Hadislerle İslâm.. "Kunut: Allah’ın Huzurunda Duaya Durmak" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Kunut: Allah’ın Huzurunda Duaya Durmak
Hamd, zor zamanlarda kullarına sığınak olan, acıları bilen, mazlumun yakarışını işiten ve kendisine yönelenleri rahmetiyle kuşatan Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bize namaz içinde Rabbimize yalvarmayı, darlıkta O’na güvenmeyi ve acı içinde de merhameti korumayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve onun yolunda Allah’a yönelen bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim! Bazen bir haber alırız ve konuşacak kelime bulamayız. Bir yakınımız hastalanır, bir evlat kaybının acısını işitiriz, mazlum insanların hâlini görürüz. Elimizden geleni yapmaya çalışırız; fakat gücümüzün yetmediği yerde içimizde bir çaresizlik büyüyebilir. İşte böyle bir durumda müminin Rabbine yönelişi vardır. Namazda ayakta dururken, bütün ihtiyacını ve derdini Allah’a arz eder. Kunut, bize bu yakarışın adını ve edebini hatırlatır.
Kunut; itaat, saygıyla duruş ve namazda Allah’a dua etmek anlamları taşır. Ancak onu yalnız ezberimizdeki birkaç cümlenin adı olarak bırakmayalım. O cümlelerin içinde yardım istemek, bağışlanma dilemek, Allah’a teslim olmak ve O’nun rahmetine güvenmek vardır. Bugün kunutu konuşurken namazımızda söylediğimiz sözlerin kalbimizde hangi karşılığı bulacağını, evimize ve insanlarla ilişkilerimize nasıl taşınacağını birlikte düşünelim.
Acı yaşayan gönül de Rabbine yönelir
Kardeşlerim! Peygamberimizin hayatını yalnız kolay geçen günlerden ibaret sanmayalım. O, büyük acılar yaşamış, sevdiği insanların kaybına üzülmüş, ümmetinin derdini yüreğinde taşımıştır. İman etmek insanı duygusuz yapmaz. Mümin üzülür, ağlar, korkar ve yorulur. Fakat bu hâller içinde de Rabbine yönelmeyi öğrenir. Acısını Allah’a arz etmek, sabrına aykırı değildir; aksine, doğru yolda kalabilmesi için bir dayanak olur.
Enes b. Mâlik’in naklettiği rivayette şu acı hadise anlatılır:
عَنْ أَنَسٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: بَعَثَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) سَرِيَّةً يُقَالُ لَهُمُ: الْقُرَّاءُ، فَأُصِيبُوا فَمَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) وَجَدَ عَلَى شَيْءٍ مَا وَجَدَ عَلَيْهِمْ، فَقَنَتَ شَهْرًا فِى صَلاَةِ الْفَجْرِ…
“Peygamber, kurrâ denilen bir birliği göndermiş ve onlar öldürülmüşlerdi. Ben Peygamber’in onların öldürülmelerine üzüldüğü kadar hiçbir şeye üzüldüğünü görmedim. Bir ay sabah namazında kıyamda kunut yaptı...” (Buhârî, Deavât, 58; hadis no. 6394.)
Hadislerle İslâm’da bu olay, Bi’r-i Maûne faciası olarak anlatılır. Kur’an’ı bilen, insanlara dini öğretmek için yola çıkan sahâbîler tuzağa düşürülüp öldürülmüştü. Allah Resûlü bu kaybın acısını yaşadı ve namazında Rabbine yöneldi. Burada bir öğretmenin yetiştirdiği insanlara sevgisini, bir peygamberin ümmetine bağlılığını ve ağır bir acı karşısında Allah’a sığınışını birlikte görürüz. Tarihteki bu hatıra, bugün sıkıntı yaşayan gönüllere de bir yol gösterir.
Bir cenazede acısını taşıyan insana, “İmanlıysan üzülmeyeceksin” demeyelim. Peygamberimiz de üzülmüştür. Ona teselli verirken acısını yok saymayalım, yanında olalım, ihtiyaçlarını gözetelim. Kendimiz bir kayıp yaşadığımızda da “Böyle hissediyorsam imanım eksik” diye umutsuzluğa düşmeyelim. Acının içinde Allah’a güvenmek, duaya yönelmek ve gerekli desteği almak mümkündür. Gözyaşımızın yanında Rabbimizden güç isteyebiliriz.
Bu olay sebebiyle Peygamberimiz saldırganlar için bir süre beddua da etmiş, ardından bunu bırakmıştır. (Ebû Dâvûd, Vitr, 10.) Ağır zulüm karşısındaki bu örneği günlük her tartışmamıza taşıyamayız. Bir akrabamızla kırgınlık yaşadık diye onun hayatının yıkılmasını istemekle, haince öldürülen insanların hakkı için Allah’a yönelmek aynı değildir. Kaynağın anlattığı bağlamı koruyalım; acıyı her insana karşı sınırsız bir öfkenin bahanesi yapmayalım.
Acımızı Rabbimize arz edelim; acımız yüzünden adaleti ve merhameti kaybetmeyelim. Bu ölçü kolay olmayabilir. Böyle bir anda yakınlarımızın desteğine, güvenilir rehberliğe ve bazen uzman yardımına ihtiyaç duyabiliriz. Yardım istemek, Allah’a güvenmeye aykırı değildir. Allah’ın huzurunda açtığımız gönlümüz, insanların şefkatli desteğine de açık olsun.
Namazda duruşumuz, kalbimizin teslimiyeti olsun
Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyurur:
حَٰفِظُوا۟ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلْوُسْطَىٰ وَقُومُوا۟ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ
“Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (Bakara 2/238. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)
Bu âyet namazımıza özen göstermeyi ve Allah’ın huzurunda saygıyla durmayı öğretir. Bedenimiz kıyamda olduğu hâlde zihnimiz başka yerlerde dolaşabilir. Günün yorgunluğu, bekleyen işler, geçmişteki bir tartışma aklımıza gelebilir. Böyle olduğunda namazı bütünüyle kaybettiğimizi sanmayalım. Dikkatimizi yeniden toplayıp kimin huzurunda durduğumuzu hatırlayalım. Söylediğimiz duanın anlamını öğrenmek, kalbimizin bu duruşa katılmasına yardımcı olur.
Kunut dualarını yıllardır okuyabiliriz. Fakat “Senden yardım isteriz, bağışlanma dileriz, Sana inanırız” derken hangi ihtiyacımızı ve hangi bağlılığımızı dile getirdiğimizi biliyor muyuz? Bir kelimenin anlamını öğrenmek bile duamızın bizdeki karşılığını değiştirebilir. Bu öğrenmeyi yaşımız ilerledi diye ertelemeyelim. Evladımızla birlikte okuyabilir, anlamını güvenilir bir kaynaktan inceleyebilir ve tereddüt ettiğimiz yeri bir hocamıza sorabiliriz.
Din İşleri Yüksek Kurulunun açıklamasına göre kunutun düzenli olarak yapılan ve musibet zamanlarında yapılan uygulamaları vardır. Hanefî mezhebinde vitir namazının son rekâtında rükûdan önce kunut yapmak vaciptir. Diğer mezheplerde zaman ve uygulama konusunda farklı hükümler bulunur. (Din İşleri Yüksek Kurulu, “Kunut nedir? Hangi namazlarda kunut yapılır?”, 13 Mart 2024.) Bu farklılıkları bir kavga sebebi yapmayalım; her uygulamayı kendi delili ve geleneği içinde doğru öğrenelim.
Camide bize alışık olmadığımız bir uygulama ile karşılaşınca hemen yanlış hükmü vermeyelim. Güvenilir bir hocaya sorup açıklamayı dinleyelim. Bilmediğimiz bir ayrıntı sebebiyle kardeşimizin ibadetini küçümsemek, namazın bize öğretmesi gereken tevazuyla bağdaşmaz. Kendi ibadetimizi doğru öğrenmek için gösterdiğimiz özeni, başkasına karşı sözümüzü ölçmekte de gösterelim. İlim, kalbimizi sertleştirmek için değil, doğru yolda daha bilinçli yürümek için öğrenilir.
Kunut duasını öğrenmeye çalışan bir çocuğumuz yahut büyük yaşta öğrenen bir kardeşimiz varsa sabırla yardımcı olalım. Ezberleyemediği için onu ayıplamak yerine, kısa bölümlerle çalışabilir ve anlamlarını konuşabiliriz. Henüz öğrenme aşamasında ne yapması gerektiğini de ehil birinden öğrenmesini sağlayalım. Namazın huzurunu, birbirimizi mahcup ederek değil, doğruyu güzellikle öğreterek büyütelim.
Rızaya, affa ve Allah’ın korumasına sığınalım
Hz. Ali’nin naklettiğine göre Peygamberimiz vitir namazının sonunda şöyle dua ederdi:
عَنْ عَلِىِّ بْنِ أَبِى طَالِبٍ: أَنَّ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) كَانَ يَقُولُ فِى آخِرِ وِتْرِهِ: “اللَّهُمَّ! إِنِّى أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِى ثَنَاءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ.”
“Allah’ım! Gazabından rızana sığınırım, cezalandırmandan affına sığınırım. Senden Sana sığınırım. Seni lâyıkıyla övmeyi beceremem. Sen, kendini övdüğün gibisin.” (Nesâî, Kıyâmü’l-leyl, 51; hadis no. 1748.)
Kıymetli kardeşlerim! Bu dua bize en güvenli yönelişi öğretir. Günahımızı görüp Allah’tan kaçmayız; Allah’ın affına sığınırız. Yanlışımız sebebiyle huzursuz olduğumuzda O’ndan uzaklaşmak çare değildir. Tevbe etmek, yanlış davranışı bırakmak ve bağışlanma dilemek gerekir. “Benim artık düzelmem mümkün değil” düşüncesi bizi olduğu yerde bırakır. Peygamberimizin duası ise yüzümüzü rızaya ve affa çevirir, yeniden doğru bir başlangıç yapmaya çağırır.
Allah’ın gazabından rızasına sığınmak, O’nun razı olmayacağı işten uzaklaşma gayretini de taşır. İnsanları incitmeye devam edip yalnız dua ederek bütün sorumluluğunu tamamladığını düşünemez. Haksız bir kazancı bırakmak, bir iftirayı düzeltmek, öfkeyle söylediği söz için özür dilemek gerekir. Affa sığınan insan, affın yolunda yürümeye de niyet eder. Duanın ciddiyeti, davranışımızda bu niyetin yer bulmasıyla görünür hâle gelir.
Duanın sonunda Peygamberimiz Allah’ı hakkıyla övmekte kendi sınırlılığını ifade eder. Bu tevazu bizim için de büyük bir derstir. İbadetimizi sayıp kendimizi başkalarının üzerinde görmeyelim. Bilmediğimiz nice eksikliğimiz, fark etmediğimiz nice nimet vardır. Rabbimize hamdederken O’nun yüceliğini bütünüyle kuşatamayacağımızı biliriz. Böylece hem dilimiz şükre alışır hem kalbimiz kendini yeterli görme hastalığından korunur.
Bir gün evimizde, işimizde veya çevremizde hata yaptığımızı fark ettiğimizde bu duayı hatırlayabiliriz. Allah’ın affına yönelirken verdiğimiz zararı telâfi etmek için de adım atalım. Tevbe, suçumuzu başka birinin üzerine atmak değildir. Kendi payımızı kabul etmek bazen zor gelebilir; fakat gönlümüzü ferahlatan gerçek bir dönüş de burada başlar. Affa sığınan gönül, yanlışını savunmak yerine onu düzeltmenin yolunu arar.
Allah’ın affına sığınmak, başkasının tevbesine karşı dilimizi de değiştirsin. Bir kardeşimiz geçmişindeki yanlışını bırakmış, ibadetine yönelmiş ve hayatını düzeltmeye çalışıyorsa onun eski kusurunu her ortamda yeniden açmayalım. İnsanlara verebileceğimiz önemli bir destek, yeniden başlamasına imkân tanıyan bir söz ve güvenli bir ilişkidir. Elbette hak sahiplerinin hakkı gözetilir, gerekli tedbirler alınır. Fakat bunları yerine getirirken pişman bir insanı geçmişine sürekli mahkûm etmemiz gerekmez. Kendimiz için istediğimiz bağışlanma umudunu başkası için de koruyalım.
Kunut okurken Allah’tan yardım isteyen genç bir kardeşimiz, yalnız kaldığı alışkanlıklarıyla mücadele ediyor olabilir. Ona sadece güçlü olmasını söylemek yeterli gelmeyebilir. Gününü nasıl düzenleyeceğini, hangi arkadaşlıktan destek alabileceğini, zorluğunu kiminle paylaşabileceğini birlikte konuşalım. Dua ile beraber güvenilir bir destek, doğru bilgi ve uygulanabilir bir karar hayatına yerleşsin. Bir yanlışla mücadelenin ilk gününde bütün güçlüklerin bitmesini beklemeyelim. Yeniden gayret etmesine, yanlışını büyütmeden ciddiye almasına ve Allah’ın rahmetinden uzaklaşmamasına yardımcı olalım.
Duamızda mazlumlara da yer açalım
Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre Allah Resûlü bir süre kunutunda baskı altında kalan müminler için şöyle dua etmiştir:
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَنَتَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) فِى صَلاَةِ الْعَتَمَةِ شَهْرًا، يَقُولُ فِى قُنُوتِهِ: “... اللَّهُمَّ نَجِّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ...”
“Allah’ım! Zayıf düşürülmüş müminleri kurtar!” (Ebû Dâvûd, Vitr, 10; hadis no. 1442. Kunutun ilgili bölümü.)
Peygamberimizin namazındaki bu yakarış, dünyanın acılarını görmezden gelen bir kulluk anlayışına yer bırakmaz. İbadet eden insan, zulme uğrayan kardeşinin hâlini de düşünür. Kendi evinde huzur bulduğunda herkesi aynı huzur içinde sanmaz. Baskı gören, güvenli bir yere ihtiyaç duyan, hastalığı sebebiyle çaresiz kalan, geçimini sağlayamayan insanların sesine gönlünde yer açar. Onlar için dua etmek, aramızdaki bağın bir ifadesidir.
Duayı yalnız uzaktaki acılara yönelik bir söz olarak bırakmayalım. Mahallemizde hakkı yenilen bir insan varsa yanında durabiliriz. Yardım edeceksek güvenilir yolları araştıralım. Bir haber paylaşacaksak doğru olup olmadığını inceleyelim. Bir mağdurun hâlini duyururken onun onurunu ve mahremiyetini koruyalım. İyilik yapmak isterken yanlış bilgi yaymak yahut bir insanı teşhir etmek yeni bir zarara yol açabilir. Merhametimizin yanında dikkatimiz de olsun.
İşyerimizde çalıştırdığımız insanın hakkını geciktiriyorsak, uzak yerdeki mazlumlar için yaptığımız dua kendi davranışımızı da sorgulatsın. Evde güçsüz bir yakınımıza kötü davranıyorsak, “Mazlumları kurtar” dediğimizde önce kendi elimizin bir zulme karışıp karışmadığını düşünelim. Dua sadece başkasının yanlışına karşı yükselen bir söz değildir; bize de bir ayna tutar. İstediğimiz adaletin gereğini imkânımız olan yerde yerine getirelim.
Çocuklarımız dünyadaki acı haberlerle karşılaştığında onları korku içinde bırakmayalım. Yaşlarına uygun açıklamalar yapalım, sorularını dinleyelim, dua ve yardım imkânını birlikte gösterelim. Her görüntüyü izletmek onların merhametini otomatik olarak büyütmez. Güven duygusunu koruyarak sorumluluk öğretmek gerekir. Bir yardım kumbarası hazırlamak, güvenilir bir kampanyaya katkı sunmak, ihtiyaç sahibi bir aile için dua etmek çocuklara uygulanabilir bir iyilik yolu gösterir.
Mazlum için yaptığımız dua, mazlumu incitmeyen bir hayata da dönüşsün. Her sorunu çözmeye gücümüz yetmeyebilir; fakat yapabildiğimiz yardımı küçük diye ertelemeyelim. Bir kişinin hakkını gözetmek, güvenliğini desteklemek ve yalnız olmadığını hissettirmek kıymetlidir. İmanımız bizi duaya çağırırken ahlâkımız da bizi bu sorumluluğa taşısın.
Rahmet peygamberinin yolunda dilimizi koruyalım
Ebû Hüreyre anlatıyor: Peygamberimizden müşriklere beddua etmesi istendiğinde Allah Resûlü şöyle cevap vermiştir:
“إِنِّى لَمْ أُبْعَثْ لَعَّانًا، وَإِنَّمَا بُعِثْتُ رَحْمَةً.”
“Ben lânetçi olarak gönderilmedim; bilakis ben rahmet olarak gönderildim.” (Müslim, Birr, 87.)
Bu söz, biraz önce dinlediğimiz acı hadiselerin yanında bizim için bir ölçüdür. Zulme karşı adalet istemekle, dilimizi sürekli lânete alıştırmak aynı şey değildir. Hakkımızı koruyabilir, zararı engellemek için tedbir alabilir ve yetkili yerlere başvurabiliriz. Fakat bir insanın kötülüğü sebebiyle aynı topluluktaki bütün insanları suçlayamayız. Çocukları, yaşlıları ve suçsuz kişileri hedef alan bir öfke, adaletin sınırını aşar.
Evimizde kızgınlık yükseldiğinde bazen ağır sözler ağzımıza gelir. Eşimize, çocuğumuza, kendimize veya malımıza beddua etmek bir alışkanlık hâline gelebilir. Peygamberimiz bu davranışı açıkça yasaklamıştır. (Ebû Dâvûd, Vitr, 27; Müslim, Zühd, 74.) Öfkemizin geçmesini beklemek, bir an susmak, ortamı sakinleştirmek ve gerekirse konuşmaya sonra devam etmek elimizdedir. Bir sorun çözülsün diye, o sorundan daha derin bir gönül yarası açmayalım.
Beddua ettiğimiz insan çoğu zaman en yakınlarımızdan biridir. Çocuğumuz bir şeyi kırar, biz onun geleceğine ağır sözler söyleriz. Oysa kırılan eşya telâfi edilebilir; çocuğun kendisine yöneltilen sözden duyduğu değersizlik daha uzun sürebilir. Hatasını düzeltmesini isteyelim, gerekli sınırı koyalım ve sorumluluk öğretelim. Fakat dilimiz hayırdan uzaklaşmasın. Kendi hatamız varsa evladımızdan özür dilemek de anne babalık onurunu azaltmaz.
Sosyal medyada da merhamet çizgisini koruyalım. Bir tartışmanın içine girip tanımadığımız insanlara ağır sözler söylemek, kalbimizi zamanla sertleştirir. Yanlışı eleştirebiliriz; insanın onurunu bütünüyle yok saymak zorunda değiliz. Bir iddiayı doğrulamadan insanları hedef göstermeyelim. Peygamberimizin rahmet olarak gönderildiğini hatırlarken, bizim sözümüzün çevremizde nasıl bir iz bıraktığına da bakalım. Kullukta dilimizi korumak günlük bir sorumluluktur.
Öfkemiz haklı olsa bile sözümüzün ölçüsünü kaybetmeyelim. Haksızlığa razı olmadan merhametli kalmak mümkündür. Adaleti istemek, kendi içimizde yeni bir haksızlığın büyümesine izin vermemeyi de gerektirir. Allah’a yönelen kalp bu zorlu denge için O’ndan yardım ister.
Hidayet ve afiyet isteyelim, verilen nimetin bereketini koruyalım
Peygamberimizin torunu Hasan b. Ali’ye öğrettiği vitir duası, kunutta neler isteyebileceğimize güzel bir örnektir:
اللَّهُمَّ اهْدِنِي فِيمَنْ هَدَيْتَ وَعَافِنِي فِيمَنْ عَافَيْتَ وَتَوَلَّنِي فِيمَنْ تَوَلَّيْتَ وَبَارِكْ لِي فِيمَا أَعْطَيْتَ وَقِنِي شَرَّ مَا قَضَيْتَ إِنَّكَ تَقْضِي وَلاَ يُقْضَى عَلَيْكَ وَإِنَّهُ لاَ يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ وَلاَ يَعِزُّ مَنْ عَادَيْتَ تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ
“Allah’ım! Hidayet verdiklerinle beraber bana da hidayet ver. Afiyet verdiklerinle beraber bana da afiyet ver. Koruyup gözettiğin kulların arasına beni de kat. Bana verdiğin nimetleri bereketlendir. Takdir ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Çünkü hükmeden Sensin; Sana hükmedilmez. Senin dost edindiğin kimse zillete düşmez, düşmanlık ettiğin kimse de izzet bulmaz. Rabbimiz, Sen bereketin kaynağısın ve yücesin.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 5; hadis no. 1425.)
Bu duada önce hidayet istenir. İnsanın imkânları çok olabilir; fakat yanlış bir istikamette yürüyorsa o imkânlar kendisine ve çevresine zarar verebilir. Bu yüzden yalnız başarı değil, doğru yol da isteyelim. Bir tercih yaparken helâli haramı, hakkı haksızlığı gözetelim. Allah’tan hidayet isteyen insan, kendisine gösterilen doğruyu öğrenmeye ve uygulamaya da niyet etsin. Duanın ilk talebi, günlük seçimlerimizin ölçüsüne dönüşsün.
Afiyet isteği de yalnız bedenimizi düşünmeye çağırmaz. Sağlığımızın, gönül huzurumuzun, aile ilişkilerimizin ve dinî hayatımızın iyiliğini isteyebiliriz. Bir sıkıntı yaşamadan önce de Rabbimizden afiyet dileyelim. Sağlığı korumak için tedbir alalım, aile içindeki bir sorunu büyümeden konuşalım, huzurumuzu bozan bir yanlış alışkanlığı bırakmaya çalışalım. Nimetin kıymetini yalnız kaybettiğimizde anlamak yerine, elimizdeyken şükürle korumayı öğrenelim.
“Verdiğin nimetleri bereketlendir” derken daha çok malın yanında, mevcut malı doğru kullanabilmeyi de isteyelim. Zamanımızı ailemize ve faydalı işlere ayırabilmek, bilgimizi insanlara hayır için sunabilmek, sağlığımızı ibadette ve hizmette değerlendirebilmek bereketle ilgilidir. Rabbimizin lütfunu israfla, gösterişle ve haksızlıkla zedelemeyelim. Dua ederken nimetimizin nasıl bir sorumluluk getirdiğini de hatırlayalım.
Bereketi evimizde de arayalım. Bütün akşam aynı odada bulunabilir, fakat birbirimizle gerçek bir konuşma yapmadan vakti geçirebiliriz. Telefonları bir süre kenara bırakıp ailemizin hâlini sormak, çocuğumuzun bir sorusunu dikkatle dinlemek, büyüğümüzün anlattığı hatıraya kulak vermek o vakti daha faydalı kılar. Allah’tan zamanımızı bereketlendirmesini isterken vaktimizi nasıl harcadığımıza bakalım. Sağlık için dua ederken sağlığımızı göz göre göre tüketen bir alışkanlığı düzeltmeye niyet edelim. Bilgi için hayır isterken öğrendiğimizi başkasına fayda sağlayacak şekilde kullanalım.
Hasan b. Ali’ye öğretilen bu duanın içinde korunma isteği de vardır. İnsan geleceğinde neyle karşılaşacağını bilemez. Rabbine sığınır, doğru tedbiri alır ve sonucu O’na bırakır. Böylece her ihtimali düşünerek kendini sürekli korkunun içine hapsetmekten uzaklaşmaya çalışır. Evladımıza da bu güveni öğretelim. Her gün ona tehlikeleri saymakla yetinmeyelim; hangi durumda ne yapacağını, kime danışacağını ve Allah’a nasıl yönelebileceğini de anlatalım. İmanla büyüyen güven, dikkatsizlik anlamına gelmez. Tedbirimizi alıp Rabbimizin yardımını istemek hem sorumluluğumuzu hem gönlümüzün istikametini korur.
Kunut dualarını ailece öğrenirken büyük bir yükü bir akşama sığdırmak zorunda değiliz. Bir cümleyi okuyup anlamını konuşabilir, ertesi gün kaldığımız yerden devam edebiliriz. Duanın yardım, bağışlanma, güven ve teslimiyet isteklerini günlük hayatımızdan örneklerle düşünelim. Böylece çocuk ezberlediği kelimelerin kendi hayatıyla da ilgili olduğunu fark eder. Öğrenirken hata yaptığında alay etmek yerine doğruyu sabırla tekrar edelim. Büyüğümüz aynı kelimeyi birkaç kez sorarsa onu usançla karşılamayalım. Rabbimizin huzuruna yönelmeye çalışan bir gönlün yanında bulunmak bize düşen güzel bir hizmettir.
Bu öğrenme, bizim duamızı da yeniler. Yıllardır söylediğimiz bir cümlenin anlamını daha dikkatle düşününce namazımıza yeni bir özen gelir. Allah’a güvenimizi, günlük işimizdeki telaşımızın içine taşıyabiliriz. Bir zorlukla karşılaştığımızda gerekli yardımı ararken Rabbimize yönelmeyi de sürdürürüz. Kunutun öğrettiği teslimiyet, hayatımızın içinde böyle bir dayanma gücüne dönüşsün.
Duaya duran gönül, hayatta da sorumluluk taşısın
Aziz müminler! Bu akşam vitir namazımızda kunut okurken bir cümlenin anlamını özellikle düşünelim. Yardım istediğimizde hangi doğru adım için yardıma ihtiyaç duyduğumuzu bilelim. Affa yöneldiğimizde hangi yanlışımızı bırakacağımıza karar verelim. Mazlumları andığımızda yapabileceğimiz bir iyiliği belirleyelim. Evimizde dilimiz bedduaya alıştıysa bugün bu alışkanlığa karşı kendimizi tutmaya başlayalım. Öğrendiğimiz dua, hayatımızda böyle bir değişiklik başlatsın.
Acılarımızı Rabbimize arz edelim, fakat acı yaşayan başka insanların yanında olmayı unutmayalım. Hidayet isterken doğru bilgiyi öğrenelim; afiyet isterken tedbir alalım; bereket isterken nimetin hakkını verelim. Kunut, namazda bir duruştur. O duruş kalbimizin istikametini de belirlesin. Allah’ın huzurunda yardım isteyen kul, insanlara karşı merhamet ve adalet sorumluluğunu da taşısın. Şimdi bu sorumluluğu yerine getirmek için birlikte Rabbimize yönelelim.
Dua
Allah’ım! Huzurunda duruyor, bütün aczimizi ve ihtiyacımızı Sana arz ediyoruz. Bizi hidayet verdiğin kulların arasına kat, bize afiyet ver, bizi rahmetinle koru. Namazlarımızı huzurla kılmayı, okuduğumuz duaları anlayarak Sana yönelmeyi nasip eyle. Gazabından rızana, cezalandırmandan affına sığınıyoruz. Yanlışlarımızı kabul edip düzeltmek için bize cesaret ve samimiyet ver.
Rabbimiz! Acı yaşayan gönüllere sabır, hastalara şifa, sevdiklerini kaybedenlere teselli ihsan eyle. Mazlumları zulümden kurtar; baskı altında kalan, yurdundan ayrılmak zorunda olan ve güven bekleyen kardeşlerimize hayırlı kapılar aç. Bizi onların derdini gören, hakkını koruyan ve imkânı ölçüsünde yardımcı olan kullarından eyle. Adalet isterken haddi aşmaktan, öfkeyle suçsuz insanları incitmekten bizi koru.
Allah’ım! Evlerimize merhamet, dilimize hayır, gönüllerimize anlayış ver. Çocuklarımıza ve birbirimize beddua etmekten bizi uzaklaştır. Gençlerimizin yolunu imanla aydınlat, büyüklerimizin hâlini gözetmeyi bize öğret. Verdiğin nimetleri bereketli kıl, onları rızana uygun kullanmayı nasip et. Kur’an’a ve rahmet peygamberinin sünnetine bağlılığımızı güçlendir. Darlıkta da bollukta da Sana yönelen, Sana güvenen ve Senin huzuruna imanla gelen kullarından eyle. Âmin.
Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.
