Hadislerle İslâm.. "Kader: Her Şey Bir Ölçü ile Yaratılmıştır" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Kader: Her Şey Bir Ölçü ile Yaratılmıştır
Hamd, her şeyi bir ölçü ile yaratan, ilmi bütün hayatımızı kuşatan ve kullarına sorumlulukla yaşayacak imkânlar veren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bize çalışmayı, tedbir almayı ve sonucunu Rabbimize bırakmayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve onun rehberliğiyle gayret eden bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim, hayatımızda istediğimiz gibi yönetemediğimiz birçok şey vardır. Doğacağımız aileyi, ömrümüzün süresini ve önümüze çıkan bütün şartları biz seçmeyiz. Bununla birlikte seçebildiğimiz davranışlar, kullanabildiğimiz imkânlar ve yerine getirmemiz gereken sorumluluklar vardır. Kaderi doğru anlamak, bu ikisini yerli yerinde tutmayı gerektirir. Her şeyi kontrol edemiyoruz diye gayreti bırakmayız; gayret ediyoruz diye de her sonucun yalnız bizim elimizde olduğunu düşünmeyiz.
Bazen bir insan tedbirini almadığı bir işte zarar görünce hemen kaderden söz eder. Bazen de elinden geleni yaptıktan sonra istediği sonuca ulaşamadığı için kendisini bütünüyle suçlar. İki durumda da ölçüye ihtiyacımız vardır. Kader inancı bize Allah’ın ilmini, kudretini ve hikmetini hatırlatırken kendi sorumluluğumuzu da korur. Yanlışımıza mazeret üretmek için değil, doğru gayretin ardından Rabbimize güvenmek için bu hakikati öğrenelim.
Her şeyi kuşatan ilim
Peygamberimiz Cibrîl hadisinde imanı şöyle açıklamıştır:
أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ.
“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve hayrı ile şerriyle kadere inanmandır.” (Müslim, Îmân, 1.)
Kadere iman, hiçbir şeyin Allah’ın bilgisinin ve kudretinin dışında olmadığını kabul etmektir. Rabbimiz geçmişimizi ve geleceğimizi bilir. Fakat Allah’ın bir davranışımızı bilmesi, bize o yanlışı yapmamızı emretmesi anlamına gelmez. Dinimiz bize emir ve yasaklarla sorumluluk bildirir. Doğruyu seçebildiğimiz yerde seçer, yanlış yaptığımızda tövbeye döneriz. İlâhî ilmi bahane ederek kulun sorumluluğunu yok saymak, vahyin bize öğrettiği ölçüyü eksiltir.
Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:
كُلُّ شَيْءٍ بِقَدَرٍ...
“Her şey bir kadere göredir.” (Müslim, Kader, 18; Muvatta’, Kader, 1.)
Bu söz, varlığın başıboş olmadığını hatırlatır. Hayatımızın içinde anlayabildiğimiz sebepler ve anlayamadığımız hikmetler bulunabilir. Hepsini bütünüyle çözmek zorunda değiliz. Bilmediğimiz yerde Rabbimizin ilmine güveniriz. Fakat bu güven, öğrenebileceğimiz bilgiyi aramaktan ve önleyebileceğimiz zararı önlemekten bizi alıkoymaz. Bir işin sebeplerini araştırmak da Allah’ın yarattığı düzen içinde davranmaktır. Rabbimize imanımız, bize verdiği imkânları kullanmamızın önünde engel değildir.
Ölçüyü tanıyan insan sorumluluğunu da tanır
Rabbimiz şöyle buyurur:
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 54/49.)
Bu âyet üzerinde düşünürken çevremizdeki düzeni, bedenimizin ihtiyaçlarını ve hayatın sebeplerini de hatırlarız. Su içmeden, beslenmeden ve dinlenmeden bedenimizin ihtiyacını karşılayamayız. Bir işi öğrenmeden doğru yapmamız zorlaşır. Allah’ın yarattığı ölçüyü tanımak, o ölçünün gerektirdiği sorumluluğu yerine getirmeyi ister. Tedbirin değerini küçümseyip sonra her sonucu kaderle açıklamak eksik bir anlayıştır.
Bir araç kullanırken güvenliğe dikkat ederiz. Bir işyerinde çalışanların sağlığını koruyacak kuralları uygularız. Hastalandığımızda tedavi imkânlarına başvururuz. Depreme, yangına ve başka tehlikelere karşı ehil bilgiyle hazırlık yaparız. Bunların hiçbiri Allah’a güvenmemize aykırı değildir. Tam tersine bize verilen aklı ve imkânı kullanmaktır. Önlenebilir bir zarara karşı ilgisiz kalmak, imanlı olmanın gereği sayılamaz.
Çocuklarımızın geleceğini de yalnız temenniyle bırakmayalım. Eğitimlerini, ruhsal ihtiyaçlarını ve arkadaş çevrelerini dikkatle takip edelim. Onları kontrol etmek adına bütün hayatlarını daraltmadan yanında duralım. Dua ederken emek de verelim. Güvenilir bilgi, sabırlı ilgi ve güzel bir örnek çocuk için çok kıymetlidir. Kaderin Allah’ın ilminde oluşu, anne babanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Hz. Ömer’in tedbirinden ders almak
Hadislerle İslâm’da Hz. Ömer’in salgın hastalığın bulunduğu bölgeye girmeme kararına yer verilir. Kendisine Allah’ın kaderinden kaçıp kaçmadığı sorulduğunda, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine yöneldiklerini belirtmiştir. Bu olay, tedbirin kader inancının dışında olmadığını açıkça gösterir. (Müslim, Selâm, 98; Muvatta’, Câmi, 7.)
Kardeşlerim, Hz. Ömer’in tavrında sorumluluk sahibi bir yönetimin örneğini görürüz. İnsanların hayatı söz konusu olduğunda tedbir almak gerekir. Dua ve tevekkülün adını kullanarak koruyucu önlemleri değersizleştirmeyelim. Hastalığa karşı uygun tedavi ve korunmayı öğrenmek, başkasına zarar vermemek için dikkat göstermek ve uzmanların güvenilir bilgisine başvurmak kulluğumuzla birlikte yaşanır. Dinimizi, ihmali yücelten bir anlatıma dönüştürmeyelim.
Bir işveren de çalışanının güvenliğini yalnız kişinin dikkatine bırakmamalıdır. Gerekli tedbiri almak onun sorumluluğudur. Aile büyüğü, çocuğun güvenliğini sağlarken kendi ihmallerini kaderle açıklamamalıdır. Yönetici, yerine getirmediği görevden sonra dinî bir sözün arkasına saklanmamalıdır. Allah’ın huzurundaki hesap, bize verilen yetkiyi nasıl kullandığımızı da kapsar. Kader inancı, sorumluluk sahibini daha dikkatli ve daha adil davranmaya çağırmalıdır.
Elinden geleni yaptıktan sonra kalbini tüketme
Bununla birlikte her kötü sonucu kendi kusurumuzla açıklamak da doğru değildir. Bir insan gereken tedaviyi gördüğü hâlde hastalığı devam edebilir. Bir öğrenci emek verdiği hâlde istediği sonucu alamayabilir. Bir aile bütün imkânını kullansa da zor bir süreç yaşayabilir. Dürüstçe gayret ettikten sonra bütün hayatı tek başımıza yönetemediğimizi kabul edelim. Rabbimizin hikmetini tam bilmediğimiz anlarda ümitsizliğe kapılmadan yeni doğru adımı arayalım.
Bir kardeşimiz sıkıntı yaşadığında ona kolayca “İmanın eksik olduğu için başına geldi” demeyelim. Böyle bir hüküm için bilgimiz yoktur. Hayatın bütün sebeplerini, kişinin bütün şartlarını ve Allah’ın hikmetini bilmiyoruz. Bizim görevimiz destek olmak, ihtiyacını anlamak ve mümkün olan yardımı sunmaktır. İman, acı yaşayan kişiye karşı merhameti azaltmamalıdır. Bir hastanın yanında durmak ve bir işsiz kardeşimizin imkân aramasına yardımcı olmak, kuru yargılardan daha değerlidir.
İnsan kendi geçmişine de ölçüyle bakmalıdır. Bir hatamız varsa ondan ders çıkarıp telafiye yöneliriz. Fakat değiştiremeyeceğimiz her ayrıntıyı tekrar tekrar düşünerek bugünkü hayatımızı tüketmeyelim. Gerekirse güvendiğimiz insanlardan ve uygun uzmanlardan destek alalım. Rabbimize dua ederken bugün yapabileceğimiz işi seçelim. Geçmişi değiştiremiyoruz; fakat bugünkü dürüst gayretimizle yarına hazırlanabiliriz.
Allah’a yönelen genç kalp
İbn Abbâs, Peygamberimizin kendisine öğrettiği şu sözleri nakletmiştir:
يَا غُلَامُ إِنِّي مُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ: احْفَظْ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ، وَإِذَا سَأَلْتَ فَلْتَسْأَلْ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الْأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ لَمْ يَنْفَعُوكَ، إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ، وَلَوْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ لَمْ يَضُرُّوكَ، إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ، رُفِعَتِ الْأَقْلَامُ، وَجَفَّتْ الصُّحُفُ.
“Yavrucuğum, sana bazı sözler öğreteceğim: Allah’ın emirlerini gözet ki O da seni korusun. Allah’ın emirlerini gözet ki O’nu önünde bulasın. İstediğinde Allah’tan iste; yardım dilediğinde Allah’tan yardım dile. Bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansalar ancak Allah’ın senin için yazdığı bir şeyle fayda verebilirler. Sana zarar vermek için toplansalar ancak Allah’ın senin için yazdığı bir şeyle zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış ve sayfalar kurumuştur.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59; İbn Hanbel, Müsned, I, 293.)
Efendimiz bir gence önce Allah’ın emirlerini gözetmeyi öğretiyor. Yani güvenin yanında sorumluluk var. Ardından isteğimizi ve yardım arayışımızı Rabbimize yöneltmemizi söylüyor. İnsanların etkisini mutlak bir güç gibi görüp korkularımızı büyütmeyelim. Bir insanın sözü, bir çevrenin baskısı ve bir çıkarın cazibesi Allah’ın ölçüsünün önüne geçmesin. Rabbimize bağlılık, kalbimize doğruyu seçmek için güç versin.
Allah’tan yardım istemek, meşru insanî yardımı reddetmek değildir. Tedavi için hekime, bir iş için ehil uzmana ve bir ihtiyaç için destek olabilecek kişiye başvurabiliriz. Bunlar Allah’ın bize açtığı sebeplerin içindedir. Kalbimizde nihai dayanağın Rabbimiz olduğunu biliriz. Bir insanın yardımını Allah’tan bağımsız mutlak kudret gibi görmeyiz. Yardım edene teşekkür eder, nimeti nasip eden Rabbimize şükrederiz.
Gençlerimize bu güveni öğretelim. Başarı baskısı altında kendisini değersiz hisseden, geleceğinden korkan veya çevresinin beklentileriyle yorulan bir gencin yanında duralım. Çalışmasını destekleyelim ama değerini yalnız sonuçlarına bağlamayalım. Allah’ın verdiği hayatın ve sorumluluğun kıymetini hatırlatalım. Bir yanlış tercihi düzeltmesine imkân verelim. İman, genç insanın omzuna yalnız kaygı koymak için değil, doğru gayretle birlikte umut vermek için anlatılmalıdır.
Çalışmanın kıymetini korumak
Rabbimiz şöyle buyurur:
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
“İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 53/39.)
Bu âyet bize gayretin sorumluluğunu hatırlatır. Kaderi bilmediğimiz bir geleceğin bahanesi gibi kullanıp bugünkü işi bırakmayalım. Öğreneceğimiz bir beceri varsa öğrenelim, düzelteceğimiz bir alışkanlık varsa çalışalım ve arayacağımız bir imkân varsa araştırmaya başlayalım. Dua ederken ellerimizi açarız; duadan sonra da bize verilmiş ellerle doğru işi yaparız. Tevekkül, gayretin yerine geçen bir bekleyiş değildir.
Peygamberimiz, insanların cennet ve cehennemdeki yerlerinin Allah’ın ilminde bilindiğini anlattığında sahâbe ameli bırakıp bırakmayacaklarını sormuş; Efendimiz çalışmaya devam etmelerini bildirmiştir. (Buhârî, Cenâiz, 82; Müslim, Kader, 6.) Bu öğüdün hayatımızdaki karşılığı açıktır: Sonumuzu kendimiz bilmiyoruz, sorumluluğumuzu ise öğrenebiliyoruz. Bize düşen bilinmeyen kaderi tahmin etmek değil, bilinen doğruyu yaşamaktır.
Bir iyiliği yaparken kendimizi kesin kurtuluş sahibi saymayalım. Bir hata işlediğimizde de sonumuzun artık değişmeyeceğini düşünüp vazgeçmeyelim. İyiliğe devam edelim, yanlışımızdan tövbeyle dönelim ve Allah’tan güzel bir son isteyelim. Kaderin hak oluşu, kulluğun canlı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Biz sonucu bütünüyle yönetemeyiz; fakat doğruya yönelmek için bugünkü gayretimizi ortaya koyabiliriz.
Hz. Ömer’in kararındaki sorumluluk bize de ulaşsın
Aziz kardeşlerim, salgın hastalık karşısında alınan tedbirden söz ettik. Burada yalnız geçmişteki bir kararın doğruluğunu övmekle yetinmeyelim. Biz kendi yetkimiz altında bulunan insanların güvenliği için aynı ciddiyeti gösteriyor muyuz? Bir işin maliyetini azaltmak için gerekli güvenlik önlemini ertelediğimizde tehlikeyi başka birinin omzuna koymuş oluruz. “Bir şey olmaz” sözü, yapılması gereken incelemenin ve önlemin yerini tutmaz. Henüz zarar doğmamış olması ihmalimizi doğru yapmaz. Tedbir, bazen gerçekleşmeyen felâket sayesinde fark edilmeyen ama çok değerli bir sorumluluktur.
Evimizde de benzer bir görev taşırız. Küçük çocuğun ulaşabileceği tehlikeli bir eşya, güvenliği kontrol edilmemiş bir araç yahut ihmal edilen bir tesisat üzerinde durmak gerekir. Bütün tehlikeleri sıfırlayamayız; fakat elimizdeki makul tedbiri almamız mümkündür. Allah’a dua ederken kendi dikkatsizliğimizi büyütmeyelim. Kaderin hakikatini, başkasının canı üzerinde rahat davranmak için kullanamayız. Bize emanet edilen hayatın değerini kabul etmek, bilgimiz yetmediğinde bilen birine danışmayı da gerektirir.
Tedbirin yanında merhametli bir iletişim de önemlidir. Bir zarar yaşandıktan sonra her şeyi bilmeden hemen birini suçlamak doğru olmaz. Sebepler araştırılır, sorumluluklar adaletle belirlenir ve mağdurun ihtiyacı gözetilir. Kaderi bahane ederek incelemeyi kapatmadığımız gibi, araştırma yapılmadan öfkeyle hüküm de vermeyiz. İmanımız bize hem insan hayatını korumayı hem doğru bilgiye dayanmayı öğretmelidir. Acının içinde dürüstlük ve merhamet birlikte bulunsun; ihmal ortaya çıktığında da telafi ve önleme gayreti sürsün.
Sonucu beklerken kendimize verdiğimiz hüküm
İbn Abbâs’a öğretilen sözlerde insanların mutlak bir kudret sahibi olmadığını dinledik. Bu hakikat özellikle başkasının kanaatine çok fazla bağlandığımız yerde kalbimizi rahatlatır. Bir kişinin bizi beğenmemesi, bütün geleceğimizin kapandığı anlamına gelmez. Bir iş başvurusunun olumsuz sonuçlanması, insan olarak değerimizi ortadan kaldırmaz. Elbette şartlar zor olabilir; fakat Allah’ın bize verdiği hayatı yalnız tek bir kişinin kararıyla ölçmeyelim. Yeni bir imkân aramak, eksik bir beceriyi öğrenmek ve destek istemek için umut taşıyalım.
Bir anne baba da çocuğunun başarısına bakarken bu ölçüyü korusun. Sınav sonucu bekleyen gence yalnız derece üzerinden değer biçmeyelim. Çalışmasını, dürüstlüğünü ve içinde bulunduğu şartları görelim. Gerekiyorsa çalışma yöntemini değiştirmesine yardımcı olalım; fakat tek bir sonucun bütün hayatı hakkında kesin bir hüküm verdiğini söylemeyelim. Kader inancı, genci tembelliğe çağırmadığı gibi onu her başarısızlıkta değersiz hissettiren bir dil de kurmamalıdır. Gayret, sabır ve yeniden başlama cesareti birlikte öğretilsin.
İnsan aynı şeyi kendi hayatında da yaşar. Bir işinde zarar gördüğü zaman “Benim için artık hiçbir iyilik yok” diyebilir. Oysa bugün bilmediği imkânlar yarın önüne çıkabilir; bildiği bir yanlışı bugün düzeltmesi de başlı başına kıymetlidir. Geleceği tahmin ederek ümitsizliğe kesinlik vermeyelim. Rabbimize dua ederken yapılabilir küçük bir adım belirleyelim. Bütün düğümü tek hamlede çözmemiz gerekmeyebilir. Doğru bir başlangıç, dürüst bir görüşme ve gerçekçi bir plan kalbimizi yeniden gayrete açabilir.
Geçmişe bakarken tövbeyi unutmayalım
Geçmişteki bir hatayı düşündüğümüzde kaderi mazeret yapmamak gerekir; fakat o hatayı hayatımızın değişmez kimliği saymak da doğru değildir. Allah’ın emrine aykırı bir davranışta bulunmuşsak sorumluluğumuzu kabul eder, tövbeye yönelir ve hak varsa telafiye çalışırız. “Ben zaten böyleyim” diye kötülüğe teslim olmayız. Allah’ın bizim geçmişimizi bilmesi, bugünkü doğru tercihimizi anlamsız yapmaz. Dinimizin bize tövbe öğretmesi, dönüşün kapısını gösterir. O kapıya samimiyetle yönelmek için kendimize fırsat verelim.
Başkasının geçmiş hatasını da sürekli yüzüne vurarak onun dönüş yolunu daraltmayalım. Elbette güvenin yeniden kurulması için dürüst davranış ve zaman gerekir; bir sözle bütün sorumluluklar bitmez. Ancak insanın gerçekten düzeltmeye yöneldiği yerde her adımını eski kusuruyla değersizleştirmek merhamet değildir. Hem hakkı koruyan hem iyiliğe dönüşü destekleyen bir tutum mümkündür. Kader hakkında bilmediğimiz geleceği yargılamak yerine, bugün önümüzde duran telafi gayretine adaletle bakalım.
Dua, çalışmanın içindeki bağlılığımızdır
Bazen dua ile gayreti birbirinden ayırıp sanki birini tercih etmemiz gerekiyormuş gibi düşünürüz. Oysa bir insan çalışırken de Rabbinden yardım isteyebilir. İlim öğrenirken anlayış, iş ararken helâl bir kapı ve tedavi olurken şifa için dua eder. Bu dua onu sorumluluktan uzaklaştırmaz; sorumluluğunun içinde yalnız kendine dayanmadığını hatırlatır. Yapabildiğimizin sınırını bilir, yapamadığımızı da Rabbimizin hikmetine bırakırız. Dua, çalışmamıza niyet ve kalbimize istikamet kazandırır.
İyi bir sonuç elde ettiğimizde de aynı bağlılığı koruyalım. Gayretimizi yok saymadan nimetin yalnız bizim kontrolümüzün eseri olmadığını hatırlayalım. Bize öğreten insanı, açılan imkânı ve destek veren eli küçümsemeyelim. Şükür, başarımızı inkâr etmek değil, başarının içinde bize ulaşan nimetleri doğru tanımaktır. Böylece kader inancı hem başarısızlıkta ümitsizliği hem başarıda kibri törpüler. Elimizden geleni yapıp Rabbimize yönelmek, hayatın değişen şartlarında kalbimize dengeli bir yürüyüş verir.
Başkasının acısında bilmediğimiz hikmeti uydurmayalım
Bir insan ağır bir sıkıntı yaşadığında çevresindekiler bazen bunun niçin olduğunu açıklamaya çalışır. “Şunu yaptığın için oldu” veya “Allah kesinlikle sana bunu öğretmek istedi” diyerek bilmedikleri hikmeti kesinleştirebilirler. Allah’ın her şeyi bildiğine inanırız; fakat belirli bir olayın ilâhî hikmetini bildiğimizi iddia etmeyiz. Bizim için bilinen sorumluluk hastanın hâlini anlamak, mağdura destek olmak ve gereken tedbiri araştırmaktır. Kader inancı, başkasının acısına kaynaksız bir hüküm eklemeye yetki vermez.
Özellikle bir anne babanın yahut kayıp yaşayan kişinin omzuna kolay bir suçlama koymayalım. Gerçek ihmal varsa bilgiyle araştırılır; fakat bütün şartlar bilinmeden öfkeyle konuşmak ayrı bir haksızlık doğurabilir. Sözümüzün karşıdaki insanı nasıl etkilediğini düşünelim. Teselli verirken kendisini sürekli geçmişiyle cezalandırmasına yol açacak cümlelerden sakınalım. Gereken desteğe ulaşmasına yardımcı olalım. Allah’ın rahmetini anlatan dilimizin yanında insana saygı duyan bir tavrımız da bulunsun.
Kendi hayatımızda da anlamını hemen kavrayamadığımız olaylar olabilir. Bütün soruları bir günde cevaplamak zorunda değiliz. Bildiğimiz doğruya tutunabilir, namazımıza ve duamıza devam edebilir, güvendiğimiz insanlardan destek isteyebiliriz. Anlamadığımız yerde araştırmak ve soru sormak mümkündür. Fakat gaybı tahmin ederek kendimize ağır hükümler vermeyelim. Rabbimizin ilmine güvenmek, bilmediğimizi kabul etmeyi de öğretir. Bu kabul kalbimizde ümitsizlik değil, dürüst bir tevekkül ve yeniden gayret etme imkânı doğursun.
Bir işi yeniden planlamak önceki duamızın boşa gittiği anlamına gelmez. Şartları öğrendikçe daha uygun bir yol seçebiliriz. Yanlış yöntemimizi değiştirmek, başarısız bir denemeden ders çıkarmak ve ehil görüşe başvurmak gayretin içindedir. Kaderi, öğrenmeyi durduran bir düşünceye çevirmeyelim. Rabbimizin verdiği akıl ve imkânla doğruyu araştırırken O’na güvenimiz de devam etsin. Kalbimiz sonucu bütünüyle sahiplenmeden işini dürüstçe yerine getirsin.
Gayretimizi dua ile tamamlayalım
Muhterem kardeşlerim, bugün ihmal ettiğimiz bir tedbiri yerine getirelim. Yapabileceğimiz bir işi gereksiz yere ertelemeden başlayalım. Bir hatamızı kaderin arkasına saklamak yerine düzeltelim. Elimizden geleni yaptığımız hâlde değişmeyen bir sıkıntıda da kendimizi bütünüyle suçlamadan Rabbimize sığınalım. Destek istemek, yeniden plan yapmak ve sabırla devam etmek mümkündür.
Kader inancımız kalbimize güven, davranışımıza sorumluluk ve başkasına yaklaşımımıza merhamet kazandırsın. Bilmediğimiz hikmeti tahmin ederek insanları suçlamayalım. Bize verilen aklı, zamanı ve imkânı doğru kullanalım. Çalışmanın sonunda sonucu Rabbimize bırakırken, dua kapısından da ayrılmayalım. Allah’ın ilmi ve kudreti içinde yaşadığımızı bilmek, bizi hayata karşı daha dürüst ve daha umutlu kılmalıdır.
Kaynaklar
Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 597–608, “Kader: Her Şey Bir Ölçü ile Yaratılmıştır”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.
Diyanet özgün hadis metni: I, 597.
Diyanet özgün hadis metni: I, 598.
Ölçü ve tevekkül için dua
Allah’ım! Bize kaderi doğru anlayan bir iman nasip et. Sorumluluğumuzu ihmal edip yanlışımızı mazeretlerle örtmekten bizi koru. Aklımızı, vaktimizi ve imkânlarımızı doğru kullanmayı; tedbirimizi alıp sonucunu sana bırakmayı öğret.
Rabbimiz! Elinden geleni yaptığı hâlde sıkıntı yaşayan kardeşlerimize güç ver. Hastalarımıza şifa, gençlerimize doğru çalışma imkânı ve geçim derdi çekenlere helâl kapılar aç. Acı yaşayanları kolay yargılamaktan bizi sakındır; onlara gerçek destek sunacak merhameti nasip et. Geçmiş hatalarımızdan ders almayı ve bugün yeniden iyiliğe yönelmeyi bize kolaylaştır.
Allah’ım! Çocuklarımızı korkuların altında ezmeden sorumlulukla ve imanla yetiştirmemize yardım et. Her türlü işimizde adalet, güvenlik ve dürüstlük hassasiyeti ver. Bizi tembellikten, ümitsizlikten ve kendimizi her şeyin sahibi sanmaktan koru. Son nefesimizi imanla tamamlat; gayretimizi kabul eyle ve bizi güzel bir sonla rahmetine ulaştır. Âmin.
