وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ﴿٤﴾
Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ﴿٥﴾
Yabani hayvanlar bir araya toplatıldığı zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ﴿٦﴾
Denizler kaynaştırıldığı zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ﴿٧﴾
Canlar bedenlerle birleştirildiği zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ﴿٨﴾
Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ﴿٩﴾
Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ﴿١٠﴾
Amel defterleri açıldığı zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ﴿١١﴾
Gök yerinden oynatıldığı zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ﴿١٢﴾
Cehennem alevlendirildiği zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ﴿١٣﴾
Cennet yaklaştırıldığı zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ﴿١٤﴾
İnsanoğlu önceden ne hazırladığını görecektir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ﴿١٥﴾
Gündüz sinip geceleri gözüken gezegenlere and olsun;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ﴿١٦﴾
Gündüz sinip geceleri gözüken gezegenlere and olsun;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ﴿١٧﴾
Kararmaya başlayan geceye and olsun;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ﴿١٨﴾
Ağarmaya başlayan sabaha and olsun ki,
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ﴿١٩﴾
Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ﴿٢٠﴾
Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ﴿٢١﴾
Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ﴿٢٢﴾
Arkadaşınız (Muhammed) asla deli değildir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ﴿٢٣﴾
And olsun ki, o, Cebrail'i apaçık ufukta görmüştür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil