وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٢٨﴾
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ﴿٢٩﴾
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ﴿٣٠﴾
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ﴿٣١﴾
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ﴿٣٢﴾
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ﴿٣٣﴾
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٣٤﴾
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ﴿٣٥﴾
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ﴿٣٦﴾
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٣٧﴾
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ﴿٣٨﴾
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ﴿٣٩﴾
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٤٠﴾
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ﴿٤١﴾
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ﴿٤٢﴾
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٤٣﴾
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ﴿٤٤﴾
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٤٥﴾
O gün yalanlamış olanların vay haline
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ﴿٤٦﴾
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٤٧﴾
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil