Münafıklık: İki Yüzlülük

Hamd, gönüllerimizin gizlediğini bilen, doğruluğa çağıran ve samimi tövbeyi kabul eden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bize içimizle dışımızın bir olmasını öğreten, yalandan, hıyanetten ve kötü ahlâktan sakındıran Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve doğruluğa gönülden yönelen bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim, güven bir insanın yanında rahatça konuşabilmemizdir. Söylediğimiz sözün başka yerde çarpıtılmayacağını, verdiğimiz emanetin korunacağını ve bir anlaşmazlıkta bize haksızlık edilmeyeceğini hissetmektir. Bu güven zedelendiğinde yalnız bir ilişki değil, bir evin veya toplumun huzuru da yorulur. Bugün münafıklık hakkında konuşurken bu ağır konuyu başkalarını damgalamanın yolu yapmayacağız. Peygamberimizin uyarılarını kendi hayatımızın aynası olarak dinleyeceğiz.

İnanç bakımından nifak, insanın dışarıdan iman etmiş görünürken içinde inkârı gizlemesidir. Kimin kalbinde böyle bir hâl bulunduğunu kendiliğimizden bildiğimizi söyleyemeyiz. Hadislerde ayrıca münafıklığın davranış özellikleri de anlatılır. Bu özelliklerden biri insanda bulunduğunda onu düzeltmesi gerekir; fakat bir davranışından hareketle kişinin imanını bütünüyle yok saymak bize düşmez. Kalplerin bütün hakikatini Rabbimiz bilir. Bize düşen, kendimizi doğruluğa çağırmak ve insanlara adaletle davranmaktır.

Bir yüzümüz evde, başka bir yüzümüz dışarıda olmasın

Ebû Hüreyre’nin naklettiği hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

تَجِدُ مِنْ شَرِّ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عِنْدَ اللَّهِ، ذَا الْوَجْهَيْنِ الَّذِى يَأْتِى هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ وَهَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ.

“Kıyamet günü Allah katında insanların en kötülerinden, şunlara bir yüzle, bunlara başka bir yüzle gelen iki yüzlü kimseyi görürsün.” (Buhârî, Edeb, 52; Müslim, Birr, 98.)

Bu uyarı, insanlarla ilişkimizdeki tutarlılığı düşünmemizi ister. Bir insanın yanında onu överken, yokluğunda itibarını küçültmek güveni bozar. Bir topluluğa başka, diğerine tamamen başka bir hakikat anlatıp her iki taraftan çıkar sağlamak da kalbimizi ve toplumumuzu yorar. İnsanları barıştırmak için nezaket göstermek başka, herkesin yanında onun istediği yalanı söylemek başkadır. Doğruluğumuzu koruyarak yumuşak konuşabiliriz.

Aile içinde de buna dikkat edelim. Evladımızın yanında güzel ahlâktan söz ederken işimizde bilerek yalan söylüyorsak ona çelişkili bir örnek sunarız. Bir insanın hakkını savunup bize dokunan benzer bir meselede ölçüyü değiştirmek samimiyetimizi zedeler. Dinî kimliğimizi anlatırken yakınlarımızın bizden aldığı güveni düşünelim. En yakınımızdaki insanların tanıdığı hâlimiz, dışarıda kurduğumuz güzel cümlelerin altında ezilmesin.

Bu muhasebe kendimizi bütünüyle kötü saymak için değildir. Bir çelişkimizi fark ettiğimizde düzeltme kapısı açılır. Kırıcı bir davranışımızı kabul edebilir, yanlış bir sözü geri alabilir ve daha tutarlı yaşamaya başlayabiliriz. Önemli olan, görünüşümüzü korumak adına gerçeği sürekli örtmemektir. Samimiyet, kusuru hiç olmayan bir yüz değil, kusurunu dürüstçe düzeltebilen bir kalp ister.

Dört ağır uyarıyı kendimiz için dinleyelim

Abdullah b. Amr’ın naklettiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurur:

أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا: إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ، وَإِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ.

“Dört özellik kimde bulunursa tam bir münafık olur; kimde bunlardan biri bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir özellik vardır: Emanet edildiğinde hıyanet eder, konuştuğunda yalan söyler, sözleştiğinde sözünden döner ve anlaşmazlığa düştüğünde haktan sapar.” (Buhârî, Îmân, 24; Müslim, Îmân, 106.)

Bu hadis üzerinde acele geçmeyelim. İlk özellik emanetle ilgilidir. Emanet yalnız sakladığımız para değildir; görevimiz, bize verilen bilgi, başkasının sırrı ve ortak bir işte üstlendiğimiz sorumluluk da emanettir. İnsanların güvenerek verdiği şeyi çıkarımıza kullanmak hıyanettir. Bir görevde yetkimizi yakınlarımızı kayırmak için kullanıyorsak, işimizin gereğini yapmadan karşılığını alıyorsak ve mahrem bilgiyi yayıyorsak ciddi bir muhasebeye ihtiyacımız vardır.

Emanetin kıymetini ailemizde de koruyalım. Çocuğumuzun bizimle paylaştığı bir mahcubiyeti herkesin önünde anlatmak onun güvenini kırabilir. Eşimizin özel bir meselesini başkalarının sohbetine malzeme yapmayalım. Bir kardeşimizin sırrını, onun ihtiyacını gözeten meşru bir sebep olmadan yaymayalım. İnsan bizim yanımızda güvenle konuşabilsin. Emaneti korumak bazen bir sözü söylememek için gösterdiğimiz iradedir.

İkinci uyarı yalandır. Bir yalanı, küçük olduğu veya işimizi kolaylaştırdığı için hafife almayalım. Bir malın kusurunu saklamak, bir başvuruda yanlış bilgi vermek ve bir olayı olduğundan farklı aktarmak güveni zedeler. Çocuğumuzu susturmak için yerine getirmeyeceğimiz sözler söylemek de günlük doğruluğumuzu yorar. Doğruyu söylemenin zorlaştığı yerde nezaketli bir ifade bulabiliriz; yalanı tek seçenek gibi görmeyelim.

Üçüncü özellik sözden dönmektir. İnsanın gerçek bir engeli olabilir; o zaman durumu dürüstçe bildirmek ve mümkün olan telafiyi yapmak gerekir. Hadisin uyardığı, verilen sözü bilerek ve sorumsuzca bozmayı alışkanlık hâline getirmektir. Borç, teslim tarihi, çalışma sözü ve aileye verilen taahhüt ciddiyet ister. Yapamayacağımız işi kabul etmek yerine baştan açık konuşalım. Sözümüz, insanların planını ve güvenini etkiler.

Dördüncü uyarı anlaşmazlıkta haktan sapmaktır. Öfkemiz arttığında bilerek iftira etmek, karşı tarafın mahremiyetini yaymak ve kazanmak için gerçeği çarpıtmak bu tehlikenin örnekleridir. Haklı bir talebimiz olabilir; fakat haksız yöntem kullanamayız. Bir aile tartışmasında, bir ticari anlaşmazlıkta veya bir komşuluk probleminde adaleti korumaya çalışalım. Kırgınlığımız büyüdüğünde de doğruluğumuz küçülmesin.

Çıkarın yönüne göre değişen kalp

İbn Ömer’in naklettiği hadiste Peygamberimiz şu benzetmeyi yapmıştır:

مَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ الشَّاةِ الْعَائِرَةِ بَيْنَ الْغَنَمَيْنِ، تَعِيرُ إِلَى هَذِهِ مَرَّةً وَإِلَى هَذِهِ مَرَّةً.

“Münafık, iki sürü arasında şaşkın şekilde gidip gelen koyun gibidir; bir buna, bir ötekine gider.” (Müslim, Sıfâtü’l-münâfıkîn, 17.)

Bu benzetme, bağlılığın istikrarsızlığını anlatır. Hakikati değil çıkarının değişen yönünü izleyen insan, sağlam bir ölçüden uzaklaşır. Biz de kendi tercihlerimizi düşünelim. Bir davranışı bize kazanç getirdiğinde doğru, zarar getirdiğinde yanlış diye mi değerlendiriyoruz? Yakınımızın yaptığı haksızlıkta susup başkasının yaptığı benzer işte çok sert mi konuşuyoruz? Dinimizin ölçüsü kişilere ve günlük çıkarımıza göre değişmez.

Tutarlı olmak, hiçbir yeni bilgiye açık olmamak değildir. Yanlış düşüncemizi doğru bilgiyle değiştirmek erdemdir. Hadisin uyardığı çıkarın peşinde gerçeği eğip bükmektir. Bir hata yaptığımızı öğrenince dönmekle, herkesin yanında kendimizi haklı göstermek için farklı bir söz söylemek aynı şey değildir. İlim ve tevazu bizi düzeltir; çıkarcılık ise güvenimizi zedeler. Kendi kalbimizin hangi yönde hareket ettiğini dürüstçe düşünelim.

Dostluklarımızda da samimiyet olsun. Bir insanın imkânı azaldığında ona verdiğimiz değerin bütünüyle değişmesi bizi sorgulamalıdır. Sadece fayda gördüğümüz günlerde yanında bulunmak, dostluğun güvenini azaltır. Hastalandığında, işi zorlaştığında ve bize bir karşılık sunamadığında da hatırlayalım. İnsanları çıkarımızın basamağı hâline getirmeden ilişki kurmak, doğruluğumuzun günlük bir karşılığıdır.

Gösterişi fark edip samimiyete dönmek

İbadetimizi yalnız insanların beğenisine bağlamaktan sakınalım. Görüldüğümüzde çok dikkatli, yalnız kaldığımızda ilgisiz oluyorsak niyetimizi düşünmeliyiz. Bu düşünce bizi ibadeti terk etmeye götürmesin. Gösteriş endişesi duyduğumuzda niyetimizi düzeltip devam edelim. İyiliği bırakmak çözüm değildir. Allah’ın rızasını daha samimi istemek için dua edelim ve insanların takdirini kalbimizin tek ölçüsü hâline getirmemeye çalışalım.

Yaptığımız yardımı sürekli anlatmak, ihtiyaç sahibini mahcup edebilir. Bir işi Allah için yaptığımızı söylerken karşılığında herkesten övgü bekliyorsak iç dünyamızı yeniden değerlendirelim. Bazı iyilikleri sessizce yapmak samimiyetimizi besleyebilir. Kimsenin bilmediği bir dua, fark edilmeden karşılanan bir ihtiyaç ve gösterişsiz bir telafi, kalbimize doğru yönü hatırlatır. Rabbimizin bildiği hayır, insanların görmediği için değersiz olmaz.

Bununla birlikte insanlara görünen her ibadeti gösteriş diye suçlamayalım. Cemaate katılmak, hayra öncülük etmek ve başkasına örnek olmak da kıymetlidir. Bir kişinin niyetini kesin bildiğimizi söylemeyelim. Bizim için esas olan kendi niyetimizi temizlemektir. Başkasının kalbini tahmin ederek konuşmak, asıl muhasebemizi erteletebilir. Allah’ın huzurunda samimiyeti ararken dilimizde adaleti koruyalım.

Peygamberimizin duasıyla korunmak

Ebû Hüreyre’nin anlattığına göre Allah Resûlü şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ! إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشِّقَاقِ وَالنِّفَاقِ وَسُوءِ الْأَخْلاَقِ.

“Allah’ım! Ayrılığa düşüren çekişmeden, münafıklıktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32; Nesâî, İstiâze, 21.)

Bu duayı biz de ihtiyacımızı hissederek söyleyelim. Kendimizi bu tehlikelerden bütünüyle uzak ve güvende saymayalım. Niyetimizi, dilimizi ve ilişkilerimizi korumak için Rabbimizin yardımına ihtiyacımız var. Duanın yanında bir davranışı da düzeltelim. Emaneti yerine getirelim, bir yalanı telafi edelim veya anlaşmazlıkta haksız söylediğimiz sözü geri alalım. Sığınışımız, günlük hayatımızda samimi bir yön değişikliğiyle güçlensin.

Gençlerimize de doğruluğun önemini yalnız uzun nasihatlerle değil, kendi örneğimizle gösterelim. Hata yaptığımızda kabul edelim, söz verdiğimizde yerine getirelim ve yapamadığımızda açıkça konuşalım. Çocuk, büyüklerin hem doğru sözünü hem davranışını görür. Dini anlatan kişinin tutarlılığı, dinlediği öğüdün güvenini artırır. Ailemizin önünde kusurumuzu örtmek yerine telafi etmeyi öğretelim.

Doğruluk zorlaştığında yüzümüz değişmesin

Kardeşlerim, münafıklığın belirtilerini anlatan hadisleri kendimiz için dinledik. Bu belirtilerin günlük karşılığı çoğu zaman büyük bir olayla başlamaz. Bir gecikmeyi gizlemek için söylenen küçük bir yalan, tutulamayacağı bilindiği hâlde verilen bir söz ve kimsenin fark etmeyeceği düşünülen bir ihanet önümüze gelebilir. Yanlışın küçüklüğüne bakıp rahatlamayalım. Tekrar edilen davranış insanın güvenilirliğini aşındırır. Doğruluk, kolayken kabul ettiğimiz fakat zorlaşınca bıraktığımız bir tercih olmasın. Kendimizi haklı göstermekten önce gerçeği söylemeye çalışalım.

Bir yalanı örtebilmek için başka bir yalan gerektiğinde yük büyür. İnsan artık yalnız olayın kendisini değil, oluşturduğu görüntüyü de korumaya çalışır. Bu noktada en doğru dönüş, güçleşmiş olsa da gerçeği kabul etmektir. Başkasının hakkına zarar verdiysek telafi edelim; güveni sarstıysak dürüst davranışla yeniden kurmaya çalışalım. “İtiraf edersem herkes beni kötü bilir” endişesi anlaşılabilir, fakat yanlışı sürdürmek daha sağlam bir yol değildir. Allah’ın huzurunda kendimizi aldatamayacağımızı hatırlayalım. Tövbeye yönelen insan, gerçeğin sorumluluğunu da taşır.

Yalan konusunda çocuklarımızı yetiştirirken kendi örneğimizi düşünelim. Telefon geldiğinde “Evde yok de” diyerek ondan gerçek dışı söz istemek, sonra doğruluk üzerine uzun nasihatler vermekle düzelmez. Sözümüzdeki küçük kolaycılık onların dünyasında büyük bir ders olabilir. Yaptığımız yanlışın ardından çocuğumuza da dürüstçe “Bu doğru değildi” diyebilmeliyiz. Anne babanın kusurunu kabul etmesi saygınlığını yok etmez; doğruluğun herkese gerektiğini gösterir. İki yüzlülükten korunmanın eğitimi önce kendi dilimizin terbiyesiyle başlasın.

Verdiğimiz sözü kapasitemizle birlikte düşünmek

Söz vermek bazen insanı memnun etmenin kolay yolu gibi görünür. O anda “Yaparım” der, sonra yetişemediğimizde çeşitli mazeretler ararız. Halbuki sözün öncesinde dürüst bir ölçü gerekir. Gerçekten yapabilecek miyiz, ne kadar zamanımız var ve başka hangi sorumluluğu taşıyoruz? Yapamayacağımızı edeple söylemek, insanı o an hayal kırıklığına uğratabilir ama boş bir beklentiye sokmaktan daha doğrudur. Güvenilir kişi herkesin bütün isteğine evet diyen kişi değil, söylediğinin sorumluluğunu düşünendir.

Elbette şartlar değişebilir, beklenmedik bir engel çıkabilir. Burada haber vermek, gecikmenin sebebini dürüstçe anlatmak ve mümkün olan çözümü aramak gerekir. Haber vermeden ortadan kaybolmak, başkasının vaktini ve planını da etkiler. Verdiğimiz söz bir çocuğa aitse onun küçüklüğü sorumluluğumuzu azaltmaz. Çocuğun güveni de değerlidir. Bir buluşmayı, bir yardımı veya bir işi yerine getiremediğimizde karşıdaki insanı küçümsemeden durumu konuşalım. Hadisin uyarısı, sözün dilde kolay fakat insan hayatında ağır bir emanet olduğunu öğretir.

Tartışma ahlâkımızı görünür kılar

Hadiste tartıştığında haddi aşmak da ağır bir uyarı olarak yer alıyordu. Anlaşmazlık içindeki davranışımız, sakin günlerdeki güzel görüntümüzden farklı olabilir. Haklı olduğumuzu düşünürken hakaret etmeye, gizli bilgiyi yaymaya ve karşıdakinin ailesini hedef almaya yönelebiliriz. Oysa bir meselede haklı olmamız, diğer insanın bütün haklarını kaybettiği anlamına gelmez. Tartışmanın sınırı vardır. İddiamızı delille ifade eder, yanlış sözü düzeltir ve çözüm ararız; fakat öfkemize sınırsız bir yetki vermeyiz.

Bir iş ortaklığı bittiğinde yahut ailede ağır bir kırgınlık yaşandığında bu sınır daha da önem kazanır. Geçmişte bize güvenilerek anlatılan özel bilgiyi intikam için kullanmayalım. Emanetin hükmü ilişkimizin güzel olduğu günlerle sınırlı değildir. Karşı taraf bize haksızlık yaptıysa hakkımızı meşru biçimde arayabiliriz; aynı haksızlığı tekrarlamak zorunda değiliz. Hesap vermeden konuşabileceğimizi sanmayalım. Güvenilirlik, yalnız dost kaldığımız insana değil, anlaşmazlığa düştüğümüz insana karşı da hakkı koruyabilmektir.

Bu ölçü sosyal medyadaki tartışmalarda da geçerlidir. Bir yorumdan dolayı insanın bütün hayatına hüküm vermek, görmediğimiz niyetler hakkında kesin konuşmak ve kalabalığı ona yöneltmek ağır sonuçlar doğurabilir. Yanlış fikri eleştirirken kişinin onurunu çiğnemeyelim. Din adına tartışıyorsak kullandığımız dil dinimizin ahlâkını da taşısın. Çok sert konuşmak her zaman hakkı daha güçlü savunmak değildir. Bazen öfke hakikatin duyulmasını zorlaştırır, insanı yalnız savunmaya iter. Doğruluğu açık ama edepli bir dille anlatmaya çalışalım.

Kalbimizin hükmünü Allah’a bırakmak

Münafıklığı anlatan metinleri bir isim listesi çıkarmak için dinlemeyelim. Bir insanın kalbinde hangi inancı taşıdığını Allah bilir. Davranışta görülen yanlışların dinî uyarısını öğrenmekle belirli bir kişiyi iman bakımından kesin biçimde mahkûm etmek ayrı şeylerdir. Kendi sorumluluğumuzu bırakıp başkasına ağır isimler dağıtmak, bizi daha samimi yapmaz. Haksızlık varsa onu açıkça konuşur ve gereken tedbiri alırız; fakat gaybını bilmediğimiz kalp hakkında kendimize Allah’ın hükmünü verme yetkisi tanımayız.

Kendi kalbimiz için de ümidi koruyalım. Gösterişe meylettiğimizi fark etmek veya bir sözümüzde samimiyet eksiği görmek, iyiliği tamamen bırakmamıza gerekçe olmasın. Niyetimizi düzeltelim, tevazuyla devam edelim ve Rabbimizden ihlâs isteyelim. Kendini hesaba çeken insan, kusurunu fark ettiği için ümitsizliğe mahkûm değildir. Fark etmek, dönüşün başlangıcı olabilir. Peygamberimizin duasındaki sığınışı kendi hayatımıza taşıyalım: Dilimizin ve davranışımızın birbirine yaklaşmasını, içimizin dışımızdan utanmamasını Rabbimizden isteyelim.

Bir günün sonunda kısaca düşünmek bize yardımcı olabilir. Bugün gerçeği sakladığımız bir yer oldu mu, yerine getirmediğimiz söz için haber verdik mi ve bize güvenilen bilgiyi koruduk mu? Bu soruları kendimizi ezmek için değil, yarınki davranışımızı düzeltmek için soralım. Gereken özrü ertelemeyelim. Gereken açıklamayı yapalım. Her gün küçük bir doğruluk gayreti, zamanla kişiliğimizde sağlam bir güven oluşturabilir. Samimiyet yalnız kalbimizde taşıdığımız bir iddia değil, doğru davranışla korumaya çalıştığımız bir emanettir.

Söylediğimiz hakikate kendimiz de yaklaşalım

Rabbimiz Saf sûresinde şöyle buyurur:

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saf, 61/2.)

كَبُرَ مَقْتًا عِندَ ٱللَّهِ أَن تَقُولُوا۟ مَا لَا تَفْعَلُونَ

“Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saf, 61/3.)

Bu uyarıyı dinlediğimizde sözümüzün yükünü düşünelim. İnsanlara doğruluk tavsiye ederken kendimiz küçük yalanları rahatça söylüyorsak, adaletten söz ederken yakınımızın haksızlığını savunuyorsak ve emaneti anlatırken bize verilen görevi ihmal ediyorsak durup kendi hâlimize bakmalıyız. Öğüdümüzün doğru olması davranışımızdaki eksiği görünmez yapmaz. Aksine, bildiğimiz hakikatin sorumluluğunu daha dikkatli taşımamız gerekir. Söylediğimiz söz kendi hayatımıza da ulaşsın.

Bununla birlikte “Ben kusurluyum, hiç iyilik anlatmayayım” diye düşünmeyelim. Hepimiz öğrenmeye ve düzelmeye muhtacız. Doğruyu anlatırken kendimizi o öğüdün dışında göstermeyelim; “Bu ölçüye ben de muhtacım” diyebilelim. Hata ettiğimizde kabul edelim, telafiye çalışalım ve sözümüzle davranışımızın arasını azaltalım. Bu samimiyet, kusursuz görünmeye çalışmaktan daha güvenilir bir yoldur. Bir çocuğun, öğrencinin veya arkadaşın karşısında kendi yanlışımızı kabul etmek, ona doğruluğun nasıl yaşandığını da öğretir.

Bugün bir sözümüzün gereğini yerine getirmek için gerçek bir adım atalım. Geciken işin haberini verelim, sakladığımız gerçeği uygun biçimde açıklayalım yahut bize emanet edilen bir hakkı teslim edelim. Doğruluk bazen o anda rahatımızı azaltabilir; fakat uzun vadede güveni korur. İçimiz ile dışımızın birbirine yaklaşmasını yalnız temenni etmeyelim. Rabbimizden ihlâs isteyelim, sonra o ihlâsın gerektirdiği davranışa cesaretle yönelip samimiyetimizi hayatın içinde koruyalım.

Bir insanın farklı ortamlarda farklı üslup kullanması tek başına iki yüzlülük değildir. Çocuğa anlayabileceği biçimde, büyüğe saygıyla ve iş ortamında gereken açıklıkla konuşabiliriz. Uyarının hedefi, insanları aldatmak için hakikati değiştirip her tarafa başka bir bağlılık gösteren davranıştır. Bu ayrımı koruyalım. Kendi sözümüzde muhataba uygun edep bulunsun; fakat çıkarımıza göre değişen bir doğruluk bulunmasın. Dilimizin sıcaklığı samimiyetimizin, davranışımızın güveni de verdiğimiz sözün devamı olsun.

Bugün sözümüzle davranışımızı yaklaştıralım

Muhterem kardeşlerim, bu konuyu dinlerken aklımıza başkalarının adı gelmiş olabilir. Şimdi o düşünceyi bırakıp kendimize dönelim. Bir emanetimiz, bir sözümüz ve bir tartışmamız içinde düzelteceğimiz bir yön seçelim. Yapabildiğimiz telafiyi geciktirmeyelim. Başkasının imanını tartışmak yerine kendi doğruluğumuzu güçlendirelim. Peygamberimizin uyarısı bizi daha güvenilir bir hayata çağırıyor.

Kusurumuzu görmek dönüşün başlangıcı olabilir. Rabbimizin rahmetinden umut kesmeden tövbe edelim, öğrenelim ve yeniden çalışalım. İçimizle dışımızın birbirine yaklaşmasını isteyelim. İnsanların yanında söylediğimiz güzel söz, yalnız kaldığımız davranışımızda da yer bulsun. Samimiyet, Allah’ın huzurunda kim olduğumuzu ciddiye alarak yaşamaktır. Bu sorumluluğu sevgi, tevazu ve gayretle taşıyalım.

Kaynaklar

Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 619–628, “Münafıklık: İki Yüzlülük”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.

Diyanet özgün hadis metni: I, 619.

Diyanet özgün hadis metni: I, 620.

Samimiyet ve doğruluk için dua

Allah’ım! İçimizi ve dışımızı doğrulukta birleştir. Bizi yalandan, hıyanetten, sözünde durmamaktan ve anlaşmazlıkta haksızlık etmekten koru. Niyetimizi gösterişten, kalbimizi çıkarcılıktan ve dilimizi insanları damgalamaktan temizle.

Rabbimiz! Emanetlerimizi yerine getirecek ciddiyet, hatamızı kabul edecek tevazu ve telafiye dönecek cesaret ver. Evlerimizde çocuklarımıza doğru örnek olmayı, işimizde güvenilirliği korumayı ve kırgınlığımızda da adaletten ayrılmamayı nasip et. Aramızdaki çekişmeleri hayırlı çözümlere ulaştır; gönüllerimizi kardeşlikte yakınlaştır.

Allah’ım! Geçmiş yanlışlarımızı bağışla; samimi tövbemizi kabul eyle. Peygamberimizin güzel ahlâkıyla hayatımızı düzeltmeyi bize öğret. İnsanların övgüsünden önce senin rızanı isteyen kullarından eyle. Son nefesimizi iman ve doğrulukla tamamlat; huzuruna samimi bir kalple gelmeyi nasip et. Âmin.