Hadislerle İslâm.. "Kitaplara İman: Aklın Vahiyle Buluşması" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Kitaplara İman: Aklın Vahiyle Buluşması
Hamd, kullarını başıboş bırakmayan, elçileriyle hakikati bildiren ve kitaplarıyla insanlığa yol gösteren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, vahyi emanet bilinciyle ulaştıran, Allah’ın kitabını okuyup açıklayan ve onunla hayatı güzelleştirmeyi öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve ilâhî rehberliğe gönülden bağlanan bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim, önemli bir iş yaparken doğru bilgiye ihtiyaç duyarız. Bir yolculuğun güzergâhını araştırır, bir hastalıkta güvenilir bir uzmana danışır, bir işi öğrenmek için bilen kişinin tecrübesinden yararlanırız. İnsan hayatı bütün bu işlerden daha büyük bir yolculuktur. Nereden geldiğimizi, neden sorumluluk taşıdığımızı ve nasıl bir hayatın bizi Allah’ın rızasına yaklaştıracağını yalnız kendi isteklerimize bakarak öğrenemeyiz. Rabbimizin gönderdiği kitaplar, bu yolculukta bize doğruyu gösteren büyük bir rahmettir.
Kitaplara iman etmek, Allah’ın peygamberlerine vahiy gönderdiğini ve insanları ilâhî rehberlikle buluşturduğunu tasdik etmektir. Biz yalnız kendi zamanımızdaki mesajı düşünerek geçmiş elçileri ve vahyi inkâr etmeyiz. Allah’ın Hz. Mûsâ’ya Tevrat’ı, Hz. Dâvûd’a Zebur’u, Hz. Îsâ’ya İncil’i ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Kur’an’ı verdiğine inanırız. Kitapların aslı Allah’tandır. Son ilâhî kitap olan Kur’an ise bugün bütün hayatımızda rehberliğini kabul ettiğimiz ve sorumluluğumuzu öğrendiğimiz kitabımızdır.
Vahyi kabul eden akıl
Rabbimiz peygamberin ve müminlerin imanını şöyle anlatır:
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler; ‘O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler. ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, senden bağışlama dileriz; sonunda dönüş sanadır’ dediler.” (Bakara, 2/285.)
Bu âyette kabul ile sorumluluk yan yanadır. “İman ettik” derken “İşittik ve itaat ettik” de deriz. İlâhî kitabı kabul etmek, onun mesajını hayatımızın dışında bırakmak değildir. Allah’ın sözünü duyduğumuzda nefsimizin isteğini tek ölçü saymayız. Akıl, vahyin karşısında değersizleşmez; vahyi anlamak, düşünmek ve sorumluluğumuzu yerine getirmek için çalışır. Rabbimizin verdiği düşünme imkânı ile Rabbimizin gönderdiği rehberlik birbirini tamamlar.
Bir konuda kendi görüşümüzü çok güçlü bulabiliriz. Fakat her isteğimizin doğru olduğunu, her alışkanlığımızın iyilik getirdiğini söyleyemeyiz. İnsan yanılır, unutur ve bazen çıkarının etkisinde karar verir. Vahiy bize kendimizin dışından bir ölçü sunar. Hak ile haksızlığı, helâl ile haramı ve sorumluluk ile keyfî isteği ayırmamıza yardımcı olur. Kitaplara iman, bu rehberliğe ihtiyacımız olduğunu tevazu ile kabul etmektir. “Ben her şeyi kendi başıma çözerim” demek yerine Rabbimizin öğrettiği hakikate kulak veririz.
Bu kulluk, düşünmeden taklit etmeye çağırmaz. Kur’an’ı öğrenir, âyetlerin ne anlattığını anlamaya çalışır, sorumuzu ehil kişilere sorarız. Bir açıklamayı anlayamadığımızda bütün vahyi küçümsemeden yeniden araştırırız. Bazen bir âyetin bağlamını bilmemek, bazen bir tercümenin sınırlılığı, bazen de alışkanlığımız düşüncemizi etkileyebilir. Sabırla öğrenmek imanımızı besler. Sorularımızı saklayarak değil, güvenilir bilgiyle buluşturarak ilerleyelim.
Bütün elçilerin mesajına saygı
Peygamberlere ve kitaplara iman ederken Allah’ın rehberliğinin insanlık tarihine yayıldığını hatırlarız. Tevhid, insanı yalnız Rabbine kulluğa çağırır; doğruluk ve adalet de bu bağlılığın hayattaki karşılıklarıdır. Kitaplarımızın isimlerini ezberlemek kıymetlidir, fakat bu bilgiyi taşıyan kalbin ilâhî rehberliğe saygısını da büyütmesi gerekir. Hz. Mûsâ’yı, Hz. Dâvûd’u ve Hz. Îsâ’yı hürmetle anmak inancımızın bir parçasıdır. Onların Allah’ın elçileri oluşunu küçümsemek, müminin tavrı olamaz.
Farklı inançlara sahip insanlarla karşılaştığımızda da bu bilinç dilimizi güzelleştirir. Kendi imanımızı açıkça ifade eder, insanlara hakaret etmeden konuşuruz. İnançta ayrıldığımız bir kişiye haksızlık yapmak için izin verilmiş değildir. Bir komşumuzun güvenliği, bir iş arkadaşımızın emeği ve bir insanın onuru bizim sorumluluğumuzdur. Dinimizi savunurken adaleti zedelemek, savunduğumuz hakikatin hayattaki karşılığını zayıflatır. Nezaket ve doğru bilgi, samimi bir konuşmanın zeminidir.
Bununla birlikte her metni aynı şekilde ilâhî hüküm kabul etmeyiz. Önceki kitaplara dair tarih boyunca aktarılmış bilgiler ile Allah’ın indirdiği asli vahyi ayırmak gerekir. Mümin, Allah’tan gelen vahye inanır; fakat doğruluğunu bilmediği her anlatıyı dininin kesin bilgisi hâline getirmez. Kur’an ve güvenilir sünnet, hangi bilgiyi nasıl değerlendireceğimiz konusunda ölçümüzdür. Bu ayrımı yaparken uzun tartışmalarla kalbi yormak yerine, bilmediğimiz konuda kesin konuşmama sorumluluğunu koruyalım.
Bilmediğimizi kesin bilgiye çevirmeyelim
Ebû Hüreyre’nin anlattığına göre Ehl-i kitap Tevrat’ı İbrânîce okuyup Müslümanlara Arapça açıklıyordu. Peygamberimiz bunun üzerine şu ölçüyü bildirmiştir:
لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ، وَقُولُوا: ﴿اٰمَنَّا بِالَّذي اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَاُنْزِلَ اِلَيْكُمْ﴾ الآيَةَ.
Rivayette Resûlullah, “Ehl-i kitabı ne tasdik edin ne de yalanlayın; ‘Bize indirilene ve size indirilene iman ettik’ deyin” buyurur. (Buhârî, İ’tisâm, 25; atıf yapılan âyet: Ankebût, 29/46.)
Buradaki uyarı, doğruluğunu bilmediğimiz aktarımlar konusunda acele hüküm vermememiz içindir. Kur’an’ın açıkça doğruladığını kabul ederiz; ona aykırı olduğunu bildiğimiz iddiayı da hakikat saymayız. Bu ikisinin dışında, elimizde sağlam bilgi yoksa kesin konuşmaktan sakınırız. Her ayrıntıyı bildiğimizi göstermeye çalışmak zorunda değiliz. “Bu konuda güvenilir bilgiye bakalım” demek, dinimize karşı daha dürüst bir tutumdur.
Bugün bu öğüdün karşılığını internette de görüyoruz. Duygulu bir anlatım, eski bir kitaba yapılmış belirsiz bir atıf veya çok paylaşılmış bir video her zaman doğru bilgi değildir. Peygamberlere nispet edilen hayalî konuşmalar, kitapların sayıları hakkında kesinmiş gibi anlatılan ayrıntılar ve kaynaksız menkıbeler kolayca yayılabilir. Biz paylaşmadan önce araştırmayı öğrenelim. Etkileyici olduğu için bir sözü doğru saymayalım; doğru olduğu için güvenilir bir kaynağa kulak verelim.
Çocuklarımızın sorularında da aynı sorumluluğu taşıyoruz. Bilmediğimiz ayrıntıyı doldurmak için bir hikâye uydurursak daha sonra doğruyu öğrendiklerinde bize güvenleri zedelenebilir. Onlara kitaplara imanın temelini sade ve doğru anlatmak yeterlidir. Her sorunun cevabını hemen vermek zorunda olmadığımızı da gösterelim. Birlikte araştırmak, bir hocaya danışmak ve yanlış bildiğimizi düzeltmek hem bilgi hem ahlâk dersidir. İnancı öğretirken doğruluğa sadakatimizi koruyalım.
Kur’an’ın çağrısı bütün insanlığa ulaşır
Ebû Hüreyre’nin naklettiği bir başka hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ! لاَ يَسْمَعُ بِى أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلاَ نَصْرَانِيٌّ، ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِى أُرْسِلْتُ بِهِ إِلاَّ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ.
“Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu ümmetten bir Yahudi veya Hıristiyan beni işitir, sonra gönderildiğim vahye iman etmeden ölürse ateş ehlinden olur.” (Müslim, Îmân, 240.)
Bu hadis, Peygamberimizin çağrısının yalnız bir kavme veya dar bir çevreye ait olmadığını bildirir. Kur’an, Allah’ın son elçisinin getirdiği mesaj olarak insanlığa yönelir. Müminin görevi bu mesajı doğru öğrenmek, samimiyetle yaşamak ve hikmetle anlatmaktır. İnsanların iç dünyaları, kendilerine hakikatin nasıl ulaştığı ve bütün şartları hakkında kesin bilgimiz yoktur. Belirli kişiler için kendi başımıza âhiret hükmü veremeyiz. Nihai hüküm, adaleti ve rahmeti sonsuz olan Rabbimize aittir.
Bizim sorumluluğumuz, ilâhî çağrıyı kendi hayatımızda ciddiye almaktır. Başkasının hangi durumda olduğunu sürekli tartışıp kendi ihmallerimizi unutmayalım. Kur’an’a iman ettiğimizi söylüyorsak onun adalet çağrısını işimizde, merhamet öğüdünü evimizde ve doğruluk ölçüsünü dilimizde yaşayalım. Dinimizi anlatırken hayatımız mesajımızın önüne bir engel koymasın. Bir insanın İslâm’ı tanımasına yardım eden en güçlü örneklerden biri, müminin güvenilir davranışıdır.
Kur’an’ın insanlığa hitabı, bizi farklı insanlara karşı ilgisiz bırakmaz. Bilgisini artırmak isteyen kişiye kaynak gösterebilir, sorusunu samimiyetle dinleyebilir ve bilmediğimiz yerde ehil birine yönlendirebiliriz. Konuşmanın amacı karşımızdakini küçük düşürmek olmasın. Hakikatin değeri, tartışmada üstün çıkma arzumuzdan daha büyüktür. Merhametli, açık ve dürüst bir dil kullanalım; dinimizin güzelliğini kendi öfkemizin gölgesinde bırakmayalım.
Kitabı öğrenen el, onu hayata da taşısın
Hz. Osman’ın naklettiği hadiste Peygamberimiz şöyle buyurur:
خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ.
“Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 15.)
Bu müjde, kitabımızla ilişkimizi canlı tutmaya çağırır. Öğrenmek için yaşın, mesleğin ve geçmişteki eksikliklerin arkasına saklanmayalım. Bir kardeşimiz harfleri yeni öğreniyor olabilir; ona sabırla yardım edelim. Başkası güzel okuyabilir fakat âyetlerin mesajını anlamaya daha çok ihtiyaç duyabilir. Hepimizin gelişeceği bir alan vardır. Kur’an’ı öğrenmek, yalnız bir aşamayı tamamlayıp kenara çekilmek değil, ömrümüz boyunca rehberliğiyle buluşmaktır.
Öğretirken de sevgi ve sabır gerekir. Çocuğun yanlış okumasını düzeltelim ama onu küçük düşürmeyelim. Bir büyüğün telaffuzunu geliştirmesine yardım ederken alay etmeyelim. Hedefimiz, insanı kitabına yaklaştırmaktır. Kur’an öğrenilen ortamda kişi sürekli mahcup oluyorsa yöntemimizi düşünmeliyiz. Doğruyu öğretirken gönlü korumak mümkündür. Allah’ın kitabına hürmet, onu öğrenmeye çalışan insana karşı nezaketimizi de artırmalıdır.
Okuma ile anlama arasındaki bağı güçlendirelim. Her gün okuyabildiğimiz kadar okuyalım; güvenilir bir meal ve tefsirle mesajını öğrenmeye çalışalım. Bir âyetin hükmünü tek cümleden acele çıkarıp din adına kesin konuşmayalım. Bağlamını ve açıklamasını öğrenelim. Bildiğimiz bir mesajı da hayatımızda uygulayalım. Haksızlıktan sakınmak, yakınlarımızla iyi geçinmek ve emanetimizi yerine getirmek, kitabın rehberliğinin gündelik hayatımıza taşınmasıdır.
Evimizde vahyin ölçüsü yaşasın
Bir evde Kur’an’ın güzel bir yerde durması kıymetlidir; fakat o evde yaşayan insanların birbirini incitmemesine de dikkat etmeliyiz. Kitabımıza hürmet ederken âyetlerin çağırdığı ahlâkı görmezden gelmeyelim. Çocuklarımıza Kur’an okumayı öğretip evde sürekli adaletsiz davranırsak onları zor bir çelişkinin içine bırakırız. Öğrettiğimiz söz ile yaşadığımız hayatın birbirine yaklaşması için gayret edelim. Kusursuz değiliz; ama hatamızı kabul ederek daha iyi bir örnek olmaya çalışabiliriz.
Ailece küçük bir öğrenme vakti ayırmak faydalıdır. Uzun bir program kuramayabiliriz; bir âyetin mesajını konuşmak, Peygamberimizin bir öğüdünü okumak ve o hafta hayatımızda neyi değiştireceğimizi düşünmek mümkündür. Bu buluşmayı bir sorguya çevirmeyelim. Herkesin soru sorabildiği, bilmediğini söyleyebildiği ve samimiyetle dinleyebildiği bir ortam oluşturalım. Vahyin ölçüsü evimize yalnız ses olarak değil, güven ve merhamet olarak da yerleşsin.
Çalışma hayatında da kitabın öğrettiği doğruluk geçerli olsun. Bir müşteriye yanlış bilgi vererek, bir işçinin hakkını geciktirerek veya ortak bir kazancı haksızca paylaşarak kitabımıza imanımızı hayatın dışında bırakamayız. Rabbimizin rehberliğini işyerimize de taşımamız gerekir. Kur’an’ı yalnız dinî sohbet saatinde hatırlanan bir değer gibi görmek yerine, verdiğimiz kararlarda onun ölçüsünü arayalım. İman ettiğimiz kitap, hayatımızda söz sahibi olsun.
Vahyin önünde kendi kanaatimizi sınamak
Kıymetli kardeşlerim, akıl Rabbimizin nimeti, vahiy de O’nun rehberliğidir. Bu iki nimeti birbirine düşman gibi düşünmeyelim. Aklımızla okuyup anlamaya çalışır, neyin doğru neyin yanlış olduğunu araştırır ve karşılaştığımız meselelerde sorumluluğumuzu kavrarız. Fakat kendi isteğimizi mutlaka doğru sayıp ilâhî rehberliği yalnız o isteği onayladığı zaman kabul edersek, aslında öğrenmeye açık bir kalple yaklaşmış olmayız. Kitaplara iman, vahyin gerektiğinde bizim alışkanlığımızı ve kanaatimizi düzeltmesine razı olabilmektir.
İnsan bir âyetin anlamını ilk karşılaşmada tam kavrayamayabilir. Burada hemen reddetmek de hemen gelişigüzel bir hüküm çıkarmak da doğru değildir. Sûrenin bağlamını, güvenilir meali ve açıklamayı okuyarak öğrenmek gerekir. Bir kelimeyi tek başına alıp bütün konunun hükmü gibi anlatmak, bazen hem kendimizi hem dinleyenleri yanıltır. Nasıl bir sözleşmeyi okumadan büyük bir karar vermek istemiyorsak dinimizin kaynağından hüküm çıkarırken de daha dikkatli davranmalıyız. Kur’an’a saygımız araştırma gayretimizde de görünsün.
Bu dikkat bizi kitaptan uzaklaştırmaz. “Yanlış anlarım” korkusuyla hiç okumamak yerine doğru öğrenmenin yolunu bulalım. Güvenilir bir mealin yanında ehil bir açıklamaya başvurmak, sorumuzu bilen birine sormak ve acele hükümden kaçınmak mümkündür. Dinimizin temel çağrıları hayatımızın içindedir: Allah’a kulluk, adalet, doğruluk, merhamet ve emanete riayet. Öğrendiğimiz bu açık sorumlulukları yerine getirmeyi erteleyerek yalnız çözemediğimiz ayrıntılara takılı kalmayalım. Öğrenmek ile yaşamak birlikte yürüsün.
Geçmiş elçilere inanmak bize ne kazandırır?
Kitaplara iman, Allah’ın rehberliğinin yalnız bizim yaşadığımız zamanla başlamadığını bildirir. Rabbimiz insanları elçileri vasıtasıyla iyiliğe çağırmış, onlara vahiy göndermiştir. Biz önceki kitapların Allah tarafından indirildiğine inanırken bugün elimizde bulunan her cümleyi, her çeviriyi veya her yorumunu araştırmadan aynı kesinlikle Allah’a nispet etmeyiz. Kur’an’ın öğrettiği tasdik ile bilmediğimiz ayrıntıda ihtiyat birlikte yürür. Peygamberimizin Ehl-i kitap rivayetleri hakkındaki uyarısı, merakımızın bizi kesin olmayan bilgiyi dinin temeli hâline getirmeye götürmemesi içindir.
Böyle bir iman diğer insanlarla konuşurken de bize edep verir. İnancımızı açıkça ifade etmek, başka bir insanın kutsal saydığı değerlere hakaret etmeyi gerektirmez. Farklı inançtan komşumuzun hakkını korur, verdiğimiz sözü tutar ve yanlışını tartışırken bile onurunu incitmekten sakınırız. Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz; fakat anlaşamadığımız insanla da adaletli yaşayabiliriz. Vahye bağlılığımızı gösterecek en güzel davranışlardan biri, çıkarımıza uymayan yerde bile hakkaniyeti korumaktır.
Çocuğumuz geçmiş peygamberleri sorduğunda onları birbirine rakip kişiler gibi anlatmayalım. Hz. Musa’yı, Hz. İsa’yı ve diğer elçileri Rabbimizin peygamberleri olarak tanıtırız. Son peygamber Hz. Muhammed’in getirdiği rehberliğe bağlılığımızı da açıkça öğretiriz. Bu anlatımın içinde saygı, doğru bilgi ve Allah’ın elçilerine güven birlikte bulunur. Gençlerin merakı karşısında küçümseyici bir tavır yerine güvenilir kaynakla konuşmak, onların öğrenme isteğini güçlendirir. Bilmediğimiz bir soruda dürüstçe “Bunu birlikte araştıralım” demek de güzel bir örnektir.
Kitap evimizde yer bulurken ölçüsü de yer bulsun
Kur’an’ı evimizde yüksek bir yere koymak ona duyduğumuz saygının bir işareti olabilir; fakat o saygının davranışlarımızda da karşılık bulmasını istemeliyiz. Kitap bize adalet hatırlatırken evde bir kişinin sözü sürekli susturuluyorsa, merhamet öğretilirken yaşlımızın ihtiyacı küçümseniyorsa, doğruluk çağrısı yapılırken küçük yalanlar normalleşiyorsa üzerinde düşünmemiz gereken bir uzaklık vardır. Kur’an’ı hayatın içine taşımak, önce kendimizi o ölçünün karşısına koymaktır. Başkasını düzeltmek için okumadan önce kendi payımızı duyalım.
Birlikte okuyacağımız kısa bir bölümün ardından ailece uygulanabilir bir davranış belirleyebiliriz. İsrafı konuştuğumuz gün sofradaki alışkanlığımıza bakalım; emaneti konuştuğumuz gün ödünç aldığımız eşyayı iade edelim; güzel sözü konuştuğumuz gün kırdığımız bir gönlü onarmaya çalışalım. Bunlar kitabın bütün mesajını bir davranışa indirgemek değildir. Öğrenilen hakikatin yaşantıda unutulmaması için küçük ama bilinçli başlangıçlardır. Çocuklarımız dinimizin öğüdü ile bizim davranışımızın birbirine yaklaştığını gördükçe sözlerimiz daha güvenilir hâle gelir.
Kur’an öğrenen insanın öğretirken taşıdığı sorumluluğu da unutmayalım. Güzel telaffuzla beraber sabır, doğru kaynak ve merhamet gerekir. Bir harfi yanlış söyleyen kişiyi herkesin önünde utandırırsak öğrenme kapısını daraltabiliriz. Yetişkin yaşta okumaya başlayan bir kardeşimizin gayretini takdir edelim; bildiğimizi onun üstünde üstünlük gibi taşımayalım. Allah’ın kitabını öğreten dil, Allah’ın kulunu incitmekten sakınsın. Rabbimizin rehberliğini öğrenmeye çalışan her gönül, yanında güvenilir ve anlayışlı bir el bulabilsin.
Kitabımızın mesajını dinlerken kendi kanaatimizin her zaman doğru olmayabileceğini kabul edelim. Başkasına hızlıca nasihat veren insan, kendisine aynı ölçü hatırlatıldığında rahatsız olabilir. Burada bir an durup dinlemek gerekir. Öğrenmek yalnız daha önce bilmediğimiz bilgiyi duymak değildir; bildiğimiz hakikati kendimiz için yeniden kabul etmektir. Ailece okuduğumuz bir öğüt bizim davranışımızı gösteriyorsa konuyu hemen başka birine çevirmeyelim. Çocuğumuz “Bunu biz de yapıyoruz” dediğinde kızmak yerine haklı payını düşünelim. Vahyin ölçüsü yalnız küçüklerin, çalışanların yahut uzaktaki insanların üzerinde değildir. Büyüğü, yöneticiyi ve öğreteni de sorumluluğa çağırır. Kitaplara imanımız bize bu eşit sorumluluğun ciddiyetini duyursun. Öğüt dinlerken kendimizi her zaman söyleyen tarafta görmeyelim; dinlemeye muhtaç olan taraf olduğumuzu da hatırlayalım. İlim arttıkça tevazumuzun ve davranışımızdaki dikkatin artmasını Rabbimizden isteyelim.
Kitaplara imanımız, öğrenmenin her yaşta mümkün olduğunu da hatırlatsın. Gençken fırsat bulamadığımız bir dersi bugün başlayabilir, yıllardır doğru sandığımız bir bilgiyi bugün kontrol edebiliriz. Geç kalmış olma düşüncesi öğrenme gayretimizi durdurmasın. Küçük bir başlangıcı devamlı kılmak mümkündür. Rabbimizin kitabına yönelen insanın yanında sabırlı bir öğretici, güvenilir bir kaynak ve teşvik eden bir yakınlık bulunsun. Biz de böyle bir yakınlık sunabilen kardeşlerden olalım.
Bugün bir âyetin mesajına yer açalım
Kıymetli kardeşlerim, kitaplara imanımız bize büyük bir rehberlik nimeti verildiğini hatırlatıyor. Bu nimetin şükrü, ilâhî kitabı merak etmek, öğrenmek ve onunla yaşamaya çalışmaktır. Bugün okuyacağımız bir âyetin mesajını anlayalım; bildiğimiz bir öğüdü davranışımıza taşıyalım. Bir yanlış bilgiyi düzeltelim, bilmediğimiz bir konuda kesin konuşmayı bırakalım ve çocuklarımızın sorusuna doğru kaynakla yaklaşalım. Bunlar imanımızın hayattaki karşılıklarıdır.
Öğrenmekte geciktiğimizi düşünsek bile bugün başlamaktan vazgeçmeyelim. Bir insanın hayatında Kur’an’la kurduğu bağın güçlenmesi, bütün gününün yönünü değiştirebilir. Rabbimizin sözünü duyduğumuzda kalbimizi savunmaya kapatmadan dinleyelim. Âyet bize bir yanlışımızı hatırlatıyorsa onu düzeltmek için cesaret isteyelim. Bizi yaratan Allah’ın rehberliği, bizi en iyi tanıyan Rabbin rahmetidir. Bu rahmetle buluşmaya zaman ayırmak, hayatımızın en kıymetli gayretlerinden biridir.
Kaynaklar
Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 539–550, “Kitaplara İman: Aklın Vahiyle Buluşması”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.
Diyanet özgün hadis metni: I, 540.
Diyanet özgün hadis metni: I, 552.
Kitabına bağlılık için dua
Allah’ım! Elçilerinle ve kitaplarınla bize doğru yolu gösterdiğin için sana hamd ediyoruz. Bizi vahyine iman eden, onu anlayıp hayatına taşımaya çalışan kullarından eyle. Aklımızı doğru bilgiyle, kalbimizi samimiyetle ve davranışımızı güzel ahlâkla besle. Bilmediğimiz konularda kesin konuşmaktan, din adına yanlış söz yaymaktan bizi koru.
Rabbimiz! Kur’an’ı evlerimizde rehber, dilimizde doğru söz ve ilişkilerimizde adalet kıl. Çocuklarımıza kitabını sevgiyle öğretmeyi, gençlerimizin sorularını sabırla dinlemeyi ve öğrenme gayretlerini desteklemeyi nasip et. Kitabını okumakta zorlanan kardeşlerimizin yolunu kolaylaştır; öğrenmek isteyen herkesin önüne hayırlı imkânlar çıkar.
Allah’ım! Bizi elçilerini hürmetle anan, insanlara haksızlık etmeyen ve hakikati hikmetle anlatan müminlerden eyle. Geçmiş ihmallerimizi bağışla. Kur’an’ı yalnız sesimizle okuyan değil, ahlâkımızda yaşayan kullarından olmayı nasip et. Son nefesimize kadar vahyinin aydınlığından ayırma; bizi rahmetine ve rızana kabul eyle. Âmin.
