وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ﴿١٨﴾
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ﴿١٩﴾
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ﴿٢٠﴾
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ﴿٢١﴾
Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ﴿٢٢﴾
Sen, onlara zor kullanacak değilsin.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ﴿٢٣﴾
Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ﴿٢٤﴾
Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ﴿٢٥﴾
Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم﴿٢٦﴾
Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir.
Diyanet İşleri · Eski · Tanzil