Hadislerle İslâm.. "Nazar: Göz Değmesi" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Nazar: Göz Değmesi
Hamd, kullarını bilen, rahmetiyle koruyan ve kendisine sığınan gönüllere güven veren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bize nazar karşısında Allah’a sığınmayı, çocuklarımızı dua ile gözetmeyi ve hurafelerden uzak durmayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve Rabbine güvenerek yaşayan bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim, sevdiğimiz bir insanın sağlığını ve huzurunu korumak isteriz. Çocuğumuzun bir rahatsızlığı, ailemizdeki bir aksilik veya işimizdeki bir zorluk bizi endişelendirebilir. Böyle zamanlarda sebepleri anlamak isteriz; fakat bilmediğimizi kesin bildiğimizi sanmak bizi yanlış yere götürebilir. Nazar hakkında konuşurken hem dinimizin bildirdiği hakikati kabul edecek hem korkuların hayatımızı yönetmesine izin vermeyeceğiz. Allah’a sığınmak, doğru tedbiri almak ve insanlara haksız suçlama yöneltmemek birlikte önemlidir.
Nazarın gerçek oluşu, bütün hastalık ve sıkıntıların nazardan kaynaklandığı anlamına gelmez. Bir insanın bakışından sonra bir aksilik yaşanması, o kişinin zarar verdiğini kesin göstermez. Biz görünmeyen sebep hakkında kendi başımıza hüküm veremeyiz. Dinimizin ölçüsünü öğrenirken ailemizin huzurunu, sağlık ihtiyacını ve insanlar arasındaki güveni de korumamız gerekir. Rabbimize güvenimiz, gereksiz kuşkularımızı büyütmesin; onları doğru ölçüye çağırsın.
Hakikati kabul edip ölçüyü korumak
İbn Abbâs’ın naklettiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
الْعَيْنُ حَقٌّ وَلَوْ كَانَ شَيْءٌ سَابَقَ الْقَدَرَ سَبَقَتْهُ الْعَيْنُ…
“Nazar gerçektir. Kaderin önüne geçebilecek bir şey olsaydı nazar onun önüne geçerdi.” (Müslim, Selâm, 42.)
Bu söz, nazarın etkisinin önemini anlatan güçlü bir ifadedir; onun Allah’ın kaderinden bağımsız bir güç olduğunu söylemez. Hiçbir yaratılmış etki Rabbimizin ilmini ve kudretini aşamaz. Biz nazarın hak oluşunu tasdik ederken korkumuzu sınırsızlaştırmayız. Allah’ın izin ve bilgisi dışında bir güç tasavvur etmeyiz. Rabbimize sığınır, dinimizin öğrettiği ölçüde davranırız.
Bir hastalıkta uzmanların değerlendirmesine başvurmak gerekir. Dua ederken tedaviyi ihmal etmeyelim. Çocuğumuzun bedensel veya ruhsal bir sorunu varsa uygun sağlık desteğini geciktirmeyelim. Bir aile meselesinde gerçek iletişim sorunlarını, yorgunluğu ve ihtiyaçları düşünelim. Nazar hakkında bilgimiz, bu somut sorumlulukları ortadan kaldırmaz. Allah’a sığınan insan, kendisine verilmiş tedbir imkânını da kullanır.
Birini suçlamak kolay, bozulan güveni onarmak zordur. Komşumuzun, akrabamızın veya bir misafirin bakışından şüphelendiğimiz için onun hakkında kesin konuşmayalım. Ailemizin içinde çocuklara belirli insanlardan korkmayı öğretmeyelim. Görünmeyen sebebi bildiğimizi söylemek ciddi bir iddiadır. Haksız bir söz, insanların ilişkisini yıllarca zedeleyebilir. Dinimizi koruma gayretimiz, yeni bir kul hakkı doğurmasın.
Sığınışımızın yönü Rabbimiz olsun
Hz. Âişe’nin naklettiği hadiste Peygamberimiz şöyle buyurur:
اسْتَعِيذُوا بِاللَّهِ. فَإِنَّ الْعَيْنَ حَقٌّ.
“Allah’a sığının; çünkü nazar gerçektir.” (İbn Mâce, Tıb, 32.)
Bu öğüt açık bir yön gösterir: Korkumuzla Rabbimize gideriz. Bizi koruyacağını iddia eden belirsiz güçlerin kapısında çaresiz kalmayız. Duamızın yönünü bir nesneye veya kendi başına mutlak koruma vaadi sunan kişiye çevirmeyiz. Allah’ın rahmetine ulaşmak için bir insanın keyfî iznine ihtiyacımız yoktur. Kendi dilimizle samimiyetle dua edebilir, Kur’an’ın öğrettiği sığınışı yaşayabiliriz.
Rabbimiz Felâk sûresinde şöyle sığınmayı öğretir:
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ
“De ki: Sabaha eriştiren Rabbe sığınırım.” (Felâk, 113/1.)
مِن شَرِّ مَا خَلَقَ
“Yarattığı şeylerin şerrinden,” (Felâk, 113/2.)
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ
“Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,” (Felâk, 113/3.)
وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ
“Düğümlere üfürenlerin şerrinden,” (Felâk, 113/4.)
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
“Kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden.” (Felâk, 113/5.)
Bu sığınış, kalbimizin Allah’a yönelişidir. Sureyi okurken yalnız başkasının kıskançlığından korunmayı değil, kendi kalbimizi de hasetten temizlemeyi düşünelim. Bir kardeşimizin nimeti bizi rahatsız ediyorsa kendi duygumuza dönelim. Onun iyiliğini istemek, nimetinin bereketi için dua etmek ve kendi imkânımıza şükretmek hasedin yükünü azaltır. Korkuyu konuşurken kendi ahlâkımızı da ihmal etmeyelim.
Kur’an’ı yalnız belli sayıları söyleyince mutlaka belli maddî sonuç doğuracak bir işlem gibi görmeyelim. Böyle bir kesinlik için güvenilir delil gerekir. Biz Allah’a dua eder, O’nun kitabıyla sığınır ve rahmetini isteriz. Sonucu yönetme yetkimiz yoktur. Dinimizin bildirdiği dua ve ibadetleri kaynaksız rakamlarla ve zorunlu kurallarla karıştırmadan öğrenelim.
Çocuğa korku değil güven öğretmek
İbn Abbâs, Peygamberimizin Hasan ile Hüseyin için dua ettiğini ve Hz. İbrâhim’in de oğulları için bu sığınışı yaptığını hatırlattığını anlatır:
إِنَّ أَبَاكُمَا كَانَ يُعَوِّذُ بِهَا إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ، أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ.
Rivayette Hz. İbrâhim’in İsmâil ve İshak için de bu duayı yaptığı bildirilir. Duanın anlamı şöyledir: “Her şeytandan, zararlı canlıdan ve değen her kötü gözden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Enbiyâ, 10.)
Bu örnek, çocuklarımız için duanın güzel yerini gösterir. Onları sevgiyle gözetir, ihtiyaçlarını karşılar ve Rabbimizin korumasını isteriz. Fakat sürekli korkutucu anlatılarla çevrelerini tehlikeli bir dünya gibi göstermeyelim. Bir misafir geldiğinde çocuğun ürkmesini, bir övgü duyduğunda kendisini güvensiz hissetmesini istemeyiz. Dua, onun kalbine Allah’a güveni yerleştiren bir sığınış olsun.
Çocuğumuz bir rahatsızlık yaşadığında paniğimizin içine kaynaksız yorumlar eklemeyelim. Durumunu uygun uzmanlara danışalım, yanında sakin ve destekleyici olalım. Dua ederken tedaviye devam edelim. Hastalık yüzünden kendisini suçlu hissetmesine veya belirli insanlardan nefret etmesine yol açmayalım. Dinimizin öğrettiği korunma, merhameti ve aklı dışarıda bırakmaz. Anne babanın sakin ilgisi, çocuk için önemli bir güven kaynağıdır.
Gençlerimize de doğru bilgiyi öğretelim. İnternette gördükleri nazar anlatıları, korkutucu videolar ve kişiye özel iddialar karşısında güvenilir kaynağı ayırt etmelerine yardım edelim. Her aksiliği gizli bir sebebe bağlamak hayatın gerçek sorumluluklarını görünmez kılabilir. Geleceklerini planlarken çalışma, tedbir ve dua birlikte olsun. Korkularını küçümsemeden dinleyelim; fakat o korkuları yanlış bilgiyle büyütmeyelim.
Nimet gördüğümüzde hayır isteyelim
Hadislerle İslâm’da Sehl b. Huneyf’in yaşadığı olay anlatılır ve Peygamberimizin bir kardeşimizde hoşumuza giden nimet gördüğümüzde onun için bereket dilememizi öğrettiği aktarılır. (İbn Mâce, Tıb, 32; İbn Hanbel, Müsned, III, 486.) Bu öğüdün ahlâkî yönünü hayatımıza taşıyalım. Başkasının güzelliği, başarısı ve imkânı bizim kalbimizi daraltmasın. Onun hayrını isteyelim, nimetine bereket dua edelim.
“Mâşallah, Allah bereket versin” derken anlamını da düşünelim. Nimetin Rabbimizden geldiğini kabul eder, onun sahibine hayır dileriz. Bu sözleri yalnız kötü bir sonucun önüne geçtiğini düşündüğümüz bir işlem gibi değil, şükür ve güzel dilek olarak yaşayalım. Bir çocuğun başarısını takdir edebiliriz; onu başka çocukları küçümsemenin aracı yapmayalım. İnsanlara karşı sevincimizi nezaketle ifade edelim.
Sosyal medyada da bu ölçü faydalıdır. Başkasının nimetini gördüğümüzde kendi hayatımızı değersiz saymayalım. Kendi ailemizin mahremiyetini ve çocuklarımızın güvenliğini de koruyalım. Her özel anı herkesle paylaşmak zorunda değiliz. Bu dikkat yalnız nazar korkusundan değil, gerçek mahremiyet sorumluluğundan da doğar. Nimetimizi şükürle yaşarken görünürlük yarışına kapılmayalım.
Koruma iddialarını doğru ölçüyle değerlendirmek
Bir eşyanın, sembolün veya kişinin kendi başına mutlak koruyucu gücü bulunduğunu kabul etmek tevhid anlayışımızı zedeler. Rabbimizin yarattığı meşru sebeplerle hurafe arasında ayrım yapalım. Tedavi, güvenlik önlemi ve doğru bilgi gibi gerçek imkânlardan yararlanırız; fakat doğrulanmamış iddiaları hayatımızın kesin kuralı yapmayız. Nazar boncuğu ve benzeri nesneler için Allah’tan bağımsız koruma inancı taşımaktan sakınalım.
Dua ile insanları korkutarak para istemek aynı şey değildir. “Şunu yaptırmazsan başına şu gelecek” diye kesin tehditler kuran anlatımlara karşı dikkatli olalım. Birinin kendi iddiasını dinin tartışılmaz hükmü gibi sunmasına izin vermeyelim. Güvenilir bir hocaya danışabilir, Kur’an ve sünnetin rehberliğini öğrenebiliriz. Allah’a sığınışımızı bir sömürü ilişkisinin içine bırakmayalım.
Bir kardeşimiz yanlış bir uygulamaya inanmışsa ona merhametle yaklaşalım. Küçümseyerek değil, doğruyu açıklayarak yardımcı olalım. Korkusu gerçek olabilir; fakat çözümünün doğru olması gerekir. Onu dinleyelim, ihtiyaç duyduğu sağlık ve güvenilir bilgi desteğine yönlendirelim. İmanımızı korurken insanları incitmek zorunda değiliz. Hakikatin yanında güzel ahlâkımız da bulunsun.
Bir rahatsızlığın ardından acele hüküm vermemek
Aziz müminler, nazarın hak olduğunu bildiren hadis ile hastalık karşısındaki sorumluluğumuzu birlikte düşünmeliyiz. Bir çocuğun ateşi çıktığında, bir insan ağır bir yorgunluk yaşadığında yahut bir işimiz beklenmedik biçimde bozulduğunda bunun sebebini hemen nazar olarak kesinleştirmeyelim. Sağlıkla ilgili belirtiler uygun değerlendirme ve gerektiğinde tedavi ister. Dinî bir kavramı, bilmediğimiz bütün sebeplerin kesin açıklaması gibi kullanmak doğru değildir. Rabbimize dua ederken bize verilmiş araştırma ve tedbir imkânlarını da kullanalım. Sığınış ile sorumluluk birlikte yürüsün.
Bazen “Nazar değdi” dedikten sonra bir isim aramaya başlarız. Son ziyarete geleni, çocuğu beğenen kişiyi yahut işimizi öven komşumuzu şüphe altında bırakırız. Fakat sırf bir olaydan önce birinin bizi görmüş olması, o kişinin zarar verdiğinin delili değildir. Kaynaksız itham dostluğu ve akrabalığı bozabilir. Gözümüz önünde açık bir delil yokken niyetler hakkında kesin hüküm vermeyelim. Korkumuzun bizi başkasının hakkını çiğnemeye götürmesine izin vermeyelim. Nazardan korunmayı anlatırken zan ve iftira tehlikesini de görmemiz gerekir.
Bize yakın olanlar iyi niyetle önerilerde bulunabilir. Her öneriyi kırmadan dinlemek mümkündür; fakat uygulayacağımız şeyi doğruluk bakımından değerlendirmeliyiz. “Bunu yapmazsan daha kötü olur” diyerek korku kuran, tedaviyi bıraktıran veya sürekli yeni bir bedel isteyen iddialar karşısında dikkatli olalım. Yardıma ihtiyacımız olduğu yerde güvenilir dinî bilgi ve uygun sağlık desteği arayalım. Yalnız kalmamak, doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırır. Kendimizi bir kişinin kesin açıklamalarına bütünüyle teslim etmek zorunda değiliz.
Felâk sûresindeki sığınışın kalbimize taşıdığı yön
Felâk sûresinde Rabbimize sığınmayı öğreniyoruz. Bu sûrenin çağrısı bizi korkunun içinde sürekli tehdit saymaya değil, korunmayı Allah’tan istemeye yöneltir. Dua ettiğimizde dünyanın bütün sebeplerini bildiğimizi iddia etmeyiz; sınırlılığımızı kabul edip Rabbimize yöneliriz. İnsan her şeyi denetleyemediği için bazen çaresizlik hisseder. Sığınış, bu sınırı imanla karşılamamıza yardım eder. Elimizden gelen tedbiri alırken kalbimizin bütün güvenini kendi kontrolümüze bağlamayız.
Felâk sûresinin bütün âyetlerini, hasetçinin şerrinden sığınmayı bildiren son âyetiyle birlikte okuduk. Sûreyi öğrenirken tamamını doğru okuyuş ve anlamıyla öğrenmeye çalışalım. Çocuklarımız korktuğunda bu duayı bir ceza yahut mecburi bir işlem gibi değil, Rabbine yönelen bir kulluk olarak tanısın. Okuyuşumuzun yanında sakin sesimiz ve anlayışımız da onlara güven versin. Bir ebeveynin kendi korkusunu büyüterek çocuğa aktarması, dua öğretiyor gibi görünse de onu daha kaygılı yapabilir. Önce kendimiz ölçüyü korumaya çalışalım.
Bir sıkıntı sürdüğünde “Dua ettik, niye hâlâ geçmedi?” diye imanı suçlayan bir düşünceye kapılmayalım. Dua, Allah’a kesin bir sonuç buyurduğumuz bir sözleşme değildir. Yardım ister, rahmetini umar ve hikmetine güveniriz. Gereken tedavi ve destek devam eder. Bir hastalığın uzun sürmesi kişinin mutlaka iman eksiği olduğu anlamına gelmez. Hastaya böyle bir hükümle yaklaşmak hem bilgisizce hem inciticidir. İmanın tesellisini, hastanın gerçek ihtiyacını ve onurunu koruyarak ulaştıralım.
Çocuğumuz nimete korkuyla bakmasın
Bir çocuğun güzel bir başarısı olduğunda sürekli “Kimse bilmesin, başımıza iş gelir” diye konuşmak onun sevinciyle kaygıyı birbirine bağlayabilir. Elbette mahremiyeti ve ölçülü paylaşımı öğretelim. Her özel bilgiyi herkese açmanın gerekmediğini anlatalım. Fakat bunu bütün insanları tehdit gibi göstererek yapmayalım. Sevinç duyabilir, Allah’a şükredebilir ve yakınlarımızla hayırlı bir mutluluğu paylaşabiliriz. Tedbirin dili sakin olsun. Çocuklarımız insanlara güvenmeyi bütünüyle kaybetmeden sınırlarını korumayı öğrensinler.
Peygamberimizin Hasan ve Hüseyin için öğrettiği sığınma duasını bu anlayışla ele alalım. Sevgi ile dua aynı yerde buluşur. Evladımızı Rabbimize emanet ederken onun beslenmesine, güvenliğine, eğitimine ve ruhsal ihtiyaçlarına da dikkat ederiz. Dua bütün bu sorumlulukların yerine geçmez; onları taşıyan kalbin bağlılığını gösterir. Bir sorun yaşadığında onu önce dinleyelim. “Sende mutlaka nazar var” diyerek her duygusunu tek bir açıklamaya sıkıştırmayalım. Gerektiğinde uygun uzman desteğine ulaşmasına yardımcı olalım. Allah’ın korumasını istemek, O’nun bize açtığı yardım yollarını kullanmakla birlikte yaşansın.
Başkasının nimetine bakarken kendi kalbimizi görmek
Nazar konusunu yalnız korunacağımız bir tehlike olarak düşünmeyelim. Başkasının güzelliğine ve başarısına nasıl baktığımızı da muhasebe edelim. Bir komşumuz ev aldığında, bir arkadaşımız iyi bir işe başladığında yahut bir çocuk güzel bir başarı elde ettiğinde kalbimizde ne uyanıyor? Hayırlı bir imkânı kendimiz için de istemek başka, onun elinden gitmesini arzulamak başka şeydir. Başkasının nimetini içimizde bir düşmanlık sebebi yapmayalım. Nimetin hayırlı ve bereketli olması için dua etmeyi öğrenelim.
Bu dua kendi eksiğimizi görmemizi engellemez. Biz de çalışabilir, meşru imkân arayabilir ve hayatımızı geliştirebiliriz. Fakat başkasının kaybını kendi huzurumuzun şartı yapmayız. Onun sevinci bizi değersizleştirmez. Kalbimizde hasedin büyüdüğünü fark ettiğimizde onu besleyen kıyaslamadan biraz uzaklaşalım, kendi nimetlerimizi hatırlayalım ve kardeşimiz için samimiyetle hayır isteyelim. Bu gayret bazen kolay olmayabilir; fakat ahlâkımızı terbiye etmenin yolu içimizdeki duyguyu fark edip doğruya yöneltmektir.
Dua ederken istismarın kapısını kapatmak
Allah’ın kitabından âyetler ve anlamı doğru dualarla O’na sığınmanın meşru oluşu, kendisini gizemli bir güç sahibi gibi tanıtan herkesi haklı yapmaz. Bir kişi özel işaretler, anlaşılmayan sözler ve korkutucu iddialarla bize bağımlılık kuruyorsa bunu dinî bir zorunluluk saymayalım. Dinimizin öğrettiği sığınışta nihai dayanak Rabbimizdir. Bize yardım ettiğini söyleyen insanın da sözü, davranışı ve talebi doğru ölçüyle değerlendirilir. Mahremiyetimizi ve hakkımızı korumak bu ölçünün içindedir.
Ailemizde böyle bir kaygı yaşayan biri varsa onu alaya alarak yalnızlaştırmayalım. Korkusunu ciddiye alıp sakin bir biçimde doğru bilgiye ulaşmasını destekleyelim. Maddî veya başka bir istismar varsa güvenilir yardım arayalım. Dinin adını kullanarak yapılan yanlışın dine ait olduğunu düşünmeyelim. Nazarın hak oluşunu kabul ederken hurafeyi büyütmeye mecbur değiliz. Korunmayı Allah’tan isteyen kalp, korku satan iddialara teslim olmak zorunda değildir. Dua ile güveni, bilgi ile tedbiri ve merhamet ile hakkaniyeti birlikte koruyalım.
Bir övgünün ardından hayır istemek
Bir çocuğun güzelliğini, bir insanın başarısını yahut bir evin huzurunu beğendiğimizde hayırlı bir dua ile karşılayabiliriz. “Allah hayırlı kılsın, bereket versin” demek, nimetin sahibini hatırlatan güzel bir yöneliştir. Fakat bu sözü söylemeyen herkesin kötü niyetli olduğunu düşünmeyelim. Bir dua alışkanlığını başkasının kalbini ölçen kesin bir işarete dönüştürmek doğru olmaz. Biz kendi dilimizi ve niyetimizi güzelleştirmeye çalışırız. Başkasını delilsiz suçlamak yerine gördüğümüz nimete Allah’tan hayır isteriz.
Övgümüz ölçülü olsun. Bir insanı sürekli başkalarıyla yarıştırarak övmek onu da çevresini de yorabilir. Çocuğumuzu takdir ederken diğer çocukları değersiz göstermeyelim. Bir arkadaşımızın başarısına sevinirken henüz aynı imkâna ulaşamamış kişinin emeğini küçümsemeyelim. Nimetin sevinci, başka bir gönlün incinmesiyle büyümek zorunda değildir. Dua ve takdirin yanında adaletli bir dil taşıyalım. Kalbimizdeki iyi niyet konuşmamızda da ölçü bulsun.
Mahremiyetimizi korumak için de korku diline ihtiyaç yoktur. Aileye ait her anı herkesle paylaşmak zorunda değiliz. Çocuğumuzun bilgilerini ve görüntülerini paylaşırken onun güvenliğini, hakkını ve ilerideki hayatını düşünelim. Bu makul dikkat ile her paylaşımı mutlaka nazar sebebi saymak aynı şey değildir. Gerçek sebeplere dayanan ölçü bize yardımcı olur. Korku yüzünden bütün insanlardan uzaklaşmak ise yalnızlığı artırabilir. Güvenilir ilişkilerimizi korurken sınırlarımızı da koruyabiliriz.
Dua, hayatımızda rahatça ve doğru biçimde yer alsın. Birbirimizin iyiliği için Allah’a yönelmek, sıkıntıda destek olmak ve sevindiğimizde şükretmek mümkündür. Bunun için kendi dinî bilgisini gizemli bir güce dönüştüren kimselere muhtaç değiliz. Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimiz sûreler ve doğru anlamlı dualarla Rabbimize sığınırız. Bilmediğimiz hükmü de ehline sorarız. İmanımızın güvenini korkuyla karıştırmayalım. Nazar konusundan evimize götüreceğimiz öğüt, şüpheyi çoğaltmak değil; Allah’a sığınmak, hasetten sakınmak, tedbiri gözetmek ve insan hakkını korumak olsun.
Kendi korkumuz arttığında yalnız tehdit anlatan içeriklerle meşgul olmanın bizi nasıl etkilediğine de bakalım. Sürekli korku üreten paylaşımlardan uzaklaşıp güvenilir bilgiye ve gerçek desteğe yönelmek mümkündür. Dua vaktimiz kalbimizi Allah’a açsın; bütün günümüz kaynaksız iddiaları takip etmekle geçmesin. Yakınımızın da böyle bir kaygısı varsa onu sabırla dinleyelim. Yardım istemeyi utanç saymasın. Nazarın hak olduğunu anlatırken insanı korku içinde yalnız bırakmayalım; sığınışın, tedbirin ve kardeşliğin güvenini birlikte taşıyalım.
Bugün korkumuzu doğru sığınışa çevirelim
Muhterem kardeşlerim, nazarın gerçekliğini tasdik ederken korkuyu hayatımızın bütün alanlarına yaymayalım. Dua edelim, doğru tedbiri alalım ve belirli insanları haksız yere suçlamaktan sakınalım. Çocuklarımıza güven verelim. Bir kardeşimizin nimetini gördüğümüzde onun hayrını isteyelim. Kendi kalbimizdeki kıskançlığı fark edersek Rabbimize yönelerek düzeltmeye çalışalım.
Bugün ailemizde kaynaksız bir korkuyu azaltalım. Sağlıkla ilgili bir ihtiyacı ertelemeden uygun yardım arayalım. Kur’an’ın öğrettiği sığınışı doğru anlamıyla okuyalım. Nimeti ve mahremiyeti dikkatle koruyalım. Allah’a güvenimiz bizi daha sakin, daha merhametli ve daha sorumlu yaşama yöneltsin. Bilmediğimizin peşinde kuşkuyla dolaşmak yerine, bildiğimiz doğruyu yerine getirelim.
Kaynaklar
Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 665–674, “Nazar: Göz Değmesi”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.
Diyanet özgün hadis metni: I, 665.
Diyanet özgün hadis metni: I, 666.
Korunma ve güven için dua
Allah’ım! Bizi her türlü kötülükten, hasetten ve zarardan koru. Kalplerimizi sana güvenle doldur; korkularımızı hurafelerle büyütmekten bizi sakındır. Çocuklarımızı ve ailelerimizi rahmetinle kuşat. Onları doğru bilgi, güzel dua ve sorumlu tedbirle gözetmeyi bize nasip et.
Rabbimiz! Hastalarımıza şifa, kaygı yaşayan kardeşlerimize uygun destek ve yalnız kalanlara güvenilir insanlar lütfet. Başkasının nimetini kıskanmaktan, insanları delilsiz suçlamaktan ve korkularını kullanan yanlış iddialara kapılmaktan bizi koru. Dilimizi hayır duasına, kalbimizi şükre ve davranışımızı merhamete yönelt.
Allah’ım! Kur’an ve sünnetin rehberliğinden bizi ayırma. Geçmiş yanlışlarımızı bağışla; doğruya dönüşümüzü kolaylaştır. Sığınışımızı samimi, tedbirimizi yerinde ve hayatımızı huzurlu kıl. Son nefesimize kadar imanımızı koru; bizi rahmetine kabul eyle. Âmin.
