İmamlık: Cemaate Kılavuz Olmak

Hamd, kullarına doğruyu göstermek için kitabını indiren, emanetleri ehline vermeyi ve adaletle davranmayı emreden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, mihrabında namazı, hayatında merhameti ve güzel örnekliği öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashâbına ve rehberliğine gönülden bağlanan bütün müminlere olsun.

Muhterem kardeşlerim, namaza dururken önümüzde bir imam vardır. Tekbirine uyar, kıraatini dinler, onunla birlikte rükûa ve secdeye gideriz. Bazen bu hizmeti o kadar alışılmış görürüz ki taşıdığı sorumluluğu düşünmeyiz. İmam için de her gün aynı mihraba geçmek sıradanlaşabilir. Oysa orada kendisine güvenerek namaza duran insanlar bulunmaktadır. Kiminin dinî bilgisi azdır, kimi bir yanlışını düzeltmeye çalışır, kimi ağır bir derdi taşıyarak gelmiştir. İmamlık bu güveni korumayı gerektiren bir emanettir.

Bugün yalnız cami görevlilerimize seslenmiyoruz. Evinde ailesine namaz kıldıran, bir yolculukta arkadaşlarının önüne geçen, çocuklarına dinini öğretmeye çalışan kardeşlerimiz de bu konudan kendilerine pay alabilir. Cemaat olarak biz de imamımızla nasıl bir ilişki kurduğumuzu düşünmeliyiz. Dinî rehberlikte bilginin, merhametin ve güvenin bir araya gelmesi gerekir. Önde durmak, insanlardan uzaklaşmayı değil, onların hâlini daha dikkatle görmeyi gerektirir.

Mihraba geçerken emaneti hatırlayalım

Ebû Mes’ûd el-Ensârî’nin naklettiği hadis, kılavuzluk edecek kişide hangi ölçünün aranacağını gösterir:

عَنْ أَبِى مَسْعُودٍ الْأَنْصَارِيِّ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللَّهِ، فَإِنْ كَانُوا فِى الْقِرَاءَةِ سَوَاءً، فَأَعْلَمُهُمْ بِالسُّنَّةِ... وَلاَ يَؤُمَّنَّ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِى سُلْطَانِهِ، وَلاَ يَقْعُدْ فِى بَيْتِهِ عَلَى تَكْرِمَتِهِ إِلاَّ بِإِذْنِهِ.”

“Ebû Mes’ûd el-Ensârî’nin rivayetine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur: Bir topluluğa Allah’ın Kitabı’nı en iyi okuyup bileni imam olsun. Kıraatte eşit iseler sünneti en iyi bileni imam olsun… Bir kimse, diğerinin yetkili olduğu yerde ona imamlık yapmasın ve onun evindeki özel yerine izni olmadan oturmasın.” (Müslim, Mesâcid, 290. Hadislerle İslâm’da verilen bölüm.)

Bu hadiste Kur’an ve sünnet bilgisinin öne çıkarılması boşuna değildir. İmamın yalnız sesi güzel olsun veya konuşması beğenilsin diye düşünemeyiz. Namazı doğru kıldıracak, karşılaştığı meseleleri doğru öğrenecek ve insanları sağlam bilgiye yönlendirecek bir birikime ihtiyacı vardır. Güzel kıraat kıymetlidir; ancak öğrenme sorumluluğu onunla bitmez. İmamlığın itibarı, bilgiyi gösterişli biçimde sunmaktan önce onu doğru kullanmakla ve gerektiğinde kendini geliştirmekle korunur.

Kendi aramızda imam seçeceğimiz bir yerde de aynı ölçüyü gözetelim. Sırf yaşı, makamı veya sosyal çevresi sebebiyle bir insanı öne geçirmeyelim; namaz bilgisine ve kıraatinin doğruluğuna bakalım. Bir kişinin bildiği şeyin sınırını dürüstçe söylemesi değerlidir. Hazır olmadığı hâlde mahcup olmamak için imamlığı üstlenmektense öğrenmeyi tercih etsin. Daha ehil biri varken ona yer vermek küçülmek değildir. Allah rızası için yapılan hizmette öncelik yarışı yerine ehliyet aranır.

Hadisin izne ve başkasının yetki alanına ilişkin öğüdü de kalbimize dokunsun. Bir camiye misafir olduğumuzda görevliyi dikkate almadan mihraba geçmeyelim. Bir evde namaz kılarken ev sahibinin düzenine saygılı olalım. Kendimizi bilgili görmek, başkasını yok sayma hakkı vermez. Hizmetin içinde edep olmazsa bilgi insanları birbirine yaklaştırmak yerine uzaklaştırabilir. Meseleyi nazikçe konuşmak, yerleşmiş düzeni gözetmek ve uygun bir izinle davranmak, kulluğumuzun güzel ahlâkla birlikte yürüdüğünü gösterir.

Rabbimizin emanet konusundaki buyruğunu da dinleyelim:

إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisâ 4/58. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Bu ayet, hayatımızdaki her emanet için bir ölçüdür. Mihraba geçen insanın önündeki vazife de özen ister. Vaktinde hazır olmak, ibadetin şartlarını doğru bilmek, söylediklerinin doğruluğunu araştırmak ve kendisine başvuran insanların güvenini korumak bu özenin parçalarıdır. İşin küçük görünen tarafını ihmal edince büyük bir güven zedelenebilir. Cemaatin bildiği bir programa sadık kalmak bile, hizmetteki ciddiyetin görünür bir işaretidir. Emanet, sözle üstlenilir; davranışla taşınır.

Bir hocamızın bilmediği bir soruda araştırmaya ihtiyaç duyması bizi şaşırtmasın. Her soruya anında cevap vermesi beklenen insan, emin olmadığı konuda da konuşma baskısı yaşayabilir. Doğru bilgiye ulaşmak için beklemek, acele bir hükümden daha hayırlıdır. Biz de sorumuzu açık ve saygılı soralım; cevabı öğrenirken bağlamını anlayalım. Dinî meseleyi tartışmayı kazanacak bir malzeme gibi görmeyelim. İmamın ve cemaatin ortak hedefi, Allah’ın rızasına uygun olanı öğrenmek ve yaşamaktır.

İnternetten dinlediğimiz kısa bir konuşmayı da bütünü görmeden hüküm vermeye çevirmeyelim. İmamımıza bir sözün doğruluğunu sorarken nerede ve hangi bağlamda söylendiğini açıkça paylaşalım. Cevapların arasındaki fark bazen sorulan meselenin şartlarından doğar; her farklı açıklamayı çelişki saymayalım. Dinî öğrenmede dikkatli olmak, kendimizi karışıklıktan korur. Hocamız da bir paylaşım yaparken kaynağını denetlesin; sevildiği için söylediklerinin sorgusuz kabul edilmesini beklemek yerine, güveni doğru bilgiyle desteklesin.

Cemaati gözetmek, namazı eksiltmek değildir

Bilgi, insanların hâlini görmeyen bir katılığa dönüşmemelidir. Peygamberimizin imamlık yapanlara öğrettiği ölçü çok açıktır:

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ لِلنَّاسِ فَلْيُخَفِّفْ، فَإِنَّ مِنْهُمُ الضَّعِيفَ وَالسَّقِيمَ وَالْكَبِيرَ، وَإِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ لِنَفْسِهِ فَلْيُطَوِّلْ مَا شَاءَ ‏"‏‏.‏

“Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Sizden biri insanlara namaz kıldırınca hafif tutsun; çünkü aralarında hasta, zayıf ve yaşlı kimseler vardır. Tek başına namaz kıldığında ise dilediği kadar uzatsın.” (Buhârî, Ezân, 62; hadis no. 703. Aynı mesaj: Nesâî, İmâmet, 35.)

Bu sözün muhatabı, ibadetin ciddiyetini gevşetecek kişi değildir. Allah Resûlü, cemaat içinde kimin ne yaşadığını hesaba katmamızı istiyor. Önümüzde aynı safta duran insanlardan biri hastadır; başka biri ayakta durmakta zorlanır, bir diğeri işinin başına dönmek zorundadır. Onların gücünü yok sayarak uzun kıldırmak, kendi tercihimizle başkalarının yükünü artırabilir. Namazı hafif tutmak, rükû ve secdeyi aceleye getirmek anlamına gelmez. Ölçüyü, namazın hakkını koruyarak bulmalıyız.

Enes b. Mâlik, Peygamberimizin arkasında kıldığı namazın hem hafif hem tam olduğunu anlatır. Allah Resûlü bir çocuğun ağlamasını işittiğinde annesinin kaygısını düşünerek namazını kısa tutmuştur. Bu sahnede ibadetin içinde insanın görüldüğünü hissederiz. Bir annenin gönlü, çocuğunun ağlayışına takılı kalabilir. Peygamberimiz o yükü fark etmiştir. İmamlık yapan kişi, kendi ibadet heyecanıyla cemaatin ihtiyacını birlikte gözetmeyi bu örnekten öğrenir. (Buhârî, Ezân, 65; hadis no. 708.)

Evde çocuklarımıza namaz kıldırırken de bu inceliği unutmayalım. Yeni öğrenen bir çocuğun dikkatini ve gücünü gözetelim. Uzun okuyarak ne kadar bildiğimizi göstermeye çalışmayalım. Namazdan sonra hatasını anlatırken bütün ibadetini değersiz kılacak bir dil kullanmayalım. Yanlışını kısa ve anlaşılır biçimde düzeltelim, bir sonraki namaza yine istekle katılmasına yardımcı olalım. Öğretirken hissettirdiğimiz güven, evladımızın öğrenmeye açık kalmasını sağlar. Sertlikle kurulan bir düzen, onun gönlünde aynı sıcaklığı meydana getirmeyebilir.

Muâz b. Cebel’in uzun kıraati sebebiyle zorlanan bir kişinin şikâyeti de kaynaklarımızda yer alır. Peygamberimiz Muâz’ı uyararak cemaati dikkate almasını istemiştir. Olay bize, güzel niyetin tek başına her tercihi doğru kılmadığını öğretir. İbadete düşkün bir insan da başkasının hâlini gözden kaçırabilir. Böyle bir uyarı aldığımızda hemen kendimizi savunmak yerine düşünelim. Hizmetimizdeki yanlışın düzeltilmesi, o hizmetin değerini azaltmaz; daha doğru yürütülmesine yardımcı olur. (Buhârî, Ezân, 63; hadis no. 705.)

Cemaat olarak biz de ihtiyaçlarımızı uygun biçimde dile getirelim. Ayakta zorlanan bir büyüğümüzün durumunu görevliye nazikçe anlatabiliriz. Camide işitme güçlüğü yaşayanlar için ses düzenini konuşabiliriz. Bunu namaz bitmeden öfkeyle ses yükseltip insanları taraflara ayırarak yapmayalım. İmamın güzel bir hizmetini fark ettiğimizde teşekkür de edelim. Karşılıklı saygı, meseleleri konuşulamaz hâle getirmez; tam tersine daha sağlıklı biçimde konuşulmasına imkân verir. İyileştirme isteğimiz kardeşliğimizi zedelemesin.

Bir namazdaki kıraati beğenmediğimizde de dilimizin ölçüsünü koruyalım. Kendi alışkanlığımızı tek doğru sayıp her farklılığı hata diye ilan etmeyelim. Gerçekten bir yanlış olduğunu düşünüyorsak uygun zamanda ve bilgiyle yaklaşalım. İmamın sesini veya görünüşünü alaya almak, dinî bir eleştiri değildir. Biz Allah’ın huzurunda namaza duruyoruz; başkasının insanî özelliğini küçümseyerek kendimize sevap kazanamayız. İbadetin adabını, hakkında konuştuğumuz kişiye gösterdiğimiz saygıda da sürdürelim.

Güvenilen insan, insanların güvenini korur

İmamın sorumluluğunu ve müezzinin güvenilirliğini birlikte anlatan nebevî dua, hizmetin ağırlığını bize hatırlatır:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “الْإِمَامُ ضَامِنٌ وَالْمُؤَذِّنُ مُؤْتَمَنٌ، اللَّهُمَّ أَرْشِدِ الْأَئِمَّةَ وَاغْفِرْ لِلْمُؤَذِّنِينَ.”

“Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur: İmam kefildir, müezzin kendisine güvenilen kimsedir. Allah’ım, imamlara doğru yolu göster, müezzinleri bağışla.” (Tirmizî, Salât, 39; hadis no. 207.)

Bu duayı okuyan insan, hizmeti kendi gücüyle kusursuz yapabileceğini düşünmez. Allah’ın yardımını ister; üzerine aldığı sorumluluğu ciddiye alır. Namaz vakitlerini gözeten müezzin de, cemaati doğru ibadete yönelten imam da emek verir. Biz bazen yalnız önümüzde duyduğumuz sese dikkat ederiz; hazırlanmanın, öğrenmenin ve sürekliliği korumanın emeğini görmeyebiliriz. Hizmetin kıymetini bilmek, o hizmette doğru ölçüyü istemekle birlikte yürür. Ne ilgisiz kalalım ne de haksız beklentilerle insanı yoralım.

Bir insan hocasına aile içinde yaşadığı bir sorunu anlatabilir. Borcunu, evladıyla ilgili kaygısını veya geçmişte yaptığı bir yanlışı paylaşabilir. O söz, kendisini rahatça konuşabilmek için güvenerek açtığı bir kapıdır. Dinleyen kişi onu sohbetlerin konusu yapmamalıdır. Gerekli yardım için uygun bir uzmana yönlendirmek mümkün olabilir; ancak sır, gereksiz yere yayılmamalıdır. İmamın insanlarla yakınlığı, onların mahremiyetlerini bilmekten önce o mahremiyeti koruyacak ahlâkı taşımayı gerektirir.

Hizmetin maddî tarafında da aynı açıklık gerekir. Cami için toplanan yardımların nereye harcandığı anlaşılır ve denetlenebilir olmalıdır. Cemaatin güveni, şahsî tasarruf hakkı gibi görülemez. Yetkili ve güvenilir bir düzen içinde hesap verilebilirlik sağlamak, insanları şüpheden korur. Yardım edenin adını övmek için ihtiyaç sahibini görünür kılmayalım. Güzel bir işin içinde bile kul hakkı doğabilir; bu nedenle niyetimizi ve yöntemi birlikte düzeltmeliyiz. Emaneti korumak, güveni konuşulabilir ve sağlam bir düzende yaşatmaktır.

İmam da cemaat de günlük hayatında söylediklerinin karşılığını göstermeye çalışmalıdır. Doğru sözün kıymetini anlatan kişinin kendi vaadine sadık olması gerekir. Adaletten bahsederken tanıdıklarına ayrıcalık göstermemelidir. Hiçbirimiz kusursuz değiliz; fakat bir yanlış ortaya çıktığında onu inkâr ederek itibarımızı koruyamayız. Dürüstçe düzeltmek ve zarar verdiğimiz kişiden özür dilemek gerekir. İnsanlar, hatasını savunan bir otorite yerine sorumluluğunu kabul eden bir rehberden daha sağlam bir ahlâk örneği görür.

Bir insanın hatasını düzeltirken bütün cemaatin önünde onu hedef göstermeyelim. Genel bir yanlış anlatılacaksa kişiyi teşhir etmeden anlatabiliriz; şahsî bir mesele için uygun bir görüşme yapabiliriz. İmamın mikrofondan konuşabilmesi, muhatabının cevap veremediği bir yerde onu incitme hakkı doğurmaz. Sözün ulaşmasını istiyorsak adaletine ve nezaketine de dikkat edelim. Dinleyen kişi nasihatin içinde kendisine bir dönüş yolu bulsun; mahcubiyet yüzünden kapıdan uzaklaşmak zorunda kalmasın.

Kendimizi bir insanın hatasıyla bütün dini değerlendirmekten de koruyalım. İmam bir kuldur, peygamber değildir. Bir görevlinin yanlışını düzeltmek gerekir; fakat bu yanlış sebebiyle namazdan ve Allah’a bağlılıktan uzaklaşmak bize başka bir zarar verir. Doğru bilgiyi güvenilir kaynaklardan öğrenmeye devam edelim. Dinî hizmete saygı gösterirken kişiyi yanılmaz saymayalım. Böylece hem rehberliğin değerini korur hem de yanlış karşısında makul, adil ve ölçülü bir tutum geliştirebiliriz.

İmama uyarken kulluğun edebini koruyalım

Namazda bir düzen içinde imama uymamız gerekir. Onun tekbirini ve hareketini takip ederiz; ondan önce rükûa veya secdeye gitmeye çalışmayız. Peygamberimiz imamın kendisine uyulması için bulunduğunu öğretmiştir. Bu konuda bilmediğimiz bir ayrıntıyı öğrenmekten çekinmeyelim. Herkes kendi alıştığı hızla hareket ederse cemaatin ortak düzeni bozulur. İbadet sırasında gösterilen dikkat, aynı huzura yönelen insanların birbirine karşı taşıdığı sorumluluğun görünür bir tarafıdır. (Buhârî, Ezân, 74; hadis no. 722.)

İmam namazda yanıldığında onu uyarmanın da bir edebi vardır. Namazın içinde nasıl ikaz edileceğini doğru öğrenelim; bağırarak veya tartışmaya girişerek herkesin dikkatini dağıtmayalım. Sonrasında gerekli bir açıklama varsa uygun biçimde soralım. Yanılma insanın yaşayabileceği bir durumdur; bir görevlinin tek hatasını bütün hizmetine karşı suçlamaya dönüştürmeyelim. Hatanın düzeltilmesine yardımcı olmakla kişiyi mahcup etmek aynı davranış değildir. Merhamet, yanlışın saklanmasını değil, doğru şekilde düzeltilmesini kolaylaştırır.

Hz. Ebû Bekir’in Peygamberimiz yanında gösterdiği tevazu da kaynaklarımızda anlatılır. Allah Resûlü bazı sahâbîleriyle arayı düzeltmek için ayrıldığında Hz. Ebû Bekir cemaate imamlık yapmış, Peygamberimiz dönünce kendisine devam etmesi işaret edildiği hâlde saygısından geri çekilmiştir. Bu olayın ayrıntısını bir makam yarışı gibi okuyamayız. Sahâbenin gönlündeki hürmeti ve hizmetteki tevazuyu görürüz. Bizim de imamlığa bakışımız, üstünlük arama arzusundan arınmalıdır. (Nesâî, İmâmet, 15; hadis no. 794.)

Cemaatimizdeki yaşlıları ve yeni gelenleri gözetirken yer meselesini kavgaya dönüştürmeyelim. Kendi alıştığımız noktada başka biri durduğunda onu sertçe kaldırmak zorunda değiliz. İmamın arkasındaki düzenin korunması için uygun bir yönlendirme yapılabilir; bunu incitmeden gerçekleştirelim. Çocuklara da namazdaki sakinliği öğretirken onları sürekli azarlamayalım. Bir insanın camide yer bulması, aynı zamanda cemaatin gönlünde karşılık bulmasıdır. Kılavuzluk edenin merhameti, saf tutanların davranışında da karşılığını göstermelidir.

Bir anlaşmazlığımız olduğunda hocamızı tarafımızı güçlendirecek bir kişi gibi görmeyelim. Dinî sözü, öfkemizin delili yapmak için değil, kendimizi de düzeltmek için dinleyelim. İmamın görevi kişisel çekişmelerimizi büyütmek değildir. Ona sorduğumuz soruda gerçeği eksiltmeden anlatalım; karşı tarafın hakkını da hesaba katalım. Nasihatin yalnız diğer insanı bağladığını düşünürsek sözün bize ulaşmasını engelleriz. Aynı cemaatin içinde bulunmak, birbirimizin yanlışı üzerinde güç kurmak yerine hayra yardımcı olmaktır.

Rehberlik, selâmdan sonra da devam etsin

Aziz kardeşlerim, imamlığın hizmeti namazın selâmıyla bitmez. Bir çocuğun ilk duasını öğrenişinde, bir gencin sorusunda, bir ailenin sevinç veya üzüntüsünde dinî rehberliğe ihtiyaç duyulur. Hocamız kendisine gelen her sorunu tek başına çözemez; fakat insanı ciddiye alıp uygun yere yönlendirebilir. Bir hastaya tedavi konusunda uzman yardımı aramak, bir aileyi güvenilir danışmanlığa yönlendirmek ve dinî meseleyi doğru açıklamak birbirini tamamlayan sorumluluklardır. Bilginin sınırını bilmek de hizmetin olgunluğundandır.

Özellikle gençlerle ilişkimizde dinlemek için zaman ayıralım. Sorunun söyleniş biçimi bize alışılmadık gelebilir; fakat altında gerçek bir merak veya kaygı bulunabilir. Genci hemen etiketlersek cevap verebileceğimiz kapıyı kapatırız. Bir soruyu küçümsemeden ele almak, her düşünceyi doğru saymak değildir. Yanlışı açıkça anlatırken muhatabı aşağılamamak mümkündür. Peygamberimizin insanlara yaklaşımındaki sabrı öğrenelim. Rehberlik, insanın kendisini güvende hissederek doğruyu aramasına yardımcı olduğu ölçüde gönülde yer bulur.

Aileler de bu hizmete destek olabilir. Çocuğumuzun dinî eğitimini bütünüyle camiye bırakmayalım; öğrendiği şeyin evde güzel bir karşılığını gösterelim. Hocası doğru söz söylemeyi öğretirken evde yalanı sıradanlaştırmayalım. Merhameti anlatırken birbirimize hakaret etmeyelim. Dinî eğitim, ders saatinden taşan bir örneklik ister. Ev ile caminin verdiği mesaj birbiriyle uyumlu olduğunda çocuk öğrendiğini daha kolay yaşar. Kendi sorumluluğumuzu yerine getirmek, imamın veya öğreticinin emeğine sunduğumuz en sağlam desteklerden biridir.

Hocamızın hizmetini geliştirmek için ihtiyaç duyduğu imkânları da düşünelim. Düzenli ders için sakin bir alan, doğru kaynaklara erişim veya çocukların rahatça oturabileceği bir yer sağlanabilir. Bunu insanları birbirine karşı yarıştırmadan, yetkili bir düzen içinde yapalım. Görevlinin ailesine ve dinlenme ihtiyacına da saygı gösterelim. Her saat ulaşılmasını beklemek yerine uygun iletişim yolları oluşturalım. İnsanın emek verebilmesi için onun insanî sınırlarını görmek gerekir; hizmete verilen destek, hizmet edeni tüketmeye dönüşmesin.

İmamlık yapan kardeşimiz bugün kendi hizmetine yeniden bakabilir: Namazı doğru ve özenli kıldırıyor muyum, bilgimi geliştiriyor muyum, zayıf olanı fark ediyor muyum? Cemaat olarak biz de dilimizi ve beklentilerimizi gözden geçirelim. Gerekli bir teşekkürümüzü söyleyelim, bir mesele varsa uygun zamanda konuşalım. Sadece eleştirinin dolaştığı, iyiliğin ise görünmediği bir ortam güveni azaltır. Güzel hizmeti desteklemek ve yanlışın düzeltilmesine adaletle yardımcı olmak birlikte mümkün ve gereklidir.

Bir ailede veya bir yolculukta imamlık üstlenen kişi, bildiklerini tekrar ederek hazırlanabilir. Eksik gördüğü kıraatini bir hocayla çalışabilir; namazın temel hükümlerini öğrenebilir. Bu gayret, yaş ilerleyince de anlamını kaybetmez. Öğrenmeye açık olmak, insanlara doğru örnek olmamızı kolaylaştırır. Cemaatten bir kardeşimiz de öğrenme isteği gösteren kişiyi utandırmadan desteklesin. İbadet bilgisindeki bir eksiğimizi samimiyetle gidermek, yıllarca yanlışımızı gizlemekten daha hayırlı bir başlangıçtır.

Kılavuz olmak isteyen insanın kendi kalbini de eğitmesi gerekir. Övülmek hoşumuza gidebilir; fakat hizmetimizi sürekli takdir beklentisine bağlayınca kırgınlığımız artar. Allah rızası için yaptığımız işi görünmese de doğru sürdürmeye gayret edelim. Bir teşekkür aldığımızda onu Rabbimizin yardımını unutturacak bir üstünlüğe çevirmeyelim. Cemaatimizin içindeki sessiz iyilikleri de fark edelim. Birlikte yürütülen hizmette herkese düşen bir emek bulunur; biz kendi payımızı samimiyetle yerine getirelim.

Bugün buradan mihrabın saygınlığını daha iyi anlayarak ayrılalım. O saygınlık, insanları susturan bir mesafede değil; doğru bilgi, ibadet ciddiyeti ve güven veren bir ahlâkta görünür. Kendi görevimiz ne olursa olsun emaneti ehliyetle taşıyalım. Namazda öne geçen kardeşimiz cemaatini unutmasın; arkasında duranlar da onun emeğini ve insanlığını gözeterek davransın. Birbirimizin hayrına yardımcı olduğumuzda, camimizin huzuru yalnız o vakti değil, hayatımızın diğer saatlerini de besler.

Dua

Allah’ım, dinine hizmet eden imamlarımıza, müezzinlerimize ve öğreticilerimize doğru bilgi, ihlâs ve güzel ahlâk nasip et. Üstlendikleri emaneti hakkıyla taşımalarına yardım eyle. Kıraatlerini güzelleştir, öğrenme gayretlerini bereketlendir, sözlerini güvenilir ve davranışlarını merhametli kıl. Kendilerini ve cemaatlerini gösterişten, kibirden, haksızlıktan ve yanlış bilgiden koru. Hizmette yorulan kardeşlerimize güç, sabır ve istikrar ver.

Rabbimiz, camilerimizde hasta, yaşlı, çocuk ve genç kardeşlerimizin hâlini gözetebilmeyi bize öğret. Kimseyi küçümsemeden doğruya çağırmayı, yanılana incitmeden yardım etmeyi nasip et. Emanet edilen sırları ve hakları koruyalım. İmamlarımızla cemaatlerimizin arasına güven, saygı ve samimiyet yerleştir. Ailelerimizi hayırda bir araya getir; evlatlarımızın öğrendiği güzellikleri kendi hayatımızda da gösterebilmeyi bize lütfeyle.

Yüce Allah’ım, bizi Kur’an’a ve Peygamberimizin sünnetine bağlı kullarından eyle. Bilgimizi amele, hizmetimizi ihlâsa, ibadetimizi güzel ahlâka dönüştür. Hatalarımızı fark edip düzeltme cesareti ver. Dilimizi gıybetten, kalbimizi üstünlük arzusundan uzak tut. Önde olduğumuzda sorumluluğumuzu, arkada durduğumuzda edebimizi unutmayalım. Bize rehberlik eden büyüklerimize rahmet et, anne babalarımızı bağışla ve son nefesimizi iman üzere nasip eyle. Âmin.


Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt, 197–208. sayfalar. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.