إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً﴿٣٥﴾
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا﴿٣٦﴾
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
عُرُبًا أَتْرَابًا﴿٣٧﴾
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ﴿٣٨﴾
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ﴿٣٩﴾
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ﴿٤٠﴾
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ﴿٤١﴾
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ﴿٤٢﴾
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ﴿٤٣﴾
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ﴿٤٤﴾
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ﴿٤٥﴾
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ﴿٤٦﴾
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ﴿٤٧﴾
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ﴿٤٨﴾
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ﴿٤٩﴾
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ﴿٥٠﴾
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ﴿٥١﴾
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ﴿٥٢﴾
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ﴿٥٣﴾
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ﴿٥٤﴾
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil