Hadislerle islam.. İstiâze: Alemlerin Rabbine Sığınmak konulu Hadislerle İslam Vaazı sitemize yüklenmiştir..
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Hamd, bizi yoktan var eden, bize hayat veren, bizi nimetleriyle kuşatan ve her türlü kötülükten kendisine sığınmayı öğreten Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Salât ve selâm, hayatı boyunca Rabbine sığınmayı bize öğreten, sıkıntıda da bollukta da Allah’a yönelen, korkuda da güven içinde de O’nun kapısını çalan, ümmetine istiâzeyi öğreten Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashâbına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.
Aziz Müminler!
Bugün hep birlikte çok önemli bir hakikatin üzerinde duracağız:
İnsan sığınmaya muhtaçtır.
Çünkü insan güçlü olduğu kadar zayıftır.
Bildikleri kadar bilmedikleri vardır.
Tedbir alabildiği kadar çaresiz kaldığı zamanlar vardır.
Güvendiği insanlar olduğu kadar, hiçbir insanın kendisine yardım edemeyeceği anlar da vardır.
Bazen insanın önünde bütün kapılar açık olur. Bazen de bir anda bütün kapılar kapanır.
Bazen sağlık yerindedir. Bazen bir hastalık insanın bütün planlarını değiştirir.
Bazen evimiz huzurludur. Bazen ailemizde bir sıkıntı çıkar ve ne yapacağımızı bilemez hâle geliriz.
Bazen maddî imkânlarımız geniştir. Bazen borçlar, geçim sıkıntıları ve hayatın yükleri omuzlarımızı ağırlaştırır.
Bazen kalbimiz huzur içindedir. Bazen de kimseye anlatamadığımız korkular, endişeler ve vesveseler içimizi kuşatır.
İşte insanın böyle zamanlarda ihtiyaç duyduğu şey, sadece maddî bir güç değildir.
İnsanın bir sığınağa ihtiyacı vardır.
İnsanın kendisinden daha güçlü olana dayanması gerekir.
İnsanın kendisinden daha merhametli olana yönelmesi gerekir.
İnsanın kendisini yaratan Rabbine iltica etmesi gerekir.
İşte bunun adı istiâzedir.
İstiâze; Allah’a sığınmaktır.
İstiâze; kötülüklerden korunmak için Allah’ın himayesine girmektir.
İstiâze; “Rabbim! Benim gücüm yetmez, Senin gücün yeter.” diyebilmektir.
İstiâze; “Ben göremiyorum, Sen görüyorsun. Ben bilemiyorum, Sen biliyorsun. Ben âcizim, Sen Kadîr’sin.” diyebilmektir.
Ve istiâze, yalnızca dilimizle “Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm” demek değildir.
İstiâze, Allah’ın korumasına gerçekten muhtaç olduğumuzu bilmektir.
---
İLK SIĞINAN İNSAN: HZ. ÂDEM VE HZ. HAVVA
Kardeşlerim!
İnsanlık tarihine baktığımızda sığınmanın ilk örneklerinden birisini Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın hayatında görürüz.
Yüce Rabbimiz, Hz. Âdem ile Havva’ya cennette geniş bir imkân vermişti.
Onlara nimetler sunmuştu.
Fakat bir sınır koymuştu.
Şeytan ise onları bu sınırı aşmaya çağırmıştı.
Onları aldattı.
Onlara yanlış olanı doğru gibi gösterdi.
Onları Allah’ın emrinden uzaklaştırdı.
Sonunda hata yaptılar.
Fakat burada çok önemli bir şey oldu.
Hz. Âdem ile Hz. Havva, hatalarının ardından Allah’tan kaçmadılar.
Tam tersine Allah’a sığındılar.
Rabbimiz onların duasını şöyle bildiriyor:
«قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ»
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz.”
Dikkat edelim kardeşlerim!
Hz. Âdem’in ilk yaptığı şey, hatasını başkasına yüklemek olmadı.
“Beni şeytan kandırdı.” diyerek sorumluluktan kaçmadı.
Kendi nefsini sorguladı.
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.” dedi.
İşte gerçek kulluk budur.
İnsan hata yapabilir.
Ama müminin farkı, hatasında ısrar etmemesidir.
Günah işleyebilir.
Fakat günahını savunmaz.
Yanlış yapabilir.
Fakat yanlışıyla gurur duymaz.
Düşebilir.
Ama düştüğü yerde kalmaz.
Rabbine döner.
Rabbine sığınır.
Rabbinden af diler.
Çünkü bilir ki insanın en büyük kaybı günah işlemesi değil; günahından sonra Allah’ın rahmetinden ümidini kesmesidir.
---
ŞEYTANIN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINMAK
Aziz Kardeşlerim!
İstiâzenin en önemli yönlerinden biri, şeytanın şerrinden Allah’a sığınmaktır.
Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
«إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا ۚ إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ»
“Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.”
Şeytanın en büyük arzusu, insanın Allah’tan uzaklaşmasıdır.
Bazen insanı günaha çağırır.
Bazen günahı küçük gösterir.
Bazen tövbeyi erteletir.
“Daha gençsin, sonra tövbe edersin.” der.
“Şimdi yap, daha sonra bırakırsın.” der.
“Allah zaten affeder.” diyerek insanı günaha sürükler.
Sonra da aynı şeytan, insan günah işlediğinde bu defa şöyle fısıldar:
“Sen artık bittin.”
“Senin yüzüne Allah bakmaz.”
“Sen artık düzelemezsin.”
İşte şeytanın iki büyük oyunu vardır:
Günaha götürür, sonra da Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürür.
Mümin ise her iki oyuna karşı da Allah’a sığınır.
Rabbimiz buyuruyor:
«وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ ۖ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ»
“Eğer şeytandan gelen bir kışkırtma seni dürterse hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Bakınız!
Rabbimiz şeytanın vesvesesi geldiğinde bize uzun uzun tartışmayı değil, sığınmayı öğretiyor.
“فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ”
“Allah’a sığın!”
Demek ki bazen şeytanla mücadele etmenin en güzel yolu onunla konuşmak değil, Rabbimize yönelmektir.
Bu yüzden öfkelendiğimizde...
Kalbimize kötü bir düşünce geldiğinde...
Bir harama yaklaşmak istediğimizde...
Bir kardeşimize kötülük yapmak istediğimizde...
Gıybet etmek üzere olduğumuzda...
Bir haksızlığın peşinden gitmek istediğimizde...
İçimizde intikam duygusu kabardığında...
Hemen kendimize şunu hatırlatmalıyız:
“Bu düşünce beni Rabbimden uzaklaştıracak mı?”
Eğer uzaklaştıracaksa, hemen:
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
demeliyiz.
---
ÖFKELENDİĞİMİZDE NEREYE SIĞINIYORUZ?
Kardeşlerim!
Şeytanın insana en fazla yaklaştığı anlardan biri de öfkedir.
Öfke, insanın aklını perdeleyebilir.
Öfke anında söylenen bir söz, yıllarca sürecek bir kırgınlığa sebep olabilir.
Bir anda söylenen ağır bir cümle, bir aileyi dağıtabilir.
Bir öfke anı, yıllarca pişmanlık duyacağımız bir davranışa dönüşebilir.
Peygamber Efendimiz’in yanında iki kişi tartışmış ve adamlardan biri çok öfkelenmişti. Yüzünün rengi değişmiş, damarları şişmişti.
Resûlullah (sav) onun hâlini görünce şöyle buyurdu:
“Ben bir söz biliyorum. Eğer onu söyleseydi öfkesi giderdi.”
O söz:
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
“Lanetlenmiş şeytandan Allah’a sığınırım.” demekti.
Buhârî ve Müslim’de rivayet edilen bu olay, öfke anında istiâzenin önemini göstermektedir.
Kardeşlerim!
Bugün aile içerisinde tartışma çıktığında bunu hatırlayalım.
Eşimizle tartıştığımızda hatırlayalım.
Çocuğumuza kızdığımızda hatırlayalım.
Birisi bizi incittiğinde hatırlayalım.
Çünkü bazen şeytanın istediği tek şey, bizim öfkeyle vereceğimiz bir karardır.
Bazen bir insanın bütün hayatını değiştirmek için şeytanın birkaç dakikalık öfkeye ihtiyacı vardır.
Öyleyse öfkelendiğimizde hemen Allah’a sığınalım.
---
SADECE ŞEYTANDAN DEĞİL, KENDİMİZDEN DE ALLAH’A SIĞINMALIYIZ
Aziz Müminler!
İstiâzenin en dikkat çekici taraflarından biri de şudur:
Peygamber Efendimiz yalnızca dışarıdan gelecek kötülüklerden Allah’a sığınmamıştır.
Kendisinden çıkabilecek kötülüklerden de Allah’a sığınmıştır.
Şekel b. Humeyd, Peygamberimize gelerek:
“Ey Allah’ın Resûlü! Bana Allah’a sığınacağım bir dua öğret.” demişti.
Efendimiz ona şöyle dua etmesini öğretmiştir:
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ سَمْعِي، وَمِنْ شَرِّ بَصَرِي، وَمِنْ شَرِّ لِسَانِي، وَمِنْ شَرِّ قَلْبِي، وَمِنْ شَرِّ مَنِيِّي»
“Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve şehvetimin şerrinden Sana sığınırım.”
Ne kadar büyük bir dua!
Çünkü burada insan, sadece dışarıdaki düşmandan değil, kendi organlarının yanlış kullanılmasından da Allah’a sığınıyor.
Kardeşlerim!
Bazen bizim en büyük düşmanımız dışarıda değildir.
Bazen dilimizdir.
Bazen gözümüzdür.
Bazen kulağımızdır.
Bazen kalbimizdir.
Bazen nefsimizdir.
Göz harama bakabilir.
Dil yalan söyleyebilir.
Dil gıybet edebilir.
Kulak haramı dinleyebilir.
Kalp kin tutabilir.
Nefis insanı günaha çağırabilir.
Bu yüzden Peygamberimiz bize şunu öğretiyor:
“Allah’ım! Beni kendimden de koru.”
---
KÖTÜ AHLAKTAN ALLAH’A SIĞINMAK
Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimizin istiâze dualarından biri özellikle dikkat çekicidir.
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre Resûlullah şöyle dua ederdi:
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشِّقَاقِ وَالنِّفَاقِ وَسُوءِ الْأَخْلَاقِ»
“Allah’ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlâktan Sana sığınırım.”
Dikkat edelim!
Efendimiz sadece fakirlikten, hastalıktan ve musibetten Allah’a sığınmıyor.
Kötü ahlâktan da Allah’a sığınıyor.
Çünkü insanın asıl felaketi bazen dışarıdan gelen bir musibet değil, içindeki ahlâkın bozulmasıdır.
Bir insan zengin olabilir ama kötü ahlâklı olabilir.
Makama sahip olabilir ama kibirli olabilir.
Çok konuşabilir ama gönül kırabilir.
Çok ibadet edebilir ama insanlara zulmedebilir.
İlim sahibi olabilir ama bildikleriyle amel etmeyebilir.
İşte Peygamberimiz bize ahlâkımız için de dua etmeyi öğretiyor.
Çünkü güzel ahlâk kendiliğinden korunacak bir nimet değildir.
Onu Allah’tan istemek gerekir.
---
KALBİMİZİN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINMAK
Kardeşlerim!
İnsanın en büyük mücadelesi kalbindeki mücadeledir.
Dışarıdaki düşmanı görmek mümkündür.
Ama kalbin içindeki hastalığı görmek her zaman kolay değildir.
Kibir...
Haset...
Kin...
Riya...
Öfke...
Dünya sevgisi...
Makam tutkusu...
Övülme arzusu...
Bunların hepsi insanın kalbine yerleşebilir.
İnsan dışarıdan iyi görünür.
Ama içinde başka bir dünya taşıyabilir.
İşte Peygamber Efendimiz bu yüzden şöyle dua etmiştir:
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ أَرْبَعٍ: مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ، وَمِنْ قَلْبٍ لَا يَخْشَعُ، وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ، وَمِنْ دُعَاءٍ لَا يُسْمَعُ»
“Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım.”
Ne kadar kapsamlı bir dua!
Fayda vermeyen ilim...
Yani çok şey bilmek ama bildikleriyle yaşamamak.
Huşû duymayan kalp...
Yani Allah’ın ayetlerini işitmek ama kalbin bundan etkilenmemesi.
Doymayan nefis...
Yani elindekilerle yetinmemek, sürekli daha fazlasını istemek.
Ve kabul olunmayan dua...
İşte mümin, bütün bunlardan Allah’a sığınır.
Çünkü insanın sadece bedeninin değil, kalbinin de korunmaya ihtiyacı vardır.
---
KORKUDAN ALLAH’A SIĞINMAK
Aziz Müminler!
Hepimiz korkarız.
Gelecekten korkarız.
Hastalıktan korkarız.
Sevdiklerimizi kaybetmekten korkarız.
Maddî sıkıntılardan korkarız.
Bazen geceleri bir düşünce zihnimizi kuşatır.
Bazen geleceği düşünür ve içimiz daralır.
İşte Peygamberimiz korkularımızı da Rabbimize götürmeyi öğretmiştir.
Çünkü mümin korkusuz insan değildir.
Mümin, korktuğunda nereye sığınacağını bilen insandır.
Ne güzel bir ölçüdür:
Korku geldiğinde Allah’a yönelmek.
Sıkıntı geldiğinde Allah’a yönelmek.
Belâ geldiğinde Allah’a yönelmek.
Çünkü insanın gücü sınırlıdır.
Allah’ın gücü ise sınırsızdır.
---
BORÇTAN, SIKINTIDAN VE ÇARESİZLİKTEN ALLAH’A SIĞINMAK
Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz maddî sıkıntılardan da Allah’a sığınmıştır.
Enes b. Mâlik şöyle rivayet eder:
Resûlullah sık sık şöyle dua ederdi:
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْبُخْلِ وَالْجُبْنِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ»
“Allah’ım! Kederden ve üzüntüden, âcizlikten ve tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan, ağır borç yükünden ve insanların baskısı altında kalmaktan Sana sığınırım.”
Bu dua bize çok önemli bir şey öğretiyor.
Peygamberimiz sadece manevî tehlikelerden değil, hayatın gerçek sıkıntılarından da Allah’a sığınıyordu.
Demek ki:
Borçlandığımızda Allah’a sığınacağız.
Geçim sıkıntısı çektiğimizde Allah’a sığınacağız.
Üzüldüğümüzde Allah’a sığınacağız.
Kendimizi güçsüz hissettiğimizde Allah’a sığınacağız.
Ama burada önemli bir denge vardır.
Allah’a sığınmak, tedbiri terk etmek değildir.
Borçtan Allah’a sığınan insan, borcunu ödemek için çalışmalıdır.
Hastalıktan Allah’a sığınan insan, tedavi olmalıdır.
Tehlikeden Allah’a sığınan insan, gerekli tedbirleri almalıdır.
Çünkü tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.
---
ALLAH’IN GAZABINDAN YİNE ALLAH’A SIĞINMAK
Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimizin istiâze duaları içerisinde insanın kalbine dokunan çok özel bir dua vardır.
Hz. Âişe validemiz, bir gece Resûlullah’ı yatakta bulamadığını, onu ararken secdede olduğunu gördüğünü ve şu duayı işittiğini anlatıyor:
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ»
“Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden yine Sana sığınırım. Sana yaptığım övgüleri sayıp bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.”
Burada çok büyük bir kulluk şuuru vardır.
Kul, Rabbine şöyle demektedir:
“Ya Rabbi! Ben Senin rahmetine muhtacım.
Senin affına muhtacım.
Senin rızana muhtacım.
Ben kendi başıma yeterli değilim.
Ben kendimi bile tam olarak koruyamam.
Beni bana bırakırsan nefsime yenilebilirim.
Öyleyse beni Sen koru.”
İşte gerçek istiâze budur.
Kulun Rabbine sığınmasıdır.
---
KABİR AZABINDAN VE CEHENNEMDEN ALLAH’A SIĞINMAK
Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz namazlarında âhiret hayatıyla ilgili tehlikelerden de Allah’a sığınmıştır.
Şöyle dua etmemizi öğretmiştir:
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ، وَمِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ، وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ»
“Allah’ım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve Mesih Deccal’ın fitnesinin şerrinden Sana sığınırım.”
Bu dua bize şunu hatırlatıyor:
Dünya hayatı geçicidir.
Asıl hayat âhirettir.
Mümin sadece bugünün sıkıntılarından kurtulmayı istemez.
Yarınını da düşünür.
Sadece dünyada rahat etmeyi istemez.
Âhirette de kurtuluşa ermeyi ister.
Bu yüzden Peygamberimizin dilinden düşürmediği istiâzeler bize şunu öğretmektedir:
Dünya sıkıntılarından kurtulmak güzeldir; fakat en büyük kurtuluş, Allah’ın gazabından kurtulmaktır.
---
KUR’AN OKURKEN BİLE ALLAH’A SIĞINMAK
Aziz Müminler!
Rabbimiz Kur’an okurken bile şeytandan Allah’a sığınmamızı emrediyor:
«فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ»
“Kur’an okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.”
Neden?
Çünkü şeytan, insanın Kur’an’dan faydalanmasını istemez.
Kur’an’ı okuruz ama anlamamızı istemez.
Anlarız ama yaşamamızı istemez.
Yaşarız ama başkalarına ulaştırmamızı istemez.
İşte bu yüzden Kur’an’ın kapısına girerken bile:
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
deriz.
“Allah’ım! Kur’an’ın nurundan beni mahrum edecek vesveselerden Sana sığınıyorum.”
---
FELAK VE NÂS: MÜMİNİN SIĞINAK SÛRELERİ
Kardeşlerim!
Rabbimiz bize özellikle Felak ve Nâs sûrelerinde sığınmayı öğretmiştir.
Felak sûresinde şöyle buyuruyor:
«قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ»
“De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin şerrinden ve kıskandığı zaman kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.”
Nâs sûresinde ise:
«قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَٰهِ النَّاسِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ»
“De ki: İnsanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına sığınırım; insanların kalplerine vesvese veren, pusuya çekilen şeytanın şerrinden. Gerek cinlerden gerek insanlardan olsun.”
Kardeşlerim!
Bu iki sûre bize çok önemli bir şey öğretiyor:
Mümin kendisini sahipsiz görmez.
Karanlıkta yalnız değildir.
Korkuda yalnız değildir.
Vesvesede yalnız değildir.
Tehlikede yalnız değildir.
Çünkü onun Rabbi vardır.
Onun sığınağı vardır.
Onun duası vardır.
Onun Rabbine açılan elleri vardır.
---
İSTİÂZE BİR SÖZ DEĞİL, BİR HAYAT ANLAYIŞIDIR
Aziz Kardeşlerim!
Şimdi kendimize soralım:
Biz Allah’a gerçekten sığınıyor muyuz?
Yoksa sadece dilimiz mi “Eûzü billâh” diyor?
Çünkü istiâze bir cümleden ibaret değildir.
İstiâze, hayatın her alanında Allah’ın korumasına ihtiyaç duyduğumuzu bilmektir.
Bir harama yaklaşırken Allah’a sığınmaktır.
Gıybet edecekken Allah’a sığınmaktır.
Öfkelendiğimizde Allah’a sığınmaktır.
Kibirlenmekten Allah’a sığınmaktır.
Haset etmekten Allah’a sığınmaktır.
Ailemize zulmetmekten Allah’a sığınmaktır.
Evladımıza kötü örnek olmaktan Allah’a sığınmaktır.
Kazancımıza haram karıştırmaktan Allah’a sığınmaktır.
Kalbimizin Allah’tan uzaklaşmasından Allah’a sığınmaktır.
İbadetlerimizin gösterişe dönüşmesinden Allah’a sığınmaktır.
İlim sahibi olup kibirlenmekten Allah’a sığınmaktır.
Çok konuşup insan kırmaktan Allah’a sığınmaktır.
Dünyaya dalıp âhireti unutmaktan Allah’a sığınmaktır.
Ve en önemlisi:
Allah bizi bize bırakmasın diye Allah’a sığınmaktır.
---
SONUÇ: SIĞINACAK TEK KAPI
Kardeşlerim!
Hayat boyunca birçok kapıya gideriz.
Bazen insanlara güveniriz.
Bazen paraya güveniriz.
Bazen makamımıza güveniriz.
Bazen bilgimize güveniriz.
Bazen gücümüze güveniriz.
Ama bütün bunların bir sınırı vardır.
İnsanların gücü sınırlıdır.
Paranın gücü sınırlıdır.
Makamın gücü sınırlıdır.
Bedenin gücü sınırlıdır.
Aklın gücü sınırlıdır.
Fakat Allah’ın kudreti sınırsızdır.
Bu yüzden mümin, bütün sebeplere sarıldıktan sonra kalbini sebeplere değil, sebepleri yaratana bağlar.
İşte bunun için Hz. İbrahim Allah’a sığınmıştır.
Hz. Musa Allah’a sığınmıştır.
Hz. Yusuf Allah’a sığınmıştır.
Hz. Meryem Allah’a sığınmıştır.
Hz. Âdem Allah’a sığınmıştır.
Ve bütün peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa ﷺ ümmetine Allah’a sığınmayı öğretmiştir.
Öyleyse geliniz!
Biz de Rabbimize sığınalım.
Şeytanın şerrinden O’na sığınalım.
Nefsimizin şerrinden O’na sığınalım.
Dilimizin şerrinden O’na sığınalım.
Gözümüzün şerrinden O’na sığınalım.
Kalbimizin şerrinden O’na sığınalım.
Kötü ahlâktan O’na sığınalım.
Nifaktan O’na sığınalım.
Kibirden, hasetten, kinden ve riyadan O’na sığınalım.
Korkularımızdan O’na sığınalım.
Sıkıntılarımızdan O’na sığınalım.
Borçlarımızdan O’na sığınalım.
Dünyanın fitnesinden O’na sığınalım.
Kabir azabından O’na sığınalım.
Cehennem azabından O’na sığınalım.
Ve en sonunda Rabbimizin rızasına sığınalım.
Çünkü insan için bundan daha güvenli bir sığınak yoktur.
---
DUAMIZ
Allah’ım!
Biz Senin âciz kullarınız.
Sen bizim Rabbimizsin.
Biz muhtacız.
Sen Ganî’sin.
Biz zayıfız.
Sen Kavî’sin.
Biz bilmiyoruz.
Sen her şeyi bilensin.
Allah’ım!
Bizi nefsimizin şerrine bırakma.
Bizi şeytanın vesveselerine terk etme.
Kalplerimizi imandan ayırma.
Gönüllerimizi Kur’an’dan uzaklaştırma.
Bizi kötü ahlâktan, nifaktan ve bozgunculuktan koru.
Allah’ım!
Gözlerimizi haramdan koru.
Kulaklarımızı haramdan koru.
Dillerimizi yalandan, gıybetten, iftiradan ve kötü sözden koru.
Kalplerimizi kinden, hasetten, kibirden ve riyadan temizle.
Nefislerimizi takva ile güzelleştir.
Allah’ım!
Bize fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırız.
Allah’ım!
Gam ve kederden Sana sığınırız.
Âcizlikten ve tembellikten Sana sığınırız.
Cimrilikten ve korkaklıktan Sana sığınırız.
Ağır borç yükünden ve insanların zulmünden Sana sığınırız.
Allah’ım!
Gazabından rızana sığınırız.
Cezandan affına sığınırız.
Senden yine Sana sığınırız.
Allah’ım!
Bizi dünyada da âhirette de koru.
Kabir azabından koru.
Cehennem azabından koru.
Kalplerimizi imandan ayırma.
Son nefesimizi imanla vermeyi nasip eyle.
Allah’ım!
Bizi Sana güvenenlerden, Sana dayananlardan, Sana sığınanlardan eyle.
Bizi kendisine bırakma.
Bizi nefsimize terk etme.
Bizi bir an bile rahmetinden uzaklaştırma.
Allah’ım!
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın ﷺ bizlere öğrettiği gibi Sana yalvarıyoruz:
اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا سَأَلَكَ مِنْهُ نَبِيُّكَ مُحَمَّدٌ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا اسْتَعَاذَ مِنْهُ نَبِيُّكَ مُحَمَّدٌ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَأَنْتَ الْمُسْتَعَانُ، وَعَلَيْكَ الْبَلَاغُ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ.
Allah’ım!
Peygamberin Muhammed’in ﷺ Senden istediği hayırlı şeyleri biz de Senden istiyoruz.
Peygamberin Muhammed’in ﷺ Sana sığındığı şerli şeylerden biz de Sana sığınıyoruz.
Yardım yalnızca Sendendir.
Dönüş yalnızca Sanadır.
Güç ve kuvvet ancak Senin yardımınladır.
Rabbimiz!
Bizi, anne babalarımızı, eşlerimizi, evlatlarımızı, kardeşlerimizi ve bütün müminleri şeytanın şerrinden, nefsin şerrinden ve her türlü kötülükten muhafaza eyle.
Bize dünyada huzur, âhirette saadet nasip eyle.
Bizi kendisine sığınan ve sığındığı Rabbini bulan kullarından eyle.
Âmin.
وَصَلَّى اللَّهُ وَسَلَّمَ وَبَارَكَ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.
Kaynaklar
- Kur’an-ı Kerîm: A‘râf 7/23; Fussilet 41/36; Mü’minûn 23/97-98; Nahl 16/98; Felak 113/1-5; Nâs 114/1-6.
- Ebû Dâvûd, Vitr, 32.
- Nesâî, İstiâze, 13, 19, 21.
- Müslim, Salât, 222; Zikir, 65, 73.
- Buhârî, Enbiyâ, 10; Deavât, 36.
- Tirmizî, Deavât, 74.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, 1. Cilt, “İstiâze: Âlemlerin Rabbine Sığınmak”, s. 159-172.
