Hadislerle İslâm.. "Mümin: İnanan ve Güven Veren Güzel İnsan" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Mümin: İnanan ve Güven Veren Güzel İnsan
Hamd, imanla kalplerimize yön veren, güzel ahlâkla hayatımızı bereketlendiren ve kullarını birbirine emanet eden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, inanan insanın güvenilirliğini, merhametini ve faydasını hayatıyla öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve imanını güzel davranışla yaşayan bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim, bir insanın yanında kendimizi rahat hissetmemizin sebebi nedir? Sözümüze dikkatle kulak vermesi, emanetimizi koruması ve kusurumuzu herkesin önünde anlatmaması bize güven verir. Mümin olmak da yalnız kendi içimizde taşıdığımız bir kabulün adı değildir. Allah’a imanımız, insanların bizim yanımızda zarar görmeyeceğini hissedebilmesine katkı sağlamalıdır. Bugün müminin özelliklerini konuşurken başkasının ne kadar iyi olduğunu ölçmek yerine, bizim çevremize ne kadar güven ve fayda verdiğimizi düşünelim.
Bir insan namazını kılıyor, fakat ailesi onun öfkesinden sürekli korkuyorsa kendi davranışına dönmelidir. Dinî bilgisi geniş, fakat emaneti korumakta dikkatsizse bilgisinin karşılığını düşünmelidir. İmanı, ibadeti ve ahlâkı birbirinden koparmayalım. Hata yaptığımızda bütünüyle değersiz olduğumuzu da düşünmeyelim. Mümin, hatasını görüp doğruya dönmek için gayret eder. Güzel insan olmak, bu samimi öğrenme ve düzeltme yolculuğunun içinde gelişir.
Meyvesiyle fayda veren bir hayat
İbn Ömer, Peygamberimizin bir topluluğa Müslüman’a benzeyen ağacı sorduğunu anlatır. Rivayet şöyledir:
عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ:قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “أَخْبِرُونِى بِشَجَرَةٍ مَثَلُهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ، تُؤْتِى أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا، وَلاَ تَحُتُّ وَرَقَهَا”، فَوَقَعَ فِى نَفْسِى أَنَّهَا النَّخْلَةُ فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ وَثَمَّ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، فَلَمَّا لَمْ يَتَكَلَّمَا قَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “هِيَ النَّخْلَةُ.”
Rivayette Allah Resûlü, “Bana bir ağaç söyleyin ki Müslüman’a benzer; Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir, yaprakları da dökülmez” buyurmuştur. İbn Ömer hurma ağacını düşündüğü hâlde büyükler bulunduğu için konuşmaktan çekinmiş; diğerleri cevap vermeyince Peygamberimiz bunun hurma ağacı olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Edeb, 89.)
Peygamberimiz çevremizdeki bir ağacı kullanarak müminin faydasını anlatıyor. İmanlı hayat, insanlara iyi bir meyve sunmalıdır. Bir kimse bizimle iş yaptığında dürüstlüğümüzden, birlikte yaşadığında nezaketimizden ve zor zamanda yanımızda bulunduğunda desteğimizden faydalansın. Yalnız kendimize iyi görünen bir hayatla yetinmeyelim. Çevremizdeki insanların ihtiyacını düşünmek, imanımızın hayata açılan taraflarından biridir.
Meyve vermek için çok büyük imkânlara sahip olmamız gerekmez. Bir çocuğun doğru öğrenmesine yardım etmek, bir yaşlının işini kolaylaştırmak ve komşumuzun ihtiyacını fark etmek mümkündür. Bazen bir insanın faydası, başkasının anlatacağı bir sırrı korumasıdır. Bazen işini özenle yapması, bazen de haksız bir sözün yayılmasına katılmamasıdır. Güzel davranışın farklı şekilleri vardır; her birimiz kendi imkânımızın içinde hayra yer açabiliriz.
İbn Ömer’in yaşadığı çekingenlik de öğrenme ortamımıza dair bir ders verir. Gençlerin düşüncesini dinleyelim, bildiği doğruyu nezaketle söylemesine fırsat tanıyalım. Bir mecliste yaşın büyüklüğü, doğru cevabı yalnız büyüklerin bilebileceği anlamına gelmez. Çocuğumuzu ve gencimizi küçümsemeden dinlemek, onların bilgiye ve sorumluluğa yaklaşmasını kolaylaştırır. İmanın faydası, başkasının gelişmesine yer açan sabırda da görülür.
Sarsılsa da yeniden doğrulan kalp
Ebû Hüreyre’nin rivayetinde Peygamberimiz mümini şöyle anlatır:
مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ خَامَةِ الزَّرْعِ يَفِىءُ وَرَقُهُ، مِنْ حَيْثُ أَتَتْهَا الرِّيحُ تُكَفِّئُهَا، فَإِذَا سَكَنَتِ اعْتَدَلَتْ، وَكَذَلِكَ الْمُؤْمِنُ يُكَفَّأُ بِالْبَلاَءِ، وَمَثَلُ الْكَافِرِ كَمَثَلِ الْأَرْزَةِ صَمَّاءَ مُعْتَدِلَةً حَتَّى يَقْصِمَهَا اللَّهُ إِذَا شَاءَ.
“Mümin, yeşil ekine benzer; rüzgâr onu eğip büker, rüzgâr sakinleşince yeniden doğrulur. Mümin de belâlarla sarsılır. İnkârcı ise sert ve dik ağaca benzer; Allah dilediğinde onu kırıp devirir.” (Buhârî, Tevhîd, 31.)
Bu benzetmenin mümine öğrettiği sabır üzerinde duralım. İmanlı insan da zorluk yaşar, üzülür ve yorulur. Sabır, hiçbir duyguyu hissetmemek değildir. Hastalık, kayıp ve geçim sıkıntısı insanı etkileyebilir. Mümin, bunların içinde Rabbine sığınarak yeniden ayağa kalkmaya çalışır. Dua eder, yardım ister ve yapabileceği doğru işi yapar. Sarsılmış olmak, imanımızın yok olduğu anlamına gelmez.
Bir kardeşimiz ağır bir dönem yaşıyorsa onu duyguları yüzünden azarlamayalım. “İmanlı olsan üzülmezdin” demek doğru bir merhamet dili değildir. Onu dinleyelim, ihtiyacını soralım ve gerçek bir destek sunalım. Tedaviye ihtiyacı varsa uygun yardıma yönlendirelim. İmanın güvenini anlatırken insanın acısını yok saymayalım. Peygamberimizin benzetmesi bize müminin sarsılabileceğini, fakat yeniden doğrulmak için Rabbine dayanabileceğini hatırlatır.
Kendi hayatımızda da bu dengeyi gözetelim. Bir başarısızlık bütün geleceğimizi tanımlamak zorunda değildir. Bir yanlışımız tövbeye dönmemizin önünü kapatmaz. Bir kaybın ardından yaşamın sorumluluklarını yeniden taşıyabilmek zaman isteyebilir. Kendimize ve başkasına karşı sabırlı olalım. İyiliğe dönüşün küçük adımlarını önemseyelim. Müminin gücü, hiç sarsılmamasında değil, Rabbine güvenerek yeniden doğruya yönelmesindedir.
Kırmadan ve bozmadan fayda vermek
Abdullah b. Amr’ın naklettiği rivayette Allah Resûlü mümini bal arısına benzetmiştir:
…وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، إِنَّ مَثَلَ الْمُؤْمِنِ لَكَمَثَلِ النَّحْلَةِ أَكَلَتْ طَيِّبًا، وَوَضَعَتْ طَيِّبًا، وَوَقَعَتْ فَلَمْ تَكْسِرْ وَلَمْ تُفْسِدْ.
“Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin olsun ki mümin bal arısına benzer: Güzel şeyler yer, güzel şeyler üretir; konduğu yeri kırmaz ve bozmaz.” (İbn Hanbel, Müsned, II, 199; Hâkim, Müstedrek, I, 110.)
Bu benzetme, hayatımıza nasıl bir iz bıraktığımızı sorar. Kazancımızın temizliğine, sözümüzün güzelliğine ve davranışımızın zarar vermemesine dikkat ederiz. Bir yere gittiğimizde oradaki insanların huzurunu bozmayalım. Yardım ederken onurunu kırmayalım, öğüt verirken gönlünü ezmeyelim. Güzel bir işin sonucu kadar yapılış biçimi de önemlidir. Fayda verme isteğimizi merhametle birleştirelim.
Helâl kazançla beslenmek bu anlayışın başlangıçlarından biridir. Başkasının emeğini, ortakların payını ve çalışanların hakkını düşünelim. Bir malın kusurunu gizleyerek kazanç sağlamak veya görevimizi yapmadan karşılığını istemek doğruluğumuzu zedeler. Mümin, yalnız eline geçen miktarı değil onun hangi yoldan geldiğini de önemser. Kazancımızın temizliği ailemize götürdüğümüz lokmanın kıymetini artırır; kalbimizin huzurunu da korur.
Güzel üretmek yalnız meslekle ilgili değildir. Dilimizle güven, elimizle yardım ve ilgimizle huzur üretebiliriz. Bir aile tartışmasını büyütmek yerine sakin bir çözüme katkı sağlayabiliriz. Bir işyerinde herkesin hakkını koruyan düzenin kurulmasına yardımcı olabiliriz. Bir gencin kendisini değersiz hissettiği anda doğru bir cesaret sözü söyleyebiliriz. İmanın güzel etkisi, çevremizdeki hayatın biraz daha güvenli ve daha merhametli olmasına katkı verir.
Evimizde güven veren insan olmak
Müminin ahlâkını konuşurken en yakınımızdaki insanların hâlini düşünelim. Onlar bizim övgüye değer yanımızı dışarıdaki kadar görebiliyor mu? Yorgun olduğumuzda da sözümüze dikkat edebiliyor muyuz? Ailemizin ihtiyacını, kendi rahatımızın yanında gerçek bir ihtiyaç olarak kabul ediyor muyuz? Güvenilirlik, sadece yabancıların bizi nasıl tanıdığıyla ölçülmez. Her gün bizimle yaşayan insanların taşıdığı duygu da önemlidir.
Bir çocuğun hatasını düzeltirken onu bütünüyle kötü saymayalım. Davranışını ele alalım, telafi yolunu gösterelim ve yeniden başlamasına imkân verelim. Eşimizle anlaşmazlık yaşadığımızda hakaret ederek üstün çıkmaya çalışmayalım. Yaşlı bir büyüğümüz aynı şeyi tekrar anlattığında sabırla dinlemeye çalışalım. Bütün bunlar kolay değildir; fakat imanımızın bizi çağırdığı gayretlerdir. Evimiz, yakınlığın incitme hakkına dönüştüğü bir yer olmamalıdır.
Kendi hatamız olduğunda özür dilemek de güveni artırır. Sürekli kendisini haklı çıkaran insanın yanında başkaları rahatça konuşamaz. Müminin tevazusu, yanlışını kabul edebilmesini de kapsar. “Sana böyle konuşmamalıydım” diyebilmek bizi küçültmez. Ardından davranışımızı düzeltmeye çalışmak gerekir. Sözümüz ile gayretimiz birlikte olduğunda güven yeniden güçlenebilir. Dinimizi anlatırken kendi kusurumuzu görmeye de açık olalım.
İşimizde ve komşuluğumuzda aynı ölçü
Bir işte verdiğimiz söze sadık kalmak, emanet edilen bilgiyi korumak ve başkasının hakkını zamanında vermek müminin güvenilirliğidir. İnsanların denetimi olmadığı anlarda da doğru davranmaya çalışırız. Küçük bir haksızlık fark edilmeyebilir; fakat Rabbimizin huzurundaki sorumluluğu kaybolmaz. İmanımız bize yalnız yakalandığımızda değil, yalnız kaldığımızda da ölçü olmalıdır.
Komşuluğumuzda da aynı dikkat vardır. Ortak alanları kullanırken, gürültü yaparken ve bir ihtiyaçla karşılaşırken başkasını düşünelim. Çevremize zarar vermemek, güzel bir iyiliğin başlangıcıdır. Buna yardım ve ilgi eklediğimizde güven daha da büyür. İnsanlar bizim adımızı duyduğunda yalnız bir kimlik bilmesin; sözümüze ve davranışımıza güvenebilmenin huzurunu da tanısın. Bu güven, küçük fakat devamlı doğru davranışlarla oluşur.
Dijital ortamda da güzel iz bırakalım. Bir kişinin kusurunu eğlenceye dönüştürmek, hakaretle konuşmak ve doğrulanmamış bilgiyi yaymak faydayı azaltır. Ekranın arkasında gerçek insanlar olduğunu unutmayalım. Bir güzel bilgi paylaşabilir, yanlış bir haberi nezaketle düzeltebilir ve başkasının onurunu koruyabiliriz. Müminin ahlâkı, kullandığı aracın değişmesiyle ortadan kalkmaz.
İmanı kendimize üstünlük belgesi yapmayalım
Kardeşlerim, iman büyük bir nimettir; onu kendimizi başkasından üstün göstermek için kullanmayalım. Rabbimizin lütfuna şükreder, kendi eksiklerimizi düşünür ve başkası için de hayır isteriz. Bir kardeşimizin ibadeti veya davranışı eksikse onu bütünüyle değersiz sayamayız. Doğruyu hatırlatabilir, fakat kendimizi kusursuz görerek konuşmayız. Niyetlerin ve kalplerin bütün hakikatini Rabbimiz bilir.
Güzel ahlâk da kendimizi övmek için bir malzeme değildir. Yaptığımız iyiliği her fırsatta anlatmak, yardım ettiğimiz insanı borçlu hissettirebilir. İyiliğin sessiz değerini korumaya çalışalım. Teşekkür edildiğinde memnun olabiliriz; fakat faydamızı yalnız karşılığa bağlamayalım. Rabbimizin rızasını isteyen mümin, insanların unuttuğu iyilikte de samimiyetini sürdürmek için gayret eder.
Hata yaptığımızda bu nimetten umudumuzu kesmeyelim. Müminlik, öğrenme ve tövbe yolunu canlı tutar. Dilimizi kırıcı alışkanlıktan, kazancımızı yanlış yoldan ve kalbimizi kibirden temizlemek için çalışabiliriz. Gerekirse güvenilir insanlardan destek alabiliriz. İyiliği yalnız başkalarında aramak yerine kendi günümüzde geliştirelim. Bir doğru adımın ardından devamlılık isteyelim.
Hurma ağacını hatırlayan bir ev
Aziz müminler, Peygamberimizin mümini hurma ağacına benzetmesi üzerinde biraz daha duralım. Ağacın meyvesi yalnız kendi gövdesine fayda vermez; başka canlılar da ondan yararlanır. İmanımızın hayatımıza taşıdığı iyilik de yalnız içimizde hissettiğimiz huzur olarak kalmasın. Evimizin içinde bizden kaynaklanan bir güven, komşuluğumuzda bizden gelen bir yardım ve işimizde bizden beklenebilen bir dürüstlük bulunsun. Bir insan bizim adımızı duyduğunda yalnız dinî sözlerimizi değil, verdiğimiz sözün sağlamlığını da hatırlayabilsin.
Ağacın büyümesi zaman ister; güzel karakterin gelişmesi de sabır ve devamlılık ister. Bir gün iyi davrandığımız için bütün huylarımızın düzeldiğini sanmayalım. Özellikle öfke, acelecilik ve kırıcı konuşma gibi alışkanlıklarda yeniden çalışmamız gerekebilir. Yanlışımızı gördüğümüzde “Benim tabiatım böyle” diyerek onu değişmez saymayalım. İmanımız bize kendi tabiatımız üzerinde bir terbiye sorumluluğu verir. Gücümüzün yettiği yerden başlayıp yardım istemekten çekinmeyelim. Güzel mümin olmak, eksiksiz görünmekten önce düzelmeye açık olmakla ilgilidir.
Bu düşünce aile içinde de umut taşır. Geçmişte çok kırmış olabiliriz; fakat bugünkü davranışımızda daha dikkatli bir yol açabiliriz. Özrün ardından sözümüzü gerçekten değiştirmek, öfkelendiğimizde konuşmaya ara vermek ve başkasının ihtiyacını dinlemek gerekir. Ailemiz bizim güzel niyetimizi hemen kabul etmeyebilir. İncinen güven sabırla onarılır. Bu sabrı da iyiliğimizin bir parçası sayalım. Meyvesini beklediğimiz ağacı nasıl sürekli söküp yeniden dikmiyorsak, doğru davranışta devamlılığı da anlık sonuçların peşinde yıpratmayalım.
Genç Abdullah’ın çekingenliğini anlayabilmek
Hurma ağacı rivayetinde İbn Ömer’in cevabı bildiği hâlde büyüklerin yanında söylemeye çekindiğini görüyoruz. Bu ayrıntı bize gençlerin dünyasını düşünme fırsatı verir. Bir genç bazen doğru bir fikri vardır ama duyulmayacağını, küçümseneceğini veya haddini aşmış sayılacağını düşünerek susar. Biz onun sessizliğini hemen bilgisizlik diye yorumlamayalım. Konuşabileceği güvenli bir ortam sağlayalım. Saygıyı öğretirken doğru soru sormasının ve bildiğini edeple ifade etmesinin önünü kapatmayalım. Büyüklerin yanında değer görmek, gencin öğrenme cesaretini güçlendirir.
Ailede bir karar alırken çocuğumuzun görüşünü sormak, her kararı ona bırakmak değildir. Ne düşündüğünü anlamak, kendisini ciddiye aldığımızı göstermek ve doğru düşünme becerisini geliştirmek içindir. Fikri yanlışsa alay etmeden nedenini açıklayabiliriz. Doğru bir noktaya dikkat çekmişse bunu teslim edebiliriz. Kendi saygınlığımızı korumak için çocuğun doğru sözünü küçümsemek gerekmez. Bilakis adaletli bir kabul, ona hem hakkı hem saygıyı birlikte öğretir. İmanın güven veren meyvesi, evdeki bu küçük konuşmalarda da yetişir.
Camimizde ve sohbetimizde de yeni gelenin hâline dikkat edelim. Okumayı yeni öğrenen, sorusunu çekinerek soran yahut bir konuda eksik bilgisi olan kardeşimiz utandırılmasın. Dini öğrenmenin kapısı herkes için açık olsun. Bilgi sahibi olan insan, bilgisini başkasını susturmak için değil, yardımcı olmak için kullansın. Bir gencin ilk sorusuna verdiğimiz cevap onun sonraki sorularını etkileyebilir. Güvenilir bir karşılaşma, yıllarca sürecek bir öğrenme isteğinin başlangıcı olabilir.
Arının faydasını insan ilişkilerinde aramak
Bal arısı benzetmesindeki “kırmamak ve bozmamak” mesajı, iyilik yapışımızı da gözden geçirmemizi ister. Bir insanın sorununu çözmeye çalışırken onun onurunu kırabiliriz. Yardım verdiğimiz kişiyi herkesin önünde anlatmak, ihtiyacını tekrar tekrar hatırlatmak ve karşılığında sürekli bağlılık beklemek faydaya zarar katar. Yaptığımız iyiliğin temiz kalması için veriş biçimimizi düşünelim. Yardım ettiğimiz insanın bizden utanması değil, ihtiyacının hafiflemesi amaç olsun. Allah’ın rızasını arayan hayır, insanın haysiyetini korumaya da çalışır.
Bir topluluğa girdiğimizde de bıraktığımız etki önemlidir. Her konuşmada kusur arayan, bir araya gelenleri birbirine düşüren ve ayrılırken kırgınlık bırakan biri olmak istemeyiz. Ancak huzuru korumak adına her yanlışta susmak da gerekmez. Gerektiğinde hakkı açıkça söyleyip bunu hakaret etmeden yapabiliriz. İyi bir uyarı, doğru meseleyi doğru kişiye ve uygun biçimde ulaştırır. Bütün kalabalığı öfkeye sürüklemek yerine sorunun çözümünü arar. Müminin faydası, bazen sessizce yapılan bir aracılıkta ve incitmeden kurulan bir cümlede görünür.
Sarsıldığımızda birbirimizin yanında durmak
Peygamberimizin mümini rüzgârla eğilen ekine benzetmesi, sıkıntı yaşayan insanın kırılganlığını da anlamamıza yardım eder. İmanlı bir kişinin hiç üzülmeyeceğini, korkmayacağını veya yardım istemeyeceğini düşünmeyelim. Bir hastalık, bir kayıp ve ağır bir geçim sorunu onu yorabilir. İmanımız ona sabrı ve ümidi hatırlatır; bizim merhametimiz de yalnız olmadığını hissettirir. Acıyı küçümseyen bir nasihat yerine hâlini dinleyelim. İnsanın sabretmesi, ihtiyacını gizlemesi veya bütün yükü tek başına taşıması anlamına gelmez.
Yakınımız zor bir dönemden geçiyorsa yardımımızı tek bir ziyaretle sınırlamayabiliriz. İhtiyacına göre uygun bir süre destek vermek, bir işini paylaşmak veya doğru yardıma ulaşmasına aracılık etmek mümkündür. Onun adına kararları ele geçirmek yerine rızasını ve imkânını gözetelim. İman kardeşliği, başkasının hayatını yönetme hakkı değil, iyilikte yanında durma sorumluluğudur. Hurma ağacının faydası ve arının incitmeyen üretimi böylece insan ilişkilerimize ulaşır. İnanan gönlümüz, çevresinde güven duyulan bir davranışa dönüşür.
Güzel sözün meyvesini kendi hayatımızda aramak
Rabbimiz güzel sözün misalini şöyle bildirir:
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا كَلِمَةًۭ طَيِّبَةًۭ كَشَجَرَةٍۢ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌۭ وَفَرْعُهَا فِى ٱلسَّمَآءِ
“Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.” (İbrâhîm, 14/24; Diyanet, Kur’an Yolu meali.)
تُؤْتِىٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍۭ بِإِذْنِ رَبِّهَا ۗ وَيَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
“O ağaç, rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir.” (İbrâhîm, 14/25; Diyanet, Kur’an Yolu meali.)
Kardeşlerim, tevhidin gönlümüzde kökleşmesini ve hayatımızda meyve vermesini isteyelim. Bu meyve yalnız bizim sevinçli olduğumuz günlerde görünmesin. Yorgunluğumuzda da hakkı gözetmeye, kırgınlığımızda da dilimizi korumaya ve imkânımız azaldığında da dürüst kalmaya çalışalım. Şartlarımız değişebilir, fakat bağlılığımızın yönünü korumak için gayret edebiliriz. İmanın kökü, böyle zamanlarda davranışımızı taşıyan bir kuvvet olsun.
Ağaca bakım gerektiği gibi kalbimizi de ilimle, ibadetle ve doğru arkadaşlıklarla besleyelim. Kendimizi sürekli kusur arayan bir çevrenin içinde bırakmayalım. İyiliğe çağıran bir sohbet, samimi bir öğüt ve birlikte yapılan doğru bir iş gönlümüzü diri tutabilir. Elbette başkasının desteği kendi sorumluluğumuzu kaldırmaz; fakat iyilik yolunda birbirimize eşlik etmek kıymetlidir. Meyvesi beklenen imanımızı yalnız kendimizi öven sözlerle değil, sabırlı bir terbiye ve güvenilir davranışla büyütmeye çalışalım.
Bugün yanımızdaki insanın yükünü hafifletelim
Muhterem kardeşlerim, bugün bu vaazdan bir fayda doğsun. Evimizde bir yükü paylaşalım, işimizde bir emaneti yerine getirelim veya komşumuza verdiğimiz rahatsızlığı azaltalım. Bir insanı dinleyelim, bir hakkı koruyalım ve bir kırgınlığı telafi edelim. Müminin faydasını anlatan benzetmeler, hayatımızda böyle karşılık bulsun. İmanımızı sadece konuştuğumuz bir kimlik olarak bırakmayalım.
Rüzgârla sarsılan ekin gibi zorlanabiliriz; fakat Rabbimize yönelerek yeniden doğrulabiliriz. Meyvesi fayda veren ağaç gibi çevremize hayır sunabiliriz. Bal arısı gibi güzel olanı arayıp zarar vermeden yaşayabiliriz. Bu örnekler bize kendimizi değil, davranışımızı düzeltme çağrısıdır. Allah’ın lütfettiği iman, insanlara karşı daha güvenilir bir hayatın dayanağı olsun.
Kaynaklar
Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 609–618, “Mümin: İnanan ve Güven Veren Güzel İnsan”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.
Diyanet özgün hadis metni: I, 609.
Diyanet özgün hadis metni: I, 610.
Güzel mümin olmak için dua
Allah’ım! İmanımızı güzel ahlâkla güçlendir. Bizi yanında güven duyulan, emaneti koruyan ve insanlara fayda veren kullarından eyle. Kazancımızı temiz, dilimizi doğru ve kalbimizi merhametli kıl. Yaptığımız iyiliği başa kakmaktan, kendimizi üstün görmekten ve insanları küçümsemekten bizi sakındır.
Rabbimiz! Evlerimizde çocuklarımıza güven, eşlerimize destek ve büyüklerimize sabır nasip et. İşimizde adalet, komşuluğumuzda huzur ve bütün ilişkilerimizde nezaket ver. Sarsılan kardeşlerimize yeniden doğrulacak güç lütfet; onları yargılamak yerine yanlarında durmayı bize öğret. Hastalarımıza şifa, yalnızlarımıza samimi dostlar ve darda olanlara hayırlı kapılar aç.
Allah’ım! Hatalarımızı görüp düzeltmeyi, tövbeye dönmeyi ve iyilikte devam etmeyi bize nasip et. Peygamberimizin ahlâkını hayatımızda örnek kıl. Son nefesimize kadar iman nimetini koru; bizi insanların yükünü artıran değil, hayrına vesile olan kulların olarak huzuruna kabul eyle. Âmin.
