Hadislerle islam.. "Helâl Kazanç: El Emeği, Göz Nuru, Alın Teri" konulu Hadislerle İslam Vaazı sitemize yüklenmiştir..
Helâl Kazanç: El Emeği, Göz Nuru, Alın Teri
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamd; bizleri yaratan, yaşatan, sayısız nimetlerle rızıklandıran, yeryüzünü hayatımıza elverişli kılan ve helâlinden kazanmamız için bizlere güç, kuvvet ve imkân veren Yüce Rabbimize mahsustur.
Salât ve selâm; çalışmayı, dürüstlüğü, emeği, merhameti ve helâl kazancı ümmetine öğreten Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya, onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.
Aziz Müslümanlar! Kıymetli kardeşlerim!
Bugün hayatımızın tam merkezinde bulunan bir konuyu konuşacağız: Helâl kazancı, el emeğini, göz nurunu ve alın terini…
Çünkü hepimizin bir rızık mücadelesi var. Sabah evinden çıkan bir baba, çocuğunun rızkını düşünür. Evladının geleceği için çalışan bir anne, ailesinin huzuru için gayret eder. Tarlasını eken çiftçi, dükkânını açan esnaf, fabrikada çalışan işçi, direksiyon başındaki şoför, hastasına hizmet eden sağlık çalışanı, öğrencisine emek veren öğretmen… Her biri hayatını sürdürmek ve başkalarına faydalı olmak için çabalar.
Peki, kardeşlerim! Hiç düşündük mü? Kazandığımız para sadece cebimize giren bir miktar mıdır? Eve götürdüğümüz ekmek yalnızca midemizi mi doyurur? Çocuklarımıza verdiğimiz lokmanın, ailemiz için harcadığımız emeğin, işimizi dürüstçe yapmamızın Allah katında bir karşılığı var mıdır?
Evet! İslâm bize öğretiyor ki insanın niyeti, kazancının yolu ve emeğini nerede kullandığı büyük önem taşır.
Helâlinden kazanmak için çalışan, ailesinin hakkını gözeten, insanları aldatmayan, işini güzel yapan ve kazancını hayra harcayan bir mümin, gündelik hayatını Allah'ın rızasını kazanma gayretine dönüştürebilir.
Ancak burada çok önemli bir ölçümüz var: Her kazanç helâl değildir. Her çalışma biçimi meşru değildir. Çok kazanmak, mutlaka doğru kazanmak anlamına gelmez.
Mümin için asıl mesele, ne kadar kazandığından önce nasıl kazandığıdır.
Öyleyse geliniz, Kur'an'ın ve Peygamber Efendimizin rehberliğinde helâl kazancın önemini birlikte anlayalım.
### Helâl lokma, müminin hayatındaki en temel emanetlerden biridir
Muhterem kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا
“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin.” (Bakara, 2/168)
Dikkat edelim! Rabbimiz yalnızca “Yiyin.” buyurmuyor. “Helâl ve temiz olanlardan yiyin.” buyuruyor.
Demek ki Müslüman, sofrasına gelen nimetin yalnızca lezzetine değil, nereden geldiğine de bakmalıdır. Kazancının hangi yolla elde edildiğini düşünmelidir. Yediği lokmanın helâl olup olmadığına dikkat etmelidir.
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin; eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız.” (Bakara, 2/172)
Aziz kardeşlerim!
Bu ayetler bize iki büyük sorumluluk hatırlatıyor: Helâlinden kazanmak ve verilen nimete şükretmek.
Helâl lokma, yalnızca bir yiyecek meselesi değildir. Aynı zamanda bir ahlâk meselesidir. Çünkü insanın kazancı, onun başkalarının haklarına nasıl yaklaştığını da gösterir.
Bir esnaf düşünelim. Malını doğru tanıtıyor. Kusurunu gizlemiyor. Ölçüsünde hile yapmıyor. Müşterisini aldatmıyor. Kazandığı parayla ailesine ekmek götürüyor.
Bir de başka bir esnaf düşünelim. Malın kusurunu saklıyor. Yanlış bilgi veriyor. İnsanların güvenini istismar ediyor. Belki daha çok para kazanıyor ama bu kazanç ona helâl kazancın huzurunu vermiyor.
İşte müminin ölçüsü burada ortaya çıkar.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إِلَّا طَيِّبًا
“Şüphesiz Allah temizdir; ancak temiz olanı kabul eder.” (Müslim, Zekât, 65)
Bu hadis, insanın hayatında helâlin ne kadar önemli olduğunu hatırlatır. Allah'ın rızasını arayan kimse, kazancının ve harcamalarının meşru olmasına dikkat etmelidir.
Öyleyse kardeşlerim, soframızdaki ekmeği küçümsemeyelim. O ekmek helâlinden kazanılmışsa kıymetini bilelim. Az diye üzülmeyelim. Başkasının malına göz dikmeyelim. Daha fazlasını elde etmek uğruna doğruluktan ayrılmayalım.
Helâl lokmanın değeri, yalnızca sofraya getirdiği nimetle değil, insana kazandırdığı gönül huzuruyla da ölçülür.
### Çalışmak, peygamberlerin de yoludur
Aziz müminler!
Dinimizde çalışmanın ve üretmenin değerini anlamak için önce peygamberlerin hayatına bakalım. Çünkü onlar, yalnızca sözleriyle değil, yaşayışlarıyla da insanlığa örnek olmuşlardır.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلَامُ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
“Hiç kimse, elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah'ın peygamberi Dâvûd da kendi elinin emeğinden yerdi.” (Buhârî, Büyû', 15)
Kardeşlerim!
Hz. Dâvûd, Allah'ın peygamberiydi. Aynı zamanda hükümdardı. Buna rağmen kendi elinin emeğiyle kazanmaya önem veriyordu. Rabbimiz de onun zırh yapma sanatını şöyle anlatır:
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ
“Sizi savaşınızın şiddetinden koruması için ona zırh yapma sanatını öğrettik.” (Enbiyâ, 21/80)
Demek ki çalışmak, bir meslek edinmek, insanlara faydalı bir ürün sunmak ve emeğiyle geçinmek peygamberlerin hayatında da önemli bir yere sahiptir.
Peygamber Efendimiz de gençliğinde çobanlık yapmış, ticaretle meşgul olmuş ve çalışmanın ne demek olduğunu yaşayarak göstermiştir.
Nitekim şöyle buyurmuştur:
مَا بَعَثَ اللَّهُ نَبِيًّا إِلَّا رَعَى الْغَنَمَ
“Allah, koyun gütmemiş hiçbir peygamber göndermemiştir.” (Buhârî, İcâre, 2)
Ashâbı, “Sen de mi?” diye sorunca Resûlullah (sav), Mekkelilerin koyunlarını ücret karşılığında güttüğünü bildirmiştir.
Aziz kardeşlerim!
Peygamberlerin hayatına baktığımızda çalışmaktan utanmadıklarını, insanlara faydalı olmayı önemsediklerini görüyoruz. Öyleyse bizler de helâl bir meslek sahibi olmaktan, emeğimizle geçinmekten ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için gayret göstermekten utanmamalıyız.
Bir genç meslek öğreniyorsa onu destekleyelim. Bir evladımız çalışmak istiyorsa önünü açalım. Bir kardeşimiz iş arıyorsa imkânımız ölçüsünde yardımcı olalım. İnsanların helâl kazanç için gösterdiği gayreti küçümsemeyelim.
Çünkü bir toplumun huzuru, yalnızca kazandığı paranın çokluğuyla değil; üreten, paylaşan, dürüst davranan ve sorumluluğunu yerine getiren insanlarının çokluğuyla da ilgilidir.
Helâl kazanç için çalışmak bir eksiklik değil, insanın sorumluluğunu yerine getirme gayretidir.
### El emeği, dilenmekten daha hayırlıdır
Muhterem kardeşlerim!
Resûlullah'ın çalışma ahlâkını anlatan çok çarpıcı bir hadisi vardır.
Zübeyr b. Avvâm'dan nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
لَأَنْ يَأْخُذَ أَحَدُكُمْ حَبْلَهُ، ثُمَّ يَأْتِيَ الْجَبَلَ، فَيَأْتِيَ بِحُزْمَةٍ مِنْ حَطَبٍ عَلَى ظَهْرِهِ، فَيَبِيعَهَا، فَيَكُفَّ اللَّهُ بِهَا وَجْهَهُ، خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ النَّاسَ أَعْطَوْهُ أَوْ مَنَعُوهُ
“Sizden birinizin ipini alıp dağa gitmesi, sırtında bir bağ odun getirip satması ve böylece Allah'ın onun itibarını koruması, insanlardan istemesinden; onların kendisine verip vermemesinden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Zekât, 50)
Aziz kardeşlerim!
Efendimiz, odun toplayıp satmayı örnek veriyor. Çünkü insanın kendi emeğiyle geçinmesi, başkalarına muhtaç olmadan hayatını sürdürmeye çalışması değerlidir.
Fakat bu hadisi yanlış anlamayalım. Gerçekten ihtiyaç sahibi olan, çalışamayacak durumda bulunan veya zor şartlarla karşılaşan kimse yardım istemekten dolayı kınanamaz. İslâm, ihtiyaç sahibini korur; zengin ve imkân sahibi olanları da yardımlaşmaya teşvik eder.
Buradaki öğüt, çalışabilecek ve imkân bulabilecek kimsenin gayret göstermesi, helâl kazanç yollarını araması ve başkalarının emeğine yük olmamaya çalışmasıdır.
Bugün belki elimizde bir ip, bir keser veya bir odun demeti yok. Ama öğrenebileceğimiz bir meslek, geliştirebileceğimiz bir beceri, yapabileceğimiz bir iş olabilir.
Bazen insan, büyük bir iş kurmayı beklerken küçük bir fırsatı değerlendirmenin önemini göremez. Hâlbuki helâl bir başlangıç, zamanla daha büyük imkânların kapısını açabilir.
Yeter ki yaptığımız iş meşru olsun. Yeter ki başkasına zarar vermeyelim. Yeter ki gayretimizi küçümsemeyelim.
Helâl kazanç için atılan küçük bir adım, tembellik içinde beklemekten daha hayırlı bir başlangıç olabilir.
### Allah, emeği zayi etmez
Kıymetli müminler!
İnsan çalışır, yorulur, gayret gösterir. Fakat her zaman istediği sonucu alamayabilir. Bazen işler yolunda gider, bazen sıkıntılar ortaya çıkar. Bazen emek verir ama kazancı beklediğinden az olur. Bazen bütün tedbirlerini aldığı hâlde zarar eder.
İşte böyle zamanlarda mümin, emeğinin Allah katında değersiz olmadığını hatırlamalıdır.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَىٰ وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Çalışmasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.” (Necm, 53/39-40)
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
إِنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَىٰ
“Ben, erkek olsun kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim.” (Âl-i İmrân, 3/195'ten bir bölüm)
Bu ayet, müminin gönlüne ümit verir.
Rabbimiz katında insanın gayreti, niyeti ve ameli değerlidir. Kadın olsun erkek olsun, insanın yaptığı iyilik karşılıksız kalmaz.
Burada şunu da bilmeliyiz: Bu ayetler, her çalışan insanın dünyada mutlaka istediği kadar para kazanacağını veya bütün işlerinin yolunda gideceğini garanti etmez. Dünya hayatında imtihan vardır. Önemli olan, helâl yoldan gayret etmek, haksızlıktan uzak durmak ve karşılaşılan zorluklarda meşru yolları aramaya devam etmektir.
Bir çiftçinin mahsulü zarar görebilir. Bir esnafın işi durgunlaşabilir. Bir işçi işini kaybedebilir. Bir aile maddî sıkıntı yaşayabilir. Böyle durumlarda birbirimize destek olmalı, insanları yargılamak yerine yüklerini hafifletmeye çalışmalıyız.
Mümin, tedbirini alır, çalışır, istişare eder, gerektiğinde yeni yollar arar ve Rabbinden yardım ister.
İnsanların görmediği bir emek, Allah katında kaybolmaz; müminin vazifesi, gayretini helâl ve güzel tutmaktır.
### Sabahın bereketini aramak
Aziz kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (sav), ümmeti için sabah vakitlerinin bereketli olmasını dilemiştir.
اللَّهُمَّ بَارِكْ لِأُمَّتِي فِي بُكُورِهَا
“Allah'ım! Ümmetim için sabahın erken vakitlerini bereketli kıl!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 85; Tirmizî, Büyû', 6)
Bu dua bize zamanı iyi kullanmayı, güne sorumluluk bilinciyle başlamayı ve imkânlarımızı değerlendirmeyi hatırlatır.
Ancak kardeşlerim, burada asıl mesele yalnızca erken kalkmak değildir. Gece vardiyasında çalışan kardeşimizin, hastanede nöbet tutanın, gece boyunca ailesine veya hastasına bakanın emeği de değerlidir. Herkesin şartı farklıdır.
Mümin, kendi şartlarına göre zamanını düzenler. Dinlenmesini ihmal etmeden görevlerini yerine getirir. İşini savsaklamaz. Gününü planlar. Vaktini faydalı işlerle değerlendirmeye gayret eder.
Rabbimiz, Cuma namazı tamamlandıktan sonra şöyle buyurur:
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ
“Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın.” (Cum'a, 62/10)
Bu ayet, ibadet ile çalışma hayatının birbirine düşman olmadığını gösterir. Mümin, namazını kılar; ardından helâl rızık için gayret eder. Çalışırken Allah'ı unutmaz, ibadet ederken de sorumluluklarından kaçmaz.
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ
“Yeryüzünü sizin için kullanışlı hâle getiren O'dur. Öyleyse onun üzerinde dolaşın ve Allah'ın rızkından yiyin.” (Mülk, 67/15'ten bir bölüm)
Kardeşlerim!
Yeryüzü bize çalışmamız, üretmemiz ve faydalı olmamız için imkânlar sunuyor. Toprağı işlemek, ilim öğrenmek, sanat sahibi olmak, ticaret yapmak, insanlara hizmet etmek… Bunların hepsi meşru çerçevede değerlendirildiğinde hayatımızın önemli bir parçasıdır.
Mümin, rızkı Allah'tan bilir; rızık için de gayret göstermekten geri durmaz.
### Aile için harcanan para sadakadır
Muhterem Müslümanlar!
İnsanın çalışma gayretinin en önemli sebeplerinden biri ailesidir. Anne babalar çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak, onları güzel yetiştirmek ve geleceklerini hazırlamak için çalışırlar. Eşler birbirlerinin yükünü hafifletmeye gayret ederler. Evlatlar, yaşlanan anne babalarına destek olmaya çalışırlar.
İslâm, bu sorumlulukları sıradan işler olarak görmez. Aksine, meşru bir niyetle yerine getirildiklerinde bunlar sevap kazanmaya vesile olabilir.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
إِذَا أَنْفَقَ الْمُسْلِمُ نَفَقَةً عَلَى أَهْلِهِ وَهُوَ يَحْتَسِبُهَا كَانَتْ لَهُ صَدَقَةً
“Müslüman, sevabını Allah'tan umarak ailesine harcama yaptığında, bu onun için sadaka olur.” (Buhârî, Îmân, 41; Müslim, Zekât, 100)
Aziz kardeşlerim!
Düşünün! Bir baba, çocuğuna helâlinden kazandığı parayla ekmek alıyor. Bir anne, ailesinin ihtiyaçları için emek veriyor. Bir evlat, yaşlı anne babasının geçimine katkıda bulunuyor. Bir insan, eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için yoruluyor.
Eğer bu emek meşru yoldan veriliyor ve Allah'ın rızası gözetiliyorsa, günlük hayatımızın bir parçası olan bu işler sevap kazanmaya vesile olabilir.
Bu sebeple ailesinin geçimi için çalışan kardeşlerimize şunu hatırlatmak isteriz: Emeğinizin kıymetini bilin. Yorulduğunuzda yaptığınız işin anlamını unutmayın. Helâl kazanç için gösterdiğiniz gayretin değerini hatırlayın.
Ama aile sorumluluğunu yalnızca para kazanmak olarak da görmeyelim. Çocuğumuzun ahlâkı, eşimizin huzuru, evimizin merhameti de önemlidir. Kazandığımız paranın yanında ailemize sevgi, güven ve güzel örneklik de götürelim.
Rabbimiz şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 66/6)
Bu ayet, aile sorumluluğumuzun yalnızca maddî ihtiyaçları karşılamaktan ibaret olmadığını da hatırlatır. Ailemizin dinî ve ahlâkî gelişimiyle ilgilenmek, çocuklarımıza doğruluğu, merhameti ve helâl-haram bilincini öğretmek de sorumluluğumuzdur.
Ailemize helâl lokma götürelim; onlara güzel ahlâkı da miras bırakalım.
### Kul hakkı, kazancın en ağır imtihanlarından biridir
Aziz kardeşlerim!
Helâl kazanç konusunun en hassas noktalarından biri kul hakkıdır.
İnsan bazen kazancını artırmak isterken başkasının hakkını gözetmeyebilir. Bir malın kusurunu saklayabilir. Bir işçinin ücretini geciktirebilir. Bir müşteriye yanlış bilgi verebilir. Bir ortağının hakkını eksik hesaplayabilir. Kendisine verilen görevi şahsî çıkarı için kullanabilir.
Fakat mümin, kazancını artırmak uğruna adaletten vazgeçemez.
Rabbimiz şöyle buyurur:
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ
“İnsanların haklarını eksiltmeyin.” (Şuarâ, 26/183)
Bu emir, ticarette de çalışma hayatında da geçerlidir. İnsanların hakkını eksiltmemek, emeğini küçümsememek, kendisine emanet edilen malı ve yetkiyi korumak gerekir.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, Îmân, 164)
Bu uyarı ne kadar açık ve ne kadar güçlüdür!
Müslüman, aldatmayı kazanç yolu hâline getiremez. Dışarıdan güzel görünen ama içi kusurlu olan bir malı, kusurunu gizleyerek satamaz. İnsanların bilgisizliğinden yararlanarak haksız kazanç elde etmeyi doğru göremez.
Peygamber Efendimiz, bir gün pazarda tahıl yığınının içine elini sokmuş, alt tarafının ıslak olduğunu görmüştür. Satıcıya bunun sebebini sorduğunda yağmurun ıslattığını öğrenmiştir. Bunun üzerine ıslak kısmın insanların görebileceği yerde bulunması gerektiğini bildirerek şöyle buyurmuştur:
مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي
“Kim hile yaparsa benden değildir.” (Müslim, Îmân, 164)
Aziz kardeşlerim!
Burada hepimize düşen bir görev var. Ticaret yapıyorsak dürüst olalım. İşçi çalıştırıyorsak emeğinin hakkını verelim. Bir yerde görev yapıyorsak bize duyulan güveni koruyalım. Alışverişte ölçüyü, tartıyı ve sözümüzü doğru tutalım.
Unutmayalım: Bir insanın hakkını yemek, yalnızca maddî bir kayıp meydana getirmez. Güveni de zedeler, gönülleri de yaralar.
Resûlullah (sav), gerçek müflisin kim olduğunu açıklarken kıyamet gününde namaz, oruç ve zekâtla gelen; fakat insanlara sövmüş, iftira etmiş, onların mallarını yemiş ve haklarına girmiş kimsenin, iyiliklerini hak sahiplerine vermek zorunda kalabileceğini bildirmiştir. İyilikleri tükenirse onların günahlarından kendisine yüklenebileceğini haber vermiştir. (Müslim, Birr ve Sıla, 59)
İşte kul hakkının ağırlığı budur.
Dünyada bir anlaşmazlığı gizleyebiliriz. Bir haksızlığı insanlardan saklayabiliriz. Fakat Allah'ın huzurunda hiçbir şey gizli kalmaz.
Öyleyse kardeşlerim, kazancımıza haram karıştırmaktan sakınalım. Birinin hakkını aldıysak telafi etmeye çalışalım. Haksızlık yaptıysak tövbe edelim ve hak sahibine hakkını iade edelim.
Kazancımızın çokluğu bizi aldatmasın; asıl zenginlik, Allah'ın huzuruna kul hakkı yüküyle çıkmamaktır.
### Kanaat, şükür ve paylaşma ahlâkı
Muhterem kardeşlerim!
İslâm, çalışmayı ve kazanmayı teşvik eder. Ancak insanın mal hırsına kapılmasını, kazandıkça daha fazlasını istemesini ve sahip olduklarıyla yetinemez hâle gelmesini de doğru bulmaz.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
“Zenginlik, mal çokluğuyla değildir. Asıl zenginlik, gönül zenginliğidir.” (Buhârî, Rikāk, 15; Müslim, Zekât, 120)
Ne kadar güzel bir ölçü!
Bazı insanlar çok mala sahiptir ama gönlü huzursuzdur. Başkasının elindekine bakar, kendi sahip olduklarının kıymetini bilmez. Daha fazlasını kazanmak uğruna sağlığını, ailesini ve huzurunu ihmal eder.
Bazı insanlar ise imkânları sınırlı olmasına rağmen şükretmeyi bilir. Çalışır, gayret eder, daha iyi bir hayat için çabalar; fakat sahip olduklarını da küçümsemez.
Kanaat, çalışmayı bırakmak değildir. Kanaat, helâlinden kazanmaya devam ederken hırsa esir olmamaktır. Daha iyisini hedeflerken haram yollara sapmamaktır. Başkasının nimetini kıskanmak yerine kendi nimetlerine şükretmektir.
Rabbimiz şöyle buyurur:
لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ
“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” (İbrâhîm, 14/7)
Şükür, nimeti tanımaktır. Şükür, kazandığımızı Allah'tan bilmek ve onu doğru kullanmaktır. Şükür, sahip olduklarımızın kıymetini bilmektir.
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
وَأَحْسِنْ كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ
“Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap.” (Kasas, 28/77'den bir bölüm)
Öyleyse kardeşlerim, imkânlarımız arttıkça paylaşmayı da artıralım. Bir ihtiyaç sahibini gördüğümüzde yüz çevirmeyelim. Bir borçlunun sıkıntısını hafifletmeye çalışalım. Çocukların, yetimlerin ve yoksulların ihtiyaçlarını gözetelim.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
السَّاعِي عَلَى الْأَرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
“Dul ve yoksulun ihtiyaçlarını karşılamak için çalışan kimse, Allah yolunda cihad eden kimse gibidir.” (Buhârî, Nafakāt, 1; hadisin devamında gece namazı kılan ve gündüz oruç tutan kimseye de benzetme yapılır.)
Bu hadis, malın ve emeğin başkalarının hayatına dokunduğunda nasıl büyük bir iyiliğe dönüşebileceğini gösterir.
Kazandığımızı yalnızca kendimiz için biriktirmeyelim; kazancımızla bir gönlü sevindirmeyi, bir yükü hafifletmeyi de bilelim.
### Ticaretimiz bizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın
Aziz Müslümanlar!
Dünyada çalışacağız. Ticaret yapacağız. Mal mülk sahibi olacağız. Ailemizin ihtiyaçlarını karşılayacağız. Fakat bütün bunları yaparken asıl vazifemizi unutmayacağız.
Çünkü insan yalnızca bu dünya için yaratılmamıştır. Hayatımızın bir sonu, yaptıklarımızın hesabının görüleceği bir gün vardır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا
“Allah'ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 28/77)
Bu ayet bize bir denge öğretiyor. Dünyayı terk etmek yok. Dünyaya esir olmak da yok. Çalışacağız ama kulluğumuzu unutmayacağız. Kazanacağız ama helâlden ayrılmayacağız. Mal sahibi olacağız ama malın bizi yönetmesine izin vermeyeceğiz.
Rabbimiz, müminleri anlatırken şöyle buyurur:
رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ
“Onlar, ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı kimselerdir.” (Nûr, 24/37)
Muhterem kardeşlerim!
İşte müminin hedefi budur. İşimiz bizi namazdan uzaklaştırmasın. Kazancımız bizi kibirli hâle getirmesin. Malımız bizi merhametsiz yapmasın. Dünyalık işlerimiz, ahiret hazırlığımızı unutturmasın.
Bir esnaf, dükkânını kapatıp namaza gidebildiğinde yalnızca ticaretine değil, kulluğuna da sahip çıkmış olur. Bir işveren, işçilerinin ibadetlerini yerine getirmelerine imkân tanıdığında onların hakkını gözetmiş olur. Bir çalışan, görevini aksatmadan dinî sorumluluklarını yerine getirdiğinde hayatındaki dengeyi korumaya çalışmış olur.
Şunu da unutmayalım: Helâl kazanç için çalışmak başlı başına değerli bir sorumluluktur; fakat bu, namaz gibi farz ibadetlerin yerine geçmez. Müslüman hem geçimini sağlamak hem de Allah'a kulluk görevlerini yerine getirmek için gayret eder.
Dünya elimizde olsun, kalbimizde değil. Kazancımız artsın ama Rabbimize olan bağlılığımız eksilmesin.
### Son öğüt: Kazandığımız lokmanın hesabını düşünelim
Kıymetli kardeşlerim!
Bugün buradan ayrılırken her birimiz kendi hayatımıza dönüp bakalım.
Bir esnaf kardeşimiz, yarın dükkânını açtığında müşterisine doğru bilgi versin. Bir işveren, çalışanının hakkını gözetmeyi kendisine görev bilsin. Bir işçi, yaptığı işin emanet olduğunu hatırlasın. Bir anne baba, çocuklarına helâl lokmanın değerini öğretsin. Bir genç, meslek öğrenmekten ve emek vermekten utanmasın. İmkânı geniş olanlar da ihtiyaç sahiplerini unutmasın.
Rabbimiz bizlere helâlinden kazanmayı, kazandığımızı helâl yollarda harcamayı ve nimetlerin şükrünü yerine getirmeyi nasip eylesin.
Unutmayalım ki evimize götürdüğümüz her lokma, hayatımızın bir parçasıdır. Çocuklarımızın sofrasına koyduğumuz ekmek, yalnızca bir yiyecek değil; aynı zamanda sorumluluğumuzun bir neticesidir.
Öyleyse emeğimizi küçümsemeyelim. Çalışan insanları hor görmeyelim. İhtiyaç sahiplerini aşağılamayalım. İnsanları servetlerine göre değerlendirmeyelim.
Zenginlik de fakirlik de bir imtihandır. Asıl değer, insanın bu imtihan karşısında nasıl davrandığıdır.
Bir insan az kazanabilir ama dürüst olabilir. Bir başkası çok kazanabilir ama adaletten ayrılabilir. Rabbimizin razı olacağı hayatı ararken ölçümüz, yalnızca kazancımızın miktarı değil; imanımız, ahlâkımız, helâl-haram hassasiyetimiz ve insanlara karşı tutumumuz olmalıdır.
Alın terimiz helâl, kazancımız bereketli, gönlümüz kanaatkâr, ellerimiz hayır için açık olsun.
### Dua
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerine olsun.
Allah'ım! Ey Rezzâk olan Rabbimiz! Ey bütün canlıları rızıklandıran, kullarına nimetler veren ve dilediğine dilediği kadar lütfeden yüce Rabbimiz!
Bizleri helâlinden kazanan, helâlinden yiyen, helâlinden harcayan ve kazancını hayra vesile kılan kullarından eyle.
Allah'ım! Kazancımıza bereket ver. Sofralarımızdan helâl lokmayı eksik etme. Bizi haram kazançtan, haksızlıktan, hileden, rüşvetten, kul hakkından ve başkasının malına göz dikmekten muhafaza eyle.
Ya Rabbi! Çalışan kardeşlerimize güç ve kuvvet ver. Alın teri dökenlerin emeklerini bereketlendir. İş arayanlara hayırlı iş kapıları aç. Borçlu kardeşlerimize ödeme kolaylığı ihsan eyle. Darda kalanlara ferahlık, hastalara şifa, işsizlere hayırlı imkânlar nasip eyle.
Allah'ım! Esnafımıza dürüstlük, tüccarlarımıza doğruluk, işverenlerimize adalet, çalışanlarımıza emanet bilinci nasip eyle. İşçi ile işverenin birbirinin hakkını gözettiği, emeğin değer bulduğu, insanların birbirine güven duyduğu bir toplumda yaşamayı bizlere nasip eyle.
Ya Rabbi! Evine helâl lokma götürmek için gayret eden anne babalarımıza yardım eyle. Çocuklarımızı hayırlı, ahlâklı, çalışkan ve merhametli kullarından eyle. Ailelerimize huzur, yuvalarımıza muhabbet, rızıklarımıza bereket ihsan eyle.
Allah'ım! Anne babalarımıza merhametle davranmayı, eşlerimizin emeğini takdir etmeyi, çocuklarımızı güzel yetiştirmeyi ve ailemizin haklarını gözetmeyi bizlere nasip eyle.
Allah'ım! Bizi kazandığıyla şımaranlardan, malıyla kibirlenenlerden, daha fazlasını elde etmek uğruna harama yönelenlerden eyleme. Kanaat eden, şükreden, paylaşan ve ihtiyaç sahiplerine el uzatan kullarından eyle.
Ya Rabbi! Yetimlerin, yoksulların, borçluların, kimsesizlerin ve ihtiyaç sahiplerinin yardımcısı olmayı bizlere nasip eyle. İmkânı olanlarımıza cömertlik, ihtiyacı olanlarımıza sabır ve gönül huzuru ihsan eyle. Aramızdaki kardeşliği, merhameti ve dayanışmayı güçlendir.
Allah'ım! İşlerimizi ibadetlerimize engel kılma. Ticaretimizi seni anmaktan uzaklaştıran bir perde hâline getirme. Bize dünyada helâl ve temiz bir hayat, ahirette ise rahmetini, mağfiretini ve rızanı nasip eyle.
Ya Rabbi! Üzerimizde kul hakkı varsa onu telafi etmeyi nasip eyle. Bilerek veya bilmeyerek yaptığımız haksızlıklardan dolayı bizleri affeyle. Kalplerimizi doğrulukla, dillerimizi güzel sözle, ellerimizi hayırla ve kazancımızı bereketle donat.
Allah'ım! Bize çalışmayı, üretmeyi, faydalı olmayı ve nimetlerine şükretmeyi nasip eyle. Emeğimizi zayi etme. Bizi kimseye haksızlık etmeyen, kimsenin hakkını yemeyen ve emanete riayet eden kullarından eyle.
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)
Allah'ım! Son nefesimizi imanla vermeyi, huzuruna helâl lokmanın gönül rahatlığıyla, kul hakkından sakınmış ve sana bağlı bir kul olarak çıkmayı bizlere nasip eyle.
Âmin. Âmin. Âmin.
وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
