Haftanın Vaazı.. 06.11.2026 tarihli: "Musibetler Karşısında İmanlı Duruş" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
"İnsanlar, 'İman ettik' demekle, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut, 2. Ayet)
Yüce Rabbimiz, bizleri imtihan için gönderdiği bu dünyada sayısız nimetlerle buluşturmuştur. Sağlık vermiş, aile vermiş, evlat vermiş, mal ve mülk vermiştir. Ancak dünya hayatı yalnızca nimetlerden, sevinçlerden ve güzelliklerden ibaret değildir. Bazen hastalıkla, bazen yoklukla, bazen sevdiklerimizin kaybıyla, bazen de hiç beklemediğimiz sıkıntılarla karşılaşırız.
Öyle zamanlar olur ki insanın sağlığı bozulur, geceleri uykusu kaçar. Öyle zamanlar olur ki geçim sıkıntısı kapısını çalar, aile huzuru sarsılır, umutla beklediği bir haber gelmez. İşte böyle zamanlarda insanın yalnızca bedeni değil, kalbi ve imanı da imtihandan geçer.
Kıymetli Müminler!
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki iman etmek, dünyada hiçbir sıkıntıyla karşılaşmayacağımız anlamına gelmez. Aksine Rabbimiz, imanın yalnızca dille söylenen bir söz olmadığını, hayatın farklı imtihanları karşısında ortaya çıktığını bildirmektedir.
Yüce Allah Ankebût suresinde şöyle buyurmaktadır:
أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
"İnsanlar, 'İman ettik' demekle, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?"
Demek ki kardeşlerim, iman yalnızca rahat günlerin değil, zor zamanların da meselesidir. İnsan bollukta şükretmekle, darlıkta sabretmekle; sağlıkta nimetlerin kıymetini bilmekle, hastalıkta Rabbine güvenmekle imtihan edilir.
Yine Rabbimiz Bakara suresinde bu gerçeği daha açık şekilde ifade eder:
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!" (Bakara, 155. Ayet)
Dikkat edelim aziz kardeşlerim! Rabbimiz bu ayette musibetlerin hiç yaşanmayacağını vaat etmiyor. Aksine imtihanın varlığını haber veriyor ve ardından sabredenleri müjdeliyor.
Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmuştur:
عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ
"Müminin hâli ne hoştur! Onun her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına sevindirici bir hâl geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Bir sıkıntıya uğradığında sabreder; bu da onun için hayır olur."
İşte müminin farkı buradadır. O, nimet karşısında şımarmaz, musibet karşısında Rabbinden ümidini kesmez. Başına gelen her olayın hikmetini hemen kavrayamasa da Allah'ın kendisini gördüğünü, işittiğini ve yalnız bırakmadığını bilir.
Kıymetli Müminler!
Şimdi de Kur'an-ı Kerim'in bizlere sabır örneği olarak sunduğu Ulu’l-Azm Peygamberler ve Hz. Eyyûb'un (aleyhisselam) Musibetler karşısındaki tavrını görelim…
Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda peygamberlerin hayatlarının yalnızca mucizelerden, zaferlerden ve güzel hadiselerden ibaret olmadığını görürüz.
Onlar da aileleriyle, toplumlarıyla, sevdikleriyle ve kendilerine verilen ağır sorumluluklarla imtihan edilmişlerdir. Kimisi en yakınından beklediği desteği bulamamış, kimisi yurdundan ayrılmak zorunda kalmış, kimisi hastalıkla, kimisi iftirayla, kimisi de kavminin inkâr ve düşmanlığıyla karşılaşmıştır.
Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
أَشَدُّ النَّاسِ بَلَاءً الْأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ
"İnsanlar arasında en ağır imtihanlara uğrayanlar peygamberlerdir. Sonra derece bakımından onlara en yakın olanlar gelir."
Hz. Nûh (aleyhisselam), uzun yıllar süren mücadelesi ve evladıyla yaşadığı imtihan karşısında bizlere sabrın ve teslimiyetin en güzel örneklerinden birini sunmaktadır.
Hz. Nûh, kavmini uzun yıllar hakka davet etmiş, fakat pek az insan kendisine iman etmiştir. Üstelik kendi oğlu da iman etmeyenler arasında yer almıştır.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا
"Andolsun, biz Nûh'u kavmine gönderdik. Nûh onların arasında dokuz yüz elli sene kaldı." (Ankebut, 14. ayet)
وَنَادَىٰ نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ
"Nûh Rabbine seslenip şöyle dedi: Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette gerçektir. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin." (Hûd, 45. ayet)
Hz. Nuh’un durumu bugün bize şunları söylemektedir; İnsan üzerine düşen vazifeyi yapar, sevdikleri için gayret eder ve dua eder. Ancak neticeyi her zaman kendi istediği şekilde belirleyemez.
Hz. İbrâhim (aleyhisselam), ateşe atılması, yurdundan hicret etmek zorunda kalması ve evladıyla yaşadığı ağır imtihanlar karşısında bizlere sabrın, tevekkülün ve Allah’a teslimiyetin en güzel örneklerinden birini sunmaktadır.
Hz. İbrâhim, tevhid mücadelesi sebebiyle ateşe atılmak istenmiş, yurdundan ayrılmış ve oğluyla ilgili büyük bir teslimiyet imtihanı yaşamıştır.
قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا آلِهَتَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ
"Dediler ki: Bir şey yapacaksanız onu yakın ve tanrılarınıza yardım edin!" (Enbiya, 68. ayet)
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَىٰ
"Çocuk kendisiyle birlikte iş güç tutacak yaşa gelince İbrahim ona, 'Yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum; düşün bakalım, ne dersin?' dedi." (Saffat, 102. ayet)
Hz. İbrahim’in durumu bugün bize şunları söylemektedir; Hz. İbrâhim'in teslimiyeti, Allah'a güvenmenin ve ilahî emir karşısında sadakatin peygamberlere özgü büyük bir örneğidir.
Hz. Mûsâ (aleyhisselam), ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalması, hicret etmek zorunda bırakılması ve kavminin isyanları karşısında gösterdiği sabır ve kararlılıkla bizlere zorluklar karşısında mümince duruşun en güzel örneklerinden birini sunmaktadır.
Hz. Mûsâ, Firavun'un zulmü karşısında mücadele etmiş, Mısır'dan ayrılmak zorunda kalmış ve kavminin itaatsizlikleriyle karşılaşmıştır.
فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
"Mûsâ korku içinde etrafı gözetleyerek oradan çıktı. 'Rabbim! Beni zalimler topluluğundan kurtar' dedi." (Kasas, 21. ayet)
قَالَ رَبِّ إِنِّي لَا أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
"Mûsâ, 'Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum. Artık bizimle bu yoldan çıkmış topluluk arasında hükmünü ver' dedi." (Maide, 25. ayet)
Hz. Musa’nın bu durumu bugün bize şunları söylemektedir; İnsan bazen en yakınındaki insanların yanlış davranışlarıyla imtihan edilir. Böyle zamanlarda sorumluluğunu yerine getirip Allah'a güvenmelidir.
Hz. Îsâ (aleyhisselam), kavminin inkârı, kendisine yöneltilen iftiralar ve karşılaştığı düşmanlıklar karşısında gösterdiği sabır ve metanetle bizlere hak yolunda kararlılıkla durmanın en güzel örneklerinden birini sunmaktadır.
Hz. Îsâ, peygamberlik görevini yerine getirirken inkârcıların karşı çıkışlarıyla ve kendisine yönelik düşmanlıklarla karşılaşmıştır.
فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنْصَارِي إِلَى اللَّهِ
"Îsâ onların inkârını hissedince, 'Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?' dedi." (Ali İmran, 52. ayet)
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ
"Bir de 'Allah'ın elçisi Meryem oğlu Îsâ Mesîh'i öldürdük' demeleri yüzünden... Oysa onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler." (Nisa, 157. ayet)
Hz. İsa’nın bu durumu bugün bize şunları söylemektedir; İnsan haklı olduğu hâlde ağır ithamlarla karşılaşabilir. Böyle zamanlarda doğruluğu ve Allah'a bağlılığı korumak gerekir.
Ve Gökte Ahmed, Yerde Muhammed, Alemlere Rahmet olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), yetimlikle başlayan hayatında sevdiklerinin kaybı, müşriklerin baskı ve zulümleri, yurdundan hicret etmek zorunda kalması gibi nice ağır imtihanlarla karşılaşmış; bütün bu zorluklar karşısında gösterdiği sabır, metanet ve Allah’a olan sarsılmaz tevekkülüyle bizlere mümince duruşun en güzel örneğini sunmuştur.
Allah u Teala ona hitaben;
أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَىٰ
"O seni yetim bulup barındırmadı mı?" (Duha, 6. ayet) buyurmuştur.
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ
"Hani inkâr edenler seni etkisiz hâle getirmek, öldürmek veya yurdundan çıkarmak için tuzak kuruyorlardı." (Enfal, 30. ayet)
Bütün bu sıkıntılara rağmen Peygamber Efendimiz tebliğ vazifesini sürdürmüş, merhametini ve Allah'a güvenini korumuştur.
Nitekim oğlu İbrahim'in vefatında söylediği şu söz, musibetler karşısındaki imanlı duruşun en güzel ifadelerindendir:
إِنَّ الْعَيْنَ تَدْمَعُ وَالْقَلْبَ يَحْزَنُ وَلَا نَقُولُ إِلَّا مَا يَرْضَى رَبُّنَا
"Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Fakat biz Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını söylemeyiz."
Her Peygamberin imtihanı aynı değildir. Kur'an bazı peygamberlerin yaşadıkları sıkıntıları ayrıntılarıyla anlatırken bazılarının doğruluğunu, sabrını ve güzel kulluğunu öne çıkarmaktadır.
Ancak bütün bu kıssalarda ortak bir hakikat vardır: Allah'a yakın olmak, sıkıntı yaşamamak demek değildir. Allah'a yakın olmak, sıkıntı yaşarken de O'na güvenebilmektir.
Aziz Müslümanlar!
Hayatın zorlukları karşısında Hz. Nûh’un azim ve kararlılığını, inancımız uğruna karşılaştığımız sıkıntılarda Hz. İbrâhim’in teslimiyetini, zulüm ve haksızlıklar karşısında Hz. Mûsâ’nın cesaret ve mücadelesini, inkâr ve düşmanlık karşısında Hz. İsa’nın sabır ve metanetini, hayatın her türlü imtihanında ise Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) merhametini, sabrını ve Allah’a olan sarsılmaz tevekkülünü kendimize örnek alalım.
Şimdi ise Hz. Eyyûb'un Mal ve Ailesiyle İmtihanı gelelim…
Aziz Müminler!
Kur'an-ı Kerim'in bizlere örnek gösterdiği peygamberlerden biri de Hz. Eyyûb'dur (aleyhisselam). O, yalnızca sabreden bir insan değil, Allah'ın seçkin peygamberlerinden biridir.
Bir düşünelim kardeşlerim: İnsan yıllarca çalışır, bir ev sahibi olur, mal biriktirir, ailesini büyütür. Bütün bunları hayatının en büyük güvencesi olarak görmeye başlar. Fakat bazen bir hastalık, bazen bir afet, bazen de beklenmedik bir olay insanın bütün planlarını değiştirebilir.
Hz. Eyyûb'un kıssası bizlere şunu hatırlatmaktadır:
Mal da emanettir, makam da emanettir, sağlık da emanettir. İnsanın asıl zenginliği, bunların sahibi olan Allah'la bağını koruyabilmesidir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
"Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır." (Tegabun, 75. ayet)
Bu ayet, ailemizi ve malımızı sevmemizi yasaklamaz. Bunların bizi Allah'ı unutturacak bir bağlılığa sürüklememesi gerektiğini hatırlatır.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmuştur:
لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
"Zenginlik, mal çokluğu değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir."
Muhterem Kardeşlerim!
Günümüzde nice insan vardır ki maddi imkânları geniştir fakat huzuru yoktur. Nice insan da vardır ki imkânları sınırlıdır ama gönlü huzurludur.
Elbette geçimimizi sağlamak, ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak, helal kazanç elde etmek için çalışacağız. Ancak bir kayıp yaşadığımızda hayatımızın bütün anlamını kaybettiğimizi düşünmeyeceğiz.
Çünkü mümin bilir ki nimetlerin azalması, Allah'ın rahmetinin de azaldığı anlamına gelmez.
Şimdi ise Hz. Eyyûb'un Hastalıkla İmtihanındaki Sabır ve Şifa Arayışını inceleyelim…
Kıymetli Müslümanlar!
Hz. Eyyûb'un yaşadığı imtihanların en dikkat çekici olanlarından biri de hastalığıdır. Onun uzun süre devam eden ağır bir hastalıkla karşılaştığı, buna rağmen sabır ve metanetini koruduğu anlatılmaktadır.
Hastalık, insanın acizliğini en derinden hissettiği durumlardan biridir. İnsan bazen bir gece rahat uyuyabilmenin, bir bardak suyu rahatça içebilmenin, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmenin ne büyük nimet olduğunu ancak hastalandığında anlayabilir.
Hz. Eyyûb da hastalığın ağırlığını hissetmiş, fakat Rabbine yönelmekten vazgeçmemiştir.
Kur'an-ı Kerim onun duasını şöyle nakleder:
وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
"Eyyûb'u da an! Hani Rabbine, 'Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin' diye niyaz etmişti." (Enbiya, 83. ayet)
Bu duaya dikkat edelim kardeşlerim.
Hz. Eyyûb, başına gelen sıkıntıyı inkâr etmiyor. Acısını yok saymıyor. Hastalığını dile getiriyor. Ancak bunu Allah'a isyan ederek değil, O'nun merhametine sığınarak yapıyor.
Buradan çok önemli bir ders çıkarıyoruz: Sabır, acı çekmediğini söylemek değildir. Sabır, acının içerisinde Allah'a olan güvenini kaybetmemektir.
Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً إِلَّا أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً
"Allah, şifasını indirmediği hiçbir hastalık indirmemiştir."
Bu hadis bize sabır ile tedavinin birbirine karşıt olmadığını öğretmektedir. Hasta olan bir mümin hekime başvurur, tedavisini takip eder, gerekli tedbirleri alır ve neticeyi Allah'a bırakır.
Bugün hastanede tedavi gören, uzun süredir rahatsızlık yaşayan, hasta bir yakınına bakan kardeşlerimiz olabilir. Onlara Hz. Eyyûb'un kıssası şunu söylemektedir: Hastalığın seni yorması imanının zayıf olduğunu göstermez. Yorulabilirsin, üzülüp yardım isteyebilirsin. Önemli olan Rabbinden ümidini kesmemendir.
Peygamber Efendimiz de hastalıkların ve sıkıntıların müminin manevi hayatında bir arınma vesilesi olabileceğini haber vermiştir:
مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلَا وَصَبٍ وَلَا هَمٍّ وَلَا حُزْنٍ وَلَا أَذًى وَلَا غَمٍّ، حَتَّى الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا، إِلَّا كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ
"Müslümanın başına gelen yorgunluk, hastalık, tasa, keder, eziyet ve üzüntü, hatta ayağına batan bir diken bile Allah'ın onun hatalarından bir kısmını bağışlamasına vesile olur."
Öyleyse hastalık zamanında yalnızca bedenimizin iyileşmesi için değil, gönlümüzün kuvvetlenmesi için de Rabbimize yönelmeliyiz. Bununla birlikte hastalık yaşayan insanları suçlamamalı, her hastalığı bir günahın cezası olarak görmemeliyiz.
Unutmayalım ki Sabır, Allah'a Sığınmaktan Vazgeçmemektir.
Muhterem Kardeşlerim!
Hz. Eyyûb'un hayatından çıkaracağımız en önemli derslerden biri de dua ile sabır arasındaki ilişkidir.
Bazen insan şöyle düşünebilir: "Ben sabrediyorum, öyleyse sıkıntımı dile getirmemeliyim." Hâlbuki Hz. Eyyûb'un duası bunun doğru olmadığını göstermektedir.
O, derdini Rabbine arz etmiş, şifayı Allah'tan istemiştir. Allah Teâlâ da onun duasına karşılık vermiştir.
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَىٰ لِلْعَابِدِينَ
"Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla bir mislini daha vermiştik." (Enbiya, 84. ayet)
Rabbimiz Sâd suresinde ise Hz. Eyyûb'un iyileşmesine vesile olan hadiseyi şöyle bildirmektedir:
ارْكُضْ بِرِجْلِكَ هَٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
"Ayağını yere vur! İşte yıkanılacak ve içilecek serin bir su!" (Sâd, 42. ayet)
Bu ayetler üzerinde düşünelim kardeşlerim. Hz. Eyyûb dua etmiş, Allah da kendisine şifa kapısını açmıştır. Üstelik şifaya kavuşması için ona bir fiil yapması emredilmiştir.
Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: Mümin yalnızca bekleyen insan değildir. Elinden geleni yapar, sebeplere sarılır, Rabbine dua eder ve sonucu O'na bırakır.
Ancak şunu da unutmamalıyız: Her hastalık hemen iyileşmeyebilir, her sıkıntı kısa zamanda sona ermeyebilir. Hz. Eyyûb'a verilen şifa, her insanın aynı şekilde ve aynı zamanda iyileşeceği anlamına gelmez. Dua, Rabbimizle bağımızı güçlendiren bir kulluk vazifesidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de sıkıntılı zamanlarda Allah'a sığınmış ve ümmetine şu duayı öğretmiştir:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ وَالْبُخْلِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ
"Allah'ım! Tasa ve kederden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, borcun ağır yükünden ve insanların baskısı altında kalmaktan sana sığınırım."
Aziz Kardeşlerim!
Bu dua, Peygamberimizin de insanın karşılaşabileceği maddi ve manevi sıkıntıları dikkate aldığını göstermektedir.
Öyleyse bir sıkıntıya düştüğümüzde önce kendimize şu soruyu soralım: "Ben bu sıkıntıdan kurtulmak için hangi helal ve doğru adımları atabilirim?" Ardından Rabbimize yönelerek O'nun yardımını isteyelim.
Çünkü tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplere sarıldıktan sonra Allah'a güvenmektir.
Peki Hz. Eyyûb'un Sabrı Bizlere Ne Söylüyor?
Hastalıkla imtihan edilen kardeşime şunu söylemektedir: Sağlığını kaybetmiş olabilirsin fakat Allah katındaki değerini kaybetmiş değilsin. Tedavini ihmal etme, duadan vazgeçme ve kendini yalnız hissettiğinde yakınlarından yardım iste.
Geçim sıkıntısı yaşayan kardeşime şunu söylemektedir: Rızkın daralmış olabilir fakat helalden ayrılma. Kazancın azaldığında şükür ve sabrı, imkânların genişlediğinde paylaşmayı unutma.
Ailevi sıkıntılar yaşayan kardeşime şunu söylemektedir: Öfkenin seni haksızlığa sürüklemesine izin verme. Sabırlı ol, fakat haksızlığa sessiz kalmayı sabır zannetme. Hakkı ve adaleti gözeterek çözüm ara.
Bir yakınını kaybeden kardeşime şunu söylemektedir: Hüzünlenmen, ağlaman ve özlem duyman tabiidir. Rabbine yönel, yakınlarının desteğini kabul et ve zamanla hayatına devam etmek için kendine fırsat tanı.
Bir musibete uğrayan kardeşime de şunu hatırlatmaktadır: Sıkıntılar karşısında yalnızca kendini düşünme. Başkalarının derdine de ortak ol. Çünkü mümin, kendi musibetinde sabreden, başkasının musibetinde ise merhamet ve yardımlaşma gösteren insandır.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
"Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah, 5 ve 6. ayetler)
Bu ayetler bize sıkıntıların içerisinde dahi Allah'ın rahmetinden ümit kesmememiz gerektiğini öğretmektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) müminin musibetler karşısındaki hâlini çok güzel bir benzetmeyle anlatmaktadır:
مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ خَامَةِ الزَّرْعِ، يَفِيءُ وَرَقُهُ مِنْ حَيْثُ أَتَتْهَا الرِّيحُ تُكَفِّئُهَا، فَإِذَا سَكَنَتِ اعْتَدَلَتْ، وَكَذَلِكَ الْمُؤْمِنُ يُكَفَّأُ بِالْبَلَاءِ
"Mümin, yeşil ekine benzer. Rüzgâr hangi taraftan eserse onu eğer; rüzgâr durulduğunda yeniden doğrulur. Mümin de musibetlerle böyle sarsılır."
Ne kadar anlamlı bir benzetme!
Rüzgâr eser, ekin eğilir ama yeniden doğrulur. İşte mümin de hayatın fırtınaları karşısında bazen yorulur, bazen sarsılır, bazen gözyaşı döker. Fakat Allah'a olan güvenini koruyarak yeniden doğrulmaya gayret eder.
Aziz Kardeşlerim!
Bugün Hz. Eyyûb'un hayatından hareketle musibetler karşısında imanlı duruşun nasıl olması gerektiğini anlamaya çalıştık.
Hz. Eyyûb bize, nimetlerin emanet olduğunu öğretti. Hastalık karşısında sabrı, sıkıntı karşısında duayı, zorluk karşısında tevekkülü ve her durumda Allah'a yönelmeyi hatırlattı.
Şunu unutmayalım ki insanın hayatında her zaman güzel günler olmayabilir. Bazen sağlığımız, bazen malımız, bazen de sevdiklerimizle imtihan ediliriz. Fakat hiçbir musibet, bizi Rabbimizin rahmetinden ümit kesmeye sevk etmemelidir.
Allah'ım! Bizleri nimetlerin karşısında şükreden, musibetlerin karşısında sabreden, her hâlükârda sana yönelen kullarından eyle.
Ya Rabbi! Hz. Eyyûb'a ihsan ettiğin sabırdan bizlere de nasip eyle. Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza eda, sıkıntı içerisinde olan kardeşlerimize ferahlık ihsan eyle.
Allah'ım! Bizleri imtihanlar karşısında ümitsizliğe düşmekten, öfkeyle yanlış kararlar vermekten ve senin rahmetinden uzaklaşmaktan muhafaza eyle.
Bizlere sabırla birlikte gayret, tevekkülle birlikte tedbir, dua ile hayırlı ameller nasip eyle.
Âmin..

