فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ﴿٨﴾
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ﴿٩﴾
Gök yarıldığı zaman,
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ﴿١٠﴾
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ﴿١١﴾
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ﴿١٢﴾
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ﴿١٣﴾
Hüküm gününe bırakılmıştı.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ﴿١٤﴾
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿١٥﴾
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ﴿١٦﴾
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ﴿١٧﴾
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ﴿١٨﴾
Suçlulara böyle yaparız.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿١٩﴾
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ﴿٢٠﴾
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ﴿٢١﴾
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ﴿٢٢﴾
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ﴿٢٣﴾
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٢٤﴾
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا﴿٢٥﴾
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا﴿٢٦﴾
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا﴿٢٧﴾
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil