Şirk: Allah’a Ortak Koşmak

Hamd, bizi yaratan, yaşatan ve kendisinden başka ilâh bulunmayan Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, insanları yalnız Allah’a kulluğa çağıran, tevhidi gönüllere yerleştiren ve korkuların esaretinden kurtuluş yolunu öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve Rabbini birleyerek yaşayan bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim, her gün namazda Rabbimizin huzurunda dururuz. Bütün gücün, hayatın ve nimetin sahibine yöneliriz. Bu yönelişin temelinde Allah’ı tek ilâh bilmek vardır. Şirk ise bu temel hakikati zedeleyerek Allah’a ortak koşmaktır. Bugün bu ağır günahı konuşurken kendimize ait olmayan iman hükümleri vermeyeceğiz. Dinimizin ölçüsünü doğru öğrenecek, kendi bağlılığımızı korumak ve hurafelerden uzak durmak için düşüneceğiz.

Tevhid, yalnız eski putları tanıyıp onlardan uzak durmak değildir. Kulluğumuzun yönünü her zaman Allah’a çevirmektir. Allah’ın yarattığı hiçbir varlığa ilâhlık payı vermeyiz; onun kendi başına mutlak kudret taşıdığını söylemeyiz. Elçilere saygı, sâlih insanlara sevgi ve bize yardım edenlere teşekkür yerli yerinde kıymetlidir. Fakat ibadetimizi Rabbimizden başkasına yöneltmeyiz. Sevgi ile kulluğu, sebep ile mutlak kudreti birbirine karıştırmayalım.

Bizi yaratanı tek ilâh bilmek

Abdullah b. Mes’ûd’un naklettiğine göre Peygamberimize Allah katında en büyük günahın ne olduğu sorulmuş ve şu cevap verilmiştir:

“أَىُّ الذَّنْبِ عِنْدَ اللَّهِ أَكْبَرُ؟ قَالَ: “أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهُوَ خَلَقَكَ.”

Rivayetteki soru ve cevap şöyledir: “Allah katında en büyük günah hangisidir?” “Seni yarattığı hâlde Allah’a bir denk kabul etmendir.” (Buhârî, Tefsîr, Furkân, 2.)

Bu söz, yaratılışımızı düşünmeye çağırır. Var olmamız, hayatımızı sürdüren nimetler ve bütün imkânlarımız Allah’ın lütfudur. Kulluğumuzun yönünü de bu hakikate göre belirleriz. Allah’ın verdiği nimeti başka bir varlığın bağımsız gücü gibi görmeyiz. Hekim tedavide, öğretmen öğrenmede ve bir dost yardımda sebep olabilir; bunların hepsine teşekkür ederiz. Fakat nihai kudretin ve nimetin Rabbimize ait olduğunu biliriz.

Bu ayrım günlük hayatımızda çok önemlidir. Bir tedavinin faydasını kabul etmek Allah’a ortak koşmak değildir. Bir işin uzmanından yardım almak da kulluğumuza aykırı olmaz. Rabbimizin yarattığı sebepleri kullanırız. Yanlış olan, yaratılmış bir varlığa Allah’a ait mutlak özellikler vermek ve ibadeti ona yöneltmektir. Tevhidi korumak için dünyadaki meşru yardımı reddetmek zorunda değiliz; onu doğru yerde anlamamız gerekir.

Rabbimiz Fâtiha’da bize şöyle söylemeyi öğretir:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

“Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/5.)

Bu sözü namazda tekrar ederken hayatımızdaki bağlılığı da düşünelim. İsteklerimizi Rabbimize açalım, dua kapısından doğrudan yardım isteyelim. Allah’ın rahmetine ulaşmak için bir kişinin keyfî iznine muhtaç olduğumuzu sanmayalım. Kimse Rabbimizin merhametini kendi elinde tuttuğunu söyleyemez. Kulluğumuzun samimiyetini, doğru bilgi ve Allah’a güvenle güçlendirelim.

Ağır uyarı tövbe kapısını kapatmaz

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

مَنْ مَاتَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ النَّارَ.

“Allah’a bir şeyi ortak koşarak ölen kimse ateşe girer.” (Müslim, Îmân, 150.)

Bu uyarı, tevhidin ciddiyetini hatırlatır. Allah’a ortak koşmayı küçük bir düşünce yanlışı gibi göremeyiz. Bununla birlikte hayatta iken samimi tövbe ve imanla dönüş kapısı açıktır. Geçmişinde yanlış inançlar veya uygulamalar bulunmuş insan, doğruyu öğrenip Rabbine dönebilir. Uyarıyı, dönüşü imkânsız gösteren bir ümitsizlik sözüne çevirmeyelim. Dinimizin ciddiyetini korurken Allah’ın rahmetini de doğru anlatalım.

Belirli kişilerin sonu hakkında kendi başımıza kesin konuşmaktan sakınalım. Kişinin bilgisini, niyetini, kendisine mesajın nasıl ulaştığını ve hayatının sonunu bütünüyle bilmiyoruz. Nihai hüküm Rabbimize aittir. Bizim görevimiz doğruyu öğretmek, hurafeyi düzeltmek ve kendi imanımızı korumaktır. Ağır dinî kavramları bir tartışmada karşı tarafı susturmanın aracı yapmayalım. Bir insanı suçlamadan önce bilgimize ve sözümüzün sorumluluğuna bakalım.

Bir davranış hakkında tereddüt ettiğimizde ehil bir hocaya soralım. Duyduğumuz tek bir cümleyle insanları şirkle itham etmeyelim. Dinimizin sınırlarını öğrenmek sabır ve kaynak hassasiyeti ister. Kendi korkumuz veya öfkemiz dinî hüküm oluşturmaz. Tevhidi anlatırken hem doğru bilgiye sadık hem insanların onuruna dikkatli olalım. Hakikati savunmak için adaleti terk etmeye ihtiyacımız yoktur.

Hurafenin yerini Allah’a güven alsın

Bazen insan korktuğu için bilinmeyene tutunmak ister. Bir nesnenin kendiliğinden koruyacağını, bir kişinin her sıkıntıyı kesin çözeceğini veya gizli bir gücün geleceğini belirlediğini düşünebilir. Böyle inançlar kalbimizi gereksiz korkularla bağlayabilir. Tevhid ise kulluğun yönünü berraklaştırır. Rabbimize dua eder, dinimizin öğrettiği korunma yollarını öğrenir ve gerçek ihtiyaçlarımız için doğru imkânları kullanırız.

Bir çocuk hastalandığında tedaviye başvurur, yanında dua eder ve onun ihtiyacını karşılarız. Hastalığın sebebini bilmeden hemen belirli insanlara veya görünmeyen varlıklara yüklemeyiz. Aile içindeki bir anlaşmazlıkta sorumluluklarımızı düşünmeden bütün meseleyi gizli bir etkiye bağlamayız. Böyle açıklamalar, gerçek çözümü geciktirebilir ve insanlara haksız suçlamalar yöneltebilir. Rabbimize güvenmek, gerçeği araştırmanın ve sorumluluğu yerine getirmenin yanında durur.

Korkular üzerinden insanları yönlendiren kişilere karşı dikkatli olalım. Kesin kurtuluş vaatleri, geleceğe dair bilgiyi kendinde gösterme ve para karşılığında mutlak koruma iddiası güvenilir dinî rehberlik değildir. Bize verilen aklı kullanalım, güvenilir kaynaklara başvuralım ve ailemizi böyle baskılardan koruyalım. Allah’a güvenen kalp, kulların kendisine kurduğu korku duvarının önünde çaresiz kalmak zorunda değildir.

Tevhid güzel ahlâkla yaşanır

Ebû Bekre’nin naklettiği rivayette Peygamberimiz büyük günahları şöyle hatırlatmıştır:

“أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ قُلْنَا: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: “الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ…”

Rivayette, “Size büyük günahların en büyüklerini bildireyim mi?” sorusuna sahâbenin olumlu cevabından sonra, “Allah’a ortak koşmak ve anne babaya karşı gelmek” buyurduğu aktarılır. (Buhârî, Edeb, 6.)

Bu hadiste tevhid sorumluluğuyla anne babaya karşı ahlâkî sorumluluğumuz yan yanadır. Allah’a bağlılığımız, O’nun kullarıyla ilişkimizde de bizi ölçüye çağırır. Büyüklerimizin ihtiyacını önemseyelim, onlara nezaketle konuşalım ve gücümüz yettiğince destek olalım. Her insanî ilişkiyi yalnız hoşumuza giden günlerde sürdürmeyelim. İmanımız, sabır gerektiren ilişkilerde de merhametimizi güçlendirsin.

Anne babaya saygı, onların her yanlış isteğini yerine getirmek demek değildir. Allah’ın ölçüsüne aykırı bir talep varsa uygun bilgi ve nezaketle sınırımızı koruruz. Gerektiğinde destek ve rehberlik alabiliriz. Fakat farklı düşündüğümüz için haksızlık veya hakaret etmeyiz. Tevhid, kullara sınırsız itaat vermez; aynı zamanda adalet ve güzel ilişki sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Ölçümüzü doğru öğrenerek davranalım.

Hz. Ca’fer’in Habeşistan’da İslâm’ı anlatırken tevhidin yanında doğruluğu, emaneti ve güzel ilişkileri de hatırlattığı aktarılır. (İbn Hanbel, Müsned, I, 202.) Bu örnek, Allah’ı birlemenin ahlâkı hayattan dışarıda bırakmadığını gösterir. Dinimizi başkasına anlatırken yalnız inancımızın adını değil, hayatımızdaki güvenilirliği de göstersin davranışımız. İnsanlara verdiğimiz güven, tevhid çağrımızın güzel bir karşılığı olsun.

Gösterişten samimiyete dönmek

İbadetimizde niyetimizi de koruyalım. Allah’ın rızasını isterken insanların beğenisini kalbimizin tek ölçüsü hâline getirmemeye çalışalım. Övgü hoşumuza gelebilir; fakat iyiliğimiz yalnız görüldüğümüz anlarda artıyorsa kendimizi düşünmeliyiz. Niyetimizi düzeltelim, dua edelim ve hayrı bırakmadan samimiyetimizi güçlendirelim. Gösteriş endişesi yüzünden bütün iyilikten vazgeçmek çözüm değildir.

Başkasının niyetini de kesin bildiğimizi söylemeyelim. Her görünür ibadeti gösteriş diye suçlamak, insanların kalbi hakkında haksız bir iddia olabilir. Biz kendi niyetimizden sorumluyuz. Bir yardımı sessizce yapmak, bir duayı kimseye anlatmadan etmek ve bir hakkı gösterişsiz yerine getirmek samimiyetimize yardımcı olabilir. İyiliğin karşılığını yalnız insanlardan beklememeye çalışalım. Rabbimizin kabulünü istemek, kalbimize daha sağlam bir yön verir.

Tevhidi konuşurken kendimizi kusursuz görmeyelim. Allah’ın nimetine şükreder, hatamız için af diler ve bilgisizliğimizi öğrenerek gideririz. Bir kardeşimizin yanlış bir uygulamasını fark edersek ona açık ve merhametli bir dille doğruyu anlatalım. Korkutarak veya küçümseyerek değil, güvenilir bilgiyle yaklaştıralım. Dinimizi koruma gayretimiz, kendi ahlâkımızı bozmanın bahanesi olmasın.

Yalnız sana kulluk ederken niyetimizi düşünmek

Aziz müminler, Fâtiha’da her gün Rabbimize yalnız O’na kulluk ettiğimizi söylüyoruz. Bu sözün tekrarında kalbimize de dönelim. İbadetimizi yaparken kimin rızasını arıyoruz? Bir yardımda bulunduğumuzda ihtiyaç sahibinin rahatını mı, insanların takdirini mi önce görüyoruz? Güzel görünme arzusu insanın içine sessizce yerleşebilir. Bunu fark ettiğimizde kendimize ağır hükümler vermek yerine niyetimizi düzeltelim. Allah’ın rızasını istemeyi yeniden hatırlayalım ve iyiliğin sahibini kendimizde görmeyelim. Bize hayır yapma imkânı da bir nimettir.

İbadetin insanlar tarafından görülmesi her durumda gösteriş olduğu anlamına gelmez. Namazı cemaatle kılarız, bazı hayırlar birlikte yapılır ve insanlara iyi örnek olmak da güzel bir amaç olabilir. Önemli olan kalbimizdeki yönelişi dürüstçe sorgulamaktır. İnsanlar görmeyince aynı görevi yapmaya tamamen isteksizleşiyorsak, takdir edilmediğinde iyiliği bırakıyorsak veya aldığımız övgüyü beklenen bir karşılık sayıyorsak üzerinde düşünmemiz gereken bir hassasiyet vardır. Kalbimizi yalnız bizim bilmemiz mümkün değildir; Rabbimiz bilir. Biz samimiyet için gayret eder ve O’ndan yardım isteriz.

Gizli bir iyiliğe düzenli yer açmak bu gayrette bize yardımcı olabilir. Kimseye anlatmadığımız bir yardım, gösterişe dönüşmeyen bir dua ve yalnız Allah’ın rızası için yerine getirdiğimiz bir hizmet niyetimizi hatırlatır. Fakat bunu da kendimize üstünlük belgesi yapmayalım. “Ben gizli iyilik yapıyorum, başkaları gösterişçi” diye düşünürsek başka bir yanlışın kapısına yaklaşırız. Niyet muhasebesi önce kendimize yönelmelidir. Başkasının hayrını küçümsemek yerine kendi kalbimizin sadakatini korumaya çalışalım.

Sebepleri kullanırken kudretin sahibini bilmek

Allah’tan yardım istemek ile insanlardan meşru destek almak arasında bir çelişki yoktur. Hastalanan insan tedavi olur, zorlandığı işte ehline danışır ve ihtiyacında uygun bir yardıma başvurur. Bu sebepleri yaratan ve bize kullanma imkânı veren Rabbimizdir. Bir insanın yardımını teşekkürle karşılamak, onu Allah’tan bağımsız bir kudret sahibi saymak anlamına gelmez. İmanımız bize hem şükretmeyi hem insanın emeğine vefa göstermeyi öğretir. Kulluğumuzun nihai yönünü Allah’a verirken hayatın gerçek yardımlarını da doğru yerde tutarız.

Buna karşılık bir kişiye, nesneye veya iddiaya Allah’tan bağımsız sınırsız bir güç nispet etmek inancımızın ölçüsünü bozar. Bir eşyanın bütün tehlikeleri kesin biçimde önleyeceğine inanmak, bir insanın geleceği mutlak biçimde bildiğini kabul etmek ve ondan ilâhî bir yetki beklemek doğru değildir. Korku içinde yaşarken bu tür iddialar daha çekici gelebilir. Bu yüzden kaygımızın bizi neye bağladığını dikkatle düşünelim. Bir insan kendisini bütün sorularımızın kesin cevabı gibi tanıtıyorsa, inancımızı ve hakkımızı korumak için sorgulamalıyız.

Saygı ve sevgi de bu ölçünün içinde olsun. Bir âlimi, büyüğümüzü yahut bize yardım eden kişiyi severiz; fakat yanılmayacağını düşünmeyiz. Söylediğinin kaynağını öğrenmek, yanlış gördüğümüzde edeple sormak ve gerektiğinde başka ehil görüşe başvurmak mümkündür. Kula duyduğumuz bağlılık, Allah’ın emrinin ve insan hakkının önüne geçmesin. “O söylediyse mutlaka doğrudur” kolaylığı bazen ağır sorumluluklara dönüşebilir. Dinimizde her insanın kulluğu vardır; hiç kimsenin saygınlığı başkasının hakkını çiğnemeyi meşru yapmaz.

Tevhid korkularımızın yönünü düzeltir

Bir insan geçim korkusuyla, başkasının tehdidiyle veya çevresinin baskısıyla yanlış bir yola çekilebilir. Allah’ın tek ilâh oluşunu hatırlamak, bu baskıyı hayatın mutlak sahibi gibi görmememize yardım eder. Ancak imanlı olmak hiç korkmamak anlamına gelmez. Korkabilir, destek arayabilir ve korunmak için tedbir alabiliriz. Mesele korkunun bizi dinimizin ölçüsünden koparmamasıdır. Haksızlık gördüğümüzde uygun yardım kanallarına başvurmak ve güvenliğimizi düşünmek, Rabbimize güvenmemize aykırı değildir. Allah’a bağlılık gerçek ihtiyacımızı inkâr etmez.

Çocuklarımıza da tevhidi yalnız bir tanım ezberleterek öğretmeyelim. Bir nimet bulduğumuzda şükrederken, hasta olduğumuzda dua edip tedavi ararken ve hata yaptığımızda tövbe ederken Allah’a bağlılığımızı görsünler. Onların güvenini kazanmak için “Hiçbir sıkıntı yaşamayacaksın” gibi yerine getiremeyeceğimiz sözler vermeyelim. Allah’ın kullarına yakın oluşunu, duanın kıymetini ve sorumluluğun yerini doğru anlatalım. Korkuları arttığında onları dinleyelim. İmanı, bilinmeyen tehditlerle çocuğu susturmanın aracı yapmayalım; Allah’a sığınmanın güvenini öğretelim.

Uyarının yanında dönüş kapısını görmek

Şirk hakkındaki ağır uyarılar, tevhidin ne kadar temel bir hakikat olduğunu gösterir. Bu uyarıları anlatırken tövbenin yerini de doğru koruyalım. Hayattayken yanlışını bırakıp Allah’a yönelen kişi için dönüş kapısı açıktır. Bir insan geçmişte yanlış bir inanışa kapılmışsa onu bütünüyle dışlamak yerine doğruyu öğrenmesine yardımcı olalım. Açık bir yanlışın yanlışlığını saklamayız; fakat anlatışımızda insanın hidayete ve tövbeye yönelebileceğini de unutmayız. Rahmeti uman gönül, dönüş için daha güçlü bir sebep bulur.

Belirli kişilere gelişigüzel dinî hükümler vermekten sakınmak burada ayrıca önemlidir. Bir sözün dinî bakımdan yanlış olması ile o sözü söyleyen kişinin bütün inancı hakkında kesin hüküm vermek aynı iş değildir. Bilgi, niyet ve şartları anlamadan ağır isimler dağıtmayalım. Ehil ilmî açıklamaya başvuralım, kendi dilimizi de koruyalım. Tevhidi anlatmanın amacı kalpleri Allah’a yöneltmektir; kendimizi başkalarının imanına hükmeden bir yerde görmek değildir. Rabbimizin önünde hepimizin öğrenmeye, tövbeye ve merhamete ihtiyacı vardır.

Bugün Fâtiha’yı okurken bu bağlılığı yeniden hissedelim. Yardımımızın, ibadetimizin ve korkumuzun yönünü Rabbimize verelim. Bir nesneye bağladığımız kesin koruma iddiasını sorgulayalım; bir insana verdiğimiz sınırsız itaati dinimizin ölçüsüyle değerlendirelim. Gösterişe kayan bir niyetimizi yeniden düzeltelim. Bunların her biri tevhidin hayatımızdaki sadakatini güçlendiren küçük ama ciddi adımlardır. Allah’ın birliğini söyleyen dilimiz, O’nun rızasını arayan bir kalp ve hakkı koruyan bir davranışla birleşsin.

Anne babanın hakkını korurken inancın ölçüsünü de korumak

Büyük günahları bildiren rivayette şirk uyarısının yanında anne babaya karşı gelmenin de yer aldığını dinledik. Bu beraberlik bize Allah’a bağlılığımızın insanlarla ilişkimizi de düzenlediğini hatırlatır. Anne babamızın ihtiyacını küçümsemek, yaşlandıklarında onları sürekli yük gibi görmek ve bize verdikleri emeği unutmak doğru değildir. Fakat onların her isteğini dinimizin hükmünün üstüne koymak da doğru olmaz. Sevgi, saygı ve kulluk yerli yerinde bulunmalıdır. Allah’ın ölçüsünü korurken konuşmamızdaki edebi de korumaya çalışalım.

Bir büyüğümüz gelenek gereği yanlış bir korunma yöntemine inanıyorsa ona hakaret etmeden doğruyu anlatabiliriz. Geçmişte böyle öğrenmiş olabilir; alışkanlığını değiştirmek zaman isteyebilir. Biz kendimiz o yanlışı uygulamadan ona merhametle yardımcı oluruz. “Sen hiçbir şey bilmiyorsun” diyerek gönlünü kırmak yerine, güvenilir kaynaktan birlikte öğrenmeyi teklif ederiz. İnançtaki ölçüyü korumak ile insana saygı duymak birbirinin karşıtı değildir. Bazen en etkili nasihat, doğruyu sakin biçimde tekrar eden ve davranışında güzel örnek olan bir yakınlıktır.

Yaşlımızın korkusu arttığında yalnız tartışmaya odaklanmayalım. Gerçek bir yalnızlık, sağlık kaygısı veya belirsizlik içinde olabilir. Onu aramak, tedavisini takip etmesine destek olmak ve yanında durmak, kaynaksız iddiaların etkisini azaltabilir. Bir insan kendisini anlaşılmış hissettiğinde doğru bilgiye daha açık olabilir. Bizim dinî öğüdümüz onun gerçek ihtiyacını yok saymasın. Tevhidin öğrettiği güveni, kendisini sevilen ve gözetilen biri olarak hissetmesine yardımcı olan bir davranışla birlikte ulaştıralım.

Kendi alışkanlığımızı değiştirmek için de aynı dürüstlüğe ihtiyacımız var. Bir eşyayı uzun süre koruyucu gibi taşımış olabiliriz; bir kişiye aşırı bağımlı olmuş yahut bir uygulamayı Allah’ın bildirmediği bir kesinlikle görmüş olabiliriz. Bunu fark ettiğimizde savunmaya geçmek yerine doğru ölçüyü öğrenelim. Değişimden korkmamıza gerek yoktur. Kulluk, nefsimizin istediğini sürekli haklı çıkarmak değil, öğrendiğimiz hakikate razı olmaktır. Bugün daha doğruya yönelmemiz geçmişteki bütün hatayı sürdürmemizden daha hayırlıdır.

Bu muhasebeyi bir yakınımıza yardım ederken de sürdürelim. Bize teşekkür etmesi elbette güzeldir; fakat onu yalnız bize muhtaç tutmayı istemeyelim. Yardım edebildiğimiz için kendimizi hayatının sahibi gibi görmeyelim. Bir kişinin imkânının çoğalmasına, kendi kararını doğru bilgiyle verebilmesine ve başka meşru desteklere de ulaşmasına sevinelim. Allah’ın kulları arasında yaptığımız hizmet, insanı küçülten bir bağımlılık değil, haysiyetini koruyan bir destek olsun. Tevhid, kudretin gerçek sahibini bilirken bize verilen küçük imkânı da tevazuyla kullanmayı öğretir.

Tevhidi öğrenirken dilimizdeki dinî ifadelerin anlamını da önemseyelim. Bir sözü alışkanlıkla tekrar ederken neye bağlandığımızı düşünmek, inancımızı daha bilinçli yaşamamıza yardımcı olur. Sorularımızı doğru kaynağa götürelim; bilmediğimizde gelişigüzel cevap üretmeyelim. Bir aile büyüğünün, arkadaşın yahut çocuğun sorusu bize de öğrenme vesilesi olabilir. Allah’ın birliğini anlatan dilimiz hem ilmî dikkat hem güzel bir edep taşısın. Doğruluk uğruna sevgiyi kaybetmeden, sevgi uğruna doğruluktan ayrılmadan konuşmaya çalışalım.

Bugün bağlılığımızı yeniden berraklaştıralım

Muhterem kardeşlerim, Rabbimizin birliği bizim en büyük iman hakikatimizdir. Bugün duamızı doğrudan O’na açalım. Tereddüt ettiğimiz bir inancı güvenilir kaynakla öğrenelim. Bir nesneye veya kişiye Allah’a ait mutlak güç verdiğimiz yanlış anlayış varsa bundan dönelim. Korkumuzun bizi yanlış kapılara sürüklemesine izin vermeden, tedbirimizi ve kulluğumuzu doğru bilgiyle yaşayalım.

Çocuklarımızı korkuyla değil, Allah’a güvenle yetiştirelim. Onlara yaratılmışların değerini doğru yerde anlatırken kulluğun yönünü yalnız Rabbimize çevirelim. Tevhidimiz evimizde merhamet, işimizde doğruluk ve dilimizde adaletle yaşansın. Allah’ın rahmetine umutla sığınalım; geçmiş yanlışımızdan dönmeyi ertelemeyelim. Bizi yaratan Rabbimize bağlılığımızı her gün samimi bir davranışla yenileyelim.

Kaynaklar

Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 629–640, “Şirk: Allah’a Ortak Koşmak”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.

Diyanet özgün hadis metni: I, 630.

Tevhidimizi korumak için dua

Allah’ım! Bizi sana ortak koşmaktan, yaratılmışlara sana ait mutlak özellikler vermekten ve kulluğumuzu yanlış yönlere çevirmekten koru. Sana güvenimizi güçlendir; kalbimizi hurafelerden, korkuyu kullanan yanlış iddialardan ve gösterişten temizle.

Rabbimiz! Dinimizi doğru öğrenmeyi, bilmediğimiz konuda kesin konuşmamayı ve insanları haksız yere itham etmekten sakınmayı bize nasip et. Çocuklarımızı imanla ve güvenle büyütmemize yardım et. Ailelerimize merhamet, kazancımıza helâl hassasiyeti ve duamıza samimiyet ver. Hastalarımıza şifa, darda kalanlara doğru yardım yolları aç.

Allah’ım! Geçmiş inanç ve davranış yanlışlarımızı bağışla; samimi dönüşümüzü kabul eyle. Peygamberinin öğrettiği tevhid ve güzel ahlâk yolundan bizi ayırma. Son nefesimize kadar seni birleyen, yalnız sana kulluk eden ve rahmetine umutla yönelen müminler olarak yaşamayı nasip et. Âmin.