Hadislerle İslâm.. "Ubudiyet: Allah’a Kul Olmak" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Ubudiyet: Allah’a Kul Olmak
Hamd, bizleri yoktan var eden, bize hayat veren, sayısız nimetlerle donatan ve bizlere kulluk şerefi bahşeden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, kulluğun en güzel örneğini yaşayan, Rabbine karşı teslimiyetin, samimiyetin ve sadakatin en güzel numunesi olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashâbına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim!
Bugün hep birlikte hayatımızın en temel sorularından biri üzerinde düşünelim: Biz kimin kuluyuz?
Belki bu soru ilk bakışta çok kolay görünebilir. Hepimiz, “Allah’ın kuluyuz.” diyeceğiz. Elbette öyle. Fakat mesele sadece bunu söylemek değildir. Asıl mesele, Allah’ın kulu olduğumuzu hayatımızda gösterebilmektir.
Kulluk, sadece camiye geldiğimiz zaman hatırladığımız bir kimlik değildir. Kulluk, sadece namaz kılarken, Kur’an okurken veya dua ederken yaşadığımız bir hâl değildir. Kulluk; evimizde, işimizde, ticaretimizde, ailemizle ilişkimizde, kazancımızda, harcamamızda, öfkemizde, sevincimizde, yalnızlığımızda ve kalabalıkların içinde Allah’ın kulu olduğumuzu unutmamaktır.
İnsan bazen Allah’ı hatırlar, bazen unutur. Bazen Rabbine yaklaşır, bazen nefsine yenilir. Bazen dua eder, bazen duayı ihmal eder. Bazen harama karşı direnir, bazen nefsinin arzusuna teslim olur.
Fakat gerçek kulluk, hiç hata etmemek değildir. Gerçek kulluk, düştüğünde yeniden Rabbine dönebilmektir.
Çünkü biz kusursuz insanlar değiliz. Biz kulluğa muhtaç insanlarız. Ve bizi yaratan Rabbimiz, bizim ne kadar muhtaç olduğumuzu bizden daha iyi bilmektedir.
Allah’ın üzerimizdeki en büyük hakkı
Muâz b. Cebel’in anlattığı çok önemli bir hadis vardır. Bir gün Allah Resûlü ile birlikte yolculuk yapan Muâz, Peygamberimizin dikkatini çeken bir konuşmaya şahit olur.
Resûlullah ona seslenir:
“Ey Muâz b. Cebel!”
Muâz:
“Buyur ey Allah’ın Resûlü, emrine âmâdeyim!” der.
Bir süre sonra Efendimiz tekrar seslenir:
“Ey Muâz!”
Muâz yine:
“Buyur ey Allah’ın Resûlü, emrine âmâdeyim!” diye cevap verir.
Bir süre sonra Peygamberimiz üçüncü defa seslenir:
“Ey Muâz!”
Muâz yine aynı teslimiyetle:
“Buyur ey Allah’ın Resûlü, emrine âmâdeyim!” der.
Bunun üzerine Allah Resûlü ona şu soruyu sorar:
“Muâz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun?”
Muâz:
“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” der.
Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, kulların O’na kulluk ve ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır.”
Ardından şöyle buyurur:
“Peki kulların Allah üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun?”
Muâz yine:
“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” der.
Allah Resûlü bu defa şu müjdeyi verir:
“Allah’a kulluk etmesi ve O’na ortak koşmaması hâlinde kuluna azap etmemesi ve onu cennete koymasıdır.”
(Müslim, Îmân, 48; Buhârî, Cihâd, 46.)
Kardeşlerim!
Dikkat edelim. Peygamberimiz kulluğu hayatımızın merkezine koyuyor.
Çünkü biz Allah için yaratıldık.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56.)
Demek ki insanın dünyadaki varlığının temel gayesi kulluktur.
Mal sahibi olmak değildir.
Makam sahibi olmak değildir.
Şöhret sahibi olmak değildir.
İnsanların beğenisini kazanmak değildir.
Dünyada mümkün olduğu kadar rahat yaşamak değildir.
Bütün bunlar hayatın içinde olabilir. İnsan çalışabilir, kazanabilir, ev sahibi olabilir, makam sahibi olabilir. Fakat bütün bunların üzerinde bir hakikat vardır:
Ben Allah’ın kuluyum.
İşte insan bunu unutmadığı zaman hayatının yönü değişir.
Çünkü Allah’ın kulu olduğunu bilen insan, kendisini dünyanın kölesi yapmaz.
Malın sahibi olur ama malın kölesi olmaz.
Makamı kullanır ama makamın esiri olmaz.
İnsanların övgüsünü önemser ama insanların beğenisini hayatının amacı hâline getirmez.
Çünkü bilir ki gerçek değer, insanların yanında değil, Allah’ın katındadır.
Kulluk, hayatın tamamıdır
Aziz kardeşlerim!
Kulluk deyince bazen sadece namazı, orucu, zekâtı ve haccı düşünüyoruz.
Elbette bunlar kulluğun temel ibadetleridir. Fakat kulluk bunlardan ibaret değildir.
Helâl kazanmak da kulluktur.
Haramdan kaçınmak da kulluktur.
Anne babaya iyilik etmek de kulluktur.
Eşine güzel davranmak da kulluktur.
Çocuğuna güzel örnek olmak da kulluktur.
Kul hakkından sakınmak da kulluktur.
İşini dürüst yapmak da kulluktur.
Kimse görmediği hâlde emanete sahip çıkmak da kulluktur.
Öfkelendiğinde kendini tutmak da kulluktur.
Bir insanın ayıbını örtmek de kulluktur.
Bir yetimin başını okşamak da kulluktur.
Bir gönlü incitmemek de kulluktur.
Kısacası Allah’ın rızasını gözeterek yapılan her güzel iş kulluğun bir parçasıdır.
Bu yüzden Müslüman için cami ile hayat birbirinden ayrı değildir.
Namazda Allah’ın kulu olan insan, pazarda da Allah’ın kuludur.
Camide Allah’ın kulu olan insan, iş yerinde de Allah’ın kuludur.
Ramazan’da Allah’ın kulu olan insan, Ramazan’dan sonra da Allah’ın kuludur.
Gece dua eden insan, gündüz insanlarla ilişkisinde de Allah’ın huzurunda olduğunu unutmamalıdır.
Çünkü kulluk, belirli saatlere sığdırılacak bir görev değildir.
Kulluk bir hayat biçimidir.
“Allah’ı koru ki Allah da seni korusun”
İbn Abbâs’ın rivayet ettiği meşhur hadiste Peygamber Efendimiz genç sahâbîye şöyle buyurmuştur:
يَا غُلَامُ، إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ: احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ، إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ...
“Evlâdım! Sana bazı sözler öğreteceğim: Allah’ı koru ki O da seni korusun. Allah’ı koru ki O’nu hep yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah’tan iste. Yardım dileyeceğinde Allah’tan yardım dile...”
(Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59.)
Buradaki “Allah’ı koru” ifadesi ne demektir?
Elbette Allah’ın bizim korumamıza ihtiyacı yoktur. Buradaki anlam, Allah’ın emirlerini, sınırlarını ve dinini korumaya dikkat etmektir.
Allah’ın haram kıldığı şeylerden sakın.
Farzlarını yerine getirmeye gayret et.
Gözünü haramdan koru.
Dilini yalandan koru.
Elini haksızlıktan koru.
Kalbini kin ve hasetten koru.
Kazancını haramdan koru.
Evinin içine haramı sokma.
Çocuklarının önünde Allah’ın razı olmayacağı davranışları normalleştirme.
İşte Allah’ı korumak budur.
Ve Peygamberimiz buyuruyor:
“Allah’ı koru ki O da seni korusun.”
Kardeşlerim!
Hayatın içinde ne kadar çok şeye karşı korunmaya çalışıyoruz.
Evimizin kapısını kilitliyoruz.
Arabamızı güvenli yere bırakıyoruz.
Çocuklarımızı tehlikelerden uzak tutmaya çalışıyoruz.
Paramızı koruyoruz.
Malımızı koruyoruz.
Peki imanımızı ne kadar koruyoruz?
Kalbimizi ne kadar koruyoruz?
Namazımızı ne kadar koruyoruz?
Ailemizi haramdan ne kadar koruyoruz?
Kazancımızı ne kadar koruyoruz?
Bunları düşünelim.
Çünkü insanın en büyük kaybı malını kaybetmesi değildir.
En büyük kayıp, Rabbine olan bağını kaybetmesidir.
Allah’a yaklaşmanın yolu
Kardeşlerim!
Yüce Allah’a yaklaşmak isteyen kul, önce farzlara sarılmalıdır.
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği kudsî hadiste Rabbimiz şöyle buyuruyor:
مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ، وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ...
“Kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim...”
(Buhârî, Rikâk, 38.)
Hadisin devamında Rabbimiz, sevdiği kuluna yardım edeceğini ve onu koruyacağını bildiriyor.
Burada çok önemli bir sıra var.
Önce farzlar.
Sonra nafileler.
Yani insan, farzları bırakıp sadece gönlünü hoş eden ibadetlerle Allah’a yaklaşmaya çalışmamalıdır.
Namaz kılmadan uzun uzun dua etmek yetmez.
Kul hakkına dikkat etmeden çokça tesbih çekmek yetmez.
Haram kazançtan vazgeçmeden sadaka vermek yetmez.
Anne babasını incitirken başka insanlara güzel görünmek yetmez.
Kulluk, hayatın bütününü Allah’ın rızasına göre düzenlemektir.
Sonra insan, farzların yanında nafilelerle Rabbine yaklaşır.
Kur’an okur.
Gece namazına kalkar.
Sadaka verir.
Zikir yapar.
İnsanlara faydalı olur.
Gizli iyilikler yapar.
Ve bütün bunları insanların görmesi için değil, Allah’ın bilmesi için yapar.
İşte samimiyet burada başlar.
Allah kuluna yakındır
Aziz kardeşlerim!
Bazen insan kendisini yalnız hisseder.
Etrafında insanlar vardır ama kalbi yalnızdır.
Konuşacak kimse bulamaz.
Derdi vardır, anlatamaz.
Gözyaşı vardır, paylaşamaz.
İşte böyle zamanlarda mümin, yalnız olmadığını hatırlamalıdır.
Rabbimiz kuluna yakındır.
Peygamber Efendimiz bir kudsî hadiste şöyle buyuruyor:
قَالَ اللَّهُ تَعَالَى: أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي...
“Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı ne ise öyleyim. Beni andığında onunla beraberim. O beni kendi başına anarsa, ben de onu kendi başıma anarım...”
Devamında Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“ O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim.”
(Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikir, 21.)
Ne büyük müjde!
Sen Rabbine yönel.
O seni karşılıksız bırakmaz.
Sen bir adım at.
O’nun rahmeti sana ulaşır.
Sen “Allah’ım!” de.
O senin sesini bilir.
Sen gecenin karanlığında ellerini kaldır.
O, ellerini kaldırdığın o hâli bilir.
İnsanlardan gizlediğin gözyaşını Allah bilir.
Kalbinde sakladığın acıyı Allah bilir.
Kimseye anlatamadığın derdini Allah bilir.
Ve kulun Rabbine yönelmesi, kulluğun en güzel göstergelerinden biridir.
Dua eden kul kapıda bekletilmez
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَنْزِلُ كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الْآخِرُ، فَيَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ؟ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ؟ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ؟
“Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ, her gece gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve şöyle buyurur: Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim! Benden isteyen yok mu, ona vereyim! Benden mağfiret isteyen yok mu, onu bağışlayayım!”
(Buhârî, Deavât, 14.)
Kardeşlerim!
Biz bazen dua etmeyi son çare olarak görüyoruz.
Bütün kapıları çalıyoruz.
Bütün insanlardan yardım istiyoruz.
Bütün imkânları deniyoruz.
Sonra “Artık yapacak bir şey kalmadı.” diyoruz.
Oysa mümin için hiçbir zaman “yapacak bir şey kalmadı” yoktur.
Çünkü dua vardır.
Secde vardır.
Tevbe vardır.
Rabbine sığınmak vardır.
“Allah’ım, ben acizim. Sen güçlüsün. Ben bilmiyorum. Sen biliyorsun. Benim gücüm yetmiyor. Senin gücün her şeye yeter.” diyebilmek vardır.
İşte kulluk biraz da budur.
Gücünün yetmediğini kabul edip sonsuz kudret sahibine yönelmektir.
Allah kulunun tevbesine sevinir
Aziz kardeşlerim!
Kulluğun bir başka güzelliği de şudur:
Hata yaptığımızda kapı kapanmaz.
Günah işlediğimizde Allah bizi kovmaz.
Yeter ki samimi bir şekilde dönelim.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ...
“Allah, kulunun tevbesine, sizden birinizin çölde kaybettiği bineğini bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazla sevinir.”
(Müslim, Tevbe, 1.)
Düşünün kardeşlerim.
Çölde kaybolmuşsunuz.
Yanınızda suyunuz var.
Yiyeceğiniz var.
Bütün imkânlarınız bineğinizin üzerinde.
Bir anda onu kaybediyorsunuz.
Ölümle hayat arasında kalıyorsunuz.
Sonra onu buluyorsunuz.
İnsanın sevincini düşünün.
Peygamberimiz, Allah’ın kulunun tevbesinden duyduğu sevincin bundan daha büyük olduğunu bildiriyor.
Demek ki günah işlediğimiz zaman şeytanın bize söylediği:
“Artık sen bittin.”
sözü bir aldatmacadır.
Hayır!
Sen bitmedin.
Rabbine dön.
“Allah’ım, hata ettim.” de.
“Allah’ım, nefsime yenildim.” de.
“Allah’ım, beni bağışla.” de.
Ve yeniden ayağa kalk.
Kulluk, hiç düşmemek değildir.
Kulluk, düştüğünde Rabbine dönmektir.
Şükreden kul olmak
Kardeşlerim!
Kulluk sadece korkudan ibaret değildir.
Kulluk aynı zamanda şükürdür.
Şöyle bir düşünelim:
Sabah gözümüzü açıyoruz.
Gözlerimiz görüyor.
Kulaklarımız duyuyor.
Kalbimiz atıyor.
Nefes alıyoruz.
Yürüyebiliyoruz.
Konuşabiliyoruz.
Sevdiklerimiz yanımızda.
Bir evimiz var.
Bir soframız var.
Bir yurdumuz var.
Bütün bunların kaç tanesini kendi gücümüzle elde ettik?
Hiçbirini.
Rabbimiz buyuruyor:
وَإِن تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا
“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız.”
(Nahl, 16/18.)
O hâlde kardeşlerim, şükretmek kulluğun temelidir.
Allah Resûlü, geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılardı.
Kendisine:
“Ey Allah’ın Resûlü! Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı hâlde neden böyle yapıyorsun?” denildiğinde:
“Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuştu.
(Buhârî, Tefsîr, Fetih, 2.)
İşte kulluk budur.
Nimet arttıkça şükür artar.
İmkân arttıkça tevazu artar.
Makam yükseldikçe insanın Rabbine olan ihtiyacı daha çok hissedilir.
Çünkü mümin bilir:
“Benim elimde olan hiçbir şey aslında benim değil. Hepsi Rabbimin emanetidir.”
Kulluk, nefsin kölesi olmaktan kurtulmaktır
Aziz kardeşlerim!
İnsan Allah’ın kulu değilse, başka şeylerin kulu hâline gelebilir.
Para onun efendisi olur.
Şöhret onun efendisi olur.
Makam onun efendisi olur.
İnsanların beğenisi onun efendisi olur.
Nefsi onun efendisi olur.
Hevesleri onun efendisi olur.
Bugün insanın en büyük problemlerinden biri de budur.
İnsan özgür olduğunu düşünüyor.
Ama nefsinin istediğini yapmadan duramıyor.
Bir ekranın başından kalkamıyor.
Bir alışkanlığından vazgeçemiyor.
Öfkesini kontrol edemiyor.
Haramdan uzaklaşamıyor.
İnsanların ne diyeceğini düşünmeden hareket edemiyor.
Oysa gerçek özgürlük, Allah’a kul olmaktır.
Çünkü Allah’a kul olan insan, Allah’tan başka hiçbir şeyin önünde eğilmez.
İnsanların övgüsü onu büyütmez.
Yergisi onu küçültmez.
Malın varlığı onu şımartmaz.
Yokluğu onu isyan ettirmez.
Çünkü onun kalbinde bir merkez vardır:
Allah.
Kulluk ailede belli olur
Kardeşlerim!
Bir insanın kulluğunu en çok nerede görürüz biliyor musunuz?
Evinde.
Çünkü dışarıda herkes güzel görünebilir.
İnsanların yanında sakin olabilir.
Misafirlerin yanında nazik olabilir.
Fakat gerçek ahlâk, insanın kendisine en yakın olanlara davranışında ortaya çıkar.
Eşimize nasıl davranıyoruz?
Çocuklarımız bizim yanımızda kendilerini güvende hissediyor mu?
Anne babamız bizim sesimizden huzur mu duyuyor, yoksa çekiniyor mu?
Çocuklarımız bizi namaz kılan biri olarak mı görüyor, yoksa namazdan söz edip öfkesine yenilen biri olarak mı tanıyor?
Onlara Allah sevgisini mi öğretiyoruz, yoksa sadece cezadan mı bahsediyoruz?
Kardeşlerim!
Çocuklarımıza kulluğu anlatmanın en güçlü yolu, kulluğu yaşamaktır.
Baba namazına dikkat ediyorsa çocuk görür.
Anne Kur’an okuyorsa çocuk görür.
Evde haramdan sakınılıyorsa çocuk görür.
Sofrada şükrediliyorsa çocuk görür.
Bir hata yapıldığında “Ben yanlış yaptım, Allah’tan af diliyorum.” deniliyorsa çocuk bunu öğrenir.
Çünkü çocuklarımız bizim sözlerimizden çok hâlimizi öğrenir.
Allah’a yakınlığın yolu
Peygamber Efendimiz bize Rabbimize yaklaşmanın yollarını öğretmiştir.
Namaz.
Kur’an.
Zikir.
Dua.
Tevbe.
Sadaka.
İyilik.
Güzel ahlâk.
Anne babaya hürmet.
Yetimi gözetmek.
Mazluma yardım etmek.
Kul hakkından sakınmak.
Helâl kazanmak.
Haramdan uzak durmak.
Bütün bunlar kulluğun yollarıdır.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ
“Secde et ve Allah’a yaklaş.”
(Alak, 96/19.)
Demek ki kul, secde ettikçe Rabbine yaklaşır.
Bazen insanın Rabbine en yakın olduğu an, dünyadaki en yalnız olduğu andır.
Herkesin kendisinden uzaklaştığı bir gecede Allah’a secde eden kul, aslında yalnız değildir.
Çünkü Rabbi onunladır.
“Allah’a kavuşmayı arzu eden…”
Kardeşlerim!
Kulluğun en güzel sonuçlarından biri de insanın Rabbine kavuşma arzusudur.
Ubâde b. Sâmit’in rivayet ettiği hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ، وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ كَرِهَ اللَّهُ لِقَاءَهُ
“Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da o kimseye kavuşmayı arzu eder. Kim de Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.”
(Buhârî, Rikâk, 41; Müslim, Zikir, 14.)
Bu hadis bize çok önemli bir muhasebe yaptırıyor.
Biz Rabbimize kavuşmaya hazır mıyız?
Allah’ın huzuruna çıkmayı düşünüyor muyuz?
Yoksa dünya hayatına öylesine bağlandık ki âhireti unutuyor muyuz?
Ölümü konuşmaktan korkuyoruz.
Kabri hatırlamak istemiyoruz.
Hesabı düşünmek istemiyoruz.
Ama mümin için ölüm yok oluş değildir.
Rabbine dönüş yolculuğudur.
Asıl mesele ölümden korkmak değil, Allah’ın huzuruna hazırlıksız çıkmaktan korkmaktır.
Allah’ı unutmamak
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنْسَاهُمْ أَنْفُسَهُمْ
“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.”
(Haşr, 59/19.)
Kardeşlerim!
Allah’ı unutmak, sadece Allah’ın adını hiç anmamak değildir.
Allah’ı unutmak, O’nun emirlerini hayatın dışına itmektir.
Allah’ı unutmak, haramı normal görmektir.
Allah’ı unutmak, kul hakkını önemsememektir.
Allah’ı unutmak, nimeti kendinden bilip şükretmemektir.
Allah’ı unutmak, insanlara zulmederken Allah’ın bizi gördüğünü unutmak demektir.
Ama Allah’ı hatırlayan insanın hayatı değişir.
Yalnızken de dürüst olur.
Kimse görmediğinde de haramdan uzak durur.
Çünkü bilir:
“İnsanlar beni görmese de Allah beni görüyor.”
İşte ihsan budur.
Kulluğun zirvesidir.
Kul Rabbine güvenmeli
Aziz kardeşlerim!
Hayat her zaman kolay değildir.
Hastalık vardır.
Borç vardır.
Ailevi sıkıntılar vardır.
Evlat imtihanı vardır.
İşsizlik vardır.
Yalnızlık vardır.
Bazen insan bütün kapıların kapandığını düşünür.
İşte o zaman mümin Rabbine dayanır.
Kur’an bize şöyle öğretir:
وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَكِيلًا
“Vekil olarak Allah yeter.”
(Ahzâb, 33/3.)
Bu cümleyi sadece dilimizle değil, kalbimizle söyleyelim:
Allah bana yeter.
Ben O’na güveniyorum.
Ben O’na dayanıyorum.
Ben O’na sığınıyorum.
Ben elimden geleni yapacağım.
Sonucunu Rabbime bırakacağım.
Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Çalışacağız.
Tedbirimizi alacağız.
Gayret edeceğiz.
Sonra kalbimizi Allah’a bağlayacağız.
Merhum Mehmed Âkif’in şu mısraları ne güzeldir:
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol,
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”
Kulluğumuzu yeniden gözden geçirelim
Muhterem kardeşlerim!
Şimdi hep birlikte kendimize birkaç soru soralım.
Ben gerçekten Allah’ın kulu gibi yaşıyor muyum?
Namazım beni Rabbime yaklaştırıyor mu?
Kazancım helâl mi?
Dilimi koruyabiliyor muyum?
Gözümü haramdan sakındırabiliyor muyum?
Evimin içine Allah’ın razı olmadığı şeyleri taşıyor muyum?
Anne babam benden razı mı?
Eşim benim yanımda huzur buluyor mu?
Çocuklarım bende güzel bir Müslüman örneği görebiliyor mu?
Kimse görmediğinde Allah’ın beni gördüğünü hatırlıyor muyum?
Bir günah işlediğimde hemen tevbe ediyor muyum?
Bir nimet geldiğinde şükrediyor muyum?
Bir sıkıntı geldiğinde isyan mı ediyorum, Rabbime mi sığınıyorum?
Bütün bu sorulara kusursuz cevap vermemiz mümkün olmayabilir.
Ama önemli olan samimi bir muhasebedir.
Çünkü insan kendisini düzeltmeye başladığı gün kulluk yolunda yeniden yürümeye başlamış olur.
Kulluğun özü: Allah’ı sevmek ve O’na teslim olmak
Kardeşlerim!
Kulluğun özü teslimiyettir.
“Rabbim, Sen benden daha iyi bilirsin.”
“Senin hükmün benim arzumdan üstündür.”
“Sen neyi emredersen ben onu yapmaya çalışırım.”
“Sen neyi yasaklarsan ondan uzak dururum.”
“Bir şey başıma geldiğinde hikmetini hemen anlayamasam bile Sana güvenmeye devam ederim.”
İşte kul olmak budur.
Allah’a kulluk, insanın değerini azaltmaz.
Tam tersine insanı yüceltir.
Çünkü insan Allah’a kul olduğunda dünyanın küçücük menfaatlerinin kölesi olmaktan kurtulur.
Allah’a kul olduğunda insanların karşısında küçülmez.
Allah’a kul olduğunda nefsine boyun eğmez.
Allah’a kul olduğunda gerçek izzeti bulur.
Rabbimiz buyuruyor:
وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ
“Allah kimi hor ve değersiz kılarsa, artık onu değerli kılacak kimse yoktur.”
(Hac, 22/18.)
Gerçek değer Allah’ın katındadır.
Öyleyse gelin kardeşlerim, kulluğumuzu yeniden hatırlayalım.
Namazımızı yeniden gözden geçirelim.
Dua hayatımızı yeniden canlandıralım.
Kur’an’la bağımızı güçlendirelim.
Kazancımızı kontrol edelim.
Kul hakkından korkalım.
Evlerimizi Allah’ın zikriyle güzelleştirelim.
Çocuklarımızı iman ve güzel ahlâkla yetiştirmeye çalışalım.
Ve her sabah yeni bir niyetle güne başlayalım:
“Allah’ım! Bugün Senin razı olacağın bir kul olmak istiyorum.”
Son söz
Aziz kardeşlerim!
Dünya bize birçok kimlik verebilir.
Baba olabiliriz.
Anne olabiliriz.
Öğretmen olabiliriz.
İşçi olabiliriz.
Esnaf olabiliriz.
Memur olabiliriz.
Yönetici olabiliriz.
Zengin olabiliriz.
Fakir olabiliriz.
Genç olabiliriz.
Yaşlı olabiliriz.
Ama bütün bu kimliklerin üzerinde bir kimliğimiz vardır:
Allah’ın kulu olmak.
İşte insanın en büyük şerefi budur.
Allah’ın kulu olduğumuzu unutmayalım.
Rabbimizi unutmayalım.
Nimetlerini unutmayalım.
Ölümü unutmayalım.
Âhireti unutmayalım.
Ve özellikle şunu unutmayalım:
Allah’a kul olan, hiçbir şeyin kölesi olmaz.
Allah’a dayanan yalnız kalmaz.
Allah’a sığınan sahipsiz kalmaz.
Allah’ı seven, Rabbinden uzaklaşmaz.
Rabbine yürüyen kul, rahmetten mahrum kalmaz.
Öyleyse gelin, hayatımızı yeniden kulluk üzerine kuralım.
Rabbimiz bizi kendisine gerçek anlamda kul olanlardan eylesin.
Dua
Allah’ım!
Sana kul olmanın şerefini ve huzurunu bizlere nasip eyle.
Kalplerimizi imanla, dillerimizi zikirle, hayatımızı ibadetle güzelleştir.
Bizi Sana kulluk etmekten alıkoyan her türlü gafletten, nefsin esaretinden ve dünyanın aldatıcı süslerinden muhafaza eyle.
Allah’ım!
Bizi namazını hakkıyla kılan kullarından eyle.
Kur’an’ı okuyup anlayan, yaşayıp hayatına taşıyan kullarından eyle.
Gizlide de açıkta da Seni hatırlayan, Seni seven, Sana güvenen kullarından eyle.
Allah’ım!
Bize helâlinden kazanmayı, helâlinden yemeyi ve helâlinden yaşamayı nasip eyle.
Kazancımıza bereket ver.
Evlerimize huzur ver.
Ailelerimize muhabbet ver.
Çocuklarımızı imanlı, ahlâklı, merhametli ve güzel kullar olarak yetiştirmeyi bizlere nasip eyle.
Allah’ım!
Gözlerimizi haramdan koru.
Dillerimizi yalandan, gıybetten ve kötü sözden koru.
Ellerimizi zulümden ve haksızlıktan koru.
Ayaklarımızı harama giden yollardan koru.
Kalplerimizi kibirden, hasetten, kinden ve gösterişten temizle.
Bizi insanların övgüsüne muhtaç olmaktan kurtar.
Bizi yalnız Senin rızanı arayan kullarından eyle.
Allah’ım!
Günah işlediğimizde bizi günahımızın içinde bırakma.
Bize samimi tevbe nasip eyle.
Hata ettiğimizde Sana dönmeyi, düştüğümüzde yeniden ayağa kalkmayı nasip eyle.
Günahlarımızı bağışla.
Kusurlarımızı ört.
Ayıplarımızı gizle.
Tevbelerimizi kabul eyle.
Allah’ım!
Darda kalan kardeşlerimize yardım eyle.
Hastalara şifa ver.
Borçlulara eda kolaylığı ver.
İşsizlere helâlinden iş ve rızık kapıları aç.
Evladıyla imtihan olan anne babalara sabır ve kolaylık ver.
Yalnızlık çekenlere huzur ver.
Kalbi kırık olanlara teselli ver.
Rabbim!
Bize Sana güvenen bir kalp nasip eyle.
“Allah bana yeter.” diyebilecek bir iman nasip eyle.
Sıkıntıda sabır, nimette şükür, günah karşısında takva, ibadette ihlâs nasip eyle.
Allah’ım!
Bizi dünyaya bağlanıp âhireti unutanlardan eyleme.
Dünyayı elimizde, âhireti kalbimizde taşıyan kullarından eyle.
Bize ölüm gelmeden önce kendimizi hesaba çekmeyi nasip eyle.
Son nefesimizde kelime-i tevhidi söylemeyi, Sana iman üzere kavuşmayı nasip eyle.
Allah’ım!
Bizi, “Allah’ı unutan ve bu yüzden kendilerini unutanlardan” eyleme.
Bizi Seni çokça zikredenlerden eyle.
Bizi Sana yaklaşanlardan eyle.
Senin sevdiğin kullar arasına bizleri de dâhil eyle.
Göklerde ve yerde sevdiğin kullarına verdiğin sevgiden bizlere de nasip eyle.
Allah’ım!
Bize dünyada da iyilik ver.
Âhirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından muhafaza eyle.
Bizi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın şefaatine nail eyle.
Onunla birlikte Kevser’in başında buluşmayı, cennetinde komşu olmayı bizlere nasip eyle.
Rabbimiz!
Bütün ömrümüzü kullukla geçir.
Son nefesimizi imanla verdir.
Huzuruna yüz akıyla çıkmayı bizlere nasip eyle.
Bizleri sevdiğin, razı olduğun, affettiğin ve cennetine kabul ettiğin kullarından eyle.
إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Şüphesiz Sen çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.
Allah’ım!
Bizi Sana gerçek anlamda kul eyle.
Senden başka hiçbir şeyin önünde eğilmeyen,
Senden başka hiçbir kapıya muhtaç olmayan,
Senden başka hiçbir varlığa kulluk etmeyen,
Seni seven,
Sana güvenen,
Sana sığınan,
Sana teslim olan,
Sana kavuşmayı arzulayan kullarından eyle.
Âmin. Âmin. Âmin.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, 1. Cilt, “Ubudiyet: Allah’a Kul Olmak”, s. 345–354. Hadis kaynakları ilgili metin içinde belirtilmiştir.
