4. Cilt · Sosyal Hayat I · 41–50. sayfalar
Hadisler
Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Birlikte olacağınız eşler konusunda seçici davranın, denginizle evlenin. (Kızlarınızı da) emsalleriyle evlendirin.” (İM1968 İbn Mâce, Nikâh, 46)
Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kadınla dört şeyden dolayı evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç ki iki elin bereket görsün.” (B5090 Buhârî, Nikâh, 16)
Ebû Hâtim el-Müzenî’nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse size (dünür olarak) geldiğinde onu (kızınızla) nikâhlayın. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkar...” (T1085 Tirmizî, Nikâh, 3)
Ali b. Ebû Tâlib’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) ona şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Üç şeyi geciktirme: Vakti geldiğinde namazı (kılmayı), hazır olduğunda cenazeyi (defnetmeyi), dengini bulduğun zaman eşi olmayan kadını (evlendirmeyi).” (T171 Tirmizî, Salât, 13; T1075 Tirmizî, Cenâiz, 73)
Açıklama
Bir gazve dönüşüydü. Zayıf ve yorgun devesi, Câbir b. Abdullah’ı kafileden biraz geri bırakmıştı. Durumu fark eden Resûlullah (sav), Câbir’in yanına vardı. Ona yardım etti ve devesini yola koydu. Yolculuğun kalan kısmını beraber sürdürdüler. Sohbet sırasında Resûlullah bir ara sözü evliliğe getirdi ve sordu: “Evlendin mi Câbir?” “Evet, ey Allah’ın Resûlü.” diye cevapladı Câbir. Sohbetin devamında Câbir’in dul ve kendisinden büyük bir hanımla evlendiğini öğrenen Peygamberimiz, bu duruma biraz şaşırdı. Çünkü Câbir daha çok gençti. Ama Câbir durumu şöyle açıkladı: “Ey Allah’ın Resûlü! Babam Uhud günü öldürüldü. Geriye dokuz kız bıraktı. Yani benim dokuz kız kardeşim var. Ben de onları bir arada tutacak, saçlarını tarayacak (bakımlarını yapacak) ve onlara göz kulak olacak bir kadınla evlenmek istedim.” Bunun üzerine Allah Resûlü: “Doğru yapmışsın, artık sen (Medine’ye) varıyorsun. Akıllı davran (eşine karşı görevini ihmal etme).” buyurdu. Medine’ye geldiklerinde de ona maddî yardımda bulundu.1
Kutlu Nebi (sav), ashâbıyla yakından ilgileniyor, sohbet ediyor ve aile hayatlarında kendilerine rehberlik edecek tavsiyelerde bulunuyordu. Evliliklerin daha uyumlu ve devamlı olması için şartların imkân verdiği en uygun şekilde eş seçimi yapılması gerekliydi. Peygamber Efendimiz bu konuda da ashâbına çeşitli yönlendirmelerde bulunuyordu. Onun bazı tavsiyelerinde bekârete vurgu yapması2 bir üstünlük göstergesi değil, neslin çoğalmasına ve toplumun inşasına yönelik bir değerlendirmeydi. Nitekim kendisi de -büyük bir muhabbet ve vefayla ömür boyu bağlı kaldığı ilk eşi Hz. Hatice de dâhil olmak üzere- dul olan hanımlarla evlenmişti.
Bazı hadislerde zikredilen sevecenlik, güler yüzlü ve samimi bir eş olmak, ailede huzurun temini için tercih edilirken, doğurganlık da Müslüman nesillerin devamı için önemli görülmüştür.3 Ancak Peygamber Efendimizin, yukarıda anlatılan olayda Câbir’in evlenmesinin gerekçesini dinledikten sonra, “İsabet ettin.” şeklinde onaylaması ve Hz. Âişe dışında bakire bir kızla evlenmemesi4 bu durumun kişilerin özel hallerine göre değişebileceğine işaret etmektedir. Peygamber Efendimiz, sadece gayri meşru hayat sürdüren kadınlarla evlenmeyi hoş karşılamazdı. Söz gelimi Bedir ve Uhud savaşlarına katılan Mersed b. Ebû Mersed güçlü kuvvetli olması sebebiyle Mekke’deki Müslüman esirleri Medine’ye taşırdı.5 Mekke’de Anâk ismiyle bilinen ahlâksız bir kadın hakkında Mersed bir gün Hz. Peygamber’e gelerek, “Yâ Resûlallah, Anâk ile evlenebilir miyim?” diye sormuştu. Allah Resûlü hiçbir şey demeden sustu. Bir müddet sonra, “Zina eden erkek ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir…”6 âyeti nazil oldu. Bunun üzerine Resûlullah (sav) Mersed’i çağırıp bu âyeti okuduktan sonra, “Onunla evlenme.” buyurdu.7 Yine bu anlamda, “Kendisine zina cezası uygulanmış bir erkek, ancak kendi gibisiyle evlenebilir.”8 buyurarak zina eden kadın ve erkeklerin birbirleriyle evlenmeye daha lâyık olduklarını belirtmişti. Dolayısıyla nikâh akdi ile evlenmenin meşruiyet ile birlikte iffeti de sağladığı, zinanın ise iffetsizlik, çözülme ve fesat anlamına geldiği ifade edilmiş oluyordu.
Peygamber Efendimiz, “Birlikte olacağınız eşler konusunda seçici davranın, denginizle evlenin. (Kızlarınızı da) emsalleriyle evlendirin.”9 hadisiyle de kefâetin yani denkliğin eşler arasında uyumun ve evliliğin devamının sağlanmasında önemli bir etken olduğuna işaret etmiştir. Denklik, evlenecek kız ve erkeğin hassasiyetine bağlı olarak sosyal statü, çevre, eğitim, malî durum gibi konularla ilgili olabilir. Kefâet, daha huzurlu ve uyumlu aile ortamına zemin oluşturmak amacıyla tavsiye edilen bir husustur. Meselâ, eş adaylarından birisinin iyi imkânlar içinde büyümüş ve iyi bir eğitim almış olmasına rağmen diğerinin imkânsızlıklarla yetişmiş, eğitim alamamış, hayata erken atılmak zorunda kalmış olması farklı açılardan sıkıntılar doğurabilmektedir. Nitekim Peygamber Efendimizin halasının kızı Zeyneb bnt. Cahş ile Zeyd b. Hârise’nin evliliği Kur’ân-ı Kerîm’de bile konu edilmiştir: “(Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye, ‘Eşini yanında tut, Allah’tan kork!’ diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.”10 Âyete konu olan Zeyneb, soylu ve varlıklı bir ailenin kızı iken, Zeyd kölelikten azat edilmiş bir insandı. Hz. Peygamber Zeyneb’le evlâtlığı olan Zeyd b. Hârise’yi evlendirdi. Fakat anlaşamadılar. Zeyd, zaman zaman Allah Resûlü’ne şikâyete gelir, o da Allah’tan sakınmasını, eşiyle birlikteliğini sürdürmesini tavsiye ederdi.11 Neticede yine geçinemeyip ayrılmak zorunda kalmışlardı.
Eşlerin birbirlerine karşı saygı ve güven duyması, birbirlerini benimsemesi açısından kefâetin dikkate alınması gerekir. Ancak mukayeseler Müslümanlar arasında onur kırıcı ve rencide edici bir duruma dönüşecek olursa, denklik tartışmalarına derhal son verilmelidir. Zira Peygamber Efendimiz, veda Haccı’nda, “Ey insanlar, dikkat ediniz, Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arap’ın Acem’e (Arap olmayana), Acem’in Arap’a; beyaz tenlinin siyaha, siyah tenlinin beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” buyurmuştur.12
Eğitim, kültür, sosyal statü gibi konularda kefâetin eşlerin uyumlu bir birliktelik sürdürmelerine katkıda bulunduğu bilinen bir gerçektir. Ancak bu durum aile huzuru açısından kefâetin yegâne belirleyici olduğu anlamına gelmez. Nitekim Hz. Peygamber’in Zeyd ile Zeyneb’in evliliğine aracı olması, ayrıca cariyelerini güzelce eğittikten sonra azat ederek onlarla evlenenlerin iki kat sevap alacağını bildirmesi13 şahısların durumuna göre kefâetin öneminin de değişebileceğini göstermektedir. Benzer bir şekilde Peygamber Efendimiz döneminde Mekke’nin ileri gelen ailelerinden birine mensup olan Ebû Huzeyfe b. Utbe, evlât edindiği azatlı kölesi Sâlim’i, kardeşi velîd’in kızı Hind ile evlendirmiştir.14
Mekkeli bir aile tarafından evlât edinilmiş olan Mikdâd b. Esved de Abdurrahman b. Avf’ın kızına talip olmuş, ancak Abdurrahman bu teklifi kabul etmediği gibi ona kızmıştır. Daha sonra Peygamber Efendimiz Mikdâd’ı teselli etmek üzere onu amcası Zübeyr’in kızı Dubâa ile evlendirmiştir.15
Peygamber Efendimiz, “Kadınla dört şey için evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç ki iki elin bereket görsün.”16 buyurarak evlenirken göz önünde bulundurulabilecek bazı vasıflara işaret etmiştir. Eşinin zengin, toplumda tanınan ve saygı gören bir aileye mensup, ayrıca düzgün bir fiziğe sahip olmasını istemek tabiî bir durumdur. Nitekim Resûl-i Ekrem, yanına gelip ensardan bir kadınla evlenmek istediğini söyleyen sahâbîye, “Onu gördün mü?” diye sormuş, sahâbî “Hayır!” deyince de, “Öyleyse git de ona bir bak! Çünkü ensarın gözleri biraz farklıdır (küçük ve mavidir).”17 buyurmuştur. Hudeybiye Barış Antlaşması görüşmelerinde Peygamber Efendimizin koruyuculuğunu yapan Muğîre b. Şu’be de evlenmek istediğini söyleyince, ona da evleneceği hanıma bakmasını ve bu durumun aralarındaki sevgi ve kaynaşmayı artıracağını söylemiştir.18
Hayatın en mühim kararlarından biri olan eş seçiminin, gerek kadınlar gerekse erkekler açısından en önemli kriterinin ise dindarlık ve güzel ahlâk olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan hadisin sonundaki, “Sen dindar olanı seç ki (dünya ve âhirette) berekete erişesin.”19 bölümü bunu açıkça ifade etmektedir. Resûlullah’ın berekete erme yolundaki dilek ve dua cümlesi, hem dünyada hem de âhirette saadete kavuşma temennisini ifade eder. Evlilik, temelleri bu dünyada atılsa da âhirete kadar uzanacak olan bir beraberliktir. Ona süreklilik ve anlam kazandıran sır ise, eşlerin dindar ve güzel ahlâk sahibi olmalarıdır. Zenginlik, asalet ve güzellik gibi diğer özellikler geçicidir. Hâlbuki yuvadaki geçim, huzur ve mutluluğun devamlılığı, ailenin sıkıntılara karşı metanetli olması dinî hassasiyet ve ahlâkî olgunluk gibi iki temel değerle mümkündür.
Bir gün Peygamber Efendimiz ve ashâbı otururken yanlarından zengin bir adam geçer. Allah Resûlü, “Bu kişi hakkında ne dersiniz?” diye sorar. Mecliste hazır bulunanlar, “Bu kimse bir kadına talip olduğunda nikâhlanmaya, aracılık ettiğinde aracılığının kabul edilmesine, konuştuğunda dinlenmeye lâyık biridir.” derler. Resûlullah bir süre sükût eder. Bu arada fakir Müslümanlardan biri geçer. Bu defa da, “Bu kişi hakkında ne dersiniz?” diye sorar. Orada bulunanlar, “Bu kimse bir kadına talip olduğunda nikâhlanmaması, aracılık ettiğinde aracılığının kabul edilmemesi ve konuştuğunda sözüne itibar edilmemesi uygundur.” derler. Bunun üzerine Resûlullah, “Bu (fakir), öteki (zengin) gibi dünya dolusu insandan daha hayırlıdır.” buyurur.20
Sevgili Peygamberimiz eş seçiminde asıl olan değerleri bir kenara bırakarak, geçici vasıfların cazibesine kapılmamaları konusunda inananları şöyle uyarır: “Kadınlarla (sırf) güzellikleri sebebiyle evlenmeyin. Güzellikleri onları helâk edebilir (hatalı davranmaya sevk edebilir). Onlarla malları nedeniyle de evlenmeyin. Malları da onları taşkınlığa (günaha) götürebilir. Fakat onlarla dindarlıkları sebebiyle evlenin. Burnu kesik, kulağı delik, siyahî, dindar bir cariye, (diğerlerinden) daha üstündür.”21 Aynı husus erkeklerin dindarlığı için de geçerlidir. Nitekim Peygamber Efendimiz bir gün ashâbına, “Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse size (dünür olarak) geldiğinde onu (kızınızla) nikâhlayın. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkar.” buyurur. Orada bulunanlar, “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer o kimsede (denklik bakımından bir eksiklik) varsa?” deyince, Peygamberimiz, “Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse size (dünür olarak) geldiğinde onu (kızınızla) nikâhlayın.”22 cümlesini üç defa tekrarlayarak dindarlık ölçüsünün esas olduğuna, diğer özelliklerin de ancak bununla anlam kazanabileceğine işaret etmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’in, “Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır...”23 âyetinde evlilikte temiz ahlâk ve temiz yaşantının esas olduğuna ve insanların bu ölçülerle birbirlerine denk olabileceğine işaret edilmektedir. “Zina eden erkek ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.”24 âyetinde de evlilikte asıl hususun iffet ve ahlâk olduğu belirtilmiştir.
“İman etmedikleri sürece, Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mümin bir cariye, Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece, Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de, iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.”25 âyetinde de Allah inancı olmayan ile makam mevki bakımından ne kadar üstün olursa olsun, mal bakımından ne kadar zengin olursa olsun, güzellik bakımından ne kadar etkileyici olursa olsun, evlenilemeyeceği belirtilmiştir. Ehl-i kitap kadınlarla evlenme hususunda ise, “...Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir...”26 buyrulmaktadır. Dolayısıyla Müslüman kadınlarda olduğu gibi, Yahudi ve Hıristiyan kadınlarda da iffetin en önemli özellik olduğu görülmektedir.
Allah Teâlâ, “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”27 beyanıyla eş ihtiyacının insan fıtratında var olduğunu, bunu meşru biçimde karşılayan evliliğin ise sevgi ve rahmet temelleri üzerine kurulması gerektiğini belirtmiştir. Hz. Peygamber de Hz. Ali’ye hitaben söylediği şu sözleriyle evliliğe teşvikte bulunmuştur: “Ey Ali! Üç şeyi geciktirme: Vakti geldiğinde namazı (kılmayı), hazır olduğunda cenazeyi (defnetmeyi), dengini bulduğun zaman eşi olmayan kadını (evlendirmeyi).”28
İnsan, sevgi ve rahmeti elde etmek amacıyla gayret gösterir; bir eş ile hayatın zorluklarını aşmayı ve güzelliklerini paylaşmayı ister; evlenme çabası içerisine girer. Kimi zaman güzel, kimi zaman kariyer sahibi, kimi zaman şöhretli, kimi zaman dindar ve ahlâklı eşler aranır. İnsan tabiatı gereği elbette bütün bunlar önemlidir, önemsenmelidir. Her insanın kendine göre beğenileri, tercihleri, idealleri vardır ve hayatının belli dönemlerinde bunlara uygun kararlar alır. Ancak insan hayatında en önemli kararlardan biri olan eş seçiminde aranması gereken en önemli husus dindarlık ve ahlâkî erdemlere bağlılık olmalıdır. Çünkü bu ölçüye uygun olarak yapılan bir evlilik, sadece dünyada huzur ve mutluluğa değil, âhiret hayatında da ebedî saadete ulaştıracaktır. Nitekim Kur’an’da cennete giren bahtiyar kimseler anlatılırken şöyle buyrulmaktadır: “Onlar ve eşleri gölgeliklerde tahtlara kurulurlar.”29
Kaynak notları
1 B2097 Buhârî, Büyû’, 34; B4052 Buhârî, Meğâzî, 18.
2 B5077 Buhârî, Nikâh, 9; İM1861 İbn Mâce, Nikâh, 7.
3 D2050 Ebû Dâvûd, Nikâh, 3; HM12640 İbn Hanbel, III, 159.
4 B5077 Buhârî, Nikâh, 9.
5 “Enes b. Ebû Mersed”, DİA, XI, 233.
6 Nûr, 24/3.
7 D2051 Ebû Dâvûd, Nikâh, 4.
8 D2052 Ebû Dâvûd, Nikâh, 4.
9 İM1968 İbn Mâce, Nikâh, 46.
10 Ahzâb, 33/37.
11 B7420 Buhârî, Tevhîd, 22; TT20/274 Taberî, Câmiu’l- beyân, XX, 274.
12 HM23885 İbn Hanbel, v, 411.
13 B5083 Buhârî, Nikâh, 13.
14 B5088 Buhârî, Nikâh, 16; “Ebû Hüzeyfe”, DİA, X, 159.
15 B5089 Buhârî, Nikâh, 16.
16 B5090 Buhârî, Nikâh, 16; M3635 Müslim, Radâ’, 53.
17 M3485 Müslim, Nikâh, 74; N3248 Nesâî, Nikâh, 23.
18 İM1866 İbn Mâce, Nikâh, 9; N3237 Nesâî, Nikâh, 17.
19 B5090 Buhârî, Nikâh, 16; M3635 Müslim, Radâ’, 53.
20 B5091 Buhârî, Nikâh, 16.
21 İM1859 İbn Mâce, Nikâh, 6.
22 T1085 Tirmizî, Nikâh, 3.
23 Nûr, 24/26.
24 Nûr, 24/3.
25 Bakara, 2/221.
26 Mâide, 5/5.
27 Rûm, 30/21.
28 T171 Tirmizî, Salât, 13; T1075 Tirmizî, Cenâiz, 73.
29 Yâsîn, 36/56.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, 4. Cilt, s. 41–50
