عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ﴿٢﴾
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ﴿٣﴾
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ﴿٤﴾
Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ﴿٥﴾
Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا﴿٦﴾
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا﴿٧﴾
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًا﴿٨﴾
Sizi çift çift yarattık;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا﴿٩﴾
Uykunuzu dinlenme vakti kıldık;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا﴿١٠﴾
Geceyi bir örtü yaptık;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا﴿١١﴾
Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا﴿١٢﴾
Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا﴿١٣﴾
Parlak ışık veren güneşi varettik;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا﴿١٤﴾
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا﴿١٥﴾
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَنَّٰتٍ أَلْفَافًا﴿١٦﴾
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَٰتًا﴿١٧﴾
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا﴿١٨﴾
Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا﴿١٩﴾
Gökler kapı kapı açılacaktır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا﴿٢٠﴾
Dağlar yürütülüp serap olacaktır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا﴿٢١﴾
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil