ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ﴿١٧﴾
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ﴿١٨﴾
Suçlulara böyle yaparız.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿١٩﴾
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ﴿٢٠﴾
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ﴿٢١﴾
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ﴿٢٢﴾
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ﴿٢٣﴾
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٢٤﴾
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا﴿٢٥﴾
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا﴿٢٦﴾
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا﴿٢٧﴾
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٢٨﴾
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ﴿٢٩﴾
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ﴿٣٠﴾
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ﴿٣١﴾
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ﴿٣٢﴾
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ﴿٣٣﴾
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴿٣٤﴾
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ﴿٣٥﴾
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ﴿٣٦﴾
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil