Hadislerle İslâm.. "Mucize: Peygambere Verilen Olağanüstü Lütuf" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Mucize: Peygambere Verilen Olağanüstü Lütuf
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, elçilerini kendi izniyle delillerle destekleyen ve kullarına hakikati gösteren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Kur’an’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran, gördüğümüz ve gördüğümüzün ötesindeki nimetleri bize hatırlatan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve onun getirdiği vahye iman eden bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim, insan bazen etkileyici bir olay duyduğunda hayretle dinler. Fakat aynı insan, her gün içinde yaşadığı nimetlerin üzerinde düşünmeyi ihmal edebilir. Gökyüzüne bakar ama yaratılışın ölçüsünü düşünmez; hayatındaki bir kolaylığa sevinir ama onu veren Rabbine şükretmeyi unutur. Mucizeleri konuşurken yalnız hayretimizi artırmayı hedeflemeyelim. Allah’ın kudretini tanımak, peygamberlerinin hak çağrısını tasdik etmek ve bu çağrıya nasıl cevap verdiğimizi düşünmek için dinleyelim.
Mucize, Allah’ın peygamberini desteklemek üzere verdiği olağanüstü bir delildir. Peygamberler onu kendi bağımsız güçleriyle meydana getirmezler. Kudret Allah’a aittir; elçi, Rabbimizin verdiği görevi yerine getirir. Bu ölçüyü koruduğumuzda sevgimiz ve imanımız yerli yerinde durur. Ne peygamberleri sıradan bir haberciye indirgeriz ne de onlara ilâhlık payı veririz. Onların Allah’ın seçkin kulları ve hak elçileri olduğunu biliriz.
Delilin amacı hakikate çağırmaktır
Ebû Hüreyre’nin naklettiği hadiste Peygamberimiz şöyle buyurur:
مَا مِنْ الْأَنْبِيَاءِ نَبِيٌّ إِلَّا أُعْطِيَ مِنْ الْآيَاتِ مَا مِثْلُهُ أُومِنَ –أَوْ آمَنَ– عَلَيْهِ الْبَشَرُ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَيَّ، فَأَرْجُو أَنِّي أَكْثَرُهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
“Hiçbir peygamber yoktur ki insanların inanmaları için kendisine deliller verilmiş olmasın. Bana verilen ise Allah’ın bana vahyettiği vahiydir. Bu sayede kıyamet günü onların en çok tâbisi olanı olacağımı umuyorum.” (Buhârî, İ’tisâm, 1.)
Bu hadis, mucizeyi yalnız olağanüstü bir olay olarak dinlemememizi öğretir. Verilen delil, insanı Allah’ın mesajına yöneltir. Peygamberimizin özellikle Kur’an’ı hatırlatması da bizim için büyük bir çağrıdır. Bugün önümüzde duran mushaf, Allah’ın son elçisinin getirdiği vahiydir. Başka bir etkileyici işaret ararken elimizdeki rehberliği ihmal etmeyelim. Kur’an’ın mesajını öğrenmek ve onunla yaşamak, imanın günlük sorumluluğudur.
Bir insan “Daha farklı bir olay görsem inanırım” diyebilir. Fakat inanç yalnız görmekle ilgili değildir; gördüğünü dürüstçe değerlendirmekle de ilgilidir. İnsanın kibri, çıkarı ve alışkanlığı bazen açık bir hakikati kabul etmesini zorlaştırır. Bu sebeple kendi kalbimizi de düşünelim. Bir delili merak ettiğimiz kadar, nefsimizin hoşuna gitmeyen doğruya kulak verebiliyor muyuz? İman, yalnız dışarıdaki işareti görmek değil, o işaretin çağırdığı sorumluluğa gönlünü açmaktır.
Peygamberleri mucizelerinden ayrı bir ahlâk ve davet içinde tanırız. Onların doğruluğunu, sabrını ve insanları Allah’a çağırırken taşıdığı emaneti öğreniriz. Çocuklarımıza yalnız olağanüstü olayları anlatıp mesajın özünü unutturmayalım. Bir olayın ardından, “Bu bize Rabbimize nasıl güveneceğimizi ve nasıl davranacağımızı öğretiyor?” sorusunu birlikte soralım. Hayret, doğruyu yaşamaya dönüştüğünde gönlümüzde daha sağlam bir iz bırakır.
Göklerin ve yerin çağrısını duymak
Rabbimiz şöyle buyurur:
إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ لَءَايَٰتٍۢ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190.)
Kardeşlerim, bu âyet bizi düşünmeye çağırır. Dünyanın içinde sıradan görmeye alıştığımız birçok şey, aslında Allah’ın kudretini ve hikmetini hatırlatır. Gece dinlenmemize, gündüz çalışmamıza imkân verir. Yaşadığımız dünya sayısız nimetle bizi kuşatır. Bunları fark etmek için gözümüzün yanında dikkatimiz ve şükrümüz de gerekir. Bilimsel araştırma, yaratılışı öğrenme ve çevremizi doğru kullanma gayreti, düşünme sorumluluğumuzun içinde değer taşır.
Bu düşünce bizi sorumsuz bir hayranlığa bırakmamalıdır. Allah’ın verdiği dünyayı seyrederken israfımızı ve zararımızı da düşünelim. Suya, toprağa ve ortak hayat alanlarına karşı hassasiyet gösterelim. Bir nimetin yaratılışını merak ederken onu gereksiz yere tüketmeyelim. Rabbimizin kudretini konuşup nimetini hoyratça kullanmak kendi içimizde bir çelişkidir. Şükür, yalnız dilimizde değil kullanımımızda da görünmelidir.
Ailemizde çocukların merakına da değer verelim. Gökyüzünü, bir ağacı ve bir canlının hayatını soran çocuk, öğrenmeye açık bir kalp taşır. Bilmediğimiz yerde doğru bilgiye ulaşalım, din adına tahmin üretmeyelim. Allah’ın kudretini anlatmak için bilimsel olmayan iddialar uydurmaya ihtiyacımız yoktur. Gerçeğin kendisi üzerinde düşünmek kıymetlidir. İnancımızı sağlam bilgiyle birlikte yaşatmak, gençlerimizin zihnini ve kalbini daha güvenli besler.
Peygamberlere verilen lütuf Allah’tandır
Kur’an, Hz. Mûsâ’ya verilen delilleri, Hz. İbrâhim’in ateşten korunmasını ve Hz. Îsâ’ya Allah’ın izniyle verilen lütufları bildirir. Bunları tasdik ederken bağımsız kudretin yalnız Allah’a ait olduğunu unutmayız. Mucize peygamberin kendi istediği her olayda kullandığı bir güç değildir. Allah’ın hikmetiyle verdiği desteğidir. Elçiye saygımız, Rabbimize kulluğumuzun yerine geçmez. Peygamberleri sevmenin doğru yolu, onların çağırdığı tevhidi korumaktır.
Hz. İbrâhim’in ateş karşısında korunması anlatılırken Rabbimiz şöyle buyurur:
قُلْنَا يَٰنَارُ كُونِى بَرْدًۭا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
“Ey ateş! İbrâhim’e karşı serin ve esenlik ol!” (Enbiyâ, 21/69.)
Bu âyet, Allah’ın kudretini ve elçisine lütfunu gösterir. Buradan kendimize, her tehlikeye düşünmeden girebileceğimiz sonucu çıkaramayız. Bizim sorumluluğumuz tedbir almak ve görevimizi doğru yapmaktır. Allah’a güvenmek, zarar verecek bir işi bilerek yapmak değildir. Peygamberlerin hayatındaki özel lütufları, günlük sorumluluğumuzu ortadan kaldıran bir gerekçe gibi okumayalım. Rabbimizin emrine bağlılık ile tedbir birlikte yaşanır.
Bir hastamız için dua ederken tedaviyi bırakmayız. Yolculukta Allah’a sığınırken güvenlik kurallarını ihmal etmeyiz. Çocuğumuzun geleceği için hayır isterken eğitimine ve ihtiyaçlarına karşı ilgisiz kalmayız. Mucizeye iman, bize verilen aklı ve imkânları devre dışı bırakmak değildir. Kudretin Allah’a ait olduğunu bilerek sorumluluğumuzu yerine getirir, sonucunu O’nun hikmetine bırakırız. Bu anlayış kalbimize hem güven hem ölçü verir.
Sahih rivayeti hayalî ayrıntıdan ayıralım
Abdullah b. Mes’ûd, Resûlullah zamanında ayın iki parçaya ayrıldığı olayını anlatmıştır. Rivayette parçaların dağa göre nasıl görüldüğü bildirilir ve Allah Resûlü’nün şu sözü aktarılır:
اللَّهُمَّ اشْهَدْ.
“Allah’ım, şahit ol!” (Müslim, Sıfâtü’l-münâfıkîn, 45.)
Bu sözü aktarırken olayın kaynağının İbn Mes’ûd’un naklettiği rivayet olduğunu açıkça biliyoruz. Kaynağın anlattığına inanırız; kaynağın söylemediği yeni ayrıntılar eklemeyiz. Bir görüntü, bir taş veya internette yayılan bir fotoğraf için doğrulamadan “Bu olayın kesin kanıtı budur” demek doğru olmaz. Dinî hakikati savunmak için güvenilir olmayan iddialara ihtiyaç yoktur. Böyle iddialar daha sonra yanlış çıktığında, asıl mesaja karşı gereksiz bir güvensizlik oluşabilir.
Çocuklarımıza ve gençlerimize de bu hassasiyeti öğretelim. Bir rivayetin nerede geçtiğini, hangi bilgiye güvenebileceğimizi ve hangi konuda bilmediğimizi söylememiz gerektiğini öğrensinler. Her etkileyici anlatı doğru değildir. Özellikle dinî meselelerde güzel niyetin yanına kaynak sorumluluğunu koymak gerekir. Peygamberimizi sevdiğimiz için ona ait olmayan sözü ona nispet etmekten sakınırız. Mucizelerini tasdik ederken kaynaksız süslemeler yapmayız.
Bir olayın anlatımı bizi duygulandırabilir. Fakat duygumuz, doğru bilginin yerini almamalıdır. Bir konuşmacının etkileyici sesi veya bir videonun çok paylaşılması bilgiyi doğrulamaz. Güvenilir kaynaklara başvuralım; gerektiğinde bir hocaya soralım. Bilmediğimiz konuda beklemek, inancımızı zayıflatmaz. Tam tersine hakikate verdiğimiz değeri gösterir. Allah’ın elçisini doğru bilgiyle tanımak, sevgimizin samimiyetini korur.
Olağanüstü iddia ahlâkın yerine geçmez
Bugün bazen bir insanın kendisi hakkında anlattığı olağanüstü iddialar, davranışının önüne geçirilebilir. Sözleri etkileyici olabilir; fakat güvenilirliği yalnız böyle iddialarla ölçülmez. Kur’an ve sünnetin öğrettiği ölçü herkes için geçerlidir. Bir insan başkasının hakkını çiğniyor, korkularını kullanıyor veya kendisine sorgusuz bağlılık istiyorsa bunu samimiyetle düşünmeliyiz. Bir iddia, haksızlığı helâl hâle getirmez.
Dinî rehberlikte doğru bilgi, açık kaynak ve güzel ahlâk arayalım. “Benim özel bilgim var” diyerek insanları korkutan, geleceğe dair kesin vaatler veren veya yardım adı altında sömüren anlatımlara karşı dikkatli olalım. Rabbimizin rahmetini bir kişinin keyfî iznine bağlayamayız. Peygamberlerin mucizeleriyle herhangi bir insanın kendi iddiasını aynı yerde tutmayalım. İmanımız bizi daha düşünceli ve daha sorumlu yaşama çağırır.
Bununla birlikte bilmediğimiz her insanı kolayca suçlamayalım. Kesin hüküm vermeden doğru bilgiye başvuralım. Dinimizin ölçüsünü korumakla insanların onurunu korumak birlikte mümkündür. Bir yanlış iddiayı düzeltirken hakaret etmemize gerek yoktur. Kendi ailemizin ve çevremizin güvenliğini sağlamaya çalışırken dilimizde adaleti de tutalım. Hakikati savunmanın yolu, başka bir haksızlık üretmek olmamalıdır.
Hz. İbrâhim’in kıssasından bugüne kalan güven
Kardeşlerim, ateşin Hz. İbrâhim’i Allah’ın emriyle yakmamasını okuduk. Bu kıssa bir insanın kendi gücüyle tabiatın üstüne çıktığını değil, Allah’ın peygamberine verdiği lütfu anlatır. Bizim için öğüt, kudretin gerçek sahibini unutmamaktır. Ancak kıssayı bugünkü her tehlikede tedbirsiz davranabileceğimiz şeklinde anlamayız. Allah’a güvenmek ateşe dikkatsizce yaklaşmanın, hastalığı ihmal etmenin veya çocuklarımızı korunmasız bırakmanın gerekçesi değildir. Mucizenin Allah’ın iradesiyle gerçekleşmesi ile bize verilen günlük sorumluluk birbirine karıştırılmamalıdır.
Bu güven, doğru bildiğimiz yolda baskı gördüğümüzde kalbimize kuvvet verebilir. Helâl kazanmaya çalışan biri çevresinin hileyi olağan saydığını görebilir. Dürüst kalmaya çalışan öğrenci kopyaya katılmadığı için alaya alınabilir. Burada kıssadan çıkardığımız öğüt, bizi her güçlüğün mutlaka olağanüstü bir olayla ortadan kalkacağı beklentisine sokmaz. Hakkı korurken Allah’ın rızasını gözetmeye, meşru imkânlarla destek aramaya ve sabırlı olmaya çağırır. Sonucu önceden bilemesek de doğru davranışın değerinden vazgeçmeyiz.
Kıssayı çocuklarımıza anlatırken onların merakını kaynak dışı ayrıntıyla doldurmayalım. Ateşin nasıl göründüğünü, çevrede kimlerin hangi sözleri söylediğini ve anlatılmayan olayları hayalimizle kesinleştirmeyelim. Kur’an’ın bildirdiği hakikat üzerinden Allah’ın kudretini ve Hz. İbrâhim’in imanını konuşalım. Bazen az ama doğru bir anlatım, çok fakat şüpheli ayrıntıdan daha fazla güven verir. Çocuğumuz büyüdüğünde dinimizin öğretisiyle duyduğu hikâyeler arasında gereksiz bir karışıklık yaşamamalıdır. İmanı besleyen anlatımın emanetini dürüstçe taşıyalım.
Kur’an’ın önümüzde duran rehberliği
Peygamberimizin kendisine verilen vahiyden söz eden hadisi, mucize konusunu bizim günlük hayatımıza bağlar. Geçmişte gerçekleşmiş bir olayın haberini öğrenirken önümüzde duran Kur’an’ın çağrısını ertelemeyelim. Kitap bizimle bugün konuşur: niyetimizi, davranışımızı ve sorumluluğumuzu düşünmeye çağırır. Bir işaret görmek isteyen gönül, elindeki ilâhî rehberliğe hiç vakit ayırmıyorsa burada kendisini sorgulamalıdır. Merakımız bizi kitaba yaklaştırıyor mu, yoksa yalnız olağanüstü olay haberlerinin peşinde mi dolaştırıyor?
Kur’an’ın etkisini yalnız şaşırtıcı bir bilgi bulmakta aramayalım. Adaleti hatırlatan âyetin bir insanı haksızlıktan döndürmesi, merhamet çağrısının bir evde davranışı değiştirmesi ve sorumluluk şuurunun bir emaneti koruması üzerinde duralım. Bunları teknik anlamda yeni bir mucize diye adlandırmak zorunda değiliz; bunlar vahyin hayata ulaşan rehberliğidir. Kitabı okurken kendi kalbimizin neye kapandığını fark edelim. Bize zor gelen hakikat, çoğu zaman anlamadığımız için değil, nefsimizin istediğine uymadığı için zor gelebilir.
Bir kardeşimiz bizi uyardığında söyleyişindeki eksiğe takılıp doğru olan mesajı bütünüyle reddetmeyelim. Elbette öğüdün usulü önemlidir; fakat kendi kusurumuzu görmekten kaçmak için sürekli söyleyeni tartışmak da doğru olmaz. Kur’an’ın önünde de benzer bir muhasebe gerekir. Okuduğumuz hükmü yalnız başkasının üzerinde düşünmek yerine bize düşen payı arayalım. Gönlümüz rehberliğe açıldıkça mucize konusunun bizi taşıdığı asıl yön görünür: Allah’ın kudretini kabul edip O’nun çağrısına cevap vermek.
Hayranlığımızı doğru bilgiyle korumak
Olağanüstü bir olayın anlatımı insana çabuk tesir edebilir. Bir konuşmada herkesin dikkatini çekmek kolaylaşır, bir videoyu paylaşanlar çoğalır. Ancak çok kişinin etkilenmesi, anlatılanın sahih olduğu anlamına gelmez. Kaynağı belli olmayan bir kıssayı “Peygamberimiz zamanında oldu” diye yayımlamak ağır bir sorumluluktur. Güzel bir ders taşıyor gibi görünmesi de bunu değiştirmez. Doğru öğüdü anlatmak için yanlış bir olay kurmaya ihtiyacımız yoktur. Allah’ın kitabı ve güvenilir hadisler bize yeterince güçlü bir zemin verir.
Bir rivayeti paylaşmadan önce nerede geçtiğini öğrenelim. Bilmediğimizde ehline soralım; cevap bulamadığımızı kesin bilgi gibi sunmayalım. Dinleyici olarak da her etkileyici anlatımı aynı güvenle kabul etmeyelim. Saygılı bir biçimde kaynak sormak inanca karşı çıkmak değildir. Tam tersine, inancımızı yanlış bilgiyle karıştırmama gayretidir. Kaynak araştırması konuşmanın sıcaklığını bozmak zorunda değildir. İçten bir dil ile ilmî dikkat birlikte yürüyebilir; gönle hitap eden sözün doğruluğu da gönül kadar değerlidir.
Olağanüstü beklentinin gölgesinde kalan emek
Bazen hayatımızda büyük bir değişiklik beklerken küçük ama gerekli işleri ihmal ederiz. Borcumuzun çözümü için şaşırtıcı bir imkân bekler, gerçekçi bir ödeme planını geciktiririz. Ailemizdeki kırgınlığın kendiliğinden düzelmesini ister, söylememiz gereken özrü söylemeyiz. Allah’ın yardımını ummak çok kıymetlidir; fakat o ümit, bugün bize düşen gayreti bırakmanın gerekçesi olmasın. Dua eden insan gücünün sınırını kabul ederken elindeki imkânı da doğru kullanır. Sonucu Allah’a bırakmak, sorumluluğu kimseye bırakmamakla birlikte yürür.
Bir hastaya dua ederken onun tedavisini destekleyelim. Sıkıntı içindeki aileye teselli verirken gerçek ihtiyacını öğrenelim. Öğrenciye başarı duası yaparken çalışabileceği düzenin kurulmasına yardım edelim. Bunların her biri Allah’ın yarattığı sebepler dünyasında kulluğumuzu yaşamaktır. Mucizeye iman etmek, olağan hayatın emanetini küçümsemek değildir. Göklerin ve yerin yaratılışına bakıp Rabbimizi hatırladığımız gibi, kendi küçük işimizi dürüstçe yaparken de O’nun rızasını arayalım. Büyük kudrete güvenen kalp, küçük sorumluluğunu da ciddiye alır.
Önümüzdeki rehberliğe cevap verelim
Mucizeleri dinlerken asıl çağrıyı kaçırmayalım kardeşlerim. Allah’ın elçisini tasdik etmek, onun getirdiği mesajı hayatımıza taşımayı gerektirir. Kur’an elimizde dururken başka işaretler arayarak sorumluluğu ertelemeyelim. Kitabın namaza, doğruluğa ve merhamete çağrısını öğrenelim. Peygamberimizin sünnetini güvenilir kaynaklardan okuyalım. Bir yanlışımızı düzeltmek, yalnız hayretle dinlenmiş uzun bir anlatıdan daha büyük bir hayat karşılığı olabilir.
Bugün küçük bir adım seçelim. Kur’an’dan bir bölüm okuyup mesajını öğrenelim. Bir dinî bilgiyi paylaşmadan önce kaynağını kontrol edelim. Çocuğumuzun merak ettiği bir soruya doğru cevap bulalım. Allah’ın verdiği bir nimeti israf etmeden kullanalım. Böylece mucizeye imanımız yalnız olağanüstü olaylara dair bir kabul olarak kalmaz; Rabbimize güvenimizin ve elçisine bağlılığımızın içinde yaşar.
Muhterem kardeşlerim, Allah’ın kudretine iman eden insan, kendi sorumluluğunun da farkında olur. Peygamberini seven mümin, onun öğrettiği doğruluğu korur. Kur’an’ın mucize oluşunu tasdik eden kalp, o kitabın öğüdüne kulak verir. Rabbimizin lütfunu hayretle dinlerken hayatımıza yön veren çağrısını da kabul edelim. Bugünkü kulluğumuzda, bildiğimiz bir doğruya yeni bir davranışla cevap verelim.
En doğru sözün önünde kalbimizi açmak
Peygamberimizin, kitabımızın ve kendi rehberliğinin değerini bildiren şu sözünü de hatırlayalım:
إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ وَأَحْسَنَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ…
“Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabı, hâl ve tavrın en güzeli Muhammed’in hâl ve tavrıdır.” (Nesâî, Îdeyn, 22; Hadislerle İslâm, I, 551.)
Mucize konusunu dinlerken bu söz bizi yeniden güvenilir rehberliğe götürür. Bir olayın şaşırtıcı oluşunu düşünürken kitabın doğru çağrısını gözden kaçırmayalım. Peygamberimizin yolu bizim niyetimize, sözümüze ve davranışımıza rehber olsun. Onu sevdiğimiz için doğru olmayan hikâyelerle anlatmak zorunda değiliz. Doğru kaynakta bulunan güzel örneklerin kalbimizdeki gücünü küçümsemeyelim. Duyguyu kuvvetlendiren şey yalnız olağanüstülük değildir; hakikatin kendi hayatımıza değmesidir.
Bir insan namazın anlamını kavrayıp kulluğa yöneldiğinde, bir haksızlıktan samimiyetle döndüğünde yahut yıllardır ertelediği emaneti yerine getirdiğinde Allah’ın öğüdüne gerçek bir cevap vermiş olur. Bu davranışları mucizeyle aynı kavram içinde anlatmayız; fakat rehberliğin niçin verildiğini anlamak için üzerinde dururuz. Kur’an’ın çağrısı yalnız hayranlık uyandıran bir bilgi olarak kalmasın. Bizim hayatımızda bir hakkı korusun, bir yanlış alışkanlığı sorgulatsın ve bir iyiliği başlatsın.
Dinî sohbetlerde anlattığımız örneğin de bu gayeye hizmet etmesine dikkat edelim. İnsanlar bir olayın ayrıntılarını uzun süre hatırlayabilir, fakat olayın öğüdünü unutabilir. Bu yüzden sonunda hayatla bağlantıyı doğru kuralım. Bir peygambere verilen lütfu anlattıktan sonra bize düşen sorumluluğu hatırlatalım. Allah’ın kudretine güvenmek ile Allah’ın emrine uymak birbirinden kopmasın. Önümüzdeki emaneti küçümseyip uzak bir olağanüstülük beklemeyelim. Rabbimizin bize verdiği aklı, zamanı ve çalışma gücünü doğru yerde kullanalım.
Muhterem müminler, bugün bir kaynaksız anlatımı paylaşmayı durdurmak da güzel bir başlangıçtır. Bir rivayetin doğru kaynağını öğrenmek, çocuğumuza aktardığımız bir hikâyeyi kontrol etmek ve Allah adına kesin sonuç vaadeden bir iddiayı sorgulamak mümkündür. Ardından kitabımızdan bir bölüm okuyup kendi payımızı düşünelim. Hakikate bağlılık, şaşırtıcı olanı aramaktan önce doğru olana sadık kalmaktır. Allah’ın lütfunu kabul eden kalbimiz, O’nun rehberliğine de açık olsun; hayranlığımızdan samimi bir kulluk ve güvenilir bir davranış doğsun.
Bize anlatılan büyük bir delil karşısında küçük bir sorumluluğu ertelemeyelim. Allah’ın kudretini kabul eden kalbimiz, O’nun emanet ettiği hakları da ciddiye alsın. Bugün doğru bir bilgi öğrenmek, bir eksiğimizi düzeltmek ve ihtiyacı olan kardeşimize uygun yardım sunmak elimizdedir. Rabbimizin yardımını umarken kendi yapabileceğimiz iyiliği küçümsemeyelim. Vahyin çağrısına verdiğimiz samimi cevap, mucize hakkında öğrendiğimizin hayatımızdaki gerçek karşılığı olsun.
Kaynaklar
Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 573–586, “Mucize: Peygambere Verilen Olağanüstü Lütuf”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.
Diyanet özgün hadis metni: I, 551.
Diyanet özgün hadis metni: I, 573.
Diyanet özgün hadis metni: I, 574.
Hakikate bağlılık için dua
Allah’ım! Kudretini doğru tanımayı, elçilerinin getirdiği hakikati tasdik etmeyi ve vahyinin rehberliğini yaşamayı bize nasip et. Kalplerimizi kibirden, bilgimizi yanlış iddialardan ve dilimizi kaynaksız sözlerden koru. Merakımızı doğru bilgiye, bilgimizi samimi kulluğa yönelt.
Rabbimiz! Çocuklarımıza ve gençlerimize iman ile düşünmenin, dua ile gayretin ve sevgi ile doğruluğun birlikte yaşanacağını öğretmeyi bize nasip et. Hastalarımıza şifa, darda olanlarımıza hayırlı kapılar ve ailelerimize huzur ver. Tedbirimizi yerine getirip sonucunu sana bırakabilecek bir tevekkül lütfet. İnsanların korkusunu kullanan yanlış yönlendirmelerden bizi muhafaza eyle.
Allah’ım! Kur’an’ı hayatımızda rehber, Peygamberimizin ahlâkını davranışımızda örnek kıl. Nimetlerini fark eden ve onları şükürle kullanan kullarından eyle. Geçmiş kusurlarımızı bağışla; bizi hakikate sadık ve rahmetine umutla bağlı müminler olarak huzuruna kabul et. Âmin.
