Hadislerle İslam Vaazı.. "Vatan ve Memleket Sevgisi: Ey Mekke Senden Çıkarılmasaydım Asla Seni Terk Etmezdim" konulu Hadislerle İslam Vaazı sitemize yüklenmiştir..
VATAN VE MEMLEKET SEVGİSİ
“Ey Mekke! Senden Çıkarılmasaydım Asla Seni Terk Etmezdim”
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ.
Hamd, bizleri yoktan var eden, bizlere bir vatan, bir yuva, bir aile ve bir millet nasip eden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, vatanından ayrılmak zorunda kalan, memleket hasretini yüreğinde taşıyan, fakat Allah’ın rızasını her şeyin üstünde tutan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.
Aziz Müminler!
Bugün gönlümüzde derin bir yeri olan, hayatımızın en kıymetli değerlerinden birini konuşacağız: Vatan sevgisini, memleket hasretini ve yaşadığımız topraklara karşı sorumluluğumuzu.
İnsanın doğup büyüdüğü bir köyü vardır. Çocukluğunu geçirdiği bir sokağı vardır. Annesinin sesini duyduğu bir evi, ilk adımlarını attığı bir avlusu, hatıralarını saklayan bir şehri vardır.
İnsan yıllar geçse de bunları unutamaz. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, memleketinin adı duyulduğunda yüreği başka türlü çarpar. Gurbette memleketinden bir haber aldığında gözleri dolar. Bir ezan sesi, bir tanıdık türkü, bir köy manzarası onu alıp çocukluğuna götürür.
Çünkü vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Vatan; hatıralarımızdır, ailemizdir, dilimizdir, kültürümüzdür. Vatan; huzur içinde yaşadığımız, inancımızı özgürce yerine getirdiğimiz, çocuklarımızı güvenle yetiştirdiğimiz yuvamızdır.
İşte bu sebeple vatan sevgisi, insanın fıtratına yerleştirilmiş tabii bir duygudur.
Ancak Müslüman için vatan sevgisi, sadece duygusal bir bağlılık değildir. Aynı zamanda bir sorumluluktur. Vatanı sevmek, onun insanlarına sahip çıkmaktır. Vatanı korumak, onun üzerinde yaşayan herkesin canını, malını, namusunu, inancını ve huzurunu korumaya çalışmaktır.
Geliniz, bu hakikati en güzel şekilde bize öğreten Allah Resûlü’nün hayatına kulak verelim.
Peygamberimizin Mekke sevgisi
Aziz Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke’de doğdu. Orada büyüdü. İlk vahyi orada aldı. İnsanları Allah’ın birliğine orada davet etti.
Fakat Mekke’deki müşrikler, onun bu davetine karşı çıktılar. Müminlere eziyet ettiler. Onları inançlarından vazgeçirmeye çalıştılar. İbadetlerini özgürce yapmalarına engel oldular.
Baskılar ağırlaştı. Zulüm arttı. Müslümanlar canlarını, inançlarını ve geleceklerini koruyabilmek için hicret etmek zorunda kaldılar.
İşte Allah Resûlü de çok sevdiği Mekke’den ayrılmak zorunda kaldı.
Abdullah b. Adî b. Hamrâ radıyallahu anh, Peygamber Efendimizin Mekke’den ayrılırken Hazvere denilen yerde durduğunu ve şöyle buyurduğunu nakleder:
Arapça hadis:
وَاللَّهِ إِنَّكِ لَخَيْرُ أَرْضِ اللَّهِ، وَأَحَبُّ أَرْضِ اللَّهِ إِلَى اللَّهِ، وَلَوْلَا أَنِّي أُخْرِجْتُ مِنْكِ مَا خَرَجْتُ.
Türkçe meali:
“Vallahi sen Allah’ın en hayırlı beldesisin ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.”
Kaynak: Tirmizî, Menâkıb, 68; İbn Mâce, Menâsik, 103.
Aziz Müminler!
Bir düşünelim: Allah’ın Resûlü, vahyin indiği bu mübarek şehirden ayrılırken nasıl bir duygu içindeydi?
Arkasında doğup büyüdüğü topraklar kalıyordu. Çocukluk hatıraları kalıyordu. Sevdikleri, tanıdığı sokaklar, alıştığı hayat geride kalıyordu.
Fakat Peygamberimiz, Mekke’yi terk etmek istemediği hâlde zulüm sebebiyle ayrılmak zorunda kaldı.
Onun bu sözleri bize önemli bir hakikati öğretiyor: İnsan, kendisine acı veren şartlar sebebiyle yurdundan ayrılabilir; fakat yurduna duyduğu sevgi kalbinden kolay kolay silinmez.
Peygamberimizin Mekke sevgisi, vatan sevgisinin en güzel örneklerinden biridir.
Demek ki memleketini sevmek ayıp değildir. Doğup büyüdüğü toprakları özlemek bir eksiklik değildir. Gurbette gözleri dolmak, insanın memleketini hatırlayınca duygulanması bir zayıflık değildir.
Bunlar insan olmanın tabii hâlleridir.
Yeter ki bu sevgi, başka insanları küçümsemeye ve başka milletlere düşmanlık etmeye dönüşmesin.
Muhacirlerin yüreğinde tüten memleket hasreti
Kıymetli Müslümanlar!
Hicret eden Müslümanlar, Medine’ye geldiklerinde her şey hemen kolaylaşmadı. Yeni bir şehre alışmakta zorlandılar. Bazıları hastalandı. Yabancılık çektiler. Alıştıkları iklimi, suyu, havası ve sokakları aradılar.
Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh ile Bilâl-i Habeşî radıyallahu anh da hastalananlar arasındaydı.
Hz. Âişe validemiz, onların hâlini Peygamber Efendimize haber verdi. Bu sırada babası Hz. Ebû Bekir ve Bilâl-i Habeşî, Mekke’ye duydukları özlemi dile getiriyorlardı.
Bilâl-i Habeşî’nin gönlü Mekke’de kalmıştı. Bir gece bile olsa Mekke’de olmayı, o topraklarda yürümeyi, dağlarını görmeyi, suyundan içmeyi arzuluyordu.
Düşünün kardeşlerim!
Bilâl, Mekke’de işkence görmüştü. İnancı uğruna ağır eziyetlere uğramıştı. Buna rağmen memleketini özlüyordu.
Çünkü insan bazen doğduğu yerin acı hatıralarını da taşır. Yaşadığı sıkıntılara rağmen çocukluğunu, ailesini, geçmişini ve memleketini özler.
Peygamber Efendimiz, ashabının bu hasretini duyunca ellerini Rabbine açtı ve şöyle dua etti:
Arapça hadis:
اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْمَدِينَةَ كَحُبِّنَا مَكَّةَ أَوْ أَشَدَّ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي صَاعِنَا وَفِي مُدِّنَا، وَصَحِّحْهَا لَنَا.
Türkçe meali:
“Allah’ım! Mekke’yi bize sevdirdiğin gibi Medine’yi de bize sevdir, hatta daha fazla sevdir. Allah’ım! Ölçü ve tartımızı bizim için bereketli kıl. Medine’yi bize sağlıklı kıl.”
Kaynak: Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 12; Deavât, 43.
Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimiz, ashabının memleket hasretini küçümsemedi. Onlara, “Artık buradasınız, geçmişi unutun.” demedi. Onların gönüllerini anladı ve onlar için dua etti.
Buradan kendimize bir ders çıkaralım.
Gurbette yaşayan kardeşlerimizi anlayalım. Memleketinden uzak düşmüş insanın duygularına saygı gösterelim. Ailesinden ayrı kalanlara, anne babasını özleyenlere, bayramlarda memleketine gidemeyenlere destek olalım.
Bazen bir telefon, bazen bir ziyaret, bazen samimi bir hâl hatır sorma, bir insanın yüreğindeki hasreti hafifletir.
Bir müminin gönlünü anlamak da kardeşliğin bir parçasıdır.
Hicret edenleri bağrına basan ensar
Aziz Müminler!
Vatan sevgisini konuşurken yalnızca Mekke’den ayrılan muhacirleri değil, Medine’de onları karşılayan ensarı da hatırlamalıyız.
Muhacirler evlerini, mallarını ve memleketlerini geride bırakmışlardı. Ensar ise kendi evlerini, imkânlarını ve sofralarını onlarla paylaştı.
Yüce Allah, ensarın bu güzel ahlâkını Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatır:
Arapça ayet:
وَالَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ
Türkçe meali:
“Onlardan önce o yurda yerleşmiş ve imanı gönüllerine yerleştirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”
Haşr suresi, 59/9. ayetin ilgili bölümü.
Kardeşlerim!
Ensar, muhacirleri yalnızca sözle sevmedi. Onlara evlerini açtı. Sofralarını paylaştı. İmkânlarını kardeşleri için seferber etti.
İşte vatan sevgisi böyle bir ahlâkla güzelleşir.
Bir ülkede yaşayan insanların birbirine güvenmesi, birbirinin derdini paylaşması, ihtiyaç sahibine yardım etmesi, farklılıklarına rağmen kardeşçe yaşaması gerekir.
Vatan, yalnızca sınır çizgilerinden ibaret değildir. O sınırlar içerisinde yaşayan insanların birbirine duyduğu güven de vatanın huzurunun bir parçasıdır.
Komşumuz açken tok yatmamak, ihtiyaç sahibini gözetmek, yetimi korumak, yaşlıya hürmet etmek, genci güzel yetiştirmek, ailemize sahip çıkmak… Bunların her biri yaşadığımız topluma karşı sorumluluğumuzdur.
Unutmayalım: Bir vatanı güçlü kılan yalnızca binaları, yolları ve imkânları değil; o vatanda yaşayan insanların ahlâkı, merhameti ve birbirine bağlılığıdır.
Vatan sevgisi, vatanı koruma sorumluluğudur
Aziz Kardeşlerim!
Vatan sevgisi, sadece güzel sözler söylemek değildir. Vatan sevgisi, gerektiğinde fedakârlık yapabilmektir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
Arapça ayet:
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ
Türkçe meali:
“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.”
Enfâl suresi, 8/60. ayetin ilgili bölümü.
Bu ayet, Müslümanların savunma konusunda hazırlıklı olmalarının önemini ortaya koyar.
Vatanın korunması; insanların can güvenliğinin, inançlarını özgürce yaşayabilmelerinin, ailelerinin ve mallarının güven içinde olmasının korunmasıdır.
Peygamber Efendimiz de Allah yolunda nöbet tutmanın faziletini şöyle bildirmiştir:
Arapça hadis:
رِبَاطُ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ خَيْرٌ مِنْ صِيَامِ شَهْرٍ وَقِيَامِهِ، وَإِنْ مَاتَ جَرَى عَلَيْهِ عَمَلُهُ الَّذِي كَانَ يَعْمَلُهُ، وَأُجْرِيَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ، وَأَمِنَ الْفَتَّانَ.
Türkçe meali:
“Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Kişi nöbette ölürse yapmakta olduğu işin sevabı devam eder, rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu meleklerine karşı güven içinde olur.”
Kaynak: Müslim, İmâre, 163.
Aziz Müminler!
Bu hadis, insanların güvenliği için fedakârlık yapanların ne büyük bir sorumluluk üstlendiğini göstermektedir.
Gece herkes evinde huzurla uyurken güvenliği sağlayanları düşünelim. Sınırlarımızı koruyan askerlerimizi, canını tehlikeye atarak insanları kurtaran görevlilerimizi, yangında, afette ve felakette başkalarının imdadına yetişenleri hatırlayalım.
Onların görevleri, çoğu zaman ailelerinden uzakta, ağır şartlar altında yerine getirilir.
Bizlere düşen, görevini hakkıyla yapanlara dua etmek, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek ve toplumun huzuruna katkıda bulunmaktır.
Ancak şunu da unutmayalım: Vatanı korumak yalnızca savaş zamanında yapılan bir görev değildir.
Bir öğretmenin çocuklara ilim ve ahlâk kazandırması da vatana hizmettir. Bir hekimin hastaya şifa için çalışması da vatana hizmettir. Bir esnafın dürüst olması, bir işçinin işini hakkıyla yapması, bir anne babanın evladını güzel yetiştirmesi de vatana hizmettir.
Bir insanın kamu malını koruması, rüşvetten uzak durması, kul hakkı yememesi, çevreyi kirletmemesi, görevini savsaklamaması da yaşadığı topluma karşı sorumluluğudur.
Vatan sevgisi, sadece tehlike anında ortaya çıkan bir duygu değil; her gün görevini dürüstçe yapmanın adıdır.
Şehitlik, fedakârlık ve emanet bilinci
Kıymetli Kardeşlerim!
Vatanımızın huzuru ve güvenliği için canlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Gazilerimize sağlık ve afiyet diliyoruz.
Onların fedakârlığı, bizlere büyük sorumluluklar yüklemektedir.
Peygamber Efendimiz, kişinin malını, canını, dinini ve ailesini savunurken öldürülmesinin şehitlik kapsamında olduğunu bildirmiştir.
Arapça hadis:
مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ.
Türkçe meali:
“Malını korurken öldürülen kimse şehittir.”
Kaynak: Ebû Dâvûd, Sünnet, 29; Tirmizî, Diyât, 21. Rivayetlerde canını, dinini ve ailesini korumaya ilişkin ifadeler de yer almaktadır.
Bu hadisler, insanın canını, ailesini ve sahip olduğu meşru hakları korumasının önemini ortaya koyar.
Şehitlerimizi anmak, yalnızca törenlerde isimlerini söylemekten ibaret değildir. Onların geride bıraktığı ailelere sahip çıkmaktır. Yetimlerini gözetmektir. Gazilerimize hürmet etmektir. Vatanımızın kıymetini bilmektir.
En önemlisi de onların uğruna fedakârlık gösterdiği huzuru, adaleti ve kardeşliği yaşatmaya çalışmaktır.
Birbirimize haksızlık ederken, kul hakkı yerken, emanete ihanet ederken, insanların huzurunu bozarken vatan sevgisinden söz etmek yeterli değildir.
Çünkü vatanın korunması kadar, vatanın üzerinde güzel bir hayatın kurulması da önemlidir.
Şehitlerimizin hatırasına yaraşan bir hayat; adaletin gözetildiği, merhametin yaşatıldığı, insanların birbirinin hakkına saygı duyduğu bir hayattır.
Bayrak sevgisi ve ortak değerlerimiz
Aziz Müminler!
Bayrak, milletlerin bağımsızlığını, ortak tarihini ve birlik duygusunu temsil eden önemli bir semboldür.
Bayrağımızın gölgesinde yaşayan insanlar, farklı şehirlerden, farklı ailelerden ve farklı mesleklerden gelseler de ortak bir vatanı paylaşırlar.
Bayrağa saygı, onun temsil ettiği ortak değerlere saygıdır. Bu değerleri korumak ise yalnızca bayrağı sevmekle değil, onun altında yaşayan insanlara da saygı göstermekle mümkündür.
Tarihimiz, bayrağını korumak uğruna büyük fedakârlıklar gösteren insanların hatıralarıyla doludur. Uhud’da Mus'ab b. Umeyr’in sancağı korurken şehit düşmesi ve Mûte Savaşı’nda sancağı taşıyan komutanların peş peşe şehit olmalarına rağmen sancağın düşürülmemesi, bu fedakârlığın tarihimizdeki örneklerindendir.
Bu hatıraları anarken şunu da bilmeliyiz: Bayrağa hürmet, milletimizin ortak emanetlerine sahip çıkmayı gerektirir. Bayrağın altında yaşayan her insanın hakkını gözetmek, adaleti ayakta tutmak ve toplumsal huzuru korumak da bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Birbirimize saygı gösterelim. Farklılıklarımızı düşmanlık sebebi hâline getirmeyelim. Ortak değerlerimizi, bizi ayrıştırmak için değil, bizi bir arada tutmak için yaşatalım.
Vatan sevgisi ırkçılık değildir
Aziz Kardeşlerim!
Burada çok önemli bir ölçüyü hatırlamamız gerekiyor.
İslâm, insanın doğduğu yeri sevmesini, milletine ve kültürüne bağlı olmasını yasaklamaz. Fakat bu sevgiyi başkalarını küçümsemeye, başka milletlere düşmanlık etmeye ve insanları ırkları sebebiyle aşağılamaya dönüştürmeyi kabul etmez.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
Arapça ayet:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ
Türkçe meali:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”
Hucurât suresi, 49/13. ayet.
Kardeşlerim!
Rabbimiz, farklı milletler ve topluluklar hâlinde yaratılmamızı birbirimizi tanımamız için bir vesile kılmıştır.
Öyleyse bir insanı yalnızca doğduğu yere, konuştuğu dile veya mensup olduğu millete bakarak değerlendiremeyiz. İnsanlar arasındaki üstünlüğün ölçüsü, Allah katında takva ve güzel kulluktur.
Vatanımızı sevelim. Milletimizin iyiliği için çalışalım. Kültürümüzü, dilimizi ve tarihî mirasımızı koruyalım. Fakat başka insanların da vatanlarını sevebileceğini, kendi dillerini ve kültürlerini değerli görebileceğini unutmayalım.
Kendi vatanını sevmek için başka bir insanın vatanına düşman olmaya gerek yoktur.
İslâm’ın bizlere öğrettiği kardeşlik budur. Adalet budur. İnsanlık budur.
Vatanı geleceğe taşımak
Değerli Müminler!
Bir vatanın geleceği, çocuklarımızın ve gençlerimizin yetiştirilmesiyle yakından ilgilidir.
Çocuklarımıza vatan sevgisini öğretelim. Fakat bu sevgiyi sadece sözlerle anlatmayalım. Onlara dürüstlüğü, merhameti, çalışkanlığı ve sorumluluğu da öğretelim.
Vatanını seven çocuk, okulunu temiz tutar. Arkadaşına haksızlık etmez. Büyüklerine saygı gösterir. Küçüklerine merhamet eder. Emaneti korur. Doğruyu söylemekten korkmaz.
Vatanını seven genç, ilim öğrenir. Meslek sahibi olmak için gayret eder. Ülkesine faydalı olmak ister. İnsanların emeğine saygı gösterir. Başarıyı başkasını ezmekte değil, iyilik üretmekte arar.
Vatanını seven yetişkin, görevini hakkıyla yapar. Ailesine sahip çıkar. Komşusunun derdiyle ilgilenir. İhtiyaç sahibini gözetir. Kamu malını kendi malı gibi korur.
Çünkü vatanın yarınları, bugün yetiştirdiğimiz nesillerin elindedir.
Bir ülkenin yolları ve binaları yenilenebilir. Fakat ahlâkı zayıflarsa, insanlar birbirine güvenmezse, adalet yara alırsa o ülkenin huzuru da zarar görür.
Bu sebeple evlatlarımıza hem geçmişimizi tanıtalım hem de geleceğe hazırlanmayı öğretelim. Onlara tarihimizin fedakârlıklarını anlatalım. Ancak bunun yanında ilmin, üretmenin, adaletin ve güzel ahlâkın önemini de gösterelim.
Vatanımıza hizmet etmek istiyorsak önce kendimizi düzeltelim. Ailemize iyilik edelim. İşimizi güzel yapalım. İnsanların hakkını koruyalım. Birliğimizi ve kardeşliğimizi güçlendirelim.
Unutmayalım: Vatan, yalnızca geçmişten devraldığımız bir miras değil; gelecek nesillere huzur içinde bırakmamız gereken bir emanettir.
Sonuç ve öğüt
Aziz Müminler!
Bugün Peygamber Efendimizin Mekke’ye duyduğu sevgiyi hatırladık. Muhacirlerin memleket hasretini gördük. Ensarın kardeşliğini öğrendik. Vatanı korumanın, insanlara hizmet etmenin ve ortak değerlerimize sahip çıkmanın önemini konuştuk.
Öyleyse geliniz, vatanımızın kıymetini bilelim.
Ezanlarımızın huzur içinde okunması, ibadetlerimizin güvenle yerine getirilmesi, çocuklarımızın okula korkmadan gidebilmesi, ailelerimizin güven içinde yaşayabilmesi için Rabbimize şükredelim.
Ülkemizin huzuru, milletimizin birliği ve bütün insanlığın iyiliği için gayret gösterelim.
Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve hürmetle analım. Hayatta olan gazilerimize sağlık, şifa ve huzur dileyelim. Şehit ailelerimizin ve bütün ihtiyaç sahiplerinin yanında olalım.
Gelin, vatan sevgimizi güzel ahlâkla gösterelim. Birbirimizin hakkına riayet edelim. Haksızlıktan uzak duralım. Ayrılığı değil kardeşliği, nefreti değil merhameti, bencilliği değil fedakârlığı büyütelim.
Ve bilelim ki vatanını gerçekten seven insan, onun insanlarına da sevgiyle yaklaşır.
Dua
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Allah’ım! Sen bizlere bir vatan, bir yuva ve huzur içinde yaşayabileceğimiz bir memleket nasip ettin. Verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi bizlere lütfeyle.
Allah’ım! Vatanımızı, milletimizi ve bütün insanlığı her türlü kötülükten, zulümden, fitneden ve felaketten muhafaza eyle.
Allah’ım! Ülkemize huzur, milletimize birlik ve beraberlik nasip eyle. Kalplerimizi birbirine ısındır. Aramızdaki kin ve düşmanlığı gider. Bizi birbirimizin derdine duyarlı, birbirinin hakkına riayet eden kullarından eyle.
Ya Rabbi! Vatanımızın güvenliği için görev yapan askerlerimizi, polislerimizi ve bütün güvenlik görevlilerimizi muhafaza eyle. Onlara güç, kuvvet, basiret ve selamet ihsan eyle. Görevlerini hakkıyla yapmayı, ailelerine sağlık ve huzurla kavuşmayı nasip eyle.
Allah’ım! Vatanımız uğruna canlarını feda eden bütün şehitlerimize rahmet eyle. Onların makamlarını âli, mekânlarını cennet eyle. Gazilerimize sağlık, sıhhat ve afiyet ver. Vefat eden gazilerimize rahmet eyle. Şehit ailelerine ve yakınlarını kaybeden bütün kardeşlerimize sabr-ı cemil ihsan eyle.
Allah’ım! Gurbette yaşayan, ailesinden ve memleketinden uzak kalan kardeşlerimizin yardımcısı ol. Onlara hayırlı kavuşmalar nasip eyle. Hastalara şifa, borçlulara eda, dertlilere deva, kederlilere ferahlık ihsan eyle.
Ya Rabbi! Gençlerimizi ilimle, imanla ve güzel ahlâkla yetiştir. Evlatlarımızı vatanına, milletine, ailesine ve insanlığa faydalı kullarından eyle. Bizi emanete ihanet etmekten, kul hakkı yemekten, haksızlık etmekten ve kardeşliğimizi zedeleyen davranışlardan muhafaza eyle.
Allah’ım! Bizlere kendi vatanımızı sevmeyi, başkalarının haklarına saygı göstermeyi, adaletten ayrılmamayı ve merhameti elden bırakmamayı nasip eyle.
Ya Rabbi! Ülkemizin üzerine rahmetini, bereketini ve huzurunu indir. Bizi birlik ve beraberlik içinde yaşat. Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle. Bizleri dünyada iyilikle yaşayan, ahirette rahmetine kavuşan kullarından eyle.
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ.
“Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!”
Âmin. Âmin. Âmin.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.
