Hadislerle İslâm.. "Rızık: Allah’tan Gelen Nimet" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Rızık: Allah’tan Gelen Nimet
Veren Allah’tır, Şükür Kula Yakışandır
Hamd, bizi yaratan, yaşatan, nimetleriyle donatan ve her canlının rızkını üzerine alan Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bizlere helâl lokmanın kıymetini, kanaatin huzurunu, şükrün bereketini ve tevekkülün hakikatini öğreten Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.
Aziz Müminler!
Bugün hepimizin hayatını yakından ilgilendiren bir konuyu konuşacağız: Rızkı… Geçimimizi… Emeğimizi… Soframızdaki ekmeği… Evimizdeki huzuru… Ve bütün bunların asıl sahibini…
Sabah erkenden kalkıyoruz. İşimize gidiyoruz. Çalışıyoruz. Yoruluyoruz. Alın teri döküyoruz. Ay sonunda elimize geçecek parayı hesaplıyoruz. Evimizin ihtiyaçlarını düşünüyoruz. Çocuklarımızın geleceği için endişeleniyoruz. Bazen kazandığımız yetiyor, bazen yetmiyor. Bazen işlerimiz yolunda gidiyor, bazen bütün kapılar yüzümüze kapanmış gibi hissediyoruz.
İşte tam bu noktada kendimize şu soruyu sormalıyız: Rızkımızın gerçek sahibi kimdir? Bizi bugün doyuran, yarın da yaşatacak olan kimdir?
Elbette çalışmak bizim görevimizdir. Emek vermek bizim sorumluluğumuzdur. Fakat emeğimize bereket veren, sebepleri yaratan, kapıları açan ve bütün canlıları rızıklandıran Allah Teâlâ’dır.
Mesele yalnızca ne kadar kazandığımız değildir. Mesele, kazandığımızın ne kadar helâl olduğu, ne kadar bereket taşıdığı ve bizi Allah’a ne kadar yaklaştırdığıdır.
Çünkü çok kazanmak her zaman zenginlik değildir. Az kazanmak da her zaman yoksulluk değildir. Nice insan vardır, malı çoktur ama huzuru yoktur. Nice insan vardır, sofrası mütevazıdır ama gönlü huzurla doludur.
Gerçek zenginlik, yalnızca cebin dolması değil; gönlün Allah’a güvenmesi ve elindekinin kıymetini bilmesidir.
Gelin, rızkın hakikatini Peygamber Efendimizin hadisleri ışığında birlikte düşünelim. Rızkımızı nasıl arayacağımızı, nimete nasıl şükredeceğimizi ve geçim kaygısı karşısında nasıl bir mümin duruşu sergileyeceğimizi yeniden hatırlayalım.
Rızkın Sahibi Allah’tır
Aziz Kardeşlerim!
Kur’an-ı Kerim, rızkın gerçek sahibini açıkça bildirir. Rabbimiz şöyle buyurur:
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا
“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hûd, 11/6)
Bir düşünelim kardeşlerim…
Dağların arasındaki küçücük bir karıncayı düşünelim. Toprağın altında yaşayan bir canlıyı düşünelim. Denizin derinliklerinde dolaşan balıkları düşünelim. Henüz annesinin karnında olan bir bebeği düşünelim.
Bunların hiçbiri kendi rızkını yaratamaz. Hiçbiri hayatını tek başına sürdüremez. Fakat Allah Teâlâ her birinin ihtiyacını bilir. Her birinin hayatını kuşatır. Her birinin rızkını takdir eder.
Rabbimiz bir başka ayette şöyle buyurur:
إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
“Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” (Zâriyât, 51/58)
Rızık veren Allah’tır!
Bunu yalnızca dilimizle söylemek yetmez. Bu hakikatin kalbimize yerleşmesi gerekir.
Bazen bir iş kapısı kapanır. İnsan bütün ümitlerini kaybettiğini düşünür. Bazen beklediği para gelmez. Bazen yıllarca emek verdiği bir işten beklediği sonucu alamaz. Bazen de hiç hesapta olmayan bir yerden bir yardım eli uzanır.
İnsan sebepleri görür. Fakat sebeplerin arkasındaki ilahî takdiri her zaman göremez.
Bir kapı kapanınca bütün kapıların kapandığını sanmamalıyız. Bir imkân kaybolunca hayatımızın sona erdiğini düşünmemeliyiz. Çünkü bizim göremediğimiz nice yollar vardır. Bizim hesaplayamadığımız nice imkânlar vardır.
Ancak burada önemli bir noktayı unutmayalım: Allah’ın rızık vermesi, dünyada herkesin aynı miktarda kazanacağı veya hiç kimsenin sıkıntı çekmeyeceği anlamına gelmez. Dünya bir imtihan yeridir. Kimi bollukla, kimi darlıkla imtihan edilir. Kimi verdiğiyle, kimi de verilmeyen karşısındaki tavrıyla sınanır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ
“Allah dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de ölçülü verir.” (Ra‘d, 13/26)
Öyleyse kardeşlerim, bir insanın çok mal sahibi olması onun Allah katında mutlaka daha değerli olduğu anlamına gelmez. Bir insanın maddî imkânlarının sınırlı olması da Allah tarafından terk edildiğini göstermez.
Bazen bolluk bir imtihandır. Bazen darlık bir imtihandır. Asıl mesele, hangi durumda olursak olalım Rabbimize karşı kulluk görevimizi yerine getirebilmektir.
Rızkın miktarı imtihanın bir parçasıdır; rızık karşısındaki tavrımız ise kulluğumuzun aynasıdır.
Allah’ın Hazineleri Tükenmez
Aziz Müminler!
İnsan bazen kendi imkânlarına bakarak Allah’ın rahmetini ölçmeye kalkar. “İşler kötü gidiyor, demek ki hiçbir çıkış yok.” der. “Bu kadar borcum var, nasıl kurtulacağım?” diye düşünür. “Bütün kapılar kapandı.” diyerek ümitsizliğe düşer.
Oysa insanın imkânları sınırlıdır. Allah’ın hazineleri ise sınırsızdır.
Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
قَالَ اللَّهُ: أَنْفِقْ يَا ابْنَ آدَمَ أُنْفِقْ عَلَيْكَ
“Allah Teâlâ buyurur ki: Ey Âdemoğlu! Sen infak et ki ben de sana infak edeyim.” (Buhârî, Tefsîr, Bakara sûresi, 1; Müslim, Zekât, 36)
Bu hadis, Allah’ın cömertliğini ve kullarını hayra teşvik ettiğini gösterir.
Rabbimiz verir. Bizim verdiğimiz ise O’nun bize emanet ettiği nimetlerden bir kısmıdır.
Bir insanın elinde ne kadar çok mal olursa olsun, Allah’ın verdiği nimetlerin tamamını sayması mümkün değildir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:
وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا
“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız.” (İbrâhîm, 14/34)
Bir düşünelim…
Sabah gözlerimizi açıyoruz. Gözümüz görüyor. Kulaklarımız duyuyor. Kalbimiz atıyor. Nefes alıyoruz. Ayağa kalkıyoruz. Yürüyebiliyoruz. Bir bardak su içebiliyoruz. Sevdiklerimizin sesini duyabiliyoruz.
Bunların hangisinin gerçek değerini biliyoruz?
Sağlıklı insan çoğu zaman sağlığının kıymetini hastalanınca anlıyor. Genç insan gençliğinin değerini yaşlandığında fark ediyor. Yanında ailesi olan insan bazen ailesinin kıymetini bir ayrılık yaşadığında anlıyor.
Oysa nimet, kaybedilince kıymeti anlaşılan bir şey olarak kalmamalıdır. Nimet elimizdeyken onun değerini bilmeliyiz.
Bir lokma ekmek, bir bardak su, huzurlu bir ev, helâlinden kazanılmış bir para, evladımızın gülüşü, annemizin duası, babamızın hayır temennisi…
Bunların hepsi nimettir.
Fakat nimetlerin en büyüğü, insanı Rabbine yaklaştıran imandır. Çünkü insan dünyadaki her şeyi elde etse bile Allah’tan uzaklaşmışsa asıl kazancını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Nimetin çokluğu değil, nimetin bizi Allah’a yaklaştırması asıl kazançtır.
Rızık Endişesi Bizi Ümitsizliğe Düşürmesin
Kıymetli Kardeşlerim!
Geçim sıkıntısı insanı yorabilir. Borç insanı düşündürebilir. İşsizlik insanın gönlünü daraltabilir. Evlatlarının ihtiyaçlarını karşılayamama korkusu anne babanın yüreğine ağır gelebilir.
Bunlar insanî duygulardır. Mümin olmak, hiç endişe yaşamamak demek değildir. Mümin olmak, endişesini Allah’a güvenerek yönetebilmek demektir.
Peygamber Efendimiz (sav), rızık konusunda ümitsizliğe kapılmamamız gerektiğini bildirmiştir.
Habbe ve Sevâ’dan nakledildiğine göre Resûlullah (sav), rızık hakkında ümitsizliğe düşülmemesini öğütlemiş ve insanın dünyaya çıplak ve muhtaç olarak geldiğini, ardından Allah’ın ona rızık verdiğini hatırlatmıştır. (İbn Mâce, Zühd, 14)
Düşünelim kardeşlerim…
Dünyaya geldiğimiz gün cebimizde paramız yoktu. Elimizde bir mesleğimiz yoktu. Bir iş yerimiz yoktu. Bir evimiz, arabamız, malımız mülkümüz yoktu.
Bizi besleyen bir anne vardı. Bizi koruyan insanlar vardı. Allah’ın yarattığı süt vardı. Hava vardı. Su vardı. Büyümemiz için türlü imkânlar vardı.
Bebekken kendimize yetemiyorduk. Allah bizi başkalarının merhametiyle büyüttü.
Sonra büyüdük. Öğrendik. Çalıştık. Meslek sahibi olduk. Aile kurduk. Rızkımızı kazanmaya başladık.
Peki, bugün sahip olduğumuz her şeyi yalnızca kendi gücümüzle mi elde ettik?
Elbette çalıştık. Yorulduk. Emek verdik. Fakat bize çalışma gücü veren kimdi? Aklımızı, sağlığımızı, ömrümüzü ve fırsatlarımızı kim yarattı?
İnsan emeğini küçümsememelidir. Ama emeğini ilahlaştırmamalıdır da.
Çalışmak bizim vazifemizdir. Sonucu yaratmak Allah’a aittir.
Bu sebeple işimiz bozulduğunda hemen ümitsizliğe kapılmamalıyız. Elimizden geleni yapmalı, eksiklerimizi gözden geçirmeli, yeni yollar aramalı ve Allah’tan yardım istemeliyiz.
Bir işten çıkarılmışsak yeni bir iş aramalıyız. Borçlarımız varsa ödeme planı yapmalıyız. Gelirimiz giderimize yetmiyorsa israfımızı azaltmalıyız. Mesleğimizi geliştirmeli, imkânlarımızı değerlendirmeli ve gerektiğinde güvendiğimiz insanlardan destek istemeliyiz.
Tevekkül, oturup beklemek değildir. Tevekkül, gerekeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.
Mümin, rızkı için çalışır; rızkını veren Allah olduğu için de ümidini kaybetmez.
Tevekkül, Çalışmayı Bırakmak Değildir
Aziz Müslümanlar!
Peygamber Efendimizin rızık konusunda bizlere öğrettiği en önemli ölçülerden biri tevekküldür.
Ömer b. Hattâb’dan (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ، لَرُزِقْتُمْ كَمَا يُرْزَقُ الطَّيْرُ، تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا
“Eğer siz Allah’a gerektiği gibi tevekkül etseydiniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabah aç olarak yuvalarından çıkar, akşam tok olarak dönerler.” (Tirmizî, Zühd, 33; İbn Mâce, Zühd, 14)
Dikkat edelim kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz kuşların yuvalarında oturup beklediğini söylemiyor. Sabah yuvalarından çıktıklarını, akşam geri döndüklerini bildiriyor.
Kuş yuvasından çıkıyor. Arıyor. Uçuyor. Çabalıyor. Rızkını bulmak için hareket ediyor.
İşte tevekkül budur!
İnsan da çalışacak. Üretecek. Öğrenecek. Emeğini ortaya koyacak. Helâl kapıları arayacak. Fakat kalbini yalnızca maaşına, müşterisine, işverenine veya sahip olduğu malına bağlamayacak.
Çünkü bunların hepsi birer sebeptir. Rızkın asıl sahibi ise Allah’tır.
Kardeşlerim!
Çiftçi tarlasını sürer. Tohumunu eker. Toprağı işler. Yağmur için dua eder. Fakat tohumu yaratan da toprağa hayat veren de Allah’tır.
Esnaf dükkânını açar. Ürününü hazırlar. Müşterisine güzel davranır. Fakat müşterinin kalbine güven veren ve kazancına bereket nasip eden Allah’tır.
İşçi emeğini ortaya koyar. Memur vazifesini yerine getirir. Öğretmen öğrencisine bilgi verir. Doktor hastasını tedavi etmeye çalışır. Her biri görevini hakkıyla yapmalıdır.
Hiç kimse tevekkülü tembelliğine mazeret yapamaz.
“Allah rızkımı verir.” diyerek çalışmamak doğru değildir. “Nasıl olsa kaderimde ne varsa o olur.” diyerek sorumluluklardan kaçmak doğru değildir.
Allah bize akıl vermiştir. İrade vermiştir. Çalışma imkânı vermiştir. Helâl ile haramı bildirmiştir. Bizden de bu imkânları doğru kullanmamızı istemiştir.
Öyleyse çalışalım. Fakat çalışırken Rabbimizi unutmayalım. Kazanalım. Fakat kazanırken helâl sınırlarını aşmayalım. Plan yapalım. Fakat planlarımızı Allah’ın takdirinin üzerinde görmeyelim.
Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplere sarılırken kalbi Allah’a bağlamaktır.
Helâl Lokma, Bereketli Hayat
Aziz Kardeşlerim!
Rızık konusunun en önemli meselelerinden biri de helâl kazançtır.
İnsan yalnızca ne kadar kazandığını değil, nasıl kazandığını da düşünmelidir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
“Hiç kimse, kendi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir yemek yememiştir.” (Buhârî, Büyû‘, 15)
Bu hadis, alın terinin ve helâl emeğin ne kadar değerli olduğunu gösterir.
Bir insanın az kazanması ayıp değildir. Yeter ki kazancı helâl olsun. Bir işte çalışması, emeğiyle geçinmesi, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için gayret göstermesi büyük bir değerdir.
Asıl utanılması gereken, başkasının hakkını yemektir. İnsanları aldatarak kazanç elde etmektir. Ölçü ve tartıda hile yapmaktır. Rüşvet almaktır. Yetimin hakkına el uzatmaktır. İşçinin ücretini geciktirmek veya emeğinin karşılığını vermemektir.
Bazen insan daha fazla kazanmak için helâl ile haram arasındaki sınırı görmezden gelir. “Herkes böyle yapıyor.” der. “Bir defadan bir şey olmaz.” der. “Başka türlü geçinemem.” der.
Oysa kardeşlerim, haram kazançla büyüyen bir mal, sahibine gerçek huzuru vermez.
Bir düşünelim…
Çocuğumuzun önüne koyduğumuz ekmek helâl mi? Evimize götürdüğümüz para temiz mi? İşimizde başkasının hakkını koruyor muyuz? İnsanların bize duyduğu güveni istismar ediyor muyuz?
Bu sorular yalnızca başkalarına sorulacak sorular değildir. Her birimiz önce kendimize sormalıyız.
Helâl lokma yalnızca midemize giren yiyecek değildir. Ailemizin huzuruyla, kazancımızın bereketiyle ve vicdanımızın rahatlığıyla da ilgilidir.
Helâl kazanan insan bazen az kazanabilir. Fakat gönlü rahattır. Başını yastığa koyduğunda insanların hakkını çiğnemediğini bilir. Kazancının hesabını verirken yüzünün ak olmasını ister.
Haram kazanan insan ise dışarıdan zengin görünebilir. Fakat malının çokluğu, hesabının kolay olacağını göstermez.
Unutmayalım: Kazancın bereketi, yalnızca miktarında değil; helâlliğinde, hayra dönüşmesinde ve gönüle huzur vermesindedir.
Rızkımızı Artırmak İsterken Bereketini Kaybetmeyelim
Muhterem Müminler!
Hepimiz rızkımızın artmasını isteriz. Daha iyi şartlarda yaşamak, ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak ve geleceğimizi güvence altına almak isteriz.
Bunda bir yanlışlık yoktur. İslâm, helâl kazancı ve çalışmayı teşvik eder.
Ancak kazancımız artsın derken bereketimizi kaybetmemeliyiz.
Bazen insanın geliri artar ama huzuru azalır. Malı çoğalır ama ihtiyaçları daha da çoğalır. Evi büyür ama evindeki muhabbet küçülür. Kazancı artar ama ailesine ayırdığı zaman azalır.
Bütün bunlar bize şunu hatırlatır: Rızık yalnızca para değildir. Sağlık da rızıktır. Huzur da rızıktır. Güven de rızıktır. Helâlinden kazanmak da rızıktır. Kazandığını hayır yolunda kullanabilmek de rızıktır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ
“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu beklemediği yerden rızıklandırır.” (Talâk, 65/2-3)
Bu ayet bize Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamanın önemini hatırlatır.
Takva, yalnızca dilimizle Allah’tan korktuğumuzu söylemek değildir. İşimizi yaparken Allah’ı unutmamaktır. Ticarette dürüst olmaktır. Aile hayatında sorumluluklarımızı yerine getirmektir. İnsanların haklarına saygı göstermektir. Kazancımızı helâl yollardan elde etmektir.
İnsan bazen yanlış yollara saparak daha hızlı zengin olacağını zanneder. Oysa mümin, kazancının yalnızca bugününe değil, ahiretine de baktığını bilir.
Bir işi yapmadan önce şu soruyu sormalıyız: “Bu kazanç Allah’ın razı olacağı bir kazanç mı?”
Bir anlaşmaya imza atmadan önce düşünmeliyiz: “Burada birinin hakkına giriyor muyum?”
Bir ticaret yaparken kendimize sormalıyız: “Karşımdaki insanı yanıltıyor muyum?”
İşte bereketli hayat, bu soruları sorabilen bir vicdanla başlar.
Resûlullah (sav), akrabalık bağlarını gözetmenin rızık genişliğiyle ilişkisine de dikkat çekmiştir:
مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ
“Rızkının genişletilmesini ve ömrünün uzatılmasını isteyen kimse akrabalık bağlarını gözetsin.” (Buhârî, Büyû‘, 13; Müslim, Birr, 20)
Demek ki rızık meselesi yalnızca para kazanma meselesi değildir. İnsanlarla kurduğumuz ilişkiler de önemlidir.
Akrabalarımızı aramak, anne babamızı gözetmek, kardeşlerimizi unutmamak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, gönül almak ve insanlara iyilik etmek müminin hayatında önemli bir yer tutar.
Elbette bu hadis, akrabalık ilişkilerini gözetenin mutlaka daha çok para kazanacağına dair mekanik bir garanti değildir. Fakat Peygamber Efendimiz, sıla-i rahmin rızık ve ömür üzerindeki bereketine dikkat çekmiştir.
Öyleyse kardeşlerim, rızkımızın bereketini isterken yalnızca işimizi değil, ahlâkımızı da düzeltelim. Kazancımızı artırmak isterken insanlarla ilişkilerimizi de güzelleştirelim.
Bereket, yalnızca daha çok şeye sahip olmak değil; sahip olduklarımızla daha çok hayır yapabilmektir.
İstiğfar ve Dua: Rabbimize Açılan Kapı
Aziz Müslümanlar!
İnsanın hayatında bazen sıkıntılar artar. İşler yolunda gitmez. Gönlü daralır. İnsan ne yapacağını bilemez.
Böyle zamanlarda mümin, sebeplere sarılmanın yanında Rabbine de yönelir. Hatalarını gözden geçirir. Günahları için bağışlanma diler. Dua eder. Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.
Nûh sûresinde Hz. Nûh’un kavmine yaptığı şu öğüt anlatılır:
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ
“Dedim ki: Rabbinizden bağışlanma dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. Üzerinize bol bol yağmur göndersin. Mallarınızı ve oğullarınızı artırsın...” (Nûh, 71/10-12)
Bu ayetler, istiğfarın kulluk hayatımızdaki önemini gösterir.
İstiğfar, yalnızca dilimizle “Estağfirullah” demek değildir. Elbette bunu söylemek de güzeldir. Fakat gerçek istiğfar, günahımızı fark etmek, pişmanlık duymak ve yanlışımızı düzeltmeye çalışmaktır.
Bir insan ticarette hile yapıyorsa istiğfarla birlikte hileyi bırakmalıdır. Bir insan kul hakkına girdiyse tövbe etmekle birlikte hakkı sahibine iade etmelidir. Bir insan ailesine haksızlık ediyorsa bağışlanma dilerken davranışını da değiştirmelidir.
Tövbe, yalnızca sözde kalmamalıdır. Hayatımıza yansımalıdır.
Rızkımızı Allah’tan isterken kazancımızın helâlliğine de dikkat etmeliyiz. Dua ederken üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeliyiz.
Şunu da unutmamalıyız: İstiğfar eden insanın bütün maddî sıkıntıları mutlaka hemen sona erecek diye bir söz veremeyiz. Allah’ın takdirini bilemeyiz. Fakat istiğfar, kulun Rabbine yönelişidir. Günahlardan arınma çabasıdır. Rahmet kapısına sığınmaktır.
Ve Allah’ın rahmeti, kulunun ümidini kesmemesi gereken büyük bir rahmettir.
Resûlullah (sav), Allah’tan bağışlanma dilemenin önemini kendi hayatında da göstermiştir. Kendisi günahları bağışlanmış olduğu hâlde sık sık istiğfar ederdi. Bizler ise hatalarımızı düşünerek Rabbimize daha çok yönelmeliyiz.
Bazen dilimizle dua ediyoruz ama davranışlarımızla duamıza ters düşüyoruz. Helâl rızık istiyoruz ama harama yaklaşmaktan sakınmıyoruz. Bereket istiyoruz ama israf ediyoruz. Huzur istiyoruz ama insanları kırıyoruz.
Öyleyse duamızı hayatımızla destekleyelim.
Rabbimizden rızık isterken helâlinden kazanmayı da isteyelim. Bereket isterken şükretmeyi de isteyelim. Bolluk isterken paylaşmayı da isteyelim. Sıkıntıdan kurtulmayı isterken sabrı ve doğru kararlar almayı da isteyelim.
Şükür: Nimeti Görmek ve Hakkını Vermek
Aziz Kardeşlerim!
Rızık hakkında konuşurken şükürden söz etmeden geçemeyiz.
Çünkü nimet verilir. Ardından o nimet karşısında nasıl davranacağımız imtihan edilir.
Rabbimiz İbrâhim sûresinde şöyle buyurur:
لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ
“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” (İbrâhîm, 14/7)
Şükür, yalnızca sofraya otururken “Elhamdülillah” demek değildir. Elbette hamdetmek şükrün önemli bir parçasıdır. Ancak şükür, nimeti veren Allah’ı tanımak ve nimeti O’nun razı olacağı şekilde kullanmaktır.
Dil ile şükür vardır. Kalp ile şükür vardır. Bir de davranışlarla gösterilen şükür vardır.
Dilimizle Allah’a hamdederiz. Kalbimizle nimetlerin Allah’tan geldiğine inanırız. Davranışlarımızla da bu nimetlerin hakkını vermeye çalışırız.
Sağlığımız varsa onu hayırlı işlerde kullanırız. Bilgimiz varsa insanlara faydalı oluruz. Malımız varsa ihtiyaç sahiplerini gözetiriz. Gençliğimiz varsa ömrümüzü boşa tüketmeyiz. Evlatlarımız varsa onları güzel ahlâkla yetiştirmeye gayret ederiz.
İşte şükür budur.
Peygamber Efendimiz (sav), kendisine verilen nimetler için Rabbine öyle çok ibadet ederdi ki ayakları şişerdi. Hz. Âişe (ra), onun bu hâlini görünce neden bu kadar ibadet ettiğini sordu.
Resûlullah (sav) şöyle cevap verdi:
أَفَلَا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا
“Şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Sıfâtü’l-münâfikîn, 79-81)
Düşünelim kardeşlerim…
Peygamber Efendimiz’in geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığı bildirilmişti. Buna rağmen o, Rabbine kulluk etmekten geri durmuyordu. Çünkü ibadet onun için yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda bir şükür ifadesiydi.
Peki, bizler ne yapıyoruz?
Bir işimiz yoluna girdiğinde Rabbimizi hatırlıyor muyuz? Maaşımızı aldığımızda şükrediyor muyuz? Hastalıktan kurtulduğumuzda hamdediyor muyuz? Evimize huzur geldiğinde bu huzurun kıymetini biliyor muyuz?
Yoksa yalnızca başımıza bir sıkıntı geldiğinde mi ellerimizi semaya kaldırıyoruz?
Şükür, yalnızca darlıkta söylenecek bir söz değildir. Bollukta da şükretmeliyiz. Sağlıkta da şükretmeliyiz. Gençlikte de şükretmeliyiz. Ailemiz yanımızdayken de şükretmeliyiz.
Üstelik şükür, insanın elindekine razı olması ve daha iyisi için çalışmaktan vazgeçmesi demek değildir. Mümin daha iyi bir hayat için gayret edebilir. Daha fazla kazanmak isteyebilir. Ailesine daha güzel imkânlar sunmayı hedefleyebilir. Fakat bütün bunları yaparken elindeki nimetleri küçümsemez ve başkasının nimetlerine hasetle bakmaz.
Şükür, daha fazlasını istemeye engel değildir; elindekini küçümsemeye engeldir.
Başkasının Rızkına Değil, Kendi Sorumluluğumuza Bakalım
Muhterem Müminler!
İnsan bazen kendi hayatını başkalarının hayatıyla karşılaştırır.
Komşusunun evine bakar. Akrabasının kazancına bakar. Arkadaşının arabasına bakar. Başkasının işindeki ilerlemeyi görür. Sonra kendi hayatını yetersiz bulur.
“Ben neden onun kadar kazanamıyorum?” der.
“Ben neden onun sahip olduklarına sahip değilim?” diye düşünür.
Bu karşılaştırmalar zamanla insanın gönlündeki huzuru alır. Şükür duygusunu zayıflatır. Hasede, kıskançlığa ve huzursuzluğa kapı açar.
Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda bizlere çok önemli bir ölçü öğretmiştir.
Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
انْظُرُوا إِلَى مَنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ، وَلَا تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ، فَهُوَ أَجْدَرُ أَنْ لَا تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ
“Sizden aşağı durumda olanlara bakın; sizden üstün durumda olanlara bakmayın. Bu, Allah’ın size verdiği nimetleri küçümsememeniz için daha uygundur.” (Müslim, Zühd, 9)
Burada Peygamber Efendimiz bize bir hayat ölçüsü öğretiyor.
Sahip olduklarımızı fark edebilmek için zaman zaman bizden daha zor şartlarda yaşayan insanların durumunu düşünmeliyiz.
Biz sıcak bir evde otururken evsiz insanları hatırlamalıyız. Biz soframıza yemek koyarken yiyecek bulamayanları düşünmeliyiz. Biz yürüyebilirken yürümekte zorlananları, sağlıklıyken hastalıkla mücadele edenleri hatırlamalıyız.
Bu, başkalarının sıkıntılarından mutluluk duymak değildir. Onların hâline şükrederek bakmak da değildir. Maksat, kendi nimetlerimizin farkına varmak ve imkânımız varsa o insanlara yardım etmektir.
Bir insanın arabası olmayabilir ama yürüyebiliyordur. Evi küçük olabilir ama içinde huzur vardır. Kazancı sınırlı olabilir ama ailesi yanındadır. Malı az olabilir ama gönlü geniştir.
Bütün bunları fark etmek gerekir.
Başkasının nimetini görünce kendi nimetimizi unutmayalım. Başkasının kazancını görünce kendi emeğimizi değersiz görmeyelim.
Allah’ın bize verdiği nimetleri hatırlayalım. Elimizde olmayanlar için gayret edelim. Fakat sahip olmadıklarımız yüzünden sahip olduklarımızı da kaybetmeyelim.
Başkalarının sofrasına bakıp kendi soframızdaki ekmeği küçümsemeyelim.
Nimetin Şükrü, Paylaşmaktır
Aziz Kardeşlerim!
Allah’ın verdiği rızkın şükrü, yalnızca sözle hamdetmek değildir. Bazen bir yetimin başını okşamaktır. Bazen bir yoksulun sofrasına ekmek koymaktır. Bazen borç içinde kıvranan bir insanın yükünü hafifletmektir. Bazen de kimseye duyurmadan bir ihtiyaç sahibine yardım etmektir.
Rabbimiz şöyle buyurur:
وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
“Onların mallarında, isteyen ve mahrum kalan kimseler için bir hak vardır.” (Zâriyât, 51/19)
Bu ayet bize malımızın yalnızca kendi ihtiyaçlarımız için olmadığını hatırlatır.
Elbette insan önce ailesinin nafakasını karşılayacaktır. Borçlarını ödeyecektir. Sorumluluklarını yerine getirecektir. Fakat imkânı ölçüsünde ihtiyaç sahiplerini de gözetmelidir.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ
“Sadaka malı eksiltmez.” (Müslim, Birr, 69)
İlk bakışta insan şöyle düşünebilir: “Ben para verirsem param azalır.”
Maddî bakımdan verdiğimiz miktar elbette elimizden çıkar. Fakat sadakanın kazancı yalnızca hesap defterindeki rakamla ölçülmez. Sadaka, malı hayra dönüştürür. İnsanın kalbini cimrilikten arındırmasına yardımcı olur. Toplumda kardeşliği güçlendirir. İhtiyaç sahibinin yükünü hafifletir.
Bazen bir insanın verdiği küçük bir yardım, başka bir insanın en zor gününde ona umut olur.
Bazen bir çocuğun okul masrafını karşılamak, onun geleceğine katkı sağlar. Bazen yaşlı bir insanın ihtiyacını gidermek, onun duasına vesile olur. Bazen borçlu birine mühlet vermek, onu büyük bir sıkıntıdan kurtarır.
İşte nimet böyle anlam kazanır.
Malımızı yalnızca biriktirmek için kullanırsak, ömrümüzün sonunda geride bırakacağımız bir yığın eşya ve hesap olabilir. Ama malımızı hayırda kullanırsak, o malın bir kısmını ahiretimiz için hazırlamış oluruz.
Rabbimiz, kendilerine verdiği imkânları paylaşmaktan kaçınanları uyarmış ve şöyle buyurmuştur:
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ
“Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu, onlar için kötüdür.” (Âl-i İmrân, 3/180’den)
Kardeşlerim!
Malımız bizimle birlikte ebediyete gitmeyecek. Evimiz, arabamız, biriktirdiğimiz paramız dünyada kalacak. Fakat o mallarla yaptığımız iyilikler, Allah’ın izniyle ahiretimiz için değer taşıyacaktır.
Öyleyse paylaşmaktan korkmayalım. İmkânımız ölçüsünde verelim. Yardımımızı başa kakmayalım. İnsanların onurunu koruyalım. Bir iyilik yaptığımızda onu gösterişe dönüştürmeyelim.
Bazen en büyük sadaka, kimsenin görmediği bir iyiliktir.
Malımızı saklamak bizi dünyada zengin gösterebilir; onu hayırda kullanmak ise hayatımıza gerçek bir anlam kazandırır.
İsraf Etmeyelim, Nimetin Kıymetini Bilelim
Aziz Müminler!
Rızık Allah’tandır. Ancak Allah’ın verdiği nimeti nasıl kullandığımızdan da sorumluyuz.
Bugün dünyanın bir tarafında insanlar yiyecek bulamazken başka bir tarafında tonlarca yiyecek çöpe atılabiliyor. Bir evde suyun kıymeti bilinmezken başka bir yerde insanlar temiz suya ulaşmak için mücadele ediyor.
Bütün bunlar üzerinde düşünmeliyiz.
Rabbimiz şöyle buyurur:
وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A‘râf, 7/31)
İsraf yalnızca fazla yemek yemek değildir. İhtiyaç dışı harcamalar yapmak da israftır. Kullanılabilir eşyaları gereksiz yere atmak da israftır. Suyu boşa akıtmak da israftır. Zamanı anlamsız işlerle tüketmek de insanın imkânlarını boşa harcamasıdır.
Bazen insan daha çok şeye sahip oldukça daha mutlu olacağını zanneder. Fakat ihtiyaçları büyüdükçe arzuları da büyür. Bir ev alır, daha büyüğünü ister. Bir araba alır, daha yenisini ister. Bir hedefe ulaşır, hemen başka bir hedefin peşine düşer.
Böylece hayat, sürekli biriktirme ve tüketme yarışına dönüşür.
Oysa mümin, nimetten faydalanır ama nimetin esiri olmaz.
Güzel giyinir ama gösterişe kapılmaz. Güzel bir evde oturur ama evinin büyüklüğüyle insanlara üstünlük taslamaz. Kazanır ama israf etmez. Biriktirir ama cimrileşmez. Dünyanın imkânlarından yararlanır ama ahiretini unutmaz.
İslâm, nimeti terk etmemizi istemez. Nimetin kıymetini bilmemizi ve onu doğru kullanmamızı ister.
Bu nedenle alışveriş yaparken kendimize soralım: Buna gerçekten ihtiyacım var mı? Aldığım şeyi kullanacak mıyım? Bu harcamayı yaparken başka bir sorumluluğumu ihmal ediyor muyum?
Soframıza yemek koyarken ihtiyacımız kadar hazırlayalım. Giysilerimizi kullanabildiğimiz sürece kullanalım. Suyu ve elektriği dikkatli tüketelim. Çocuklarımıza da nimetin değerini öğretelim.
Çünkü nimete saygı, nimeti verene duyulan saygının bir parçasıdır.
Dünyadaki Rızık Geçicidir, Ahiret Rızkı Kalıcıdır
Kıymetli Kardeşlerim!
İnsan ömrü boyunca rızkını kazanmak için çalışır. Sabah erkenden kalkar. Yıllarını mesleğine verir. Ev sahibi olmak ister. Çocuklarını yetiştirmek ister. Geleceği için birikim yapar.
Bunların hepsi anlaşılabilir ve meşru gayelerdir. Fakat insan bütün hayatını dünyalık kazançların peşinde geçirirken asıl yolculuğunu unutmamalıdır.
Bir gün gelecek, bugün sahip olduğumuz her şeyi geride bırakacağız.
Evimizde başkaları oturacak. Eşyalarımız başkalarının eline geçecek. Biriktirdiğimiz mallar mirasçılarımıza kalacak.
Bizimle birlikte gidecek olan ise imanımız ve Allah’ın rızasını kazanmak için yaptığımız amellerdir.
Rabbimiz şöyle buyurur:
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ
“Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 102/8)
Bu ayet insanın önüne önemli bir soru koyuyor: Sahip olduğumuz nimetlerle ne yaptık?
Sağlığımızı nerede kullandık? Gençliğimizi nasıl geçirdik? Malımızı nereden kazandık ve nereye harcadık? Bize verilen bilgiyi hayra mı kullandık, yoksa insanlara zarar vermek için mi kullandık?
Bunları düşünmek zorundayız.
Çünkü nimetler yalnızca faydalanmamız için verilmiş imkânlar değildir. Aynı zamanda sorumluluktur.
Malımız varsa hesabı vardır. Sağlığımız varsa hesabı vardır. Bilgimiz varsa hesabı vardır. Zamanımız varsa hesabı vardır.
Öyleyse dünyalık kazançlarımızı artırmaya çalışırken ahiret kazancımızı da ihmal etmeyelim.
Namazımızı yalnızca boş zamanımıza bırakmayalım. Ailemize helâl lokma götürürken onlara güzel ahlâkı da öğretelim. Çocuklarımızın geleceğini düşünürken ahiretlerini de düşünelim. Evimizin ihtiyaçlarını karşılarken komşumuzun hâlini de soralım.
Dünya için çalışalım ama dünyayı hayatımızın tek amacı hâline getirmeyelim.
Çünkü insanın elindeki mal azalabilir. İşleri değişebilir. Kazancı daralabilir. Fakat Allah’a yönelmek, tövbe etmek, hayır işlemek ve güzel ahlâk sahibi olmak için önünde hâlâ imkânlar bulunabilir.
Dünyada ne biriktirdiğimiz kadar, biriktirdiklerimizle ne yaptığımız da önemlidir.
Her Hâlimizde Allah’a Hamdedelim
Aziz Kardeşlerim!
Bazen rızkımız bol olur. Bazen daralır. Bazen işlerimiz yolunda gider. Bazen planlarımız bozulur.
Mümin, her durumda Allah’a yönelmeyi öğrenmelidir.
Bollukta şükretmelidir. Darlıkta sabretmelidir. Yanlış yaptığında tövbe etmelidir. Çalışırken dürüst olmalıdır. Kazanırken helâli gözetmelidir. Kaybettiğinde ümitsizliğe düşmemelidir.
Bu, hayatın bütün zorluklarının kolayca ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Müminin de borcu olabilir. İşsiz kalabilir. Hastalanabilir. Maddî sıkıntılar yaşayabilir. Fakat bütün bunların içinde imanını korumaya, doğru olanı yapmaya ve Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemeye çalışır.
Şimdi hepimiz kendi hayatımıza bakalım.
Evimizde kaç çeşit nimet var? Soframızda kaç çeşit yiyecek var? Dolabımızda kaç parça giysi var? Telefonlarımızda kaç imkân var? Kaçımız bu nimetlerin her birini düşünerek Allah’a hamdediyoruz?
Belki her istediğimize sahip değiliz. Belki bazı ihtiyaçlarımızı ertelemek zorundayız. Belki gelecekle ilgili kaygılarımız var.
Ama gelin, sahip olmadıklarımızın hesabını yaparken sahip olduklarımızı unutmayalım.
Bir lokmamız varsa hamdedelim. Çalışabiliyorsak hamdedelim. Ailemizin yanında olabiliyorsak hamdedelim. Bir iyilik yapabiliyorsak hamdedelim. Tövbe edebiliyorsak, namaz kılabiliyorsak, Rabbimize dua edebiliyorsak hamdedelim.
Ve elimizdeki nimetleri hayra dönüştürelim.
Bugün bir ihtiyaç sahibini sevindirelim. Bugün bir akrabamızı arayalım. Bugün helâl kazancımızın değerini yeniden düşünelim. Bugün gereksiz bir harcamadan vazgeçelim. Bugün soframızdaki ekmeğin kıymetini bilelim.
Çünkü şükür, yalnızca söylenen bir söz değildir. Yaşanan bir kulluk biçimidir.
Sonuç: Rızkımızı Allah’tan Bilelim, Şükrünü Yerine Getirelim
Aziz Müminler!
Vaazımızın sonunda şu hakikatleri yeniden hatırlayalım.
Rızkın sahibi Allah’tır. O’nun hazineleri tükenmez. Fakat bizler çalışmakla, helâl kazanmakla ve sorumluluklarımızı yerine getirmekle yükümlüyüz.
Tevekkül, tembellik değildir. Çalışırken Allah’a güvenmektir.
Zenginlik, yalnızca çok mala sahip olmak değildir. Elindekiyle huzur bulabilmek, helâlinden kazanmak ve kazancını hayra dönüştürebilmektir.
Şükür, yalnızca dil ile hamdetmek değildir. Nimetleri Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmaktır.
Bereket, yalnızca kazancın miktarında değildir. O kazancın huzura, iyiliğe ve hayra dönüşmesindedir.
Öyleyse rızkımız için gayret edelim. Ama rızık endişesiyle harama yaklaşmayalım. Daha fazla kazanmak isterken insanlığımızı kaybetmeyelim. Başkasının nimetine bakarken kendi nimetlerimizi unutmayalım. Malımızı biriktirirken paylaşmayı ihmal etmeyelim. Dünyalık işlerimizle meşgul olurken ahiret hazırlığımızı ertelemeyelim.
Unutmayalım kardeşlerim:
Bize düşen çalışmaktır; rızkı yaratan Allah’tır.
Bize düşen kazanmaktır; helâli gözetmek bizim sorumluluğumuzdur.
Bize düşen nimeti tanımaktır; şükürle onu hayra dönüştürmektir.
Rabbimiz bizi helâlinden kazanan, kazancına haram karıştırmayan, nimetin kıymetini bilen ve elindekini ihtiyaç sahipleriyle paylaşan kullarından eylesin.
Dünyada da ahirette de yüzümüzü güldürecek bir hayat yaşamayı hepimize nasip etsin.
Dua
Allah’ım! Ey Rezzâk olan Rabbimiz! Ey bütün canlıların rızkını veren, kullarını nimetleriyle yaşatan, rahmeti sonsuz olan Allah’ım!
Sana hamdolsun. Bizi yoktan var ettin. Bize hayat verdin. Bizi Müslüman olarak yarattın. Sayısız nimetlerle donattın. Bazen farkına vardık, bazen unuttuk. Bazen şükrettik, bazen gaflete düştük. Ama sen bizi nimetlerinden mahrum bırakmadın.
Allah’ım! Verdiğin bütün nimetler için sana hamdediyoruz. Bildiğimiz ve bilmediğimiz, gördüğümüz ve göremediğimiz, fark ettiğimiz ve fark edemediğimiz bütün nimetlerin için sana şükrediyoruz.
Allah’ım! Bizi rızkı için çalışan, rızkını helâl yollardan arayan ve sana güvenen kullarından eyle.
Kazancımıza haram karıştırmaktan bizi koru. Ticaretimize doğruluk, işlerimize dürüstlük, emeğimize bereket ver. Bizi hileden, aldatmaktan, rüşvetten, faizden ve kul hakkından muhafaza eyle.
Allah’ım! Hiç kimsenin hakkını üzerimizde bırakma. Bizim de kimsenin hakkına girmemize izin verme. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hataları bize fark ettir. Bizi hatalarımızdan dönen, günahlarına tövbe eden ve yanlışlarını düzelten kullarından eyle.
Allah’ım! İş arayan kardeşlerimize hayırlı işler nasip eyle. İşsiz kalanlara helâlinden kazanç kapıları aç. Borç içinde olanlara ödeme kolaylığı ver. Darlık yaşayanlara ferahlık ihsan eyle. Evine ekmek götürmek için gayret eden bütün kardeşlerimizin emeklerini bereketlendir.
Allah’ım! Geçim sıkıntısı çeken ailelere yardım eyle. Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamadığı için üzülen anne babaların gönüllerine ferahlık ver. Kimseyi çaresizliğe, ümitsizliğe ve harama mecbur bırakan bir darlıkla baş başa bırakma.
Allah’ım! Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda, işsizlere iş, muhtaçlara yardım, kimsesizlere sahip çıkacak hayırlı insanlar nasip eyle.
Allah’ım! Bizi başkasının nimetine haset edenlerden değil, kendi nimetlerinin kıymetini bilenlerden eyle. Gözümüzü haramdan, elimizi haksız kazançtan, dilimizi yalandan ve kalbimizi açgözlülükten koru.
Allah’ım! Bize kanaat nasip eyle. Fakat kanaatimizi tembelliğe dönüştürme. Bize çalışma azmi ver. Fakat çalışmamızı dünyaya kulluk hâline getirme. Bize mal ver. Fakat malı kalbimizin sahibi yapma. Bize bolluk ver. Fakat bollukla azdırma. Bizi darlıkla imtihan ettiğinde de sabrımızı ve imanımızı koru.
Allah’ım! Kazancımıza bereket ver. Evlerimize huzur ver. Sofralarımıza helâl lokma nasip eyle. Çocuklarımızı hayırlı evlatlardan eyle. Ailelerimiz arasındaki sevgi ve merhameti artır. Anne babalarımıza sağlık ve afiyet ver. Hayatta olan büyüklerimize hayırlı ömürler, vefat edenlerimize rahmet ihsan eyle.
Allah’ım! Bize verdiğin nimetleri doğru kullanmayı öğret. Sağlığımızı hayırda kullanmayı, gençliğimizi ibadetle değerlendirmeyi, ilmimizi insanlara faydalı kılmayı, malımızı ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı nasip eyle.
Allah’ım! Bizi nimeti görmeyenlerden, nimeti küçümseyenlerden ve nimete nankörlük edenlerden eyleme. Bizi şükreden kullarından eyle. Dilimizi hamd ile, kalbimizi iman ile, hayatımızı salih amellerle güzelleştir.
Allah’ım! Soframızda ekmek varsa açları hatırlamayı, evimizde huzur varsa huzursuzluk yaşayanlara yardım etmeyi, elimizde imkân varsa ihtiyaç sahiplerine el uzatmayı bize nasip eyle.
Bizi cimrilikten, israftan, gösterişten ve dünya malına aşırı bağlanmaktan muhafaza eyle. Elimizdeki nimetleri hayra dönüştürmeyi nasip eyle. Bize verdiğin malı dünyada iyiliklere vesile, ahirette kurtuluşumuza sebep eyle.
Allah’ım! Bize dünyada helâl ve temiz rızık, gönlümüzde huzur, hayatımızda bereket, ibadetlerimizde ihlâs ve ahiretimizde kurtuluş nasip eyle.
Allah’ım! Dünyayı kalbimizin en büyük kaygısı hâline getirme. Rızık endişesiyle seni unutanlardan eyleme. Gelecek korkusuyla bugünümüzü mahvedenlerden eyleme. Bizi sana güvenen, senden isteyen, senin takdirine razı olan ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getiren kullarından eyle.
Allah’ım! Günahlarımızı bağışla. Kusurlarımızı ört. Tövbe kapısını yüzümüze kapatma. Bizi istiğfar eden, kendini düzelten ve sana güzel bir kullukla yönelen kullarından eyle.
Allah’ım! Son nefesimizde imanımızı koru. Bizi helâl lokmayla büyüyen, güzel ahlâkla yaşayan ve salih amellerle huzuruna gelen kullarından eyle. Hesap gününde bizi mahcup etme. Nimetlerinin hesabını verebilmeyi ve senin rızana kavuşmayı nasip eyle.
Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)
Allah’ım! Dualarımızı kabul eyle. Bizi rahmetinden mahrum bırakma. Bize helâlinden kazanmayı, şükürle yaşamayı, sabırla dayanmayı ve sana güzel bir kullukla kavuşmayı nasip eyle.
إِنَّكَ أَنْتَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan sensin, Allah’ım!
Âmin. Âmin. Âmin.
