فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ﴿٨٣﴾
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ﴿٨٤﴾
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ﴿٨٥﴾
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ﴿٨٦﴾
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ﴿٨٧﴾
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ﴿٨٨﴾
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ﴿٨٩﴾
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ﴿٩٠﴾
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ﴿٩١﴾
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ﴿٩٢﴾
Eğer, sapık yalancılardan ise,
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ﴿٩٣﴾
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ﴿٩٤﴾
Cehenneme sokulur.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ﴿٩٥﴾
Doğrusu kesin gerçek budur.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ﴿٩٦﴾
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil