بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

قُل لاَّ يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُواْ اللّهَ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

(Ey Muhammed!) De ki: "Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile. Ey akıl sahipleri! Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.(Maide 100. ayet)

Pek Aziz ve Muhterem Din Kardeşlerim!

İslam dini, insanoğluna dünya ve ahiret mutluluğunu kazandıracak prensiplerle doludur. İslam’da çalışmak, emek, helal kazanç ve alın teri, tıpkı ilim gibi farz telakki edilmiş, kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, ailesinin nafakasını temin etmek maksadıyla, meşru yoldan çalışıp kazanması, ibadet ölçüsünde kutsal ve değerli bir davranış olarak kabul edilmiştir.

Rızık veren Canb-ı Hak’tır, kula düşen rızkını helal yoldan temin etmek, haramdan sakınmaktır.

İnsanlığın ilk imtihanı daha cenneteyken helal lokmayla başlamıştır.

Mevlâmız insanlığa son mesajı olan Kur’ân-ı Kerim’inde bu mevzu ile alakalı;

وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ

Dedik ki: "Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."(Bakara 35. ayet) buyurmak suretiyle, insanlığın helal lokmayla imtihanının kıyamete kadar devam edeceği hakikatini bize hatırlatmaktadır.

Muhterem Mü’minler!

Helal lokma; helal kazançla, ölçü ve tartı eksiksiz yapılarak, dürüst söz ve davranışlarla, emeğin karşılığı verilerek, kul ve kamu hakkına riayet edilerek elde edilen gelirden temin edilir. Çünkü insanın hayatında yediği lokmanın çok önemli bir yeri vardır, lokma sadece mideye giren bir yiyecek değildir. O lokma, bedenimize, ailemize ve hayatımıza dâhil olur, iman ve ibadetlerimize sirayet eder. Bu sebeple müslüman, “ne yiyorum?” sorusu kadar “nasıl kazanıyorum?” sorusunu da kendisine sormalıdır.

Ayet-i Kerimelerde şöyle buyrulmaktadır;

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

"Allah’ın size verdiği helâl ve güzel rızıktan yiyip için ve eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’nun nimetine de şükredin."(Nahl 114. ayet)

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَـلَالاً طَـيِّباًۘ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ين ﴿١٦٨ اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

‘’Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, çirkinliği, Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi buyurur.’’(Bakara, 168. ve169. ayetler)

Muhterem Cemaat!

Çalışmak, ailesinin rızkını helal yoldan kazanmak ve kimseye muhtaç olmamak, Müslüman için büyük bir değerdir. Helal kazanç; alın teriyle, emekle, dürüstlükle, kul hakkına riayet ederek, meşru sınırlar içinde elde edilen kazançtır.

İslam’da tabi kazanç yolu emektir, çalışmaktır, üretmektir. Çünkü mevlâmız Necm Suresi 39. Ayetinde

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

‘’İnsan için ancak çalıştığı vardır.’’(Necm 39. ayet) Buyurmakta,

Peygamber Efendimizde çalışmanın ehemmiyetiyle alakalı olarak;

عََنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ :‏"‏ مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ ‏"‏‏.‏

“Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir. Davut (a.s.) kendi el emeğiyle geçinirdi.” (Buhari, Büyu, 15, III/IX) Buyurmuştur.

Aziz Din Kardeşlerim!

Bu helâl ve temiz rızkı elde etmenin, sanaat, ticaret, ziraat, hayvancılık, sanayi, memuriyet, işçilik gibi çeşitli meşru yolları vardır. Bu yollardan birisiyle kendimizin, çoluk çocuğumuzun geçimini sağlamalı, sonra da bize verdiği bu temiz ve helal rızıktan ötürü, Allah'a şükretmeli, o kazancın bir kısmını da Allah için yoksullara vermeliyiz.

Daha sonra, kendimizin ve ailemizin geçimini temin etmek için daima helal lokma peşinden koşmamız gerekir. Kumar, faiz, gasp, hırsızlık, kul ve kamu hakkı gibi haksız ve İslam tarafından yasaklanmış kazançlardan kaçınmamız gerekir.

Hayatta her birimizin meşgalesi vardır. Kimimiz amir, kimimiz memur, kimimiz işçi, ziraatçi, usta, esnaf, emekli. Neticede hepimiz yaptığımız meslek itibarı ile birbirimize yardım ediyor, ihtiyaçlarını gideriyor ve hayatlarını kolaylaştırıyoruz. Bize düşen, insanların emeklerine saygı duymak, karşılığını vermek, kul hakkından ve haram lokmadan sakınmak şartıyla helal kazanç elde edilmelidir.

Mevlamız helal kazanç temini hakkında şöyle buyurmaktadır;

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.(Nisa 29. ayet)

Muhterem Kardeşlerim!

Hanefi fakihlerinden Ebulleys Semerkandi helal kazanç temini hakkında şu hususlara dikkat etmemizi ister;

1-Kazanç uğruna mükellef olduğu ibadetleri terk etmemek

2-Kazanç elde ederken hiçbir mahluka zarar vermemek

3-Kul haklarına dikkat etmek

4-Gaye mal biriktirmek değil de, aile fertlerini helal lokma ile beslemek olmalı.

5-Rızık temini için bedenin aşırı yormamalı, aile bireylerini ihmal etmemeli.

6-Rızık verenin Allah olduğuna inanmalı ve nasibini aramalı.

Mütefekkir ve Eğitimci Nurettin Topçu derki:

Akıl, ilimle

Kalp, merhametle

Ruh, estetikle

Mide, helal lokma ile dolmalıdır.

Aziz Din Kardeşlerim!

Haramlara bulaşan kalp ve haramlarla beslenen vücut zamanla asli ve safi özelliğini kaybederek ibadetlerden lezzet almamaya başlar. Helal lokma azalınca ibadetlerin manevi lezzeti azalır. Haramlardan elde edilen kazanç ve haram lokma, insanı ibadetlere karşı isteksiz ve gevşek hale getirir, kalbi huzurdan, duaları müstecâb olmaktan mahrum bırakır, evlatlar asi, yuvalar huzursuz olur.

Ayet-i Krime’de;

يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ

"Ey peygamberler! Tertemiz nimetlerden yiyip için, Salih ameller işleyin (güzel işler yapın). Kuşkusuz ben yaptıklarınızı eksiksiz bilmekteyim.(Mü’minun 51. ayet) buyrulmak suretiyle, salih amel ile helal lokma arasındaki bağa dikkat çekilmektedir.

Hadis-i Şerifte ise;

الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أشْعَثَ أغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِإلى السَّماءِ، يا رَبِّ، يا رَبِّ، ومَطْعَمُهُ حَرامٌ، ومَشْرَبُهُ حَرامٌ، ومَلْبَسُهُحَرامٌ، وغُذِيَ بالحَرامِ، فأنّى يُسْتَجابُ لذلكَ؟

“Bir adam uzun bir yolculuğa çıkmış, saçı başı dağılmış, tozlanmış, sonra ellerini semaya kaldırmış, ‘Yâ Rabbi, yâ Rabbi...’ diye yalvarıyordu. Oysa onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, beslendiği gıda haram! Onun bu hâldeki duası nasıl kabul edilebilir ki!” (Müslim, Zekât, 65. hadis) buyrulmaktadır.

Helal lokma ve kazanç, kulun kalbinde huşunun yerleşmesine, evlatların hayırlı olmasına, evinde ve sofrasında bereketin artmasına, ibadetlerinde ihlas ve samimiyetin oluşmasına vesile olur. Helal lokma sadece midemizi değil, kalbimizi, ruhumuzu, gönlümüzü ve irademizi de besler.

Değerli Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Zenginlik mal çokluğu değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.”

(Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 130)

Hz. Peygamber gerçek zenginliğe ulaşmanın yolunu kanaatkar olmaktan geçtiğini ve kanaatkârlığı bir iffet, tok gözlülük ve gönül zenginliği olarak bildirmiştir. İnsan ne kadar mala sahip olursa olsun, gönlünde kanaat yoksa kendisini zengin hissedemez.

Kanaat; Allah’ın bize verdiği nimetleri küçümsemeden, başkalarının sahip olduklarına göz dikmeden, elimizdekinin kıymetini bilerek yaşamaktır. Kişinin azla yetinip elindekine razı olması, kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayabileceği maddî imkânlarla iktifa edip, başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulması” manasına gelmektedir. İnsanın elinden gelen gayreti gösterdikten sonra Allah’ın takdirine razı olması, sahip olduğu nimetlerin kıymetini bilmesi ve harama başvurmadan hayatını sürdürmesidir.

Kanaat, sadece fakirlere mahsus bir haslet değildir. Bilakis, zenginlerin daha çok ihtiyaç duyduğu bir haslettir. Çünkü mal arttıkça beraberinde mal sevgisi, hırs ve tamahta artmakta, bütün ailesine yetecek kadar mal kazansa bile, bununla yetinmeyecek, daha fazla kazanmaya ve servetini arttırmaya çalışacaktır.

Bir insanın evi vardır, daha büyüğünü ister.

Arabası vardır, daha iyisini ister.

Maaşı vardır, daha fazlasını ister.

Bir şeyi elde eder, gözünü başka bir şeye diker.

Böylece insanın arzuları sürekli büyür.

İşte kanaat, bu bitmek bilmeyen isteklere karşı insanın gönlünü koruyan büyük bir nimettir.

Muhterem Kardeşlerim!

Dünyada bazı insanlar çok kazanır ama huzur bulamaz. Bazı insanların malı azdır ama gönlü huzur içindedir. Demek ki huzurun kaynağı yalnızca para değildir. İnsan kanaat etmeyi öğrendiğinde hayatı değişir, daha az kıskanır, daha az şikâyet eder, daha az hırs yapar, başkalarının nimetlerine göz dikmez, elindeki nimeti küçümsemez, kalbi rahatlar. İşte bu yüzden kanaat, insanın gönlünü zenginleştirir.

Tasavvuf ehline göre kişinin mala karşı tamahkar olmaması gerekir. Bu da ancak beslenme, giyim ve mesken gibi temel ihtiyaçların yeteri kadar karşılanmasıyla mümkündür. Hz. Peygamber’in ve ilk müslümanların hayat tarzı azla yetinmenin ve zâhidâne yaşamın örnekleriyle doludur. Hz. Peygamber, İslâm’ın Arap yarımadasının hemen hemen tamamına yayıldığı zamanlarda bile mal ve servet biriktirmemiş, yaşantısında daima azla yetinmiş, eline geçen malları fakirlere dağıtmış, özellikle Ashâb-ı Suffe’yi de bu şekilde yetiştirmiştir.

İmam-ı Gazzâlî, bu konularda ihtiyaç sınırını aşarak daha çoğunu isteyen ve uzun süreli gelecek kaygısıyla zihnini meşgul edenlerin kanaat şerefini kaybetmiş, tamahkârlık ve hırs zilletiyle lekelenmiş olacağını belirtir.

Aziz Din Kardeşlerim!

Nefis ve şeytanın insana nufuz ettiği en kestirme yol haram lokmadır. Haram lokma mideye girdimi kalbi karartır, iradeyi zayıflatır, kişiyi adım adım günaha sürükler.

Bundan dolayı, satın aldığımız veya dışarıda yediğimiz ürünler konusunda da çok dikkatli olmalıyız, özellikle tavuk, sucuk, salam, sosis gibi et mamulleri; eti helal ve islami usullere göre kesilip hazırlanmış olmalı. Katkı maddeleri, gdo’lu ürünler, jelatin, emülgatörler, aroma, hazır ve işlenmiş ürünler, cipsler, asitli ve enerji içecekleri, sokaklarda satılıp menşei, içeriği belli olmayan gıdalar konusunda hassas olmalı ve boykot ürünlere karşı gösterdiğimiz duruşumuzu devam ettirmeliyiz.

Nitekim Peygamber Efendimiz bu hususla alakalı

نَّ الحَلاَلَ بَيِّنٌ ، وإِنَّ الحَرامَ بَيِّنٌ ، وَبَيْنَهما مُشْتَبِهاتٌ لاَ يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ ، فَمَن اتَّقى الشُّبُهاتِ ، اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وعِرْضِهِ ، وَمَنْ وَقَعَ في الشبُهاتِ ، وقَعَ في الحَرامِ ، كالرَّاعي يرْعى حَوْلَ الحِمى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَع فِيهِ ، أَلاَ وإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى ، أَلاَ وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمهُ ، أَلاَ وإِنَّ في الجسَدِ مُضغَةً إذا صلَحَت صَلَحَ الجسَدُ كُلُّهُ ، وَإِذا فَسَدَتْ فَسدَ الجَسَدُ كُلُّهُ : أَلاَ وَهِي القَلْبُ

“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalb'dir.” [Buharî, İman 39 Müslim, Müsakat 107)

Muhterem Cemaat!

Bereket; Allah’ın bir nimeti artırması, çoğaltması, hayırlı ve faydalı hâle getirmesidir. Bazen çok para kazanırsınız ama para yetmez. Bazen az kazanırsınız ama evinizde huzur olur, sofranızda bereket olur. İşte burada bize lazım olan şey sadece çokluk değil, berekettir. Günümüzde insanlar çoğu zaman bereketi miktarla karıştırıyor.

“Ne kadar çok param varsa o kadar bereketliyim.”

“Ne kadar büyük evim varsa o kadar mutluyum.”

“Ne kadar çok malım varsa o kadar zenginim.”

‘’Ne kadar güzel arabam varsa o kadar huzurluyum’’

Oysa bunlar her zaman doğru değildir.

Bir insanın çok parası olabilir ama borçtan başını kaldıramayabilir.

Çok büyük bir evi olabilir ama o evde huzur olmayabilir.

Çok yiyeceği olabilir ama sağlığı olmayabilir.

Çok boş zamanı olabilir ama onu hayırlı işlerde kullanamayabilir.

Demek ki mesele sadece çokluğa sahip olmak değil, sahip olduğumuz şeyden hayır görebilmektir. İşte buna bereket diyoruz. Bereketli bir hayat istiyorsak önce kazancımıza dikkat etmeliyiz.

Haram kazançla bereket aranmaz, hileyle elde edilen malın çokluğu, insanın gönlünü zenginleştirmez, kul hakkıyla elde edilen para, sofraya girdiğinde sadece maddi bir nimet olarak görülmemelidir; onun bir mesuliyeti bir de hesabı vardır.

Evlerimiz eşyalarla, sokaklar arabalarla, dolaplarımız giysi ve ayakkabılarla, odalarımız elektronik aletlerle, midelerimiz gıdalarla doldu ama, huzur ve mutluluk azaldı. Güzel evler, eşyalar, arabalar, lüks ve konfor neden bizi mutlu etmiyor? Çünkü insan değerini malla, mülkle, itibarıyla, makamıyla, sahip olduklarıyla ölçmeye başladı. Oysa insan imanı, ibadeti, akrabalığı, komşuluğu, cömertliği, yardımseverliği, kanaati ve kalbindeki iyi niyet ve samimiyetiyle değerlidir. Bize bahşedilen nimet ve eşyalar kullanılmak için vardır, kıymetli olan, değer ve paha biçilemeyen insandır. Malesef günümüzde dünya ahiretin, madde mananın, eşya insanın, menfaat dostluğun önüne geçti

Mevlamız bu hakikati bize şu şekilde beyan buyuruyor;

وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

"Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."(Taha 124. ayet)

Değerli Kardeşlerim!

Geliniz, sofralarımızı helal lokmayla süsleyelim.

Kazancımız az da olsa helal olsun.

Evimiz küçük de olsa huzurlu olsun.

Soframız sade de olsa bereketli olsun.

Çocuklarımız çok mala değil, temiz bir mirasa sahip olsun.

Unutmayalım:

Haramla çoğalan mal, sahibine mutluluk ve huzur getirmez, helal lokma, az olsa bile evimize, soframıza bereket, gönlümüze, ruhumuza huzur verir.

Rabbimiz bizleri helalinden kazanan, haramdan sakınan, kul hakkına riayet eden kanaat ve şükür ehli kullarından eylesin.