Hadislerle İslâm.. "Salvele: Yğce Resule salat ve selam" konulu Hadislerle İslam Vaazı sitemize eklenmiştir..
SALVELE: YÜCE RESÛL’E SALÂT VE SELÂM
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Aziz Müminler!
Hamdolsun bizleri iman nimetiyle buluşturan Rabbimize...
Salât ve selâm olsun, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, gönülleri imanla buluşturan, ümmetine karşı son derece şefkatli ve merhametli olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya...
Salât ve selâm olsun onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlere...
Bugün gönüllerimizi bir başka güzellikle buluşturmak istiyoruz.
Bugün dilimizin en güzel sözlerinden birini konuşacağız.
Bugün, adı anıldığında gönüllerimizin titrediği bir Peygamberi konuşacağız.
Bugün salavâtı konuşacağız.
Çünkü salavât, sıradan bir söz değildir.
Salavât, bir sevginin ifadesidir.
Salavât, bir bağlılığın işaretidir.
Salavât, bir vefadır.
Salavât, Resûlullah Efendimiz’e karşı taşıdığımız sevginin dilimize yansımasıdır.
Fakat daha da önemlisi, salavât bize şu soruyu sordurur:
“Ben, sevdiğimi söylediğim Peygamberimin hayatından ne kadarını kendi hayatıma taşıyorum?”
Çünkü Peygamberimizi sevmek, yalnızca ismini güzel sözlerle anmak değildir.
Onu sevmek; onun ahlâkını sevmektir.
Onun merhametini sevmektir.
Onun doğruluğunu sevmektir.
Onun adaletini sevmektir.
Onun sabrını sevmektir.
Onun affediciliğini sevmektir.
Ve bütün bunları kendi hayatımızda yaşatmaya çalışmaktır.
KUR’AN’IN BÜYÜK EMRİ: RESÛLULLAH’A SALAVÂT
Aziz Kardeşlerim!
Salavâtın kıymetini anlamak için önce Kur’an-ı Kerîm’e kulak verelim.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ ۚ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.”
(Ahzâb, 33/56)
Dikkat edelim kardeşlerim!
Rabbimiz, “Ey insanlar!” demiyor.
“Ey dünya!” demiyor.
“Ey iman edenler!” diyor.
Yani salavât, imanımızın bize yüklediği güzel vazifelerden biridir.
Allah Teâlâ kendi salâtını, meleklerin salâtını ve müminlerin salâtını aynı ayette zikrediyor.
Ne büyük bir şeref!
Ne büyük bir lütuf!
Rabbimiz Resûlü’nü yüceltiyor.
Melekler Resûlü’ne salât ediyor.
Biz müminlerden de Resûlü’ne salât ve selâm getirmemizi istiyor.
Öyleyse bir mümin için Resûlullah’ın adı sadece bir isim değildir.
“Muhammed” dediğimizde, Allah’ın bize gönderdiği son Peygamberi hatırlarız.
“Resûlullah” dediğimizde, Rabbimizin mesajını bize ulaştıran o kutlu elçiyi hatırlarız.
“Sallallahu aleyhi ve sellem” dediğimizde ise kalbimizden bir sevgi yükselir:
“Allah’ım! Senin sevgili Peygamberine rahmet et, onu yücelt ve ona selâm eyle.”
İşte salavât budur.
PEYGAMBERİMİZ BİZE SALAVÂTI NASIL ÖĞRETTİ?
Aziz Müminler!
Sahâbe-i kiram, Peygamber Efendimiz’e karşı duydukları sevgiyi sadece kalplerinde taşımakla yetinmediler.
Onu nasıl seveceklerini sordular.
Ona nasıl dua edeceklerini sordular.
Ona nasıl salavât getireceklerini sordular.
Kâ‘b b. Ucre radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gün sahâbe, Resûlullah’a:
“Ey Allah’ın Resûlü! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik. Peki sana nasıl salavât getireceğiz?” diye sordular.
Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
“Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine, İbrâhim ailesine rahmet ettiğin gibi rahmet et. Şüphesiz Sen övgüye lâyık, şanı yüce olansın.
Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine, İbrâhim ailesine bereket verdiğin gibi bereket ver. Şüphesiz Sen övgüye lâyık, şanı yüce olansın.”
(Buhârî, Deavât, 32; Müslim, Salât, 66)
Kardeşlerim!
Sahâbenin bu sorusu bize çok şey öğretiyor.
Onlar Peygamberimizi seviyorlardı.
Ama sevgilerinin nasıl olması gerektiğini de öğrenmek istiyorlardı.
Çünkü gerçek sevgi, sevdiğini tanımayı gerektirir.
Gerçek sevgi, sevdiğinin hoşnut olacağı şeyi yapmayı gerektirir.
Gerçek sevgi, sevdiğinin yolundan gitmeyi gerektirir.
İşte bunun için sahâbe, “Ya Resûlallah! Sana nasıl salavât getirelim?” diye sordu.
Efendimiz de onlara salavâtı öğretti.
Bugün bizler de namazlarımızda Tahiyyât’tan sonra bu salavâtı okuyoruz.
Her gün defalarca söylüyoruz:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ
“Allah’ım! Muhammed’e salât eyle.”
Peki kardeşlerim...
Dilimiz bunu söylerken kalbimiz ne söylüyor?
Kalbimiz gerçekten onu seviyor mu?
Hayatımız gerçekten onun izinden gidiyor mu?
BİR SALAVÂTA ON RAHMET
Aziz Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz salavâtın mümin için ne büyük bir kazanç olduğunu şöyle haber veriyor:
مَنْ صَلَّى عَلَيَّ وَاحِدَةً صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ عَشْرًا
“Kim bana bir defa salavât getirirse, Allah da ona on defa salât eder.”
(Müslim, Salât, 70)
Ne büyük bir müjde!
Biz bir defa “Allahümme salli alâ Muhammed” diyoruz.
Rabbimiz bize on rahmet ediyor.
Biz bir defa Peygamberimizi anıyoruz.
Allah Teâlâ bizi rahmetiyle anıyor.
Biz bir adım atıyoruz.
Rabbimiz bize rahmetiyle karşılık veriyor.
Öyleyse soruyorum:
Bir mümin, böyle bir fırsatı nasıl kaçırabilir?
Bir insan düşünün...
Gün boyunca yüzlerce kelime konuşuyor.
Telefonunda saatler geçiriyor.
Sosyal medyada sayısız söz okuyor.
Dünya işleri için onlarca defa konuşuyor.
Peki Resûlullah için dilinden kaç defa salavât dökülüyor?
Aziz Müminler!
Salavât için özel bir mekân beklememize gerek yok.
Abdest alırken...
Yolda yürürken...
Evde otururken...
Çalışırken...
Dinlenirken...
Aracımızı kullanırken...
Çocuklarımızla ilgilenirken...
Gönlümüz daraldığında...
Sevinçli olduğumuzda...
Ve özellikle Peygamber Efendimizin mübarek ismi anıldığında...
Dilimizi salavâtla güzelleştirebiliriz.
Sallallahu aleyhi ve sellem.
Ne güzel bir söz!
Ne büyük bir bereket!
Ne güzel bir vefa...
KIYAMET GÜNÜ RESÛLULLAH’A EN YAKIN OLANLAR
Kardeşlerim!
Dünya hayatında herkes bir yerlere yakın olmak ister.
İnsan güçlü olana yakın olmak ister.
Makam sahibine yakın olmak ister.
Zengin olana yakın olmak ister.
İtibarlı insanlara yakın olmak ister.
Fakat asıl yakınlık nerede önemlidir?
Kıyamet gününde!
Çünkü o gün makamların hiçbir anlamı kalmayacak.
O gün servetin hiçbir anlamı kalmayacak.
O gün insanın yanında sadece imanı ve ameli olacak.
İşte o gün Resûlullah’a yakın olmak ne büyük saadettir!
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
أَوْلَى النَّاسِ بِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرُهُمْ عَلَيَّ صَلَاةً
“Kıyamet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salavât getirendir.”
(Tirmizî, Vitr, 21)
Aziz Müminler!
Bir düşünelim...
Kıyamet günü...
Mahşer kalabalığı...
İnsanların korkudan titrediği o büyük gün...
Herkes kendi derdinde...
Herkes kendi hesabının telaşında...
Ve biz Resûlullah’a yakın olmak istiyoruz.
Öyleyse bugün onunla aramızdaki bağı güçlendirelim.
Bugün dilimizi salavâtla güzelleştirelim.
Bugün sünnetine sarılalım.
Bugün onun ahlâkını öğrenelim.
Bugün onun merhametini hayatımıza taşıyalım.
Çünkü Peygamberimize yakınlık, sadece dilimizin onu anmasıyla değil; hayatımızın onun yoluna yaklaşmasıyla güzelleşir.
SALAVÂT SADECE DİLDE KALMAMALI
Aziz Kardeşlerim!
Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz.
Salavât getirmek elbette büyük bir ibadettir.
Peygamberimizin ismini duyduğumuzda salavât getirmek büyük bir edeptir.
Fakat salavâtı sadece dilimize hapsetmemeliyiz.
“Sallallahu aleyhi ve sellem” deyip ardından onun ahlâkına aykırı davranıyorsak, sevgimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
Peygamberimiz doğruluğu öğretti.
Biz yalan söylüyorsak...
Peygamberimiz emanete sahip çıkmayı öğretti.
Biz emanete ihanet ediyorsak...
Peygamberimiz kul hakkından sakındırdı.
Biz insanların hakkına giriyorsak...
Peygamberimiz merhameti öğretti.
Biz çocuklarımıza, eşimize, komşumuza, çalışanımıza merhamet göstermiyorsak...
Peygamberimiz affetmeyi öğretti.
Biz en küçük hatayı bile yıllarca unutamıyorsak...
Peygamberimiz güzel ahlâkı öğretti.
Biz dilimizle insanları kırıyorsak...
O zaman salavâtımızın hayatımıza ne kadar yansıdığını düşünmemiz gerekir.
Çünkü gerçek sevgi, insanı değiştirir.
Bir insan gerçekten seviyorsa, sevdiğine benzemeye çalışır.
Bir evlat babasını seviyorsa onun güzel huylarını örnek alır.
Bir öğrenci öğretmenini seviyorsa onun sözlerine kulak verir.
Bir mümin de Resûlullah’ı seviyorsa onun sünnetine sarılır.
Bu yüzden salavât bize her defasında şunu hatırlatmalıdır:
“Ben bu Peygamberin ümmetiyim.”
Bu cümle çok büyük bir şereftir.
Ama aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
“CİMRİ KİMDİR?”
Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz bizi çok çarpıcı bir konuda uyarıyor:
الْبَخِيلُ الَّذِي مَنْ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ
“Cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât getirmeyen kimsedir.”
(Tirmizî, Deavât, 100)
Dikkat edelim.
Efendimiz cimriliği sadece mal ile anlatmıyor.
Bazen insanın cebinde parası vardır ama gönlü dardır.
Bazen insan malını verir ama sevgisini vermez.
Bazen insan çok konuşur ama hayrını konuşmaz.
Ve bazen insan Resûlullah’ın adı anıldığı hâlde bir salavâtı bile diline çok görür.
Efendimiz bunu cimrilik olarak nitelendiriyor.
Öyleyse ne zaman:
“Muhammed Mustafa” denilse,
“Allah Resûlü” denilse,
“Peygamber Efendimiz” denilse,
dilimiz hemen şöyle desin:
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Sallallahu aleyhi ve sellem.
Bu söz küçük görünür.
Ama Allah katında değeri büyüktür.
SALAVÂT VE DUA
Aziz Müminler!
Salavâtın önemli olduğu bir başka yer de duadır.
Çünkü dua, kulun Rabbiyle konuşmasıdır.
İnsan Rabbinden ister.
Bağışlanma ister.
Rahmet ister.
Şifa ister.
Huzur ister.
Ailesi için hayır ister.
Çocukları için iman ister.
Vatanı ve milleti için huzur ister.
Ümmet için selâmet ister.
Fakat duanın da bir edebi vardır.
Bir gün bir adam mescide geldi.
Namaz kıldı ve ardından:
“Allah’ım beni bağışla, bana merhamet et.” diye dua etmeye başladı.
Bunun üzerine Resûlullah:
“Bu adam acele etti.” buyurdu.
Sonra şöyle öğretti:
“Biriniz dua edeceği zaman önce Allah’a hamd ve senâ etsin. Sonra Peygamber’e salât getirsin. Daha sonra dilediği şekilde dua etsin.”
(Ebû Dâvûd, Vitr, 23; Tirmizî, Deavât, 64)
Demek ki dua ederken Rabbimizi hamd ile anacağız.
Ardından Resûlullah’a salavât getireceğiz.
Sonra ellerimizi açacağız.
Ve Rabbimizden isteyeceğiz.
Ne güzel bir edep!
Ne güzel bir kulluk!
Ne güzel bir yol!
CUMA GÜNÜ SALAVÂT
Kardeşlerim!
Özellikle cuma gününün salavât açısından ayrı bir yeri vardır.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
أَكْثِرُوا عَلَيَّ مِنَ الصَّلَاةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، فَإِنَّ صَلَاتَكُمْ مَعْرُوضَةٌ عَلَيَّ
“Cuma günü bana çokça salavât getirin. Çünkü sizin salavâtınız bana arz edilir.”
(Ebû Dâvûd, Salât, 200-201)
Öyleyse cuma günü sadece bedenimizle camiye gelmeyelim.
Kalbimizi de Resûlullah’a yaklaştıralım.
Dilimizi salavâtla süsleyelim.
Çocuklarımıza salavâtı öğretelim.
Ailemizde salavâtı yaygınlaştıralım.
Evlerimizde Peygamberimizin adı anılsın.
Onun sünneti konuşulsun.
Onun ahlâkı anlatılsın.
Onun merhameti çocuklarımıza öğretilsin.
Çünkü bir evde Peygamber sevgisi varsa, o evde güzel ahlâkın yeşermesi daha kolaydır.
“SEN SEVDİĞİNLE BERABERSİN”
Aziz Kardeşlerim!
Peygamber Efendimizin hayatında çok önemli bir söz vardır:
الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
“İnsan sevdiğiyle beraberdir.”
(Buhârî, Edeb, 96; Tirmizî, Zühd, 50)
Bu hadis sahâbeyi nasıl sevindirmişse bizi de düşündürmelidir.
Çünkü hepimizin sevdiği insanlar vardır.
Kalbimiz kime bağlıysa, hayatımız da zamanla ona benzer.
Kimi seviyorsak onun sözlerini dinleriz.
Kimi seviyorsak onun hayatını merak ederiz.
Kimi seviyorsak onun izinden gitmek isteriz.
Öyleyse kendimize soralım:
Ben kimi seviyorum?
Kalbimde en büyük sevgi kime ait?
Çocuklarımızı seviyoruz.
Eşimizi seviyoruz.
Anne babamızı seviyoruz.
Dostlarımızı seviyoruz.
Ama bütün sevgilerin üzerinde Allah sevgisi vardır.
Allah sevgisinin ardından da Allah’ın Resûlü’ne duyulan sevgi gelir.
İşte bu sevgi, müminin hayatını güzelleştirir.
SON SÖZ: SALAVÂT BİR AHİTTİR
Aziz Müminler!
Salavât getirelim.
Hem de çokça salavât getirelim.
Fakat salavâtı sadece dilimizde bırakmayalım.
Salavât getirirken kendimize söz verelim:
“Ya Rabbi!
Ben Senin Peygamberinin ümmetiyim.
Onun doğruluğunu yaşayacağım.
Onun merhametini öğreneceğim.
Onun güzel ahlâkını hayatıma taşıyacağım.
Aileme onun sevgisini öğreteceğim.
Çocuklarıma onun sünnetini anlatacağım.
Komşuma onun güzel ahlâkıyla davranacağım.
İnsanlara onun merhametiyle yaklaşacağım.
Gücüm yettiğince onun izinden gideceğim.”
İşte o zaman salavâtımız sadece bir söz olmaktan çıkar.
Bir ahde dönüşür.
Bir sevgiye dönüşür.
Bir hayata dönüşür.
Bir sünnete dönüşür.
Ve belki de bir gün...
Mahşer günü...
Herkesin kendi derdine düştüğü o büyük günde...
Rabbimiz bizleri Resûlullah’a yakın kullarından eylesin.
Peygamber Efendimizin sancağı altında toplananlardan eylesin.
Kevser Havuzu’nun başında onunla buluşmayı nasip eylesin.
Onun şefaatine nail olan bahtiyar kullarından eylesin.
Ve bizlere o gün:
“Siz benim ümmetimsiniz.”
denilmesinin sevincini yaşatsın.
Öyleyse gelin, gönülden bir salavât getirelim:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline salât ve bereket eyle. İbrahim’e ve onun âline lütfettiğin gibi Muhammed’e ve onun âline de lütuf ve bereket ihsan eyle. Şüphesiz Sen hamîdsin, mecîdsin.
اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللهِ
Ey Allah’ın Resûlü!
Sana salât ve selâm olsun.
Seni görmeden sevdik.
Seni görmeden iman ettik.
Senin ümmetin olmakla şereflendik.
Allah’ım!
Bizleri Resûlullah’ın sevgisinden mahrum bırakma.
Onun sünnetinden ayırma.
Onun güzel ahlâkından nasiplenmeyi bizlere lütfet.
Dilimizi salavâttan, kalbimizi muhabbetten, hayatımızı sünnetten ayırma.
Allah’ım!
Günahlarımızı bağışla.
Kalplerimizi temizle.
Evlerimize huzur ver.
Anne babalarımıza rahmet eyle.
Çocuklarımızı imanlı, ahlâklı ve salih kullarından eyle.
Gençlerimizi kötülüklerden koru.
Hastalarımıza şifa ver.
Dertlilerimize deva ver.
Borçlularımıza eda imkânı ver.
Mazlumlara yardım eyle.
Ümmet-i Muhammed’e birlik, beraberlik, huzur ve selâmet ihsan eyle.
Allah’ım!
Bize dünyada Resûlullah’ın sünnetine bağlı bir hayat,
âhirette onunla beraber bir hayat nasip eyle.
Bizleri onun sancağı altında haşreyle.
Kevser Havuzu’nun başında onunla buluştur.
Şefaatinden mahrum bırakma.
Ve bizlere cennette onun komşuluğunu nasip eyle.
آمِينَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ
وَصَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
