Zikir: Allah’ı Anmak

Hamd, kendisini anan kullarını rahmetiyle kuşatan, gönüllerimizi imana açan ve hayatımıza hidayet veren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, dilinde ve hayatında Rabbini anmayı sürdüren, bize zikirle uyanık bir gönül taşımayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve onun rehberliğinde Allah’a yönelen bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim! Gün boyunca zihnimizden ne çok isim ve mesele geçiyor. İşimizin hesabını, evimizin ihtiyacını, telefonumuza gelen haberleri düşünüyoruz. Bir insanın söylediği söz bazen saatlerce aklımızda kalıyor. Bütün bu yoğunluğun içinde Rabbimizi ne kadar hatırlıyoruz? Bugün zikri konuşurken, saydığımız kelimeler kadar taşıdığımız gönlü de düşünelim. Allah’ın adını dilimizde anarken, O’nun huzurunda yaşadığımızı davranışlarımızda da hatırlayalım.

Zikir, Allah’ı anmaktır. O’nun güzel isimleriyle dua etmek, hamdetmek, tesbih etmek, Kur’an okumak bu yönelişin içindedir. Fakat zikrin hayatımıza ulaşacak bir mesajı da vardır. “Allah büyüktür” diyen insan, insanların tehdidi karşısında doğruyu terk etmemeye çalışır. “Hamd Allah’adır” diyen, kendisine verilenin sahibini bilir. “Allah’tan başka ilâh yoktur” diyen, kalbinin bağlılıklarını yeniden gözden geçirir.

Bir kelimeyi çokça söylemek kıymetlidir; onun anlamını düşünmek ise gönlümüzdeki karşılığını güçlendirir. Bu sebeple birbirimizin zikrini küçümsemeyelim, fakat kendi zikrimizin bizi nasıl değiştirdiğini soralım. Dilimiz Allah’ı anarken yanımızdaki insanı kırmakta ısrar ediyorsak, okuduğumuz sözün terbiyesine daha fazla ihtiyacımız vardır. Zikri hem dilimizle sürdürmeye hem hayatımıza taşımaya gayret edelim.

Kalbi uyanık tutan hatırlayış

Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin naklettiği şu hadis, zikrin gönül hayatımızdaki yerini güçlü bir benzetmeyle anlatır:

عَنْ أَبِى مُوسَى (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “مَثَلُ الَّذِى يَذْكُرُ رَبَّهُ وَالَّذِى لاَ يَذْكُرُ مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ.”

“Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin misali, diri ile ölünün misali gibidir.” (Buhârî, Deavât, 66; hadis no. 6407.)

Peygamberimiz bu benzetmeyle bize, Allah’la bağını canlı tutan gönlün değerini gösteriyor. Nasıl bedenimizin beslenmeye ihtiyacı varsa kalbimizin de kendisini uyandıracak hatırlayışa ihtiyacı vardır. Sürekli kaygıları, rekabeti ve insanların yargılarını dinleyen gönül yorulur. Rabbini anmak ise ona hayatının yalnız bunlardan ibaret olmadığını hatırlatır. Kul, yaratılışını ve döneceği yeri düşünerek önündeki meseleye daha doğru bakabilir.

Bu hadisi başkalarının imanı hakkında hüküm vermek için kullanmayalım. Bir insanın sessiz oluşundan onun gönlünde neler bulunduğunu bilemeyiz. Biz kendi kalbimizin hâlini düşünelim: Allah’ın huzurunda olduğumu hatırladığımda sözümde ve işimde ne değişiyor? Bir yanlışın eşiğinde durup geri dönebiliyor muyum? Zikir bize önce kendimizi uyandırma sorumluluğu verir; başkalarını küçümseme yetkisi vermez.

Rabbimiz, iman edenlerin gönlündeki bu yönelişi şöyle anlatır:

ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ ٱللَّهِ أَلَا بِذِكْرِ ٱللَّهِ تَطْمَئِنُّ ٱلْقُلُوبُ

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d 13/28. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Âyetin anlattığı huzur, hayatımızda artık hiçbir üzüntü bulunmayacağı anlamına gelmez. Peygamberimiz de üzülmüş, yorulmuş, sevdiklerini kaybetmiştir. Allah’ı anan insanın da tedaviye, desteğe ve dinlenmeye ihtiyacı olabilir. Kaygı yahut ruhsal hastalık yaşayan kardeşimizi imanla suçlamayalım. Zikir gönle dayanak olurken, gerekli sağlık yardımını almak da sorumluluğumuzun içindedir.

Bir gece gelecek korkusuyla uyuyamadığımızda, zihnimizi her ihtimalin peşinden sürüklemek yerine Rabbimize yönelmek için sakin bir vakit ayırabiliriz. O’na ihtiyacımızı söyleyelim, bildiğimiz duaları anlamını düşünerek okuyalım. Ardından yapabileceğimiz işi belirleyelim. Allah’a güvenmek, ertesi gün gerekli görüşmeyi yapmamıza ve tedbiri almamıza engel olmaz. Böylece zikir, kaygımızın içinde bizi sorumluluğa ve ümide çağırır.

Bazen kalbimizin huzuru, yanlış bir davranışı bırakmamızı da gerektirir. Başkasının hakkını saklayıp dilimizde tesbihi çoğaltmakla bütün yükü ortadan kaldıramayız. Hakkı iade etmek, özür dilemek, verdiğimiz zararı gidermek gerekir. Allah’ı anarken bu sorumluluğumuz daha görünür hâle gelsin. Gönlümüzü rahatsız eden bir haksızlık varsa zikrimiz bizi onu düzeltmeye sevk etsin.

Bu yüzden kendimize gün içinde küçük duraklar hazırlayalım. Bir toplantıya girmeden, öfkeliyken cevap yazmadan, önemli bir karar vermeden önce Rabbimizi hatırlayalım. Söyleyeceğimiz sözün hesabını taşıyabileceğimizi düşünelim. Bu kısa hatırlayış, yanlışın önünde bir duruş olabilir. Allah’ı anmak, gönlümüzü O’nun huzurunda olduğumuzu unutmayacak şekilde terbiye etsin.

Peygamberimizin gününe yayılan zikir

Hz. Âişe, Allah Resûlü’nün günlük hayatını yakından görmüş bir şahittir. Onun naklettiği şu kısa cümle, bize geniş bir kulluk ufku açar:

عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: كَانَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَذْكُرُ اللَّهَ عَلَى كُلِّ أَحْيَانِهِ.

“Hz. Âişe şöyle demiştir: Hz. Peygamber Allah’ı sürekli zikrederdi.” (Müslim, Hayız, 117.)

Bu anlatım, Peygamberimizin Rabbini hatırlamayı yalnız belirli bir vakte hapsetmediğini gösterir. Yemeğinde, yolculuğunda, dinlenmeye hazırlanırken ve insanlarla bir aradayken Allah’la bağını koruyordu. Biz de zikri günün hayatından ayrı bir bölüm gibi düşünmeyelim. Sabah evden çıkarken Rabbimizden hayırlı bir gün isteyelim; kazandığımızda hamdedelim; yanıldığımızda istiğfar edelim. Her durumun içinde Allah’a yönelme imkânı vardır.

Namaz bunun en güçlü merkezlerinden biridir. Rabbimiz Hz. Mûsâ’ya hitabında şöyle buyurur:

إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ

“"Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."” (Tâhâ 20/14. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Bu âyet, namazla Allah’ı hatırlamanın bağını gönlümüze yerleştirir. Günün yoğunluğu içinde namaz vakti geldiğinde, işlerimizi kısa bir süre bırakıp Rabbimizin huzuruna çıkarız. Hayatın merkezinde yalnız kendi planlarımız bulunmadığını kabul ederiz. Namazı aceleyle aradan çıkarılacak bir yük gibi gördüğümüzde, bizi toparlayan bu yönelişi yeterince fark edemeyebiliriz. Okuduklarımızı anlayarak kılmaya çalışalım.

Namazdan kalkınca da hatırlayışımız devam etsin. Bir işyerinde borcunu ödemeyen insan, az önce Allah’ın huzurunda durduğunu düşünsün. Eve dönünce eşine sert davranmaya hazırlanan kişi, Rabbinden merhamet istediğini hatırlasın. Kur’an’ın çağrısı günlük ilişkilerimize ulaşınca namazın terbiyesi daha görünür olur. İbadetimizi korumakla davranışımızı güzelleştirmek, birbirini destekleyen iki sorumluluğumuzdur.

Hadislerle İslâm’da anlatılan bir olayda, sadaka verecek imkânları bulunmayan bazı sahâbîler Peygamberimize gelir. Varlıklı kardeşlerinin ibadetlerinin yanında infak da yapabildiğini görür, hayırda geri kalmaktan endişe ederler. Allah Resûlü onlara namazların ardından tesbih, hamd ve tekbir getirmenin değerini öğretir. (Buhârî, Ezân, 155; hadis no. 843.) Bu öğüt, Allah’a yakınlaşma yollarının yalnız malı çok olanlara açık olmadığını gösterir.

Sahâbîlerin derdi, arkadaşlarının nimetine düşmanlık etmek değildi; Allah’ın rızasını daha çok kazanmak istiyorlardı. Biz de birbirimizin ibadet ve iyiliğini görünce böyle bir gayrete yönelelim. Birinin Kur’an okumaya devam ettiğini görürsek küçümsemek yerine kendi vaktimizde küçük bir düzen kuralım. Bir kardeşimizin yardımına sevinelim. Hayırdaki yarışımız, birbirimizin ayağını çekmekle değil birlikte yürümekle güzelleşsin.

Peygamberimizin öğrettiği namaz sonrası tesbihleri vaktimiz elverdikçe anlamlarını düşünerek okuyalım. “Sübhânallah” derken Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ettiğimizi, “Elhamdülillâh” derken nimetleri için hamdettiğimizi, “Allahü ekber” derken O’nun büyüklüğünü kabul ettiğimizi hatırlayalım. Sayıya dikkat etmek güzeldir; bunun yanında hangi sözle Rabbimize yöneldiğimizi bilmek de zikrimize derinlik kazandırır.

Hastalık, bakım görevi yahut zorunlu bir iş sebebiyle her zaman aynı uzunlukta vakit ayıramayabiliriz. Böyle günlerde bütün bağı terk etmeyelim. Yapabildiğimiz kadar samimi ve düzenli bir yönelişi sürdürelim. Büyük bir program hazırlayıp birkaç gün sonra bütünüyle bırakmak yerine, hayatımızın içine yerleşen küçük bir devamlılık daha faydalı olabilir. Allah’a yönelişimiz, gösterişli bir başlangıçtan çok gerçek bir sadakat taşısın.

Allah’ı anan kul, rahmetten ümidini kesmez

Kardeşlerim! Bir insanın kendisini unutulmuş hissetmesi çok ağırdır. Arayanı soranı olmadığında, derdinin kimseye ulaşmadığını düşündüğünde içine kapanabilir. Peygamberimizin Ebû Hüreyre’den nakledilen şu kudsî hadisi, Allah’a yönelen kulun gönlüne ümit verir:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى، وَأَنَا مَعَهُ حِينَ يَذْكُرُنِى، إِنْ ذَكَرَنِى فِى نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِى نَفْسِى، وَإِنْ ذَكَرَنِى فِى مَلَإٍ ذَكَرْتُهُ فِى مَلَإٍ هُمْ خَيْرٌ مِنْهُمْ...”

“Yüce Allah buyuruyor ki: Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben öyleyim. O, beni anarken ben onunla beraberim. O, beni kendi başına anarsa, ben de onu kendim anarım. O, beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım…” (Müslim, Zikir, 2; Buhârî, Tevhîd, 15. Hadislerle İslâm’da verilen bölüm.)

Bu sözde Rabbimizin kendisini anan kula lütfu ve yakınlığı anlatılır. Kulun Allah hakkındaki güzel düşüncesi, O’nun rahmetine ve vaadine güvenmesidir. Yoksa dilediğimiz her sonucun bizim belirlediğimiz şekilde ortaya çıkacağını düşünmek değildir. Rabbimize güvenerek dua eder, emrine uymaya çalışır, neticeyi O’na bırakırız. Allah’ın bizimle oluşunu da kudretine ve yüceliğine uygun biçimde anlar; insan ilişkilerine benzetmeyiz.

Günahından pişman olan bir insan, “Benim yönelişim artık bir işe yaramaz” diye düşünmesin. Allah’ı anmak, tevbe etmek ve doğru davranışa dönmek için kapı aralasın. Kendi geçmişine bakıp bütün geleceğini karartmak yerine, bugün atabileceği temiz adımı atsın. Rabbimizin rahmetini hatırlamak bize yanlışı sürdürme rahatlığı vermesin; o yanlıştan çıkabilmek için cesaret versin.

Bir toplulukta Allah’ı hayırla anmanın değeri de bu hadiste görülür. Ailece bir âyetin anlamını konuşmak, camide doğru bilgiyi öğrenmek, arkadaşlarla bir iyiliğin yolunu düşünmek gönüllerimizi ortak bir yönelişte buluşturabilir. Ancak topluluğun kalabalığı kendiliğinden samimiyetin ölçüsü değildir. Sözümüzü gösterişe çevirmeden, başkalarından üstün görünme kaygısına kapılmadan Allah’ın rızasını isteyelim.

Evimizde Allah’ın adını yalnız birini uyarmak için kullanmayalım. Çocuğumuz hep öfkeli bir sesle dinî sözler işitirse o sözlerle arası uzaklaşabilir. Sevinçte hamdedelim, korkuda dua edelim, bir iyilikte hayır dileğinde bulunalım. Çocuk, Rabbimizin adının merhamet ve güvenle anıldığını da duysun. Bizim sakin ve tutarlı davranışımız, söylediğimiz kelimelerin anlaşılmasına yardımcı olsun.

Bir genç yanımıza gelip inançla ilgili bir soru sorduğunda da bunu bir tehdit gibi karşılamayalım. Onu dinleyelim, bilmediğimiz konuda araştırıp doğru kaynağa yönlendirelim. Allah’ı anmanın ilmî bilgiyle buluşması, gönüldeki bağlılığı güçlendirir. Yanlış bilgiler ve korkutucu iddialar yerine, Kur’an’ın ve Peygamberimizin rehberliğiyle konuşalım. Gençlerimiz soru sorarken hor görülmeyeceklerini bilsinler.

Zikir meclisinde konuştuğumuz güzel ahlâk, meclisten sonra da devam etsin. Ayrılırken bir kardeşimizin kusurunu yaymaya başlıyorsak, az önce andığımız Rabbimizin bizi işittiğini yeniden hatırlayalım. Bir hayır işinde anlaşmazlık yaşadığımızda hakarete yönelmeyelim. Allah’ın adını aynı yerde anmak, birbirimize karşı saygımızı ve hak hassasiyetimizi artıracak bir vesile olsun.

Dilimizin zikri, işimizin edebi olsun

Rabbimiz, cuma namazından sonra hayata dönen müminlere hitabında şu ölçüyü verir:

فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَٱبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma 62/10. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Bu âyette çalışma ile Allah’ı anma aynı hayatın içinde buluşur. Namazını kılan mümin, rızkını aramak için yeryüzüne dağılırken Rabbini unutmamaya çağrılır. Böylece ticaretin, mesleğin ve günlük uğraşların Allah’la bağımızdan tamamen uzak bir alan olmadığını anlarız. Rabbimizi iş başında hatırlamak, yaptığımız işin hakkını vermeye ve kazancımızın helâl olmasına dikkat etmektir.

Bir müşteriye yanlış bilgi verip satış yaptıktan sonra dilimizde hamdetmek, o yanlışın hesabını ortadan kaldırmaz. Ürünün kusurunu açıklamak, ölçüyü doğru tutmak, çalışanımızın hakkını ödemek gerekir. Zikreden gönül bu sorumlulukları unutmasın. Kazancımız azalacak diye doğruluktan vazgeçmeyelim. Rabbimizin rızasını gözeterek elde ettiğimiz kazanç, ailemize götürdüğümüz lokmanın içinde bir güven taşır.

Telefonumuzda da dilimizin ve elimizin hesabı vardır. Bir haberi sırf kızgın olduğumuz için yaymak, bir insanla alay eden görüntüyü paylaşmak, kimliğini bilmediğimiz kişiye hakaret etmek kolaylaşabiliyor. O sırada Allah’ı hatırladığımızda kendimize bir duruş koyabiliriz. “Bu doğru mu, bu gerekli mi, bu söz birine haksızlık ediyor mu?” diye soralım. Zikrimiz, paylaşmadan önce düşünmemize yardım etsin.

Bir aile tartışmasında da aynı ölçüye ihtiyacımız vardır. Haklı olduğumuzu düşünsek bile söylediğimiz her söz doğru olmayabilir. Sesimiz yükseldiğinde bir an susup Rabbimize sığınalım; gerekirse konuşmayı sakinleşince sürdürelim. Allah’ı anmak, eşimizin yahut çocuğumuzun sözüne kulak vermemizi kolaylaştırsın. Güzel ahlâk, yalnız dışarıda tanıdığımız insanlara karşı gösterdiğimiz nezaketten ibaret kalmasın.

Zikir için kullandığımız tesbih yahut sayaç bir yardımcıdır. Onu bir üstünlük ölçüsüne çevirmeyelim. Başkasının sayısını bilmeden ona hüküm vermeyelim; kendi sayımızı başkalarının takdiri için büyütmeyelim. Peygamberimizin öğrettiği zikirleri güvenilir kaynaklardan öğrenelim. Kaynağı olmayan özel sayılara kesin sonuçlar bağlayan iddialara dikkat edelim; ibadeti hayatın meselelerini sorumluluksuzca çözme vaadine dönüştürmeyelim.

Kimi zaman araç kullanıyor, bir hastayla ilgileniyor yahut dikkat gerektiren bir iş yapıyor olabiliriz. Böyle bir anda vazifemizi tehlikeye atacak şekilde başka bir uğraşa dalmak doğru olmaz. Rabbimizi hatırlarken bize emanet edilen insanın güvenliğini de koruyalım. Zikir, işimizi savsaklamak için gerekçe olmasın; işimizi Allah’ın gördüğünü bilerek daha özenli yapmamıza yardım etsin.

Kendi günlük alışkanlıklarımızı bu gözle düşünelim. Sabah ilk baktığımız şey ekranımız mı, yoksa Rabbimize yönelteceğimiz bir hamd için de yer var mı? Evden çıkmadan ailemize hayır dua ediyor muyuz? Akşam dinlenirken gün içinde kırdığımız birini hatırlayıp özür dileyebiliyor muyuz? Bu küçük davranışların her biri, Allah’ı hatırladığımızın hayatımıza bıraktığı izlerden olabilir.

Bir de sevdiğini kaybeden kardeşimizin sessizliğini düşünelim. Evinin her köşesinde bir hatıra vardır, alıştığı ses artık duyulmaz. Böyle bir zamanda Allah’ı anmak, acısını yok saymasını gerektirmez. Rabbine derdini arz edebilir, vefat eden yakını için dua edebilir, kendisine sabır ve dayanma gücü isteyebilir. Yanında bulunan bizler de hazır cümlelerle susturmak yerine onu dinleyelim. Zikrin öğrettiği merhamet, yas tutan insanın ihtiyacını görmemize yardım etsin.

Kalbimizin hâli her gün aynı olmayabilir. Bazen dua ederken gözümüz dolar, bazen de dilimizdeki sözü içimizde yeterince hissedemediğimizi düşünürüz. İbadetimizi yalnız belirli bir duyguya bağlamayalım. Her defasında aynı heyecanı yaşamamak, samimi gayretimizin değersiz olduğu anlamına gelmez. Allah’ı anmayı sürdürürken anlamını da düşünelim; ihlâsı ve gönül uyanıklığını O’ndan isteyelim. Kendi duygumuzu başkasının duygusuyla yarıştırmadan kulluğumuza devam edelim.

Yalnız bir odada oturan kardeşimiz de, kalabalık bir iş yerinde çalışan kardeşimiz de Rabbine yönelebilir. Kimsenin bilmediği bir endişemizi Allah bilir; anlatacak insan bulamadığımız bir derdi O’na arz edebiliriz. Bu güven, insanlardan yardım istememizi engellemez. Rabbimize yönelirken hayırlı dostluklara, doğru danışmaya ve ihtiyaç duyduğumuz desteğe de açık olalım.

Seherin sessizliğinde gönlümüzü toparlayalım

Amr b. Abese’nin naklettiği bir hadiste Allah Resûlü şöyle buyurur:

حَدَّثَنِى عَمْرُو بْنُ عَبَسَةَ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: “أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الرَّبُّ مِنَ الْعَبْدِ فِى جَوْفِ اللَّيْلِ الْآخِرِ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَكُونَ مِمَّنْ يَذْكُرُ اللَّهَ فِى تِلْكَ السَّاعَةِ فَكُنْ.”

“Rabbin, kuluna en yakın olduğu vakit gecenin son yarısıdır. Eğer o vakitte Allah’ı zikredenlerden olabilirsen ol!” (Tirmizî, Deavât, 118; hadis no. 3579.)

Günün koşuşturması başlamadan önceki bu vakitte, insan kendi hâlini daha sakince düşünebilir. Herkesin uyuduğu bir anda Allah’a yönelmek, başkalarının görmesine ihtiyaç duymadan ibadet etme terbiyesi kazandırır. Burada anlatılan yakınlık Rabbimizin rahmeti ve lütfuyla ilgilidir. Allah’ı bir mekâna yerleştiren yahut insan gibi tasavvur eden bir anlayışa yönelmeyelim; O’nun yüceliğini koruyarak dua edelim.

Bu öğüdü öğrenince, sağlığımızı bozacak ve zorunlu görevlerimizi aksatacak bir program kurmak zorunda değiliz. Gece çalışan, bebeğiyle ilgilenen, hastalığı sebebiyle uykuya ihtiyaç duyan kardeşlerimizin şartları farklıdır. İmkânı olan, seherde kısa bir dua ve istiğfar vakti ayırsın. İmkânı olmayan da Allah’a yönelişini bütünüyle bırakmasın. Kulluğumuzda gayret kadar ölçü ve devamlılık da önemlidir.

Seherde Rabbimize yalnız kendi ihtiyacımızı söylemekle kalmayalım. Hastaları, mazlumları, geçim sıkıntısı çekenleri, yalnız kalanları hatırlayalım. Dua ederken gündüz onlara nasıl yardımcı olabileceğimizi de düşünelim. Böylece gecenin sessizliğinde genişleyen merhametimiz, gündüz bir telefonla, bir ziyaretle, bir yardımla insanlara ulaşabilir. Allah’ı anan gönül, O’nun kullarının derdine karşı duyarlılığını korusun.

Muhterem kardeşlerim! Bugün buradan küçük ama devam ettirebileceğimiz bir karar alarak ayrılalım. Bir namazımızın ardından acele etmeden tesbihlerimizi okuyalım. Gün içinde kısa bir vakit Kur’an’ın anlamıyla buluşalım. Öfkeli bir sözü göndermeden önce durup Allah’ı hatırlayalım. Akşam, bu hatırlayışın davranışımızda hangi iyiliğe dönüştüğünü düşünelim. Bir gün eksik bırakırsak ümitsizliğe düşmeden ertesi gün yeniden başlayalım.

Rabbimizi anarken yalnız olmadığımızı hatırlayalım; aynı zamanda bütün tercihlerimizden sorumlu olduğumuzu da unutmayalım. Dilimizde tesbih çoğaldıkça gönlümüzde merhamet, işimizde doğruluk, evimizde sabır da çoğalsın. Allah’ın adını anan dil, O’nun kullarını incitmemek için de terbiye görsün. Şimdi dilimizin ve hayatımızın zikrini güzelleştirmek için hep birlikte Rabbimize yönelelim.

Kur’an okurken de bu dikkati korumaya ihtiyacımız var. Bir sayfayı bitirme telaşıyla gözümüz satırların üzerinden geçerken, okuduğumuz öğüdün hayatımızda nereye dokunduğunu kaçırabiliriz. Bazen kısa bir ayetin anlamı üzerinde durmak, davranışımızı değiştirecek bir uyanışa vesile olur. Okumayı öğrenirken gösterdiğimiz gayreti, okuduğumuzu anlamaya ve yaşamaya da gösterelim; bilmediğimiz yerde güvenilir açıklamalardan yararlanalım.

Evlerimizde yaşlılarımızın, hastalarımızın Allah’ı anmasına yardımcı olmak da güzel bir hizmettir. Gözleri eskisi kadar iyi görmeyen babamıza okumak istediği metni büyütebilir, yalnız kalan annemizle birlikte dua edebiliriz. Onların ibadetini sürekli düzeltilecek bir kusur gibi görmeden, ihtiyaçlarını sorarak destek olalım. Bazen yanında sabırla oturmamız, aceleyle verdiğimiz uzun nasihatlerden daha çok huzur verir.

Bir de belirli sözleri söyleyince her dileğin mutlaka gerçekleşeceğini iddia eden, dinî kaynağı gösterilmeyen vaatler karşımıza çıkıyor. Kardeşlerim, dua ve zikri alışveriş hesabına çevirmeyelim. Rabbimize kulluk eder, ihtiyacımızı arz eder, O’nun hikmetine güveniriz. Güvenilir bilgiye dayanmayan özel sayıları, kesin sonuç garantilerini başkalarına din adına aktarmadan önce araştıralım.

Zikir için kurduğumuz düzen, bizi etrafımızdan koparmasın. Sofrada ailemiz bir derdini anlatırken onları susturarak kendi programımızı tamamlamak zorunda değiliz. Bir ihtiyaç sahibini dinlemek, verdiğimiz sözü tutmak, ibadetimizi uygun vakitte sürdürmek aynı kulluğun içindedir. Günü planlarken hem Rabbimize yönelişimize hem bize emanet edilen insanların hakkına yer açalım.

Dua

Allah’ım! Bizi Seni unutan, hayatını yalnız kendi hesabından ibaret gören kullarından eyleme. Dilimizi zikrinle, kalbimizi imanla, işlerimizi rızana uygun bir gayretle güzelleştir. Namazlarımızı huzurla kılmayı, Kur’an’ı anlayarak okumayı, öğrettiğin dualarla Sana yönelmeyi nasip eyle. Gafletimizden, gösterişimizden ve sözümüzle davranışımız arasındaki kusurlardan dolayı bizi bağışla.

Rabbimiz! Kaygılı gönüllere ferahlık, yalnız kalanlara hayırlı dostlar, hastalara şifa ve doğru yardım imkânları ver. Evlerimizde adının sevgiyle ve güvenle anılmasını nasip eyle. Çocuklarımıza Sana yakın olmanın huzurunu, gençlerimize doğru bilgiyi aramanın sabrını lütfet. Bizi birbirimizin sorusunu küçümseyenlerden değil, hayrına yardımcı olanlardan eyle.

Allah’ım! Seherlerimizi istiğfarla, gündüzlerimizi helâl emekle, akşamlarımızı merhametle bereketlendir. Zikrimizin bizi kul hakkından, yalandan, kırıcı sözden ve haksız kazançtan uzaklaştırmasını nasip eyle. Mazlumları, borçluları, darda kalan kardeşlerimizi rahmetinle kuşat. Kur’an’ın ve Peygamberimizin sünnetinin yolundan ayırma. Son nefesimizi imanla, dilimiz Seni anarken ve gönlümüz affına güvenirken vermeyi nasip eyle. Âmin.


Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt, 79–90. sayfalar. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.