وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ﴿٤٤﴾
"Düşkün kimseyi doyurmuyorduk."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ﴿٤٥﴾
"Batıla dalanlarla biz de dalardık."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ﴿٤٦﴾
"Ceza gününü yalanlardık."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ﴿٤٧﴾
"Ölüm bize o haldeyken geldi."
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ﴿٤٨﴾
Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ﴿٤٩﴾
Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ﴿٥٠﴾
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ﴿٥١﴾
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً﴿٥٢﴾
Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ﴿٥٣﴾
Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ﴿٥٤﴾
Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ﴿٥٥﴾
Dileyen kimse öğüt alır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ﴿٥٦﴾
Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil