan avuç içi büyüklüğünde bir alan yanmıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber ashâbına, “Uyuyacağınız zaman kandillerinizi söndürün.” uyarısında bulundu.1
Peygamber Efendimizin yangına karşı bu uyarısı, dönemin şartları ile doğrudan alâkalıydı. Çünkü o devirde evdeki eşyaların büyük çoğunluğu, hatta bazı yapıların çatısı kolayca yanabilecek malzemelerden yapılmaktaydı. O dönemde göçebeler hayvan yün ve kıllarından imal edilmiş ve kolayca kurulup sökülebilen çadırlarda, yerleşik hayata sahip insanlar ise evlerde yaşamaktaydılar.2 Kilidi ve anahtarı olan sağlam kapılı, tek katlı evlerin yanında, az sayıda da olsa merdivenli ve iki katlı evler de bulunmaktaydı.3 Akşam olunca evlerin aydınlatılmasında, yağ haznesi bulunan ve içine zeytinyağı konulan fitilli kandiller kullanılırdı.4 Hatta Hz. Peygamber, ashâbından bu kandillerde kullanılan yağlardan Beyt-i Makdis’e de göndermelerini istemiştir.5
Asr-ı saadette evlerde döşeme olarak kullanılan eşyaların başında kilim gelmekteydi. Ayrıca hurma yaprağının liflerinden örülerek yapılmış hasırlar yanında,6 üzerine oturmak için yünden dokunmuş yaygılar da kullanılırdı.7 Yine evlerde divan diyebileceğimiz tarzda sedirler üzerine serilmiş yatakların yanı sıra8 içi hurma lifiyle dolu deri yataklar, minderler ve yastıklar bulunmaktaydı.9 Yatakların üzerine çarşaf serilmekteydi.10 Demir ayaklı sandalyelere oturulurdu. Hz. Peygamber de bir seferinde böyle bir sandalyeye oturup uzaklardan gelen Ebû Rifâa’ya İslâm’ı anlatmıştı.11 Masa üzerinde yemek yendiği gibi sofra tahtaları kullanılarak yer sofrasında da yemek yenirdi. Ama Hz. Peygamber masada ya da sofra tahtası üzerinde değil12 yer sofrasında yemek yemişti. Yer sofrası olarak ise sofra bezlerinden13 ve tabaklanmış deri sergilerden istifade edilmekteydi.14
Tahta kaplara koyun ve deve gibi hayvanlardan süt sağılır,15 su ve süt gibi sıvı gıdaların içilmesinde bardak ve matara kullanılırdı.16 Çanak, tabak gibi kaplar hurma ve benzeri ağaçların kütüğünden yapılmaktaydı.17
Hz. Peygamber döneminde cam bardaklara ilâveten,18 nadir de olsa altın ve gümüşten yapılmış kaplar kullanılmaktaydı.19 Çömleklerin içinde et yemekleri pişirilmekteydi. Söz gelimi Câbir b. Abdullah’ın eşinin, Hendek Savaşı’nda günlerdir boğazlarından hiçbir şey geçmemiş olan Hz. Peygamber ve ashâbı için çömlekte pişirdiği etin bereketi yıllarca anlatılmıştı.20 Sofralardan eksik olmayan ekmeği yapmak için o dönemde arpa unu, kepeğinden üflenerek ayrılır,21 ardından elde edilen un, leğen içerisinde yoğrulup hamur hâline getirilirdi.22 Ekmek ve yemek pişirmek için sacayağı gibi kullanılan taşlardan istifade edilerek ocaklar kurulurdu.23 Kızgın ateşte pişmiş olan ekmeğin ocaktan veya fırından çekilmesi için ise “mistah” denilen tahta kürek kullanılırdı.24
“Dübbâ’” adındaki testi yerine geçen, içi oyulmuş kuru kabaklarda, “müzeffet” denilen ziftle sıvanmış testilerde, kırmızı veya yeşil topraktan yapılan ve “hantem” denilen testilerde ve “nakîr” ismi verilen, fıçı da diyebileceğimiz ağaçtan oyulmuş kaplarda meşrubatlar hazırlanır ve saklanırdı.25 Bu kaplarda şıra uzun süre kalınca içkiye dönüşmekteydi. Bu nedenle Hz. Peygamber bu tür kaplarda şıranın bekletilmesini yasakladı.26 İçeceklerin hazırlanmasında taştan yapılmış kapların yanında,27 kırba ve tulum gibi deriden yapılmış kaplar da kullanılmaktaydı.28 Fakat kırba ve tulum gibi deri kaplar herkesin elinde mevcut olmadığından dolayı, ziftlenmemiş çömlek ve küplerde de meşrubat hazırlanmaktaydı.29
“Uyuyacağınız zaman kandilleri söndürün. Kapıları kapatın. Su kaplarının ağızlarını bağlayın. Yiyecek ve içeceklerin üzerini örtün.”30 buyuran Hz. Peygamber, gıda maddelerinin muhafaza altına alınmasını, bu sayede hastalıklardan korunulmasını istemişti. Kapağı olmayan kapların ağızları ise bez parçasıyla veya uygun bir tahta parçasıyla kapatılırdı.31
Beden temizliği için evin bir köşesinde perde tutulur ve böylece kişinin banyo yapması için uygun bir mekân hazırlanmış olurdu.32 Makaralı bir kova ile kuyudan çekilen su, bakır tencerelerde veya “kumkuma” adındaki dar boğazlı madeni kaplarda ısıtılırdı.33 Temiz banyo suyu, hammaddesi bakır olan tunçtan yapılmış leğen veya kazan gibi hacimli bir kaptan34 ya da yine geniş hacimli olup “ferak” denilen bir kaptan alınırdı.35 Çamaşır leğeni gibi kapların içinde banyo da yapılırdı.36
Banyo hâricinde elleri ve yüzü yıkamak, abdest almak için tunçtan yapılmış taslar içinde su kullanıldığı da olurdu.37 Rahmet Elçisi abdest alırken suyu kaptan sağ eliyle alır, sol elini kaba sokmazdı.38
“Sidr” ismi verilen ağacın yapraklarının öğütülmesiyle elde edilen bir çeşit toz sabunla hem çamaşırlar yıkanır39 hem de beden temizliği yapılırdı.40 Yıkanma sonrasında bez havlularla kurulanılır,41 saçlar “midrâ” denilen mil tarzında demir bir tarakla taranırdı.42 Allah Resûlü’nün döneminde ağız sağlığı ve dişlerin temizliği için “erâk” ismi verilen ağacın dallarından yapılan misvak kullanılırdı.43 Yıkanmada, ağız temizliğinde ve içmede kullanılan farklı kaplardaki suyun kirlenmemesi için kapların ağızları kapatılırdı.44
Hz. Peygamber döneminde, hayvanları boğazlamak için “sikkîn” veya “müdye” denilen bıçaklar önceden bileği taşında bilenir ve keskinleştirilirdi.45 Normal şartlar altında, demirden yapılmış bu bıçaklarla hayvanlar boğazlanırdı.46 Bu bıçaklar aynı zamanda etleri parçalamakta47 ve peynir gibi yiyecekleri kesmekte de kullanılırdı.48 Kurt gibi yırtıcıların evcil bir hayvanı yaralaması durumunda, eğer hayvanın acilen boğazlanması gerekiyorsa ve bıçak da mevcut değilse, o zaman “merve” denilen ve bıçak gibi keskin, inceltilmiş, beyaz bir taş kullanılırdı.49 Hatta savaş gibi acil durumlarda eğer bıçak mevcut değilse ve kılıçların da körelmesi istenmiyorsa, kamış kullanılırdı.50 Bazı nadir durumlarda da avlanan bir av hayvanının kesilmesi gerekiyorsa ve bıçak da yoksa keskin bir değnek parçasının kullanıldığı olurdu.51 Yabani av hayvanları veya ele geçirilemeyen kaçak evcil hayvanlar ise ok ile avlanırdı.52
Asr-ı saadette bazı hastalıkların tedavisinde kesici aletlerin kullanıldığı da olurdu. Meselâ, hastalardan kan almakta ve akıtmakta kullanılan, günümüzde ameliyat bıçağı olarak da bilinen neştere benzer “mihcem” adı verilen bıçak, tedavi amaçlı kullanılan kesici aletlerden biri idi.53
Hz. Peygamber döneminde kuyu ve hendek kazımı gibi inşaat işlerinde, kazma ve kürekler kullanılır;54 ziraat işlerinde, toprağı sürüp işlemek için demirden yapılmış sabanlardan,55 ağaç işlerinde ise baltadan faydalanılırdı.56 Hurma ağaçlarının meyvelerinin toplanmasında ise büyük küfeler kullanılırdı.57
O dönemde, Mekke ve Medine’de ticarî hayat canlı olduğu için çeşitli para birimleri, ağırlık ve hacim ölçüleri kullanılmaktaydı. Ticarî hayatta, Hicaz bölgesine komşu yabancı ülkelerde belli ölçülere göre basılmış olan58 ve “sikke” denilen madeni paralar kullanılmaktaydı. Gümüş paralara “dirhem”, altın paralara “dinar” denmekteydi. Bu paralar belli ağırlık ölçülerine göre basıldığı ve alış verişte ağırlıkları dikkate alındığı için, Allah Resûlü onlardan ufak parçalar koparmayı yasaklamıştı.59 Bir dirhem 2,97, bir dinar ise 4,231 gram ağırlığında idi.60 Sikkelere ilâve olarak, altın ve gümüş külçeleri de alışverişte kullanılırdı.61 Malların fiyatları ifade edilirken dirhemden daha küçük bir para birimi olan “kîrât” terimi de kullanılmaktaydı.62 Bir altın kîrât yaklaşık olarak 0,176 gram ağırlığında idi.63
Altınla borçlanma gibi işlemlerde, altının ağırlığını ölçmeye yarayan ağırlık birimlerinden biri “nevât” idi. Abdurrahman b. Avf eşiyle bir nevât altın mehirle evlenmişti.64 Bir nevât, beş dirhem karşılığında olup65 yaklaşık olarak 14,85 grama denk gelmekteydi. “Neşş” ve “ukıyye”, gümüş üzerinden borçlanmalarda ve ticarî işlemlerde kullanılan ağırlık ölçülerindendi. Kırk dirhem olduğu belirtilen bir ukıyye,66 günümüz tartısıyla yaklaşık olarak 118,8 gram ağırlığındaydı. Bir neşş de yarım ukıyye ağırlığında olduğu için,67 59,4 gram idi.
Aynı zamanda bir hacim ölçüsünün de ismi olan “rıtıl”,68 altın ve gümüşün yanında, tartı ile alınıp satılan bakır, demir, taze olarak kesilip yenilen bitkiler, incir ve pamuk gibi malların ağırlığını hesap etmekte kullanılan ayrı bir ağırlık ölçüsüydü. On iki ukıyye olan bir rıtıl, yaklaşık 1,5 kg’a tekabül ediyordu.69 Büyük miktarlardaki malların ağırlığını hesap etmek için kullanılan ölçü birimlerinden biri de “kıntâr” idi. Bir kıntâr 12.000 dinara karşılık gelmekteydi.70 Bu da yaklaşık olarak 50,772 gram (51 kg) ağırlığı ifade etmekteydi. Aynı zamanda kıntâr, hesap edilemeyecek düzeydeki ağırlıklar için kinaye yollu kullanılan kelimelerden biri idi.71
Resûlullah (sav) zamanında, ticareti yapılan bazı malların değeri hacim olarak belirlenmekte ve bazı hacim ölçüleri kullanılmaktaydı. Buğday ve pirinç gibi malların hacmi on altı rıtıl ağırlığına denk gelen “ferak” ile ölçeklendirilmekteydi.72 İsmi zikredilen bu ürünlere ilâve olarak, buğday, arpa ve kuru hurma gibi gıda maddeleri “müdd” ve “sâ’” ile ölçeklendirilirdi.73 Bir sâ’ dört müdden ibaret olduğuna74 ve bir müddün değerinin de 1,053 litre olduğu belirtildiğine göre,75 günümüz ifadesiyle bir sâ’ yaklaşık olarak 4,212 litreye denk gelmekteydi.
Allah Resûlü’nün döneminde “mekkûk” adı verilen hacim ölçüsü de kullanılmakta idi. Hz. Peygamber ortalama bir mekkûk suyla abdest, beş mekkûk suyla da gusül alırdı.76 Fakat mekkûk ile müddün kastedildiğini söyleyenler olduğu gibi77 bunun 7,3 veya 7,77 litrelik bir hacim ölçüsü olduğunu ifade edenler de vardır.78 Üç sa’ hacminde olduğu belirtilen79 ve yaklaşık 12,636 litreye tekabül eden “ferak”, Mısır kaynaklı olup yirmi dört sâ’ hacmindeki80 ve yaklaşık olarak 101 litreye karşılık gelen “irdebb”,81 altmış sâ’ hacminde olup 252,72 litreye denk gelen vesk,82 arpa ve buğday gibi tahılların, kuru üzüm ve hurma gibi ürünlerin hacimlerinin belirlenmesinde kullanılan ölçeklerdi. Hz. Peygamber, “Beş veskin altında zekât yoktur.” buyururken de bu ölçüyü kullanmıştı.83
O dönemde kullanılan belli başlı ağırlık ve hacim ölçüleri bunlar olmakla birlikte, bu ölçü ve tartıların birim bazındaki değerleri bölgeden bölgeye farklılık arz etmekteydi. Bu farklılıkları ortadan kaldırmak ve daha âdil bir ticarî sistem geliştirmek için Hz. Peygamber, “Tartı Mekkelilerin tartısı, ölçek ise Medinelilerin ölçeğidir.” buyurmuştur.84
Allah Resûlü’nün döneminde savaş gibi olağanüstü durumlarda silah olarak kullanılan araç ve gereçlerin başında kılıç gelmekteydi. Demirci ustalarının ellerinden çıkan kılıçların85 bir savaş aleti olarak değeri o kadar büyüktü ki... Bu nedenle kılıçlar altın ve gümüşle bezendiği gibi, deriden sicimlerle kınlarına ve kabzalarına bağlanan kurşun ve demirlerle de süslenmekteydi.86 O dönemde meşhur kılıçlardan biri de Hz. Peygamber’in Bedir Harbi’nde ganimet olarak aldığı Zülfikâr idi.87 Kılıçlar tek tip olmayıp bölgelere göre şekli değişmekteydi. Nitekim Mute Savaşı’nda Hâlid b. velîd’in elinde dokuz kılıç kırılmış sadece Yemen’de yapılan bir kılıç sağlam kalmıştı.88
Savaşlarda kargı ve mızrak da kullanılırdı.89 Allah Resûlü, “Yüce Allah bir ok vasıtasıyla şu üç kişiyi cennete koyar: Sadece hayır gözeterek onu yapan, onu (düşmana) atan ve okun ucundaki sivri demiri yapan.”90 buyurmuştu. Zira avcılıkta da kullanılan yay ve ok,91 önemli birer silah olup, savaşta düşmana karşı etkili olabilmek için okların ucuna ayrıca sivri demir takılırdı.92 Kılıçlar gibi yaylar da tek tip değildi. Yaylar yapım yerine ve şekline göre Arabî ve Fârisî diye nitelendirilirdi. Hz. Peygamber daha etkili olan Arap yaylarının kullanılmasını tavsiye ederdi.93 Ucunda sivri demir bulunan ve adına “harbe” denilen kısa mızraklar94 ve ince mızraklar da önemli savaş aletlerindendi.95
Savaş alanlarında düşmanların kılıç darbelerine ve oklarına karşı, çelik veya deriden yapılmış kalkanlar siper olarak kullanılırdı.96 Kılıç, ok, süngü gibi silah darbelerinden korunmak için başa takılan demirden yapılmış miğferler ve baştan aşağı bütün bedeni kaplayan zırhlar savaş alanlarının vazgeçilmezlerindendi. Hz. Peygamber de fetih günü, başında miğfer ile Mekke’ye girmişti.97
Hz. Peygamber döneminde savaş alanlarında güç ve otoriteyi temsil eden bayrak ve sancak da kullanılmakta idi. Savaş alanlarında kumaştan kare şeklinde siyah renk ağırlıklı siyah, beyaz veya sarı renkli bayrak bulundurulmaktaydı.98 Allah Resûlü’nün sancağı ise beyaz renkteydi.99 Savaş alanlarında bayrağın dikildiği mekân karargâh anlamına gelmekte, güç ve iktidarın nişanesi olarak kullanılmaktaydı. Sancak, savaşlarda ordu komutanının elinde bulunurdu.100
Her kültürde insanlar, ihtiyaçlarını gidereceği, hayatlarını kolaylaştıran ve diğer toplumlara üstünlük sağlamalarını sağlayan pek çok araç ve gereç kullanmış ve geliştirmişlerdir. Hz. Peygamber döneminde de insanlar dönemin toplumsal ve mali imkânlarının, tabiî şartların izin verdiği ölçüde evde, ticarette, savaşta ve hayatın diğer tüm alanlarında faydalandıkları çeşitli araç ve gereçler kullanmışlardır. Bu araç ve gereçler dönemin geçim düzeyini ve hayat seviyesini yansıtmasının yanı sıra yaşanan sade ve mütevazı hayatı da bize göstermektedir.
Kaynak notları
1 D5247 Ebû Dâvûd, Edeb, 160, 161.
2 Nahl, 16/80.
3 B4040 Buhârî, Meğâzî, 16.
4 B6295 Buhârî, İsti’zân, 49.
5 D457 Ebû Dâvûd, Salât, 14.
6 M6406 Müslim, Fedâilü’s- sahâbe, 165.
7 M5520 Müslim, Libâs ve zînet, 87.
8 B4323 Buhârî, Meğâzî, 56.
9 T1761 Tirmizî, Libâs, 27; D4153 Ebû Dâvûd, Libâs, 45.
10 T1750 Tirmizî, Libâs, 18; N5351 Nesâî, Zînet, 111.
11 N5379 Nesâî, Zînet, 122.
12 B5415 Buhârî, Et’ıme, 23.
13 D189 Ebû Dâvûd, Tahâret, 74; İM488 İbn Mâce, Tahâret, 66.
14 B5085 Buhârî, Nikâh, 13.
15 B3615 Buhârî, Menâkıb, 25; M7521 Müslim, Zühd, 75.
16 B2352 Buhârî, Müsâkât, 1.
17 D3695 Ebû Dâvûd, Eşribe, 7.
18 ST1/485 İbn Sa’d, Tabakât, I, 485.
19 B5837 Buhârî, Libâs, 27.
20 B4101 Buhârî, Meğâzî, 30.
21 T2364 Tirmizî, Zühd, 38.
22 N241 Nesâî, Tahâret, 149; İM378 İbn Mâce, Tahâret, 35.
23 DM43 Dârimî, Mukaddime, 7.
24 D4572 Ebû Dâvûd, Diyât, 19.
25 T1868 Tirmizî, Eşribe, 5.
26 B523 Buhârî, Mevâkîtü’s- salât, 2; M5176 Müslim, Eşribe, 38.
27 M5205 Müslim, Eşribe, 61; N5616 Nesâî, Eşribe, 27.
28 D3695 Ebû Dâvûd, Eşribe, 7.
29 B5593 Buhârî, Eşribe, 8.
30 B5624 Buhârî, Eşribe, 22.
31 B5606 Buhârî, Eşribe, 12; M5242 Müslim, Eşribe, 93.
32 B251 Buhârî, Gusül, 3.
33 B6562 Buhârî, Rikâk, 51.
34 D98 Ebû Dâvûd, Tahâret, 47; İF1/291 İbn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 291.
35 M727 Müslim, Hayız, 41.
36 M756 Müslim, Hayız, 64.
37 B197 Buhârî, vudû’, 45.
38 HM1133 İbn Hanbel, I, 134.
39 İM628 İbn Mâce, Tahâret, 118.
40 D355 Ebû Dâvûd, Tahâret, 129; DM799 Dârimî, Tahâret, 83.
41 HM27393 İbn Hanbel, vI, 337.
42 B6241 Buhârî, İsti’zân, 11; M5638 Müslim, Âdâb, 40.
43 İM2324 İbn Mâce, Ahkâm, 8.
44 İM361 İbn Mâce, Tahâret, 30.
45 M5091 Müslim, Edâhî, 19.
46 N4404 Nesâî, Dahâyâ, 18; İM3244 İbn Mâce, Sayd, 17.
47 B675 Buhârî, Ezân, 43; M793 Müslim, Hayız, 93.
48 D3819 Ebû Dâvûd, Et’ıme, 38.
49 N4405 Nesâî, Dahâyâ, 18; İM3176 İbn Mâce, Zebâih, 5.
50 B2488 Buhârî, Şirket, 3.
51 D2824 Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 14, 15; İM3177 İbn Mâce, Zebâih, 5.
52 B5544 Buhârî, Sayd, 37; M5092 Müslim, Edâhî, 20.
53 B5704 Buhârî, Tıb, 17; M5743 Müslim, Selâm, 71.
54 DM43 Dârimî, Mukaddime, 7; B4101 Buhârî, Meğâzî, 30.
55 B2321 Buhârî, Müzâraa, 2.
56 D3074 Ebû Dâvûd, Harâc, 35, 37.
57 B4197 Buhârî, Meğâzî, 39; Müslim, Cihâd ve siyer, 121.
58 AHS196 Mâverdî, el- Ahkâmü’s-sultâniyye, 196-197.
59 D3449 Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 48; İM2263 İbn Mâce, Ticâret, 52.
60 W. Hinz, İslâm’da Ölçü Sistemleri, s. 2.
61 D3349 Ebû Dâvûd, Büyû’, 12; N4567 Nesâî, Büyû’, 44.
62 D1715 Ebû Dâvûd, Lukata, 1.
63 W. Hinz, İslâm’da Ölçü Sistemleri, s. 3.
64 B5153 Buhârî, Nikâh, 55; M3490 Müslim, Nikâh, 79.
65 İE5/131 İbnü’l-Esîr, Nihâye, v, 131-132.
66 D1628 Ebû Dâvûd, Zekât, 24; T1114 Tirmizî, Nikâh, 23.
67 M3489 Müslim, Nikâh, 78; D2105 Ebû Dâvûd, Nikâh, 27, 28.
68 D3281 Ebû Dâvûd, Eymân ve nüzur, 15; D238 Ebû Dâvûd, Tahâret, 96.
69 W. Hinz, İslâm’da Ölçü Sistemleri, s. 34.
70 İE4/113 İbnü’l-Esîr, Nihâye, Iv, 113.
71 MA6028 Abdürrezzâk, Musannef, III, 380; DM3482 Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 30.
72 B5974 Buhârî, Edeb, 5; B4159 Buhârî, Meğâzî, 36; D238 Ebû Dâvûd, Tahâret, 96.
73 B1507 Buhârî, Zekât, 74; M2351 Müslim, Zekât, 69.
74 ŞN7/229 Nevevî, Şerh ale’l- Müslim, vII, 229.
75 W. Hinz, İslâm’da Ölçü Sistemleri, s. 56.
76 M736 Müslim, Hayız, 50; N73 Nesâî, Tahâret, 59.
77 İE4/350 İbnü’l-Esîr, Nihâye, Iv, 350.
78 W. Hinz, İslâm’da Ölçü Sistemleri, s. 54.
79 M727 Müslim, Hayız, 41.
80 İE1/37 İbnü’l-Esîr, Nihâye, I, 37.
81 M7277 Müslim, Fiten, 33; D3035 Ebû Dâvûd, İmâre, 28, 29.
82 D1560 Ebû Dâvûd, Zekât, 2.
83 D1559 Ebû Dâvûd, Zekât, 2.
84 D3340 Ebû Dâvûd, Büyû’, 8.
85 B4733 Buhârî, Tefsîr, (Meryem) 4.
86 B2909 Buhârî, Cihâd, 83.
87 İM2808 İbn Mâce, Cihâd, 18; HM2445 İbn Hanbel, I, 270.
88 B4265 Buhârî, Meğâzî, 45.
89 B4269 Buhârî, Meğâzî, 46; M278 Müslim, Îmân, 159.
90 N3148 Nesâî, Cihâd, 26.
91 B5478 Buhârî, Sayd, 4; M4983 Müslim, Sayd, 8.
92 B7075 Buhârî, Fiten, 7.
93 İM2810 İbn Mâce, Cihâd, 18.
94 B498 Buhârî, Salât, 92.
95 M6395 Müslim, Fedâilü’s- sahâbe, 157.
96 M4404 Müslim, Hudûd, 5; D22 Ebû Dâvûd, Tahâret, 11.
97 B5808 Buhârî, Libâs, 17.
98 D2591, D2593 Ebû Dâvûd, Cihâd, 69; Av7/182 Azîmâbâdî, Avnü’l-ma’bûd, vII, 182.
99 T1681 Tirmizî, Cihâd, 10.
100 M6222 Müslim, Fedâilü’s- sahâbe, 33.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, 7. Cilt, s. 321–330
