Aziz Müminler!

Hamd, bizleri yoktan var eden, bize hayat veren, nimetleriyle yaşatan, kulluğumuzu kabul eden ve bizlere kendisine ibadet etme şerefini bahşeden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm; Rabbine en güzel şekilde kulluk eden, ümmetine kulluğun yolunu öğreten, hayatının her anını ibadet şuuru ile yaşayan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashâbına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün hepimizin üzerinde yeniden düşünmesi gereken çok önemli bir hakikatten söz etmek istiyorum:

Biz niçin yaratıldık?

Hayatımızın asıl gayesi nedir?

Bunca koşuşturmanın, çalışmanın, kazanmanın, yorulmanın, dünya nimetlerinin peşinden gitmenin sonunda insanın ulaşması gereken yer neresidir?

Rabbimiz bu sorunun cevabını açıkça veriyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

Demek ki insanın yaratılış gayesi kulluktur.

Biz dünyaya sadece çalışmak için gelmedik.

Sadece ev yapmak, mal biriktirmek, makam elde etmek, çocuk yetiştirmek, emekli olmak ve sonra dünyadan ayrılmak için gelmedik.

Bütün bunların ötesinde bir gayemiz var.

O da Allah’ın kulu olmaktır.

Çünkü insanın gerçek değeri, ne kadar malının olduğuyla değil, kimin kulu olduğuyla ölçülür.

İnsan Allah’a kul olduğu zaman özgürleşir.

Allah’a kulluktan uzaklaştığı zaman ise başka şeylerin esiri olmaya başlar.

Kimi malının kulu olur.

Kimi makamının.

Kimi nefsinin.

Kimi insanların beğenisinin.

Kimi şöhretin.

Kimi dünyanın.

Ama mümin bilir ki insanın alnını yalnız Allah’ın huzurunda eğmesi gerekir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz, Muâz b. Cebel’e çok önemli bir hakikati öğretmiştir.

Muâz, Allah Resûlü’nün terkisinde yolculuk ediyordu. Peygamberimiz ona:

يَا مُعَاذُ!

“Ey Muâz!” diye seslendi.

Muâz:

“Buyur ey Allah’ın Resûlü!” dedi.

Bir süre sonra Peygamberimiz tekrar:

“Ey Muâz!” diye seslendi.

Muâz yine:

“Buyur ey Allah’ın Resûlü!” dedi.

Sonra Efendimiz ona şöyle sordu:

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun?”

Muâz:

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

حَقُّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلَا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na kulluk etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.”

Ardından:

“Kulların Allah üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu.

Muâz:

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dedi.

Efendimiz:

أَنْ لَا يُعَذِّبَهُمْ

“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azap etmemesidir.” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 46)

Muâz bu müjdeyi insanlara anlatmak istedi.

Fakat Peygamberimiz:

“Hayır, onlara bunu söyleme. Çünkü buna güvenip gevşeyebilirler.” buyurdu.

Aziz Müminler!

Bu hadis bize kulluğun temelini öğretiyor.

Allah’ın bizim üzerimizde hakkı vardır.

Bize hayat veren O’dur.

Bize akıl veren O’dur.

Bize sağlık veren O’dur.

Bize aile veren O’dur.

Bize evlat veren O’dur.

Bize rızık veren O’dur.

Her nefesimizi O’nun nimetiyle alıyoruz.

Öyleyse bu nimetlerin karşısında bize düşen nedir?

Kulluk.

Şükür.

İtaat.

İbadet.

Rabbimizin hakkını gözetmek.

Çünkü ibadet, Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı olduğu için değildir.

Asıl bizim Allah’a ihtiyacımız vardır.

Biz namaz kılınca Allah büyümez.

Biz oruç tutunca Allah’ın mülkü genişlemez.

Biz zekât verince Allah’ın hazinesi çoğalmaz.

Ama biz ibadet ettikçe insanlığımız güzelleşir.

Kalbimiz temizlenir.

Nefsimiz terbiye olur.

Hayatımız anlam kazanır.

İbadet bizi Rabbimize bağlar.

Kıymetli Kardeşlerim!

İbadet denildiğinde bazen sadece namazı, orucu, zekâtı ve haccı düşünüyoruz.

Elbette bunlar kulluğun temel direkleridir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ

“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur:

Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” (Buhârî, Îmân, 2)

Dikkat edelim.

Efendimiz önce imanı zikrediyor.

Sonra namazı.

Sonra zekâtı.

Sonra haccı.

Sonra orucu.

Çünkü ibadet, imanla anlam kazanır.

İman kalpte kök salınca ibadet hayatımıza yansır.

Namazımız imanımızın göstergesidir.

Orucumuz imanımızın göstergesidir.

Zekâtımız imanımızın göstergesidir.

Ahlâkımız imanımızın göstergesidir.

Bir insanın dili Allah’ı anıyor ama eli insanlara zarar veriyorsa burada ciddi bir muhasebe gerekir.

Bir insan namaz kılıyor ama kul hakkından sakınmıyorsa yine düşünmek gerekir.

Bir insan oruç tutuyor ama yalan söylemeye devam ediyorsa ibadetinin hayatına ne kadar yansıdığını sorgulaması gerekir.

Çünkü ibadet yalnızca bedenin yaptığı hareketler değildir.

İbadet, insanın bütün hayatını Allah’ın istediği şekilde düzenlemesidir.

Kardeşlerim!

Namaz bizi kötülükten uzaklaştırmalıdır.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ

“Şüphesiz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût, 29/45)

Öyleyse namaz kılıyoruz ama namaz bizi değiştirmiyorsa, namazımızın ruhunu yeniden düşünmeliyiz.

Oruç tutuyoruz ama dilimiz yalandan, gıybetten, kırıcı sözlerden kurtulmuyorsa orucun bize ne öğrettiğini düşünmeliyiz.

Zekât veriyoruz ama kalbimiz cimrilikten kurtulmuyorsa zekâtın ruhunu yeniden anlamalıyız.

Çünkü ibadet insanı Allah’a yaklaştırmak için vardır.

İbadet insanı güzelleştirmelidir.

İbadet insanı merhametli yapmalıdır.

İbadet insanı sabırlı yapmalıdır.

İbadet insanı dürüst yapmalıdır.

İbadet insanı kul hakkından korkar hâle getirmelidir.

Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz ibadette bize çok önemli bir ölçü öğretmiştir:

أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ

“Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27)

Bu hadis bize çok önemli bir kulluk ölçüsü veriyor.

Bir gün çok ibadet edip sonra haftalarca ibadetten uzaklaşmak yerine, az da olsa devamlı ibadet etmek.

Her gün Kur’an’dan birkaç sayfa okumak.

Her gün biraz Kur’an dinlemek.

Her gün Allah’ı zikretmek.

Her gün dua etmek.

Her gün birkaç dakika tefekkür etmek.

Her gün bir iyilik yapmak.

Her gün bir insanın gönlünü almak.

Çünkü kulluk bir mevsimlik hayat değildir.

Ramazan'da Allah’a yönelip Ramazan çıkınca Rabbini unutmak değildir.

Kandil gecelerinde ibadet edip diğer gecelerde gaflete düşmek değildir.

Yaşlandığımız zaman ibadete başlayacağımızı düşünmek değildir.

Kulluk hayatın tamamıdır.

Gençken kulluk.

Orta yaşta kulluk.

Yaşlılıkta kulluk.

Sağlıkta kulluk.

Hastalıkta kulluk.

Zenginlikte kulluk.

Darlıkta kulluk.

Sevinçte kulluk.

Sıkıntıda kulluk.

Çünkü ölüm gelince ibadet defteri kapanır.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

“Kesin olan gerçek, yani ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr, 15/99)

Kardeşlerim!

Öyleyse “Bir gün başlayacağım.” demeyelim.

“Çocuklar büyüsün, ibadet ederim.” demeyelim.

“Emekli olayım, Kur’an okurum.” demeyelim.

“İşim düzelsin, namaza daha çok önem veririm.” demeyelim.

Çünkü hayatın garantisi yoktur.

Bize verilen tek garanti, şu anda elimizde olan nefesimizdir.

Bir sonraki nefesimizi alacağımızı bilmiyoruz.

Öyleyse kulluğu ertelemeyelim.

Aziz Müminler!

Farzlar kulluğun temelidir.

Farzları terk ederek nafilelerle Allah’a yaklaşılmaz.

Önce farzlar.

Önce namaz.

Önce oruç.

Önce zekât.

Önce hac.

Önce Allah’ın kesin emirleri.

Sonra nafileler.

Peygamber Efendimiz Rabbimizin bir kudsî hadiste şöyle buyurduğunu haber veriyor:

وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ

“Benim kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz.”

Ardından şöyle buyuruyor:

وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ

“Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder; sonunda onu severim.” (Buhârî, Rikâk, 38)

Ne büyük müjde!

Önce farzlarla Allah’a yaklaşacağız.

Sonra nafilelerle Allah’ın sevgisini arayacağız.

Çünkü müminin en büyük hedeflerinden biri Allah’ın sevgisine ulaşmaktır.

Düşünün kardeşlerim.

Dünyada bir insan bizi sevdiğinde ne kadar mutlu oluyoruz.

Bir anne çocuğunu sevdiğinde çocuk kendisini güvende hissediyor.

Bir insan eşinin sevgisini kazandığında gönlü huzur buluyor.

Peki Allah bizi severse?

Allah bir kulunu sevdiğinde o kulun hayatı nasıl güzelleşir?

İşte Peygamber Efendimiz bunun müjdesini veriyor.

Allah kulunu severse onun kulağını hayırda kullanmasına yardım eder.

Gözünü haramdan korur.

Elini iyilikte kullanmasına yardım eder.

Ayağını hayra yürütür.

Duasına karşılık verir.

Onu korur.

Onu gözetir.

Kardeşlerim!

Allah’ın sevgisini istiyorsak kulluğumuzu ciddiye almalıyız.

Farzlarımızı korumalıyız.

Nafilelerle Rabbimize yaklaşmalıyız.

Kur’an’la bağımızı güçlendirmeliyiz.

Dua etmeliyiz.

Zikir yapmalıyız.

Sadaka vermeliyiz.

İnsanların gönlüne girmeliyiz.

Çünkü kulluk sadece camide değildir.

Kulluk hayatın tamamındadır.

Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz bir hadisinde bize ibadetin ne kadar geniş bir anlam taşıdığını anlatıyor:

كُلُّ سُلَامَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ

“İnsanın her eklemi için güneşin doğduğu her gün bir sadaka gerekir.”

Sonra şöyle buyuruyor:

“İki kişinin arasını düzeltmen sadakadır.

Bir kimseye bineğine binmesi için yardım etmen veya eşyasını bineğine yüklemen sadakadır.

Güzel söz sadakadır.

Namaza giderken attığın her adım sadakadır.

Yoldan insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırman sadakadır.” (Buhârî, Cihâd, 72)

İşte burada çok büyük bir hakikat var.

İbadet hayatın içine yayılmalıdır.

Bir annenin çocuğuna şefkat göstermesi ibadettir.

Bir babanın helâl rızık kazanmak için çalışması ibadettir.

Bir evladın anne babasının gönlünü alması ibadettir.

Bir eşin ailesine güzel davranması ibadettir.

Bir öğretmenin öğrencisine faydalı olması ibadettir.

Bir doktorun hastasına şefkatle yaklaşması ibadettir.

Bir esnafın müşterisini aldatmaması ibadettir.

Bir işçinin işini hakkıyla yapması ibadettir.

Bir insanın kul hakkından uzak durması ibadettir.

Bir yetimin başını okşamak ibadettir.

Bir yaşlının elinden tutmak ibadettir.

Bir insanın gönlünü kırmamak ibadettir.

Bir Müslümanın karşılaştığı kardeşine selâm vermesi ibadettir.

Hatta Peygamber Efendimiz, kişinin eşiyle helâl dairede beraberliğini bile sadaka olarak değerlendirmiştir.

Demek ki mesele sadece “Ne kadar namaz kıldım?” değildir.

Mesele:

“Hayatımı Allah için ne kadar yaşadım?” sorusudur.

Kardeşlerim!

Sabah evimizden çıkarken kendimize şu soruyu soralım:

“Bugün Allah’ın bir kuluna nasıl faydam dokunacak?”

Akşam eve dönerken yine soralım:

“Bugün Rabbimin razı olacağı ne yaptım?”

Bugün bir kalbi sevindirdim mi?

Bugün bir haramdan uzak durdum mu?

Bugün bir yetimin, bir yoksulun, bir yaşlının yüzünü güldürdüm mü?

Bugün dilimi gıybetten korudum mu?

Bugün gözümü haramdan korudum mu?

Bugün aileme güzel davrandım mı?

Bugün Allah’ı ne kadar hatırladım?

İşte kulluk muhasebesi budur.

Aziz Kardeşlerim!

Kulluğun en yüksek makamlarından biri de ihsandır.

Peygamber Efendimiz Cebrâil hadisi diye meşhur olan hadis-i şerifte ihsanı şöyle tarif ediyor:

أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ

“İhsan, Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen O’nu göremesen de O seni görmektedir.” (Buhârî, Tefsîr, Lokmân, 2)

İşte kulluğun zirvesi budur.

Allah beni görüyor.

Allah beni işitiyor.

Allah benim ne söylediğimi biliyor.

Allah benim ne yaptığımı biliyor.

Allah kalbimden geçeni biliyor.

İnsanların görmediği yerde de Allah beni görüyor.

Kapılar kapandığında da Allah beni görüyor.

Kimsenin olmadığı yerde de Allah beni görüyor.

Telefonun başında yalnızken de Allah beni görüyor.

Bir insanın hakkını yerken de Allah beni görüyor.

Gizlice günah işlerken de Allah beni görüyor.

Gizlice iyilik yaparken de Allah beni görüyor.

İşte ihsan şuurudur insanı günahlardan koruyan.

Çünkü Allah’ın bizi gördüğünü gerçekten bilen insan, insanların görmediği yerde bile Rabbinden utanır.

Kıymetli Kardeşlerim!

İbadet sadece ahiret için değildir.

İbadet aynı zamanda dünyamızı da düzeltir.

Namaz insana disiplin kazandırır.

Oruç sabrı öğretir.

Zekât cimrilikten kurtarır.

Sadaka merhameti artırır.

Hac kardeşlik duygusunu güçlendirir.

Kur’an kalbi diriltir.

Zikir gönlü huzura kavuşturur.

Dua insanın Rabbine muhtaç olduğunu öğretir.

İbadet insanın nefsini terbiye eder.

Kibirden kurtarır.

Bencillikten kurtarır.

Hırstan kurtarır.

Cimrilikten kurtarır.

Hasetten kurtarır.

İbadet insanı insan yapar.

İbadet insanı kul yapar.

Ve en önemlisi, ibadet insanı Allah’a bağlar.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

“Secde et ve Rabbine yaklaş.” (Alak, 96/19)

Dikkat edelim.

Rabbimize yaklaşmanın yolu secdeden geçiyor.

Kul en yüksek olduğu anda Rabbine en yakın olduğu yerdedir.

Alnımızı yere koyuyoruz.

Ama aslında Allah katında yükseliyoruz.

Dünyanın önünde eğilmiyoruz.

İnsanların önünde eğilmiyoruz.

Makamların önünde eğilmiyoruz.

Malın önünde eğilmiyoruz.

Nefsin önünde eğilmiyoruz.

Sadece Allah’ın huzurunda eğiliyoruz.

İşte gerçek özgürlük budur.

Aziz Müminler!

Öyleyse geliniz, bugün kendimizle bir sözleşme yapalım.

Namazımızı gözümüz gibi koruyalım.

Farzlarımızı ihmal etmeyelim.

Kur’an’la bağımızı güçlendirelim.

Allah’ı daha çok zikredelim.

Nafile ibadetlerimizi artıralım.

Ama ibadetlerimizi hayatımızdan koparmayalım.

Namaz kılan ama ailesini ihmal eden olmayalım.

Oruç tutan ama insanları inciten olmayalım.

Zekât veren ama kul hakkından korkmayan olmayalım.

Kur’an okuyan ama ahlâkını güzelleştirmeyen olmayalım.

Kulluğumuzu sadece camiye değil, eve taşıyalım.

İşimize taşıyalım.

Ticaretimize taşıyalım.

Aile hayatımıza taşıyalım.

Komşuluğumuza taşıyalım.

Sokağımıza taşıyalım.

Çünkü gerçek kulluk, hayatın tamamında Allah’ın rızasını aramaktır.

Ve unutmayalım:

Namazımız hayatımıza yansımıyorsa namazımızı değil, kendimizi yeniden sorgulamalıyız.

İbadetimiz ahlâkımızı güzelleştirmiyorsa, ibadetin ruhunu yeniden düşünmeliyiz.

Allah’a kul olan insan, Allah’ın kullarına karşı merhametli olur.

Çünkü gerçek kulluk, sadece secdede değil; secdeden kalktıktan sonraki hayatta da belli olur.

Kardeşlerim!

Günün sonunda elimizde ne kalacak?

Evlerimiz kalmayacak.

Makamlarımız kalmayacak.

Arabalarımız kalmayacak.

Banka hesaplarımız kalmayacak.

İnsanların alkışları kalmayacak.

Bizimle birlikte kabre girecek olan şey, imanımız ve amellerimizdir.

Öyleyse Rabbimize güzel bir kullukla kavuşalım.

Bugün secdemizi düzeltelim.

Bugün namazımızı düzeltelim.

Bugün kalbimizi düzeltelim.

Bugün dilimizi düzeltelim.

Bugün ailemize karşı tavrımızı düzeltelim.

Bugün bir kulun gönlünü alalım.

Bugün bir günahı terk edelim.

Bugün Rabbimize biraz daha yaklaşalım.

Çünkü bilmiyoruz.

Belki de hayatımızın son fırsatıdır bugün.

Belki de son namazımızı kılıyoruz.

Belki de son secdemizi yapıyoruz.

Belki de son kez “Rabbim!” diye dua ediyoruz.

Öyleyse gelin, Rabbimize kul olmanın kıymetini bilelim.

Allah’ım!

Bizi sana hakkıyla kulluk eden kullarından eyle.

Allah’ım!

Kalplerimizi imanla dirilt.

Namazlarımızı dosdoğru kılmayı bizlere nasip eyle.

Bizi ibadetten koparan gafletten muhafaza eyle.

Farzlarını severek ve isteyerek yerine getirmeyi bizlere nasip eyle.

Nafile ibadetlerle sana yaklaşmayı, senin sevgini kazanmayı bizlere nasip eyle.

Allah’ım!

İbadetlerimizi sadece bedenimizin yaptığı hareketler olmaktan çıkar.

Onları kalbimizin hayatı hâline getir.

Namazlarımızı gönlümüzün huzuru eyle.

Oruçlarımızı nefsimizin terbiyesi eyle.

Zekâtlarımızı mallarımızın temizliği eyle.

Sadakalarımızı günahlarımıza kefaret eyle.

Dualarımızı rahmetine vesile eyle.

Kur’an’ı gönlümüzün nuru, evlerimizin bereketi, hayatımızın rehberi eyle.

Allah’ım!

Bizi gizlide de açıkta da seni hatırlayan kullarından eyle.

Bizi insanların görmediği yerde de senden korkanlardan eyle.

Bize ihsan şuurunu nasip eyle.

Seni görüyormuş gibi ibadet etmeyi, senin bizi her an gördüğünü unutmamayı bizlere nasip eyle.

Allah’ım!

Bizi sana kul olmaktan uzaklaştıran her türlü gafletten, nefsin esaretinden, dünyanın aldatıcılığından muhafaza eyle.

Bizi mala kul olmaktan, makama kul olmaktan, şöhrete kul olmaktan, insanların beğenisine kul olmaktan muhafaza eyle.

Alnımızı yalnız senin huzurunda eğmeyi nasip eyle.

Allah’ım!

İbadetlerimizi ahlâkımıza yansıt.

Namazlarımız bizi kötülüklerden uzaklaştırsın.

Oruçlarımız bizi sabırlı kılsın.

Zekâtımız bizi cömert kılsın.

Kur’an’ımız bizi güzel ahlâklı kılsın.

Dualarımız bizi sana daha fazla yaklaştırsın.

Allah’ım!

Anne babalarımıza güzel kulluk etmeyi nasip eyle.

Eşlerimize karşı merhametli olmayı nasip eyle.

Çocuklarımızı imanlı, ahlâklı, güzel kullar olarak yetiştirmeyi nasip eyle.

Evlerimizi Kur’an’ın, namazın, zikrin ve huzurun hâkim olduğu yuvalar eyle.

Allah’ım!

Yetimlere, yoksullara, mazlumlara, çaresizlere yardım eden kullarından eyle.

Bize iyilik yapmayı sevdir.

Bize kötülükten uzak durmayı sevdir.

Bizi insanların yükünü artıran değil, yükünü hafifleten kullarından eyle.

Allah’ım!

Bize az da olsa devamlı ibadet etmeyi nasip eyle.

Son nefesimize kadar kulluk şuurumuzu muhafaza eyle.

Hayatımızın sonunu imanla, ibadetle, tövbe ile ve senin rızanla tamamlamayı nasip eyle.

Allah’ım!

Bizi sana güzel bir kul olarak gelmeyi başarabilenlerden eyle.

Son sözümüzü kelime-i tevhid eyle.

Son nefesimizi iman üzere verdir.

Kabirlerimizi nur eyle.

Hesabımızı kolay eyle.

Amel defterimizi sağımızdan ver.

Bizi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın şefaatine nail eyle.

Cennetinde onunla, âliyle, ashâbıyla ve salih kullarınla beraber eyle.

Allah’ım!

Bizleri, sana kulluk etmenin huzurunu yaşayanlardan eyle.

Seni seven, senin tarafından sevilen kullarından eyle.

Rabbimiz!

اللَّهُمَّ أَعِنَّا عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ

“Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek konusunda bize yardım et.”

Rabbimiz!

رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“Rabbimiz! Bizden kabul eyle. Şüphesiz sen hakkıyla işiten ve hakkıyla bilensin.”

Âmin.

Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.

Ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.