"Vatanını En Çok Seven İşini En İyi Yapan Ve Değerlerini Muhafaza Edendir."

Kıymetli cemaati müslimin

Tarih sayfalarına baktığımızda, yurtsuz kalanların, vatan topraklarından mahrum bırakılanların hangi acılara katlandığını, gözyaşları içinde nasıl bir esaret hayatı yaşadığını görürüz. Vatan; sadece üzerinde yürüdüğümüz taş, toprak veya haritadaki bir çizgi değildir. Vatan; ananın kucağı, babanın duası, mezar taşı, cennet kokusu ve en önemlisi inancımızı hürce yaşayabildiğimiz, ezan sesini özgürce duyabildiğimiz en büyük sığınaktır.

Kur'an-ı Kerim'de insanoğlunun fıtratındaki bu derin vatan ve yurt sevgisi çok çarpıcı bir mukayese ile şöyle dile getirilir:

وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُوا۟ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِّنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا۟ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا

"Eğer onlara, 'Kendinizi öldürün (birbirinizi öldürün) ya da yurtlarınızdan çıkın' diye yazsaydık (emretseydik), içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Oysa kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette bu onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu."(nisa 66)

Bu ayet, insanın doğduğu, büyüdüğü topraklardan koparılmasının ruhunda yarattığı o muazzam sarsıntının ve zorluğun en ilahi delilidir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de doğup büyüdüğü mübarek topraklar olan Mekke’den hicret etmek zorunda kalırken Hazret-i Ebubekir ile birlikte Sevr Mağarası'na sığınmış, ardından Yesrib'e (Medine) yönelmiştir. Mekke'den ayrılırken arkasına dönüp hüzünle bakmış ve o topraklara olan sevgisini şu unutulmaz sözlerle dile getirmiştir: "Vallahi sen Allah’ın yaratmış olduğu toprakların en hayırlısı ve bana en sevimli olanısın! Eğer kavmim beni senden çıkarmamış olsaydı, asla ayrılmazdım." (Tirmazi, Menakıb, 68).

İşte bu vaazımızda, yüreklerimizdeki bu kutsal emanetin, vatan sevgisinin değerini, vatansız kalmanın getirdiği tarifsiz acıları ve bu vatana sahip çıkmanın gerçek manasını Kur'an, sünnet, tarihin hatıraları ve hikmetli kıssaları eşliğinde ele alacağız.

Muhterem müslümanlar

Nimetin kadrini, ancak o nimet elden gittiğinde anlarız. Sağlığın kıymeti hasta olunca, huzurun kıymeti çatışmalar başlayınca anlaşılır. Vatan da böyledir. Üstünde özgürce nefes aldığımız bu topraklar, üzerinde yaşayan milyonlarca insan için sadece bir coğrafya parçası değil, hayatın ta kendisidir.

Dini terminolojide "Vatan sevgisi imandandır" sözü her ne kadar lafzen merfu bir hadis olarak rivayet edilmese de (Acluni, Kesfu'l-Hafa), İslam alimleri bu mananın Kur'an'ın ruhuna ve Peygamberimizin tatbikatına tamamen uygun olduğunu ittifakla belirtmişlerdir. Çünkü insan, inancını, ibadetini, ahlakını ancak güvenli ve huzurlu bir vatanda yaşayabilir. Efendimiz (sav) in de yaklaşık elli beş senesini geçirdiği toprakları terk etmesinin sebebide dinini inancını özgürce yaşayabileceği bir beldeye gitmekti.

Vatanın önemini hissetiren bir hikaye de Malik bin Dinar hazretlerinin hayatında geçer. Bir gün büyük veli Malik bin Dinar, bir köyden geçerken çocukların sokakta bir kediyi sıkıştırıp eziyet ettiklerini görür. Çocuklara yaklaşır ve kediyi onların elinden kurtarır. Kedi hemen kaçıp yakındaki yıkık bir duvarın deliğine sığınır. Çocuklar arkasından taş atmaya devam edince Malik bin Dinar onlara mani olur ve şöyle der: "Çocuklar, bırakın hayvanı! Her canlının sığındığı bir yuvası, bir vatanı vardır. O evinde güvendedir." Kedi tehlikeden kurtulunca derin bir nefes alır; bunu gören mübarek zat derin bir ah çeker ve yanındakilere döner: "Bakın, şu dilsiz hayvan bile kendi küçük yuvasında, kendi vatanında güvende olunca nasıl huzur buluyor. İnsanoğlu da böyledir; vatanı elinden gittiğinde ruhu da işte böyle sokak ortasında kalmış garip bir kedi gibi sahipsiz ve tedirgin olur."

Tarih boyunca bu toprakları bize vatan kılmak için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi hatırlayalım. Çanakkale'de, Sakarya'da, 15 Temmuz'da bu millet, vatan söz konusu olduğunda gerisinin teferruat olduğunu tüm dünyaya haykırmıştır. Toprağın bağrına düşen her bir fidan, bu vatanın metrekaresine adını kanıyla yazmıştır. Vatan, atalarımızın emaneti, çocuklarımızın geleceğidir. Bu emanete sadakat göstermek, imanımızın gereğidir.

Değerli müninler

Vatansız kalmak, dünyada yaşarken cehennemi tatmak gibidir. Bugün dünyanın dört bir yanında evini, barkını, yurdunu terk etmek zorunda kalan mülteci kardeşlerimizin hallerine bir bakarsak. Onların gözlerindeki o derin hüzün, o kimsesizlik, vatansızlığın ne kadar ağır bir imtihan olduğunu bize haykırmaktadır.

Tarih kitaplarında, Endülüs’ün (İspanya) düşüşünden sonra yurtsuz kalan Müslümanların yaşadığı acıları anlatan bir rivayette Endülüs'ün son Müslüman kalesi Gırnata teslim edildikten sonra, Kurtuba ve diğer şehirlerden sürülen binlerce aile yollara düşer. Bu ailelerden biri, Akdeniz kıyılarında küçük bir kayıkla Sicilya'ya geçmeye çalışırken fırtınaya yakalanır. Yanlarındaki eşyalarını denize atmak zorunda kalırlar. Ailenin yaşlı reisi, dalgalarla boğuşurken eline geçirdiği bir avuç Endülüs toprağını göğsüne bastırarak ağlar ve yanında bulunan torununa şöyle vasiyet eder: "Evladım, unutma! İnsan ekmeksiz, susuz yaşayabilir lakin vatansız yaşayamaz. Vatansızlık, kefensiz mezara girmek gibidir."

Vatansız insan; köksüz ağaca benzer. Hangi kapıyı çalsa gariptir, hangi sofraya otursa misafirdir. Kimliksiz, güvencesiz, boynu bükük yaşamak zorunda kalır. Kendi evinde efendi değil, başka ellerde köle olmanın acısını yaşar. Peygamber Efendimiz de Medine’ye hicret ettiğinde orayı kendilerine yeni bir vatan edinmiş, lakin Mekke’nin hasretini daima yüreğinde taşımıştır. İnsan vatanını kaybettiğinde sadece evini kaybetmez; geçmişini, hatıralarını, mezarlarını, benliğini ve geleceğe dair umutlarını da kaybeder. İşte bu yüzden vatan, göz bebeğimiz gibi korumamız gereken en büyük maddi ve manevi zenginliğimizdir.

Aziz cemaat

Peki, "Ben vatanımı seviyorum" demek yeterli midir? Sadece bayrak sallamak, milli marşları coşkuyla söylemek vatan sevgisini tam olarak karşılar mı?

Elbette hayır! Vatan sevgisi lafla değil, icraatla, fedakarlıkla ve sorumluluk bilinciyle olur. Vatana sahip çıkmanın asıl manası şu dört temel sütun üzerinde yükselir:

1. Dini ve Manevi Değerleri Korumak Bir ülkenin ruhu, o ülkenin inancıdır, maneviyatıdır, ahlaki değerleridir. Eğer bir milletin dini değerleri içi boşaltılır, ahlaki yapısı çökertilirse, o ülkeyi düşmanların işgal etmesine gerek kalmaz; o millet içeriden çöker.

Bununla ilgili İslam tarihinde hikmetli bir olay, Kuteybe bin Müslim'in Maveraünnehir fethinde yaşanmıştır. Kuteybe, Semerkant şehrini kuşattığında, şehrin yerli halkı İslam ordusunun kendi habersiz ve haksız bir şekilde şehre girdiğini iddia ederek halifenin kadısına (mahkemesine) şikayette bulunur. İslam kadısı Cemil bin Amir, büyük bir adalet örneği göstererek Kuteybe’nin ordusunun şehirden derhal çıkmasını ve hakka riayet edilmesini emreder. Şehrin yerli halkı, düşman bildikleri bu ordunun ve onun dininin getirdiği bu olağanüstü adaleti, dürüstlüğü ve manevi üstünlüğü görünce hayran kalır. Silahla alınamayan o devasa şehir, İslam'ın ahlakı ve manevi değerleri karşısında kendi rızasıyla teslim olur ve halkı kitleler halinde Müslüman olur. İşte vatana sahip çıkmak; sadece toprak parçasını değil, o toprağa asıl ruhunu veren Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanmak, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetini yaşamak, camilerimizi gençlerle doldurmak ve neslimizi hakikat üzere yetiştirmektir.

2. Kültürü, Kimliği ve Öz Benliği Korumak Küreselleşen dünya, milletlerin öz benliğini yok etmek için kültürel asimilasyonlar ve akımlar üretmektedir. Kendi diline, tarihine, sanatına, geleneklerine ve değerlerine yabancılaşan bir nesil, kendi vatanında ecnebi gibi yaşar.

Osmanlı döneminde Buhara'dan Anadolu'ya gelen büyük erenlerden Emir Sultan hazretlerinin meclisinde geçen bir menkıbe bu gerçeği ne güzel özetler: Bir gün meclisine gelen genç bir derviş, yabancı dillerde şiirler okuyarak, başka milletlerin giyim kuşam tarzını överek böbürlenir. Emir Sultan hazretleri gence bakar ve şöyle der: "Evladım, kulak ver! İnsanın kıyafeti dışını süsler ama dili ve kültürü ruhunu inşa eder. Kendi diline ve öz kültürüne sırt çeviren bir millet, bin yıllık ulu çınarın kuruyan dalı gibidir; ilk esen rüzgârda kırılır gider." Vatana sahip çıkmak; Türkçe’mize sahip çıkmak, tarihimizi doğru okumak, ecdadın mirasına leke sürmemek ve kendi kimliğimizle gurur duymaktır. Başka kültürlerin özentisiyle kendi köklerini kurutanlar, yarın rüzgâr önünde savrulan yapraklara dönerler.

3. Ülkesini İleri Taşımak İçin Çalışmak Vatan sevgisi, "Vatanımı seviyorum" diyerek yan gelip yatmak değildir. Vatan sevgisi; bilimin, teknolojinin, eğitimin, üretimin en tepesine çıkmak için gece gündüz demeden çalışmaktır. Alın teri dökmektir.

İslam tarihindeki ilim öncülerinden olan ve asırlar önce yaptığı robotik ve mekanik icatlarla bilinen El-Cezerî’nin hayatında bu şuur açıkça görülür. Artuklu Sarayı'nda görev yaparken kendisine sunulan saray imtiyazlarını ve rahatlığı bir kenara bırakarak atölyesinde günlerce uyumadan calısmış, makineler, su pompaları, saatler tasarlamıştır. Ona bu kadar yorulmasının sebebi sorulduğunda şu tarihi cevabı vermiştir: "Bilgi ve üretimle donanmayan bir millet, başkalarının ellerine mahkum olur. Benim bu atölyede döktüğüm her damla alın teri, yarın yurdumun bağımsızlığını koruyacak en sağlam kalkandır." Laboratuvarlarda projeler üreten bilim insanı, sınıflarda kahraman nesiller yetiştiren öğretmen, tarlasını süren çiftçi, fabrikada çarkı döndüren işçi... Hepsi vatan savunmasındadır. Bugün ekonomik olarak, teknolojik olarak güçlü olmayan bir ülkenin bağımsızlığı kağıt üstünde kalır. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak, her birimizin boynunun borcudur.

4. Dürüst Olmak ve İşini En İyi Yapmak İşte burası vaazımızın en hassas noktasıdır. Vatana sadakat, sadece savaş meydanlarında düşmanla çarpışmakla sınırlı değildir. Barış zamanında, günlük hayatımızda gösterdiğimiz dürüstlüktür.

Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يُحِبُّ إِذَا عَمِلَ أَحَدُكُمْ عَمَلًا أَنْ يُتْقِنَهُ

"Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli en güzel şekilde, sağlam ve maharetle yapmasından memnun olur." (Beyhaki, Şuabü'l-İman, IV, 334).

Bu hadisin manasını zihinlere kazıyan pek bilinmeyen bir Osmanlı esnaf hikâyesi vardır: Bursa'da ipek dokumacılığı yapan bir dükkân sahibi, ürettiği kumaşların arasına asla kusurlu veya çürük iplik katmazdı. Bir gün kendisine, "Efendi, bu iplikleri biraz daha ucuza mal edip daha çok kazanabilirsin, kimse fark etmez" dediklerinde, o esnaf şu efsanevi cevabı verir: "Beni müşterim görmese de Rabbim görüyor. Eğer ben bu işte hile yaparsam, bu kumaşı giyen askerimizin zırhı delinir, şehidimizin kanı yerde kalır, bu vatanın temeli sarsılır. Bizim işimiz sadece kumaş dokumak değil, bu devletin şerefini dokumaktır."

Bir esnafın hile hurda karıştırmadan ticaret yapması, bir memurun işine vaktinde gelip hakkıyla çalışması, bir amirin adaletle hükmetmesi, bir gencin kopya çekmeden, hakkıyla ilim öğrenmesi... Bunların her biri en büyük vatan sevgisidir. İşini ihmal eden, görevini kötüye kullanan, rüşvet alan veya veren, kamu malına el uzatan kimse, adına ne denirse densin, bu vatana en büyük ihaneti yapmaktadır. Vatan sevgisi, "Beni kimse görmüyorsa bile Allah görüyor" bilinciyle işini en mükemmel şekilde yapmaktır.

Kıymetli cemaat-i müslimin!

Şu mübarek minberden sesleniyoruz: Bu topraklar bize kolay verilmedi. Alnımızın teri, gözyaşımız ve şehitlerimizin mübarek kanıyla sulandı. Bu vatan, üzerinde ezanların susmadığı, bayrağın gururla dalgalandığı, neslimizin imanla büyüdüğü son kalemizdir.

Vatanımıza sahip çıkalım. Dini koruyalım, kimliğimizi unutmayalım, tembellik etmeyelim, çok çalışalım ve işimizi en iyi şekilde yapalım. Unutmayalım ki, yarın mahşer gününde bu topraklarda nasıl yaşadığımızın, bu emaneti nasıl koruduğumuzun hesabı sorulacaktır.

Yüce Rabbimiz, birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Devletimize ve milletimize zeval vermesin. Bu vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizin mekanlarını cennet, derecelerini ali eylesin. Bizleri, vatanına, bayrağına, dinine ve değerlerine sadık kullarından eylesin.

Amin, velhamdülillahi rabbil alemin.