Tevbe: Günahtan Dönen Günahsız Gibidir

Hamd, kullarına dönüş kapısını açık tutan, gizli ve açık bütün hâllerimizi bilen, rahmetiyle ümit veren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, insanlara hatadan sonra yeniden doğrulmayı, günahın ardından Allah’a yönelmeyi ve birbirlerinin iyiliğine yardımcı olmayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashâbına ve yolundan yürüyen bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim! İnsan bazen yaptığı bir yanlışın ağırlığıyla kendi içine kapanır. Geçmişte söylediği bir söz, kırdığı bir gönül, ihmal ettiği bir vazife zihninde dönüp durur. Kimi de bu ağırlığı duymamak için kendisini haklı çıkarmaya çalışır. Bugün tevbeden söz ederken hepimizin muhtaç olduğu bir imkânı hatırlayacağız: Yanlışımızı dürüstçe görüp Rabbimize yönelmek ve hayatımızda onu düzeltecek bir adım atmak.

Tevbe, yalnız ağzımızdan çıkan bir bağışlanma isteği değildir. Kalbimizin pişmanlığı, davranışımızın değişmesi ve zarar verdiğimiz yerde telafi gayretimizdir. Geçmişi silemediğimiz için geleceği de günaha teslim etmek zorunda değiliz. Rabbimiz bize dönüş imkânı vermişken bu kapının önünde ümitsizce beklemeyelim; içeriye samimiyetle girmek için kendi hâlimizi düşünelim.

Pişmanlık, dönüşün başladığı yerdir

Abdullah b. Mes’ûd’un naklettiği şu hadis, tevbenin kalbimizde başladığını ne güzel anlatır:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْقِلٍ قَالَ كَانَ أَبِي عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ فَسَمِعَهُ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: “النَّدَمُ تَوْبَةٌ.”

“Abdullah b. Mes’ûd, Resûlullah’ın “Günahtan pişmanlık duymak, tevbedir” buyurduğunu nakletmiştir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 423; hadis no. 4012; İbn Mâce, Zühd, 30; hadis no. 4252.)

Pişmanlık deyince yalnız yakalanmış olmanın sıkıntısını düşünmeyelim. Bir yanlışımız ortaya çıktığında itibarımızın zarar görmesinden korkabiliriz; ancak tevbe bundan daha derin bir uyanıştır. Kimse bilmese de Allah’ın bildiğini kabul etmek, yaptığımızın yanlış olduğunu görmek ve artık o yanlışı sürdürmek istememektir. Kalbimiz bu gerçeğe açıldığında, kendimizi aldatmak için kurduğumuz mazeretler de çözülmeye başlar.

Bazen öfkeyle konuşur, sonra sözümüzü küçültürüz: Herkes böyle konuşuyor, deriz. Bazen bir hakkı geciktirir, şartların zorluğunu öne süreriz. Şartlarımız gerçekten zor olabilir; fakat zorluk, başkasının hakkını yok saymamıza izin vermez. Pişmanlık, şartlarımızı inkâr etmeden kendi sorumluluğumuzu kabul etmeyi öğretir. İnsan, kendisini sürekli savunmayı bıraktığı yerde değişmek için güç bulabilir.

Bir baba çocuğuna haksız yere bağırdıysa, bütün gün yorulmuş olması çocuğunun gönlündeki incinmeyi kendiliğinden gidermez. Sakinleştiğinde yanına oturup yaptığının yanlış olduğunu söylemesi gerekir. Bir arkadaşımızın sırrını yaydıysak, bunu iyi niyetle anlattığımızı ileri sürmek güveni geri getirmez. Pişmanlığımız, bundan sonra sözümüzü ve davranışımızı daha dikkatli tutmamızda görünmelidir.

Bu muhasebeyi yaparken kendimize sürekli hakaret etmeye de gerek yoktur. Allah’ın verdiği insanlık değerini yok saymak, hatamızı düzeltmez. Bir davranışımızın yanlış olduğunu söylemekle kendimizi bütünüyle değersiz görmek farklı şeylerdir. Tevbe bize, günahın ağırlığını ciddiye alırken Allah’ın rahmetini de unutmama terbiyesi kazandırır. Yanlışını gören bir insan, doğruya yönelme imkânını korur.

Hz. Âdem ile eşinin Rabbimize yönelişini Kur’an şöyle haber verir:

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

“Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."” (A’râf 7/23. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Bu duada başkasını suçlamaya sığınan bir dil yoktur. Kendi yanlışlarını kabul eder, bağışlanmayı ve rahmeti Allah’tan isterler. Biz de bir hata yaptığımızda önce çevremizin kusurlarını saymaya başlamayalım. Bize haksızlık yapılmış olsa bile kendi haksızlığımızı ayrıca görmek zorundayız. Başkasının yanlışı, bizim yanlışı doğru hâle getirmez.

Kardeşlerim, bugün içimizden bir davranışı seçelim. Her şeyi bir anda anlatmaya, bütün geçmişimizi başkalarının önüne sermeye gerek yoktur. Bizi rahatsız eden o yanlış nedir, kime zarar verdi, nasıl durdurabiliriz? Bu sorulara dürüstçe cevap vermek, kuru bir üzüntünün ötesine geçmemizi sağlar. Tevbenin ilk adımı, kendimizle Rabbimiz arasında samimiyet kurabilmektir.

Allah’ın rahmetinden ümidimizi kesmeyelim

Bir insan yıllarca yanlış bir alışkanlığın içinde kalmış olabilir. Sonra kalbinde dönüş isteği belirir; fakat bu kez geçmişinin çok ağır olduğunu düşünür. Rabbimizin rahmeti hakkında kararı kendi korkularımızla vermeyelim. Yüce Allah, günahları sebebiyle kendilerine zarar vermiş kullarına şöyle seslenir:

قُلْ يَٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ أَسْرَفُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا۟ مِن رَّحْمَةِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

“De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."” (Zümer 39/53. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Bu ayetin hitabını kalbimize dikkatle yerleştirelim. Rabbimiz günahın içinde kalmış insanı dönüşe çağırıyor. Rahmetten ümit kesmemeyi öğretiyor. Bu davet, günahı sürdürmek için bir rahatlık değildir; günahı bırakmak için cesaret veren bir çağrıdır. Bağışlanmayı uman kul, kendisini bağışlanmaya götüren yola da yönelir; yaptığı kötülüğü savunarak aynı yerde kalmayı seçmez.

Bazen insan, artık kendisinden iyi bir şey çıkmayacağına inanır. Çevresinden duyduğu ağır sözler de bu kanaati güçlendirir. Oysa bir kardeşimizin geçmişini bilmemiz, onun geleceği üzerinde hüküm verme hakkı kazandırmaz. Samimi bir dönüş gördüğümüzde hayrına yardımcı olalım. Güvenin yeniden oluşması zaman isteyebilir; tedbir almak gerekebilir. Fakat hiç kimseyi Allah’ın rahmetinin dışında ilan etmeyelim.

Ebû Hüreyre’nin naklettiği şu hadis, Allah’ın tevbe eden kuluna rahmetini gönlümüze yaklaştırır:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ أَحَدِكُمْ، مِنْ أَحَدِكُمْ بِضَالَّتِهِ، إِذَا وَجَدَهَا.”

“Biriniz kaybettiği hayvanını bulduğu zaman ne kadar seviniyorsa, muhakkak Allah da sizden birinin tevbesine bundan daha çok sevinir.” (Müslim, Tevbe, 2.)

Düşünelim kardeşlerim: İnsan kendisine çok gerekli bir şeyi kaybettiğinde ne büyük bir sıkıntı yaşar, sonra onu bulunca nasıl ferahlar. Peygamberimiz bu tanıdık sevinci hatırlatarak tevbenin Allah katındaki kıymetini anlatıyor. Rabbimiz hiçbir şeye muhtaç değildir; O’nun sevinci yaratılmışların sevinci gibi düşünülmez. Bu haberden bize düşen, rahmetine güvenerek samimiyetle dönmektir.

Tevbe etmek isteyen bir gence, önce geçmişindeki bütün kusurları tekrar tekrar hatırlatmak yerine bugün atabileceği doğru adımda yardımcı olalım. Namaza başlamak istiyorsa yanında duralım; zararlı bir çevreden uzaklaşmak istiyorsa güvenli bir arkadaşlık sunalım. Tedaviye ihtiyaç duyuyorsa doğru yardıma ulaşmasını kolaylaştıralım. Ümit veren bir yaklaşım, yanlışın ciddiyetini azaltmadan insanın yeniden başlamasına destek olur.

Rabbimizin rahmetine güvenmek, kendimizi herkesten temiz görmek anlamına gelmez. Hepimiz O’nun bağışlamasına muhtacız. Bir başkasının açıkça görünen hatasıyla meşgul olurken kendi gizli kibirimizi, kıskançlığımızı yahut ihmalimizi unutabiliriz. Tevbe konuşurken elimizi önce kendi kalbimize götürelim. İnsanların kusurlarına karşı ölçümüz değişse bile kendimizi hesaptan muaf tutmayalım.

İçimizde hâlâ bir pişmanlık ve dönme arzusu varsa bunu ertelemeyelim. Hatasının üzerine düşünen, Rabbine yönelmek isteyen insan için bu istek kıymetlidir. Geçmişin ağırlığını ömür boyu taşıyıp hiçbir şey yapmamak yerine, bugün küçük de olsa doğru bir davranışa başlayalım. Allah’ın rahmetine güvenen gönül, dönüş yolunda adım atmaktan vazgeçmesin.

Bağışlanma isteğimiz hayatımızda karşılık bulsun

Hz. Ali’nin Ebû Bekir’den naklettiği bir rivayette Allah Resûlü, günahın ardından Allah’a yönelen kulun abdestini, namazını ve bağışlanma isteğini birlikte hatırlatır:

عَنْ أَسْمَاءَ بْنِ الْحَكَمِ الْفَزَارِيِّ قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) يَقُولُ:...وَحَدَّثَنِى أَبُو بَكْرٍ وَصَدَقَ أَبُو بَكْرٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) أَنَّهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: “مَا مِنْ عَبْدٍ يُذْنِبُ ذَنْبًا فَيُحْسِنُ الطُّهُورَ ثُمَّ يَقُومُ فَيُصَلِّى رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ يَسْتَغْفِرُ اللَّهَ إِلاَّ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ.”

“Hz. Ali’nin Ebû Bekir’den naklettiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur: Bir kimse bir günah işler de ardından güzelce abdest alır, sonra kalkıp iki rekât namaz kılar ve Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 26; hadis no. 1521.)

Burada kul, günahının ardından ne yapabileceğini öğreniyor. Hatasını bahane ederek ibadetten bütünüyle uzaklaşmak yerine temizleniyor, Rabbine yöneliyor, affını istiyor. Namazın önünde durduğunda kendi aczini kabul ediyor. Bu yöneliş, davranışına sahip çıkıp yanlışından dönme iradesiyle birleştiğinde hayatında yeni bir başlangıç olur. Tevbe, bizi Allah’tan kaçmaya değil O’na yaklaşmaya çağırır.

Samimi tevbenin gereğini hatırlayalım: Günahı bırakmak, yaptığından pişman olmak ve ona dönmemeye karar vermek. Başkasının hakkı varsa o hakkı da imkânımız ölçüsünde yerine getirmek. Bu kararı verirken geleceği kesin olarak kontrol ettiğimizi iddia etmeyiz; o andaki niyetimiz dürüst olmalıdır. Bir daha yapmamak için alınabilecek tedbirleri ciddiye almak da bu dürüstlüğün parçasıdır.

Mesela bizi sürekli yanlış bir davranışa sürükleyen bir ortam varsa, yalnız sözle pişmanlık belirtmek yetmez. O ortamla ilişkimizi düzenlemek, zararlı alışkanlığı kolaylaştıran imkânları sınırlandırmak, güvenilir birinden destek istemek gerekir. Her defasında aynı yolu açık bırakıp sonrasında üzülmek, değişmek isteyen kalbimizi de yorar. Rabbimizden yardım isterken bize düşen gayreti ihmal etmeyelim.

Bir insan tekrar aynı hataya düşerse, bundan önceki samimi yönelişini bütünüyle yalan sayıp ümitsizliğe kapılmamalıdır. Yeniden tevbe eder, düşmesine yol açan şartları daha dikkatle değerlendirir, gerekiyorsa yardım alır. Bununla birlikte, tekrar tevbe edebilirim düşüncesiyle bilerek günahı planlamak samimiyetle bağdaşmaz. Zayıflığımızı bilmek, onu kendimize mazeret yapmamıza dönüşmesin.

Bağımlılık gibi, kişinin tek başına aşmakta zorlandığı durumlarda profesyonel yardım önemli olabilir. Bir kardeşimizi yalnız iradesiz olmakla suçlayıp terk etmek doğru değildir. Tevbe ve tedavi birlikte yürüyebilir; dua ederken uzman desteğine başvurmak Allah’a güvenmeye aykırı değildir. Ailemizden biri böyle bir mücadele veriyorsa, uygun sınırları koruyarak ona destek olmayı öğrenelim.

İbadetle davranışımız arasındaki bağı da koruyalım. İstiğfar edip ardından aynı kişiyi yeniden incitmekte ısrar ediyorsak, istiğfarımızın bize ne söylediğini düşünmeliyiz. Namazdan sonra işimize döndüğümüzde ücretini geciktirdiğimiz çalışanı hatırlıyorsak, bu hatırlayışı bir ödeme planına dönüştürelim. Rabbimizden af dilemek, sorumluluklarımızı daha açık görmemize yardım etsin.

İnsan bazen herkesin duyacağı büyük bir değişiklik yapmak ister; oysa birçok dönüş sessizce başlar. Bir sözümüzü tutarız, bir kötülüğü bırakırız, bir namazımızı vaktinde kılarız. Kimse görmese de Rabbimiz bilir. Geçmişimizin ayrıntılarını gereksiz yere açığa vurmadan iyiliğe yönelmek mümkündür. Tevbenin samimiyeti, onu kaç kişinin duyduğuyla ölçülmez.

Kul hakkı, telafi sorumluluğunu hatırlatır

Aziz kardeşlerim! Bir günahın içinde başkasının hakkı varsa, meseleyi yalnız kendi iç huzurumuz üzerinden düşünemeyiz. Hakkı yenmiş insanın ihtiyacı, zararı ve güvenliği de önemlidir. Rabbimize yönelirken o insanın hakkını yerine getirmek için gayret etmeliyiz. Tevbenin bize kazandırdığı dürüstlük, başkasının yaşadığı kaybı küçümsemememizde de görünür.

Bir borcumuz varsa ve ödeyebiliyorsak geciktirmeyelim. Ödeyemiyorsak alacaklıyla dürüstçe konuşup gerçekçi bir yol arayalım. Bir emanet aldıysak sahibine ulaştıralım. İş yerinde bize teslim edilen malı, zamanı ve yetkiyi yanlış kullandıysak bunu düzeltmek için sorumluluk alalım. Allah’tan bağışlanma istemek, maddî hesabımızı kendiliğinden kapatmış saymamıza izin vermez.

Sözle verdiğimiz zararın telafisi ise bazen daha hassastır. Bir insan hakkında asılsız bilgi yaydıysak, o bilgiyi ulaştırdığımız yerde düzeltmek gerekir. Özür dilerken kendimizi temize çıkarmak için yeni mazeretler sıralamayalım. Her ayrıntıyı anlatmak başka bir zarara yol açacaksa, güvenilir dinî rehberlik alarak hakkı gözeten bir yol izleyelim. İyilik yapmak isterken yarayı yeniden büyütmeyelim.

Günümüzde bu sorumluluk telefonlarımızın içine de taşındı. Yanlış bir suçlamayı paylaşmak, birinin özel görüntüsünü yaymak, kesin bilmediğimiz bir haberi doğruymuş gibi aktarmak insanların hayatını etkileyebilir. Sonra mesajı silmek, ulaşan herkesin zihnindeki yanlışı silmez. Tevbe eden dil kadar tevbe eden parmaklarımız da olsun; verdiğimiz zararı düzeltmek için ulaşabileceğimiz yerlere ulaşalım.

Özür dilediğimiz kişi hemen affetmek istemeyebilir. Kırgınlığının iyileşmesi zaman alabilir. Onu, iyi bir mümin olsaydın beni bağışlardın diyerek baskı altında bırakmayalım. Hakkını teslim etmek ve güveni yeniden kazanmak bizim sorumluluğumuzdur. Affetmesi onun gönlüyle ilgilidir. Samimi bir dönüş, kendi rahatlığımız uğruna başkasının acısını aceleyle kapatmaya çalışmaz.

Özellikle aile içinde özrün davranış değişikliğiyle tamamlanması gerekir. Kırıcı konuşmayı sürdürüp her defasında pişman olduğunu söylemek, ailemize güven vermez. Öfkemizi yönetmek için yardım almak, haksız davranışı durdurmak, evde güvenliği sağlamak gerekir. Şiddet ve ciddi zarar söz konusuysa mağdurun korunması önceliklidir. Dinî öğüt, mağduru tehlikeye katlanmaya zorlayan bir söz hâline getirilmemelidir.

Bir insanın tevbesi, gerekli hukukî ve toplumsal sorumlulukları da ortadan kaldırmaz. Rabbine dönmesiyle verdiği zararın hesabını üstlenmesi birlikte yürüyebilir. Biz başkasının iyiliğine destek olurken hakkı yenmiş insanı unutmayalım. Hem dönüş isteyenin elinden tutan hem mağdurun hakkını koruyan bir yaklaşım, adaletle merhameti birlikte gözetir.

Bugün bir hakkı telafi etmek için ne yapabiliriz? Bir borcu hesaplayabilir, bir özür için uygun vakti arayabilir, yanlış bir bilgiyi düzeltebiliriz. Bazı zararların tamamını gidermek hemen mümkün olmayabilir. Yine de ulaşabildiğimiz yerden başlayalım ve geriye kalan sorumluluğu unutmayalım. Pişmanlık, elimizden geleni yapmadan yalnız duygulanmakla sınırlı kalmasın.

Bir ticarette yanlış bilgi vererek kazanç elde etmişsek, müşterinin zararını düşünmeden yalnız kendi vicdanımızı rahatlatamayız. Satışın eksik kalan şartlarını açıklamak, mümkün olan zararı gidermek ve işimizi doğru bir düzene koymak gerekir. Bu adım başlangıçta kazancımızı azaltıyor gibi görünebilir. Fakat dürüstlüğü yeniden kurmak için bir bedeli üstlenmek, tevbe sözümüzün ciddiyetini gösterir. Helâl bir düzen kurmanın huzurunu Rabbimizden isteyelim.

Bir insanın yıllarca bize güvenmiş olmasının kıymeti büyüktür. O güveni zedelediğimizde karşımızdaki kişinin yalnız öfkesini görmeyelim; incinen itimadını da düşünelim. Özürden sonra aynı doğruluğu günlerce, aylarca sürdürmek gerekebilir. Tevbe eden insan, hemen takdir beklemek yerine sabırlı bir gayret gösterir. Rabbimizin bildiği samimiyetimizi davranışımızla korumaya çalışalım; güvenin yeniden oluşması için gereken zamanı saygıyla kabul edelim.

Kırdığımız bir gönülle konuşmaya giderken önce onu dinlemeye niyet edelim. Yaptığımızın kendisinde nasıl bir iz bıraktığını öğrenmek, mazeretlerimizin ardında göremediğimiz gerçeği açabilir. Sözü sürekli kendimize çevirmeden, saygıyla dinleyelim. Pişmanlığımızı yalnız dile getirmekle kalmayıp bundan sonra hangi davranışı değiştireceğimizi açıkça düşünelim. Rabbimiz bize sözünün arkasında duran bir doğruluk nasip etsin.

Geçmişten doğruya yürüyen bir hayat kuralım

Kur’an, ağır günahlardan söz ettikten sonra tevbe, iman ve salih amelle yeni bir yola giren insanın önüne şu ümidi koyar:

إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَٰلِحًا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَٰتٍ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

“Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Furkân 25/70. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Ayetin tevbenin yanına imanı ve salih ameli de koyduğuna dikkat edelim. Dönüşümüz, Allah’la bağımızı güçlendirmek ve iyiliği çoğaltmakla derinleşir. Geçmişte kötülüğe harcadığımız gücü artık hayra verebiliriz. Bir insanın hidayetine kesin hükmetmeyiz; fakat Rabbimizin gösterdiği dönüş yolunu da daraltmayız. Affı O’ndan ister, bu affa umutla yürürüz.

Kâ’b b. Mâlik’in Tebük seferine katılmamasının ardından yaşadıkları bize doğruluğun kıymetini hatırlatır. O, Peygamberimizin karşısında kendisini kurtarmak için uydurma bir mazerete sığınmadı; gerçeği söyledi. Tevbesinin kabulüne kadar ağır bir imtihan yaşadı. Bu olay, onun kendi anlatımıyla sahih kaynaklarda yer alır. (Buhârî, Megāzî, 79; hadis no. 4418.)

Bu kıssadan bugün birbirimizi dışlamak için bir yöntem çıkarmayalım. Peygamberimizin rehberliğinde gerçekleşmiş özel bir olaydır. Bize düşen ibret, gerçeği kabul etmenin ve sabırla Allah’a yönelmenin kıymetidir. Yanlışımız ortaya çıktığında kısa vadeli rahatlık için yalan söylemek, yeni bir yük ekler. Doğruluk başlangıçta zor gelse de dönüş yolumuzun sağlamlığını korur.

Tevbe eden insanın hayatına iyi arkadaşlıklar da gerekir. Her fırsatta eski hatasını hatırlatan yahut yeniden o hataya çağıran çevre, gayretini zorlaştırır. Güvenilir, ölçülü, iyiliğe destek olan insanlarla ilişkimizi güçlendirelim. Cami cemaatimiz de böyle bir dayanışmanın yeri olsun. İyiliğe yönelen kardeşimizi geçmişiyle etiketlemek yerine bugün güzel bir davranışı sürdürmesine yardım edelim.

Çocuklarımız yanlış yaptığında da onlara dönüşün yolunu öğretelim. Hatasını kabul ettiği için daha ağır aşağılanan bir çocuk, sonraki yanlışını gizlemeye çalışabilir. Yanlışı açıkça konuşalım, uygun sorumluluğu verelim, telafiyi öğretelim; fakat kişiliğini ezmeyelim. Anne ve baba olarak kendi yanlışımızda özür dilememiz, çocuğumuza doğruluğun yalnız ondan beklenmediğini gösterir.

Tevbe, bir günlük duygulanmanın ardından eski düzenimize bütünüyle dönmek olmasın. Eve gidince yapacağımız ilk değişikliği belirleyelim. Geciktirdiğimiz hakkı kayda geçirelim, zararlı bir alışkanlık için yardım başvurusu yapalım, ibadetimize düzen getirelim. Her akşam kısa bir muhasebeyle günümüzü düşünelim. Bu muhasebe kendimizi tüketmek için değil, ertesi gün daha doğru yaşamak için olsun.

İstiğfarı yalnız büyük bir hata yaptığımız zaman hatırlamayalım. Gafletimiz, ihmalimiz, kalbimizin gizli yönelişleri için de Rabbimizin yardımına muhtacız. Bununla birlikte, kontrol edemediğimiz bir düşüncenin zihnimizden geçmesiyle bilinçli olarak yaptığımız davranışı birbirine karıştırmayalım. Sürekli suçluluk ve vesvese yaşayan kardeşlerimiz güvenilir rehberlik ve gerektiğinde uzman desteği alsın; dinimiz onları bitmeyen bir korkuya hapsetmez.

Muhterem kardeşlerim! Birazdan bu camiden çıktığımızda dünya bütün işleriyle devam edecek. Fakat biz, bugün duyduğumuz çağrıya bir davranışla cevap verebiliriz. İçten bir istiğfarın ardından hak sahibine ulaşabilir, kırdığımız gönle saygıyla yaklaşabilir, günaha açılan bir kapıyı kapatabiliriz. Tevbenin güzelliği, Rabbimize dönüşümüzün insanlar arasındaki hâlimizi de güzelleştirmesidir.

Geçmişteki yanlışımızı değiştiremeyiz; bugün o yanlışın devamını durdurabiliriz. Rabbimizin rahmetine ümit bağlayalım, sorumluluğumuzu üstlenelim, hayırlı bir başlangıcı ertelemeyelim. Şimdi pişmanlığımızı, dönüş arzumuzu ve değişmek için ihtiyaç duyduğumuz gücü Rabbimize arz edelim. O’nun bağışlamasına güvenerek, hep birlikte dua edelim.

Her gün yaptığımız küçük bir iyiliği sürdürmek, dönüşümüzü sağlamlaştırabilir. Komşumuza yardımcı olmak, işimizde dürüst davranmak, ailemizin ihtiyacını sabırla dinlemek için büyük imkânlar beklemeyelim. Salih amel, pişmanlığın açtığı yerde yeni bir alışkanlık kurmamıza yardım eder. Başlangıcımızı başkalarının takdirine bağlamadan Rabbimizin rızasını arayalım.

Dua

Allah’ım! Bilerek yahut bilmeyerek işlediğimiz günahları, gizlediğimiz kusurları ve ertelediğimiz sorumlulukları bağışla. Bize yanlışımızı dürüstçe görmeyi, samimiyetle pişman olmayı ve ondan dönmeyi nasip eyle. Günahı küçümseyen bir rahatlıktan da rahmetinden ümit kesen bir karanlıktan da Sana sığınırız. Tevbemizi kabul eyle, imanımızı güçlendir, salih amelde devamlılık ver.

Rabbimiz! Üzerimizde hakkı olanların hakkını yerine getirmeyi bize kolaylaştır. Kırdığımız gönüllerin yarasını büyütmeden telafi etmeyi öğret. Ailelerimizde güveni, çocuklarımızda doğruluğu, gençlerimizde iyiliğe yönelme cesaretini güçlendir. Zararlı alışkanlıklarla mücadele edenlere doğru yardım, yalnız kalanlara hayırlı dostlar, mağdurlara korunma ve adalet nasip eyle. Bizi birbirimizin dönüş yolunu kapatanlardan eyleme.

Allah’ım! Sonraya bıraktığımız tevbe için bize bugün gayret ver. Dilimizi yalandan, ellerimizi haksızlıktan, kazancımızı haramdan ve gönlümüzü kibirden koru. Hatalarımızın üzerine yeni hatalar eklemekten bizi muhafaza eyle. Hastalarımıza şifa, darda kalanlara ferahlık, mazlumlara yardım lütfet. Bizi Kur’an’ın ve Peygamberimizin rehberliğinden ayırma; huzuruna imanla, samimi bir tevbe ve affına güvenen bir gönülle çıkmayı nasip eyle. Âmin.


Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt, 91–102. sayfalar. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.