Hadislerle İslâm.. "Temizlik: Maddî ve Mânevî Arınma" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Temizlik: Maddî ve Mânevî Arınma
Hamd, bizi beden ve ruhuyla bir bütün olarak yaratan, temizlenmeyi öğreten ve kullarını arınmaya çağıran Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, hayatın en sıradan görünen işlerinde bile bize edebi, mahremiyeti ve başkasının hakkını gözetmeyi öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashâbına ve yolundan yürüyen bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim! Evimizde misafir beklediğimiz zaman etrafı toparlar, soframızı hazırlar, kendimize çeki düzen veririz. Namaz için hazırlanırken de bedenimizi, elbisemizi ve ibadet edeceğimiz yeri temiz tutmaya gayret ederiz. Peki kimsenin görmediği bir yerde, kullandığımız tuvalette, birlikte yürüdüğümüz sokakta aynı dikkati gösterebiliyor muyuz? Bugün temizliği, yalnız güzel görünmek açısından değil, kulluk ve emanet bilinciyle düşünelim.
Temizlik konusu bazen küçük bir ayrıntı gibi görülür. Oysa bir insanın sağlığını koruması, mahremiyetini gözetmesi ve ardından geleni rahatsız etmemesi günlük hayatımızın önemli bir parçasıdır. Peygamberimizin öğretisi bu hayatın dışına çekilmez; en tabiî ihtiyaçlarımızda da bize yol gösterir. Dinimiz, içimizdeki imanın ellerimize, kıyafetimize, ortak alanlara ve insanlarla ilişki biçimimize yansımasını ister.
İmanımız, temizliğimize de yol göstersin
Ebû Mâlik el-Eş’arî’nin naklettiği bir hadiste Allah Resûlü, temizliği, zikri, namazı, sadakayı, sabrı ve Kur’an’ı birlikte hatırlatır:
الطُّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلآنِ - أَوْ تَمْلأُ - مَا بَيْنَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَالصَّلاَةُ نُورٌ وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَائِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا
“Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillâh sözü mizanı doldurur. Sübhânallah ve elhamdülillâh göklerle yer arasını doldurur. Namaz nurdur, sadaka delildir, sabır aydınlıktır. Kur’an senin lehine yahut aleyhine delildir. Her insan sabahleyin çıkar, kendisini satar; böylece kendisini ya kurtarır yahut helâke sürükler.” (Müslim, Tahâret, 1; hadis no. 223.)
Bu hadisi yalnız ilk cümlesiyle düşünüp diğer öğütlerini unutmayalım. Temizlik, hamd, namaz ve iyilik aynı kulluğun içinde buluşuyor. Peygamberimiz bize bir taraftan bedenimizin ve ibadet hazırlığımızın temizliğini, diğer taraftan bütün hayatımızın sorumluluğunu hatırlatıyor. Her gün yola çıkan insan, yaptığı tercihlerle kendisini ya kurtuluşa yaklaştırıyor ya da ağır bir yükün altına sokuyor.
Buradaki temizlik, özellikle ibadet için gereken tahareti de içine alan geniş bir anlam taşır. Buna bakarak, temiz görünen bir insanın imanının yarısını sayıyla tamamladığını söyleyemeyiz. Hadisin teşviki, temizliğin kulluğumuzdaki büyük yerini görmemiz içindir. Bedenimizi temiz tutarken gönlümüzdeki kibri, dilimizdeki yalanı, elimizdeki haksızlığı da görmeye çalışalım. Dışımızla içimiz birbirinden kopmasın.
Bazen dış görünüşünü çok özenle hazırlayan bir insan, kullandığı ortak alanı gelişigüzel bırakabiliyor. Bazen de imkânı az olan bir kardeşimiz, kıyafeti eski olsa bile temizliğe büyük bir dikkat gösteriyor. Temizliği pahalı giyinmekle, güzel kokuyu pahalı bir şişede taşımakla karıştırmayalım. İnsanın emeğini ve şartlarını görmeden görünüşü üzerinden değer biçmek, kalbimizin temizliğini zedeler.
Bir işçi çalışırken elbisesine toz bulaşabilir; bir çiftçi toprağın içinde emek verir; bir hasta kendi bakımını tek başına yapamayabilir. Bunları ahlâkî bir kusur gibi görmeyelim. İmkân ölçüsünde temizlenmek, bakım gerektiren insana yardım etmek ve ibadet için gerekli şartları öğrenmek başka şeydir; insanları küçümsemek başka şeydir. Temizlik öğüdümüz merhametle birleşsin.
Kur’an, temizlenmeyi seven insanları överken şöyle buyurur:
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُوا۟ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُطَّهِّرِينَ
“Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.” (Tevbe 9/108. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)
Ayetin bağlamında takvâ üzere kurulan mescidin kıymeti ve oradaki insanların temizlenmeye sevgisi birlikte anılır. Biz de camilerimizi yalnız mimarisi güzel binalar hâline getirmekle yetinmeyelim. İçinde ibadet eden insanların birbirinin hakkını koruduğu, abdesthanelerinin ve tuvaletlerinin özenle kullanıldığı, ihtiyacı olanın kolayca yararlanabildiği mekânlar olsun. Temiz mescidin sorumluluğu hepimize aittir.
Camimizin temizliğini sağlayan kardeşlerimizi hatırlayalım. Biz ayrıldıktan sonra yerde kalanları topluyor, lavaboları temizliyor, eksikleri tamamlıyorlar. Onlara teşekkür etmek güzeldir; fakat en değerli teşekkürlerden biri işlerini gereksiz yere ağırlaştırmamaktır. Kullandığımız yeri dikkatle bırakmak, bir damlayan musluğu bildirmek, çöpümüzü uygun yere atmak herkesin yapabileceği küçük ama anlamlı bir hizmettir.
Tabiî ihtiyacımızı edep ve mahremiyetle giderelim
Selmân-ı Fârisî’ye, Peygamberimizin tuvalet ihtiyacının giderilmesini bile öğrettiği söylenerek alay edilmek istenmişti. Selmân bunu utanılacak bir şey olarak görmedi; Peygamberimizin bu konuda da kendilerine ölçüler öğrettiğini anlattı. Bu olay sahih rivayette yer alır. (Müslim, Tahâret, 57; hadis no. 262.) Bize, insanın tabiî ihtiyaçları hakkında doğru bilgi edinmenin değerini hatırlatır.
Kardeşlerim, hayâ sahibi olmak, ihtiyaç duyduğumuz temizliği öğrenmekten kaçınmak değildir. Çocuğumuza tuvalet terbiyesini öğretmek, hastamıza uygun bakım sağlamak, bilmediğimiz bir taharet meselesini güvenilir birine sormak ayıp değildir. Asıl olan, bu bilgiyi saygılı bir dille ve gerekli mahremiyeti koruyarak paylaşmaktır. Susup yanlışta kalmak, utanma duygusunun bizi götürmesi gereken yer değildir.
Muğîre b. Şu’be, Sevgili Peygamberimizin şu davranışını nakleder:
عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ: “أَنَّ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) كَانَ إِذَا ذَهَبَ الْمَذْهَبَ أَبْعَدَ.”
“Muğîre b. Şu’be’nin naklettiğine göre Hz. Peygamber, tuvalet ihtiyacını gidereceğinde kimsenin göremeyeceği kadar uzağa giderdi.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 1; hadis no. 1.)
O dönemde bugünkü gibi evlerin içinde tuvaletler bulunmuyordu. Peygamberimiz ihtiyacını giderirken insanların göremeyeceği bir yere çekiliyordu. Bu davranışta hem kendi mahremiyetini korumak hem başkasını rahatsız etmemek vardır. Bugün kapısı kapanan, güvenli, uygun mekânları kullanırken aynı edebi sürdürürüz. Bir başkasının mahremiyetine saygı göstermek, kendi mahremiyetimizi korumak kadar önemlidir.
Özellikle çocuklarımızı yetiştirirken bu konuda dikkatli olalım. Tuvalet alışkanlığını kazanırken yaşadığı bir güçlüğü başkalarının yanında anlatmak, onunla alay etmek yahut korkutarak öğretmeye çalışmak doğru değildir. Yaşına uygun açıklamalarla, sabırla ve güven vererek yardımcı olalım. Bir kaza olduğunda temizliğini sağlayalım; kişiliğini incitmeyelim. Çocuk, mahremiyetinin aile içinde de korunduğunu hissetsin.
Yaşlılarımız ve hastalarımız bakıma ihtiyaç duyduğunda aynı hassasiyet daha da kıymetli hâle gelir. Kendi işini göremediği için mahcup olan bir insanın yanında ağır sözler söylemeyelim. Bakımını uygun biçimde yaparken kapısını kapatalım, bedenini gereksiz yere açığa çıkarmayalım, izin ve anlayışını gözetelim. Onun aczi, bizim için bir üstünlük sebebi değil, merhametimizi göstermemiz gereken bir emanettir.
Bugünün dünyasında mahremiyetin ihlali bazen bir telefon kamerasıyla gerçekleşiyor. Bir insanın zor anını, bakımını yahut çocuğun mahrem hâlini görüntüleyip başkalarına göndermek, yardım etmiş olmamızla haklı hâle gelmez. İyilik yaparken de insanın saygınlığını korumalıyız. Gerekli bir yardım için bilgi paylaşılacaksa yalnız ihtiyaç kadarını, doğru kişilerle ve uygun biçimde paylaşalım.
Tuvalet ihtiyacının rahatça giderilebilmesi, günlük hayatımızda fark etmediğimiz sağlık nimetlerindendir. Hastalık yahut yaşlılık sebebiyle bu konuda sıkıntı yaşayan kardeşlerimiz bunun kıymetini daha iyi bilir. Rabbimize şükrederken onların ihtiyacını da düşünelim. Yolculuklarda erişilebilir tuvaletler, bakımda uygun malzemeler ve temiz su imkânı sağlamak, insanın haysiyetini koruyan hizmetlerdir.
Bedenimiz ve ellerimiz, bize verilen emanettir
Tuvalet sonrasında taharetlenmek, bedenimizden çıkan pisliğin uygun şekilde temizlenmesidir. Su bulunduğunda suyla temizliğe özen göstermek, Peygamberimizin hayatında gördüğümüz bir uygulamadır. Hz. Âişe bu konudaki dikkatini nakletmiştir. (Tirmizî, Tahâret, 15.) İhtiyaç hâlinde kullanılabilecek temizlik malzemeleri ve özel durumların hükümleri için güvenilir dinî bilgiye başvuralım; kendi tahminlerimizi herkes için kural yapmayalım.
Temizlenirken bedenimize ve elbisemize pislik bulaşmamasına dikkat edelim. Sıçramayı önleyecek uygun biçimde ihtiyacımızı giderelim; kirlendiği bilinen yeri temizleyelim. Bununla birlikte, ortada gerçek bir belirti yokken her damlayı, her teması pis sayarak kendimizi bitmeyen bir şüpheye sürüklemeyelim. Temizlikte özen, hayatı yaşanamaz hâle getiren bir korkuyla aynı şey değildir.
Tuvaletten sonra ellerimizi uygun biçimde yıkamak da günlük sorumluluğumuzdur. Peygamberimizin tuvalet ihtiyacının ardından ellerini yıkadığına dair rivayet vardır. (Müslim, Hayız, 20.) Bugün sabun ve uygun temizlik imkânlarından yararlanarak bunu bir alışkanlık hâline getirelim. Ardından tuttuğumuz kapıyı, hazırladığımız yemeği, elini tuttuğumuz çocuğu düşünelim; el temizliğimiz başkasının sağlığıyla da ilgilidir.
Bu konuda yalnız çocuklara öğüt vermek yetmez; kendimiz de örnek olmalıyız. Eve geldiğimizde, yemek hazırlamadan önce, gereken diğer vakitlerde el temizliğine dikkat edelim. Çocuğumuzun erişebileceği bir lavabo düzeni kurmak, sabunu ulaşabileceği yere koymak ve nasıl kullanacağını göstermek öğretimizi kolaylaştırır. Bir davranışın alışkanlık olması için uygun imkânların bulunması da önemlidir.
Beden temizliği, ağız ve diş bakımını, tırnaklarımızın ve kıyafetimizin bakımını da hatırlatır. Herkesin ihtiyacı ve sağlık durumu aynı olmayabilir. Bir rahatsızlık varsa sağlık uzmanının önerisini gözetelim. Bir araya geldiğimiz yerde başkasını rahatsız edecek durumları imkânımız ölçüsünde önleyelim. Başkasının yanında bulunma hakkımız, onun rahatını bütünüyle görmezden gelme hakkı değildir.
Camide yan yana saf tuttuğumuzda bu dikkat kardeşliğimize de yansır. Temiz bir kıyafetle gelmek için pahalı bir elbiseye ihtiyaç yoktur. Çalışma şartları zor olan kardeşlerimiz için anlayışlı olalım; gerekiyorsa uygun imkân sunalım. Öte yandan, sadece dışımızı temizleyip kalbimizdeki kırıcı tavrı taşımayalım. Koku konusunda gösterdiğimiz duyarlılığı, sözümüzün başkasını incitmemesi için de gösterelim.
Temizliği öğretirken her türlü sağlık sorununa dinî kusurmuş gibi yaklaşmayalım. Sürekli idrar kaçırma, bakım güçlüğü yahut başka bir özür yaşayan insan, ibadetten uzak kalmak zorunda değildir. Kendisine uygun hükümleri güvenilir bir din görevlisinden, sağlıkla ilgili uygulamaları uzmanından öğrenebilir. Onu kendi şartları içinde desteklemek, temizliğin merhametle öğretilmesidir.
Bazı kardeşlerimiz ise tekrar tekrar yıkamadan, kontrol etmeden içlerinin rahat etmediğini anlatır. Böyle bir sıkıntı günlük hayatı ve ibadeti zorlaştırıyorsa bunu yalnız daha çok yıkayarak çözmeye çalışmayalım. Dinî ölçüyü öğrenelim ve gerekirse uzman desteği alalım. Rabbimizin bize öğrettiği temizlik, bedenimizi yıpratan ve bütün günümüzü korkuyla dolduran bir yük olmasın.
Arkamızdan gelen insanın hakkını koruyalım
Sevgili Peygamberimiz, insanların yoluna ve dinlendikleri gölgelik yere zarar veren davranış hakkında şöyle uyarır:
اتَّقُوا اللَّعَّانَيْنِ قَالُوا وَمَا اللَّعَّانَانِ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ الَّذِي يَتَخَلَّى فِي طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ فِي ظِلِّهِمْ
“Lânete yol açan iki şeyden sakının. Sahâbîler, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bu iki şey nedir?’ diye sordular. Peygamberimiz, ‘İnsanların yoluna yahut gölgelendikleri yere tuvalet ihtiyacını gidermektir’ buyurdu.” (Müslim, Tahâret; hadis no. 269. Rivayetin soru ve cevap bölümü.)
Bu uyarıda çevremizi kullanan insanların hakkı korunuyor. Bir insanın yolunu, oturacağı yeri yahut ortak alanını pislikle kirletmek onu rahatsız eder, sağlığını ve huzurunu etkileyebilir. Peygamberimizin öğrettiği edep, kendi ihtiyacımızı giderirken başkasına yük bırakmamamızdır. Görmediğimiz bir insanın hakkı da haktır; bizi tanımaması sorumluluğumuzu azaltmaz.
Bugün umuma açık bir tuvaleti kullanırken bu öğüdü hatırlayalım. İçeriye nasıl bir temizlikle girmek istiyorsak, ardından gelene de mümkün olduğunca o temizlikte bırakalım. Kullanılan malzemeyi uygun yere atalım, gereken temizliği yapalım, arızayı sorumlusuna bildirelim. Burası benim evim değil düşüncesiyle özensiz davranmak, dinimizin öğrettiği başkasını gözetme terbiyesine uymaz.
Bir yolculukta kısa süre uğradığımız dinlenme alanı da emanetimizdir. Park, piknik yeri, su kenarı, caminin avlusu yalnız o anda yanımızda olanlara ait değildir. Ardımızdan gelecek aileleri ve çocukları düşünelim. Çöpümüzü bırakıp ayrılmak, kendi işimizi bitirirken başkasının işini artırır. İmkân bulunmayan yerde çöplerimizi taşımayı planlamak, iyi niyetimizi davranışa dönüştürür.
Temiz suyun kıymetini de unutmayalım. Bazen çok az bir dikkatsizlik, başkalarının kullandığı suyu kirletebilir. Atıkları uygun olmayan yerlere dökmemek, su kaynaklarını korumak, sızıntı ve arızaları bildirmek ortak sorumluluğumuzdur. Kendi musluğumuzdan temiz su akıyor olması, uzak bir yerde suya ulaşamayan kardeşimizi unutturmasın. Nimeti korumak, nimetten yararlanan diğer insanları da korumaktır.
İş yerlerinde ve okullarda bu bilinç yalnız temizlik görevlisine bırakılmamalıdır. Elbette görev dağılımı vardır; fakat herkesin yapabileceği dikkat de vardır. Kullandığımız masayı düzenlemek, lavaboyu uygun bırakmak, çöpü ayırıp gerekli yere koymak ağır işler değildir. Hizmet eden insanın emeğini küçümseyen bir rahatlık yerine ona yardımcı olan bir tutum geliştirelim.
Özellikle ortak alanlarda birinin dikkatsizliğini gördüğümüzde uyarmanın dilini de temiz tutalım. Hakaret ederek verdiğimiz temizlik öğüdü, başka bir kirlilik üretir. Uygun bir anda, kırmadan ve gereksiz yere teşhir etmeden konuşalım. Yanlış devam ediyorsa sorumlu kişiye bildirebiliriz. Doğru olanı korumakla insanı aşağılamak arasında dikkat etmemiz gereken bir sınır vardır.
Kendi evimizde de sorumluluğu adaletle paylaşalım. Temizlik işini bir kişinin tabiî vazifesi sayıp onun yorgunluğunu görmemek ailemizde huzuru azaltır. Yaşımıza ve imkânımıza göre herkes katkı sunabilir. Çocuklarımıza kendi kullandığı yeri düzenlemeyi, sofradan sonra yardım etmeyi ve başkasının emeğine saygıyı öğretelim. Böylece temizlik, aile içinde birlikte yaşamanın terbiyesi olur.
Temizliğin mahrem kısmında Peygamberimizin öğrettiği el kullanımına da özen gösterelim. Taharetlenmede, imkânı olan için sol eli kullanma terbiyesi vardır. (Müslim, Tahâret, 57.) Sağ eli kullanamayan yahut başka bir mazereti olan insanın şartlarını ayrıca gözetiriz. Böyle ayrıntıları öğretirken özür sahibi kardeşimizi suçlamayalım; herkesin gücü ve ihtiyacı aynı değildir.
Bir mahallede çeşmenin çevresinin temiz olması, suyu kullananların güvenle yaklaşabilmesini sağlar. Bir parkta küçük bir çocuğun yere oturabileceğini düşünmek, bıraktığımız atığa daha dikkatli bakmamıza yardım eder. Ortak alanı korurken karşılığında övgü beklemeyelim. İnsanların rahatça yaşadığı bir çevre için üstlendiğimiz bu küçük sorumluluklar, komşuluğumuzun ve birlikte yaşama edebimizin parçasıdır.
Gençlerimiz büyürken beden bakımıyla ilgili sorularını güvenle sorabilsin. Bu soruları alayla karşılamak, doğru bilgi aramaktan uzaklaşmalarına yol açabilir. Anne baba olarak bilmediğimizi birlikte güvenilir bir kaynaktan öğrenebiliriz. Mahremiyetin ne olduğunu, bakımını nasıl yapacağını, hangi durumda yardım isteyebileceğini sakin biçimde anlatalım. Dinimizin temizliğe verdiği önem, gençlerimizde utanç ve korku yerine sorumluluk ve güven oluştursun.
Dışımızı temizlerken gönlümüzü de arındıralım
Enes b. Mâlik’in naklettiği şu dua, Peygamberimizin hayatın her hâlinde Rabbine yönelişini hatırlatır:
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) إِذَا دَخَلَ الْخَلاَءَ قَالَ: “اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ.”
“Enes b. Mâlik şöyle anlatır: Hz. Peygamber tuvalete gireceğinde, “Allah’ım! Kötülüklerden ve kötü varlıklardan Sana sığınırım” derdi.” (Buhârî, Vudû’, 9; hadis no. 142; Müslim, Hayız, 122.)
Bu dua tuvalete girmeden önce Allah’a sığınmayı öğretir. İnsan kendi ihtiyacını giderirken de bir kul olduğunu unutmaz. Bununla birlikte duayı, bedenimizin yahut ortak alanın temizliğinin yerine koyamayız. Rabbimize yönelir, bize öğretilen maddî temizliği de yerine getiririz. Dilimizin duası ve elimizin dikkati aynı sorumluluğun içinde buluşsun.
Gönlümüzün temizliği için de böyle bir bütünlük gerekir. Elimizi yıkamak kolayca görünür; fakat bir insan hakkında taşıdığımız hasedi yahut gizli bir üstünlük duygusunu görmek daha zordur. Kendimizi hemen temiz ilan etmek yerine, davranışımızın başkasına ne yaptığını düşünelim. Namaz için temizlenirken bizi kardeşimizden uzaklaştıran kibirden de Allah’a sığınalım.
Rabbimiz nefsimizin arınması ve kirletilmesi hakkında şöyle buyurur:
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems 91/9. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا
“Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems 91/10. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)
Bu ayetler kalbimizi ve davranışımızı arındırma gayretini hatırlatır. İç temizliğini yalnız iyi niyetli olduğumuzu söylemekle tamamlayamayız. Yalanı bırakmak, kul hakkından sakınmak, öfkemizi terbiye etmek ve haksız kazancı hayatımızdan çıkarmak gerekir. Bedenimizle ilgili temizliği ihmal etmeden, ruhumuzun arınmasına da vakit ve emek ayıralım.
Dilimiz de günlük bir muhasebeye muhtaçtır. Temiz bir sofrada oturup bir kardeşimizin arkasından konuşmak, dışımızla içimiz arasındaki uyumu bozar. Evimizi tertemiz tutarken ailemize ağır sözlerle davranıyorsak, gönlümüzü de düzene koymamız gerekir. Bazen bir özür, bir hakkı iade etmek ve bir kırıcı alışkanlığı bırakmak, iç dünyamızda önemli bir temizliğin başlangıcı olur.
Muhterem kardeşlerim! Bugün eve giderken bir uygulama seçelim. Ortak kullandığımız bir yerde daha dikkatli olabilir, çocuğumuza uygun bir temizlik alışkanlığı öğretebilir, bakıma ihtiyaç duyan yakınımıza incitmeden yardım edebiliriz. İhmal ettiğimiz sağlık bakımını planlayabilir, camimizin temizliğine katkı verebiliriz. Bu gayreti, başkasına gösteriş yapmak için değil Rabbimizin rızasını arayarak sürdürelim.
Temizliğimizi başkasının fark etmesini beklemeyelim. Bir tuvaleti düzgün bıraktığımızda, yere atılabilecek bir çöpü taşıdığımızda yahut yaşlımızın bakımını mahremiyetle yaptığımızda kimse bizi övmeyebilir. Fakat Rabbimiz bilir. Kulluk, görülmeyen yerde de özen gösterebilmektir. Temiz bıraktığımız bir yerde, henüz tanımadığımız bir insanın hakkını da korumuş oluruz.
Bedenimizin sağlığı, dilimizin doğruluğu, gönlümüzün tevazuu ve çevremize gösterdiğimiz dikkat birlikte güzelleşsin. Temizlik bizi insanlara yukarıdan bakmaya değil, birbirimizle daha özenli yaşamaya götürsün. Şimdi bu bütünlüğü kurabilmek, maddî ve mânevî kirlerden arınabilmek için hep birlikte Rabbimize yönelelim.
Çevremizde temizlik imkânına ulaşmakta güçlük çeken insanlar varsa yalnız öğüt vermekle yetinmeyelim. Bir ailenin su tesisatındaki arızasına yardımcı olmak, bir öğrencinin temel bakım malzemelerini karşılamak yahut hastanın kullanabileceği bir düzen sağlamak gerçek bir kolaylık olabilir. Yardımı yaparken mahcubiyetini artırmadan, ihtiyacını saygıyla sorarak hareket edelim.
Temizlik hakkında öğrendiğimiz doğru bir bilgiyi hayatımıza yerleştirmek zaman isteyebilir. Evde ve işte küçük bir düzen kurmak, ihtiyaç duyduğumuz malzemeyi hazırlamak ve ailece görev paylaşmak bu süreyi kolaylaştırır. Bir eksiğimizi fark ettiğimizde birbirimize yüklenmek yerine çözüm arayalım. İmanımızdan beslenen özen, günlük alışkanlıklarımızda devamlılık kazansın.
Dua
Allah’ım! Bedenimizi, elbisemizi, yaşadığımız ve ibadet ettiğimiz yerleri temiz tutmayı bize nasip eyle. Kalplerimizi kibirden, hasetten ve kötü niyetten; dilimizi yalandan, iftiradan ve kırıcı sözden arındır. Temizliği gösteriş için değil, Sana kulluğun ve emanetlerini korumanın bir gereği olarak yaşamayı öğret. Kusurlarımızı bağışla, bizi temizlenmeyi ve tevbe etmeyi seven kullarından eyle.
Rabbimiz! Hastalarımıza şifa, bakıma ihtiyaç duyanlara merhametli yardımcılar ve uygun imkânlar ver. Yaşlılarımızın ve çocuklarımızın mahremiyetini korumayı bize öğret. Vesvese ve korkuyla yorulan gönüllere doğru bilgi, ferahlık ve hayırlı yardım nasip eyle. Ailelerimizde emeği paylaşmayı, birbirimizin yorgunluğunu görmeyi, temizlikte sabır ve ölçüyü korumayı kolaylaştır.
Allah’ım! Suyumuzu, toprağımızı ve ortak yaşam alanlarımızı korumak için bize sorumluluk ver. Temiz suya ulaşamayan kardeşlerimize yardım yolları aç; hizmet edenlerin emeğini bereketlendir. Başkasına zarar bırakanlardan değil, geçtiği yerde iyilik ve güven bırakanlardan olmayı nasip eyle. Bizi Kur’an’ın ve Peygamberimizin rehberliğinden ayırma. Huzuruna imanla, arınmış bir gönül ve gözetilmiş kul haklarıyla çıkmayı lütfet. Âmin.
Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt, 103–112. sayfalar. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.
