Yüce Allah (c.c.) insanoğlunu en mükemmel şekilde yaratmış ve akıl nimetiyle de donatmıştır. İnsanın yaratılıştan gelen özelliklerini muhafaza etmesi ve sonradan kazandığı güzel hasletleri devam ettirebilmesi ve kötü hasletlerden kendini koruyabilmesi Allah katındaki değerinin ve derecesinin yükselmesine vesile olacaktır. Aksine davranışlar ise kişiyi zelil duruma düşürecektir.

Biz burada şu soruların cevabını bulmaya çalışacaz:

Allahü Tealanın kullarına yüklediği sorumluluklar nelerdir?

Bu sorumlulukların amacı nedir?

BU sorumluluklar yada yükümlülüklerin hikmeti nedir?

Kur’an-ı Kerim ve sevgili Peygamberimizin hadisleri incelendiği zaman görülecektir ki; İslam Dininde hükümler beş gayeyle konulmuştur. Bunlar literatürde “Zarûrât-İ Hamse, Zarurat-İ Diniyye, makāsıd-ı hamse, Makasıdü’ş-Şerîa yada İslam Dininin Ana Gayesi gibi isimlerle anılır.

Yüce Allah bir hüküm koymuşsa; bu hükmün bir gayesi yada hikmeti de vardır. Bu hikmet ve gaye, ya maslahatı sağlamak, yada mefsedeti gidermektir.

İslâm teşrîi (dinî hüküm koyma)’nin ana gayeleri, korunması hedeflenen yararların önem derecesi açısından üç kademeli bir tasnife tâbi tutulmuştur.

Temelini Cüveynî’nin attığı bu taksim talebesi Gazzâlî tarafından “zarûriyyât, hâciyyât, tahsîniyyât” şeklinde adlandırılarak literatürdeki yerini almıştır.

Zarûriyyât, İslâm teşrîinin ana gayelerini, korunması hedeflenen yararları, yani toplumun varlığı ve dirlik düzenliği için vazgeçilmez temel hak ve değerleri ifade eder. Bunlar genel makāsıd kısmına dahil olan hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması şeklinde özetlenir ve literatürde “zarûriyyât-ı hamse, makāsıd-ı hamse, külliyyât-ı hams” gibi adlarla anılır. (TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 27. cildinde, 423-427. sayfalar )

Biz burada Zarurat-i diniyye üzerinde duracağız:

Zarûrât-ı Diniyye, Hz. Peygamberin Allah'tan alıp tebliğ ettiği ve haber verdiği kesin olarak belli olan dinî esaslara, hükümlere ve haberlere denir. Mesela Kur'ân, Allah kelamıdır. Peygabe Efendimiz son peygamberdir. Beş vakit namaz, zekat, hac ve ramazan ayında oruç tutmak farzdır. İçki, kumar, zina, hırsızlık, yalan, iftira, domuzeti,… haramdır. Bütün bunlar, tevatür ile sabittir. Dolayısıyla her Müslümanın bütün bunları bilmesi ve kabul etmesi gerekir, bunları kabul etmeyen veya şüphe eden kimse mümin olamaz.

Zarûrât-ı Diniyyeyi kabul ve tasdik etmek her mü'min için farzdır.

İslâm hukukçuları, islam dininin gerçekleştirmek için getirdiği zaruriyatın beş tane olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunlar:

1– Canın Muhafazası,

2– Malın Muhafazası,

3– Dinin Muhafazası,

4– Aklın Muhafazası,

5– Neslin Muhafazası.

Şimdi Zarûrât-I Diniyyeyi / Beş ana gayeyi sırasıyla izah etmeye çalışalım:

  1. Canın Muhafazası:

İslâm’da insan şerefli bir mahluktur, hayatı kutsal ve dokunulmazdır. İslâm Dininde insan hayatı mükerrem olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple dinimiz insan hayatını her türlü saldırıdan korumuş, insanların canına kıymayı haram kılmış, kan davaları yasak kapsamı altına alınmış, intihar yasaklanmış, hayatı tehlikeye düşüren şeylerden sakınmak ve bulaşıcı hastalıklardan korunmak gerekli kılınmıştır. Yüce Allah isra süresinin 33. Ayetinde başka birini öldürmeyi yasaklıyor ve şöyle buyuruyor:

وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلْطَٰنًا فَلَا يُسْرِف فِّى ٱلْقَتْلِ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورًا﴿٣٣﴾

"Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir." (İsrâ; 33)

Aynı şekilde Yüce Allah Maide süresinin 32. Ayetinde bir insanın ölümünün bütün insanlığın ölümüne benzediğini bildirmektedir.

Allahü Tealanın yasaklamasına rağmen bir kimse başka bir kimseyi öldürürse dünyevi ve uhrevi cezalarla karşı karşıya kalır. Bu cezalar Nisa süresinin 92. Ve 93. Ayetlerinde;

Kasten adam öldürene kısas, diyet, cehennem ve azabı;

Hataen öldürene kısas ve diyet cezaları….. şeklinde had cezası olarak açıklanmıştır.

Ayrıca dinimiz işkence ve zulüm yapmayı, savaşta kadın, yaşlı, çocuk ve mabetlerde bulunanların öldürülmesini yasaklamıştır. Müsle yapılması da haramdır. Bir insanın kendi kendini öldürmesi (intihar) de büyük günahlardan biri kabul edilmiştir.

Müslümanların birbirleriyle kardeşlik hukuku çerçevesinde barış içerisinde yaşamaları gerekir. Kardeşlik hukukunu bir kenara bırakarak birbirlerini öldürmek için çarpışırlarsa ikisi de cehennemlik olur. Nitekim Ebû Bekre Nüfey İbni Hâris es-Sekafî’den -radıyallahu anh- rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

«إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا، فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ» قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَذَا الْقَاتِلُ، فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ؟ قَالَ: «إِنَّهُ كَانَ حَرِيصًا عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ».

“İki Müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir.”

Bunun üzerine ben:- Yâ Resûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum.

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-: - “Çünkü o, arkadaşını öldürmek istiyordu” buyurdu. (Buhârî, Îmân 22, Müslim, Kasâme 33, Fiten 14, 15..)

İslam dini sadece müslümanların öldürülmesini yasaklamaz. Aynı şekilde Müslüman ülkesinde yaşayan ve müslümanların koruması altında bulunan zımmilerin öldürülmesini de yasaklar.( Nesâî, Kasâme, 14.)

2– Malın Muhafazası:

İslam Dini, mülkiyet kazancını, meşrû yolla elde etmeyi emretmiştir. Çalmak, gasp, yağma, rüşvet, gasp, kumar, dolandırıcılık, aldatmak, hile, kara-borsa, tefecilik, faiz, israf, haksız ve haram yolla elde edilen mallar gibi gayr-i meşru kazançları haram kılmıştır. Zayi ve telef edilen mallar için tazmin zorunluluğunu getirmiştir.

Ayrıca zekat, sadaka ve benzeri uygulamalarla başkalarının hakkını gözetmeyi de prensip haline getirmiştir. Bütün tedbirler mal emniyetini sağlamak içindir. Kimsenin malına dokunulamaz. Başkasının mülkünde tasarruf yapılamaz.

Kur’an-ı Kerimde Maide süresinin 38. Ayetinde hırsızlık yapanlar için çok ağır cezalar getirilmiştir.

Başkasına ait bir malı zor kullanarak alan kişinin ahirette çekeceği cezayı sevgili peygamberimiz şöyle haber vermektedir: “Kim bir karış toprağı gasp ederse, Allah kıyamet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir” (Buhari, Bed’ül-Halk,2)

Toprağı Gaspedilen veya hırsızlarca malı çalınan herhangi bir kişi, malını, mülkünü yada toprağını korumaya çalışırken ölür ise şehitlik makamına ulaşmış olur. (Ebu Davud, Sünnet, 29.)

İslam dini helal yollardan kazanılan mülkün yine helal yollardan harcanmasını gerekli görür. Haram yollardan kazancı da haram yollardan harcamayı da yasaklar. Yüce Allah Bakara süresinin 188. Ayetinde buyuruyor ki:

وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ وَتُدْلُوا۟ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا۟ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿١٨٨﴾

"Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin." (Bakara; 188) (Nisâ Sûresi 29 - 30)

Rüşvet olarak alınan ve verilen şey haramdır. Rüşvet insanlar arası ilişkileri bozduğu gibi toplumsal çürümeye de sebeb olmaktadır. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem:

"Rüşveti alan da veren de cehennemdedir." buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, “Akdiye”, 4, Mecma’u’z-zevâid )

İslam Dini iktisadî hayatın düzenlenmesinde alın teri ve el emeğine önem vermektedir. Haram kazançlardan olan ve elde bulunan malı artırmak şöyle dursun ziyana uğratan hususlardan biride faizdir. Bakara süresinin 275. Ve 279. Ayetleri arasında Alış verişin helal, faiz ve tefeciliğin haram olduğu; Faiz alıp verenlerin Allah ve Rasûlüyle savaşa girmiş gibi değerlendirileceği bildirilmektedir. İslam’ın faizi haram kılmasındaki amaç, emeğin ve sermayenin harama bulaşmadan, helal yollardan kullanılmasıdır.

Ailenin nafakasını, geçimini helal yoldan sağlamak için çalışmak ibadettir. Haram yollardan kazanmak ise büyük günahtır. Bu haram yolların başında da aileyi ve toplumu fesada uğratan kumar illeti gelmektedir. Kumar illetinin zararları ile ilgili Maide süresinin 90. Ve 91. Ayetlerinde Mevlamız şöyle buyuruyor:

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَٰمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ﴿٩٠﴾ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ﴿٩١﴾

Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapınmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

Müslüman, kazancını helal yollardan kazanmalıdır. Kumar ise haramdır ve haksız bir kazançtır. Kumar, aile fertlerini ve toplumu olumsuz yönde etkiler. Sosyal bunalımlara vesile olur. Kumar oynayan kişi arkadaşlarına ve ailesine sözlü veya fiili saldırmaya başlar. Hele günümüzde sosyal medya üzerinden oynanan kumarların daha tehlikeli olduğu bir vakıadır. Birden zengin olma hayali kuranlar, varlığını sosyal medyada oynadığı sanal kumarda kaybediyor. Sonra da bunalıma girerek intihara kalkışabiliyor. Kumar oynadığı esnada kişi zaman nimetinin kıymetini bilemiyor ve ibadetlerini de yerine getiremiyor. Kumar ibadetlerin yapılmasına engel oluyor. Kısaca kumar, fertler arasında ve toplumda kin, nefret ve düşmanlık tohumlarının yeşermesine sebep oluyor.

3– Dinin Muhafazası:

Dinin birçok tarifleri yapılmıştır. Bu tarifler arasında Tehânevî’nin yaptığı tarif daha kapsamlıdır: “Din, akıl sahiplerini kendi iradeleriyle şimdiki halde (dünyada) salâha, gelecekte (âhirette) felâha sevkeden, Allah tarafından konulmuş bir kanundur.” (Dia. Din Maddesi)

Burada tarif edilen din İslam dinidir. İslam dini Hz. Adem aleyhisselam’dan son peygamber Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimize kadar gönderilmiş bulunan bütün peygamberlerin tebliğ ettiği dinin ortak adıdır. Allah katında geçerli olan din de bu dindir. Yüce Allah Al-i İmran süresinin 19. Ayetinde şöyle buyuruyor:

اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ ٢

"Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. ….." (Âl-i İmrân; 19)

Bir müslümanın kalbi de yönü de Allahın dini istikametinde olmalıdır. Hak dine tabi olmalı, batıl dinlerde de uzak kalmalıdır. Yüce Allah Rum süresinin 30. Ayetinde buyuruyor ki:

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ﴿٣٠﴾

Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

İslam dininin gönderiliş gayelerinden biri de dinin muhafazasıdır. Dinin Muhafazası; Kişilerin istedikleri dini serbestçe seçmelerini, seçtikleri dinin kurallarını hiçbir müdahale ve sınırlamaya maruz kalmadan uygulamalarını, kendi dinleriyle ilgili eğitim almalarını, başkalarını eğitmelerini garanti altına alma hakkını ifade eder.

Tarihin akışı içerisinde görülmüştür ki Allahın göndermiş olduğu islam dinene inanmayan inkarcı zalimler, Allahın gönderdiği peygamberlere ve inananlara büyük zulümler yapmışlardır. Hatta peygamberlerden ve inananlardan şehid edilenler bile olmuştur.

İslâm dininde ise din hürriyeti vardır. Müslümanlar İslam dinine girmeleri için kimseyi zorlamamışlar. Zımmiler müslümanların yönetimleri altında din hürriyetlerini sonuna kadar yaşamışlardır.

4– Aklın Muhafazası:

İnsana verilen ve onu diğer canlılardan üstün kılan en büyük nimet hiç şüphesiz akıl nimetidir. Akıl, insana dini ve beşeri sorumluluklar yüklemektedir. Dini mükellefiyetlerin ilk şartı akıldır, İslam dini, akıllı insanlara hitap eder.

Akıl, dini anlama ve yaşama hususunda kitaplara ve peygamberlere muhtaçtır. Akıl vahiyle beslendiği müddetçe gerçek manada görevini yerine getirmiş olur. Kur’an-ı Kerim’de 70 ten fazla ayette “düşünmez misiniz? akıl etmez misiniz?” gibi sözcüklerin tekrarlanması ile aklın önemine vurgu yapılmaktadır.

Dinin anlaşılması ve yaşanması açısından akıl o kadar önemlidir ki; Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem: “Aklı olmayanın dini de yoktur.” buyurmuştur. (Camiü’s-Sağir, 4: 528 )

İslam'da akıl çok önemlidir. Peygamberlerin davetini ancak aklını kullananlar kabul etmişlerdir. Aklını kullanamayanlar ise batıla dalmışlar, yaratanı tanımamışlar, şeytanın yolunda gitmişler ve cehennemlik olmuşlardır. cehenneme gider. Aklın önemi ve değeri ile ilgili En’am süresinin 32. Ayetinde Allahü Teala şöyle buyuruyor:

وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ ٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ﴿٣٢﴾

"Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?"

İslam, aklın muhafazası için birtakım hükümleri getirmiştir. Dinimizde Aklı zehirleyen ve izâle eden içki, kumar ve uyuşturucu maddelerin her türlüsünün kullanılması yasaklanmıştır. Bu Yasaklarla ilgili maide süresinin 90. Ve 91. Ayetlerinde Allahü Teala şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapınmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

İnsanlık için büyük felaketlere yol açan içkinin yasaklanması ile, insan aklının korunması sağlanmış, kişiler arasında kin, nefret ve düşmanlığın yayılması engellenmiş ve Allah’a ibadet etmeyi unutma tehlikesi ortadan kaldırılmış olmaktadır.

İçki içenlerde ve uyuşturucu kullananlarda akıl görevini yapamadığından davranış bozuklukları görülmektedir. Ailelerine ve çevrelerine zarar vermektedirler.

Her gün yazılı ve görsel basında, içki, kumar ve uyuşturucu müptelası insanların içine düştükleri içler acısı manzaralar yer almaktadır. Gençlerimiz, doğum günlerinde ve mezuniyet programlarında içki, kumar ve uyuşturucu gibi bataklıklara sürüklenmektedirler.

5– Neslin Muhafazası:

Yeryüzünde insanların devam ve bekası için neslin muhafaza edilmesi lazımdır. Toplumların huzuru ve bekası sağlam nesiller ile olur. Neslin muhafazası için en temel şeylerin başında ise, âile yuvası gelmektedir. Toplumun temeli aile, ailenin temeli evliliktir.Evlilik te nikaha dayanır. Aile nikah ile kurulur. Dinimizde gayr-i meşru ve nikâhsız beraberlikler çirkin görülüp kesin olarak yasaklanmış, evlilik ise teşvik edilmiştir. Evliliğin teşvikiyle ilgili Nur süresinin 32. Ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor:

وَأَنكِحُوا۟ ٱلْأَيَٰمَىٰ مِنكُمْ وَٱلصَّٰلِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَآئِكُمْ ..﴿٣٢﴾

"Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. …..."

Abdullah bin Mesûd radıyallahü anh’dan rivayetle Peygamberimiz evliliğe teşvik açısında bir grup gence şöyle seslenmiştir:

“يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ، مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ.....”

“Ey gençler! Evlenme imkânı bulanınız evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur. ….” ( Buhârî, Nikâh, 3)

İslâm dininde; insan neslinin devamını ve meşru bir şekilde çoğalmasını sağlamak için nikâhla evlenme emredilmiş; fıtrata ve ahlâka aykırı, nesle, nefse ve sosyal hayata zararlı olan zinâ ve fuhuş haram kılınmıştır. Zinânın yasaklanması; neslin korunmasını amaçlar.

Zinanın haram kılındığı isra süresinin 32. Ayetinde Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır.

وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلزِّنَىٰٓ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةً وَسَآءَ سَبِيلًا﴿٣٢﴾

"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur."

İslam dini hem zinayı, hem de ona sebep olacak yolları ya­saklamıştır. İslam’da neslin korunması için zinâ haram olduğu gibi, homoseksüellik ve lezbiyenlik gibi ahlaksızlıklar da haramdır. Bunlar bir sapıklıktır, yaratılış gayesine, fıtrî ve tabii temayüllere aykırıdır.

Nikah, Aile yuvasının kurulmasına, zina ise kurulan aile yuvalarının ise dağılmasına sebep olmaktadır. Neslin muhafazası için yapılması gereken şeylerin başında, âile kurumunun korunması ve desteklenmesi gelmektedir.

İslam dini dünya ve ahiret saadeti için kurallar koymuştur. Nur süresinin 30. Ve 31. Ayetlerinde yüce Allah Müslüman erkeklere ve Müslüman hanımefendilere iffet, mahremiyet ve Tesettür konularında yükümlülükler getirmiştir. Bu yükümlülükler hem kadını, hem erkeği, hem nesli korumayı amaçlamaktadır.

İslam’da çocuk eğitimi doğumdan önce başlamaktadır. Bunun ilk merhalesi de onun besleneceği gıdanın temiz ve helal olmasıdır. Haram lokma ile büyütülen nesiller, aileye ve topluma büyük sıkıntılar yaşatıyorlar.

Genelde toplumumuzun, özelde ise gençliğimizin davranışsal bozukluklar yaşamasında en çok etkili olan zararlı faaliyetler şunlardır: İçki, uyuşturucu, kumar, şans oyunları, eğlence mekanları, televizyon kanalları, zararlı ve müstehcen yayınlar, sosyal medya, kötü arkadaşlar,……

Bir toplumun yükselmesi, o toplumun içindeki inançlı, bilgili, şahsiyetli, çalışkan ve dürüst insanların mevcudiyetine bağlıdır.

Nesillerini inançsızlık, bilgisizlik, tembellik, alkol, uyuşturucu, hayasızlık, hırsızlık, kumar gibi tehlikelerden korumayan milletlerin yarınları yoktur.

Yüce dinimiz İslam. aklı, malı, canı, dinî ve nesli korumayı esas almış, bu değerlere zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır.

Tahrim süresinin 6. Ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor:

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلْحِجَارَةُ .....﴿32﴾

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. ….."

Bize düşen, İslam’ın koyduğu dünya ve âhiret saadetine ulaşma hedefi doğrultusunda gayret sarf ederek, toplumda güzel örnek olacak davranışları sergileyecek fertleri yetiştirmektir. Yetişen bu fertler sonraki nesilleri yetiştirecekler. Bu şekilde nesilden nesile bilgili, donanımlı, yaratış gayesini bilen kişiler yetişmiş olacaklar. Bu yetişmiş olan kişiler, dünyada huzurlu bir toplumu oluştururlar. Ahirette de kurtuluşa eren kişiler olurlar

Rabbim bizleri kurtuluşa eren kullarından eylesin…