وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا﴿١٢﴾
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş وَبَنِينَ شُهُودًا﴿١٣﴾
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا﴿١٤﴾
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ﴿١٥﴾
Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا﴿١٦﴾
Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا﴿١٧﴾
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ﴿١٨﴾
Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ﴿١٩﴾
Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ﴿٢٠﴾
Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti!
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş ثُمَّ نَظَرَ﴿٢١﴾
Sonra baktı;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ﴿٢٢﴾
Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ﴿٢٣﴾
Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ﴿٢٤﴾
"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ﴿٢٥﴾
"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş سَأُصْلِيهِ سَقَرَ﴿٢٦﴾
İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ﴿٢٧﴾
Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ﴿٢٨﴾
O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ﴿٢٩﴾
İnsanın derisini kavurur;
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ﴿٣٠﴾
Orada ondokuz bekçi vardır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ﴿٣١﴾
Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
Dinle Karşılaştır Tefsir Paylaş