بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

HAMDELE: HER TÜRLÜ ÖVGÜ, ÂLEMLERİN RABBİNE ÖZGÜ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Aziz Müminler!

Hamdolsun bizleri iman nimetiyle buluşturan, gönüllerimizi İslâm'ın nuruyla aydınlatan, bizi yoktan var eden ve sayısız nimetleriyle yaşatan Yüce Rabbimize hamdüsenâlar olsun.

Salât ve selâm; hayatının her anını Allah'a hamdederek yaşayan, ümmetine şükretmeyi, sabretmeyi, kulluk etmeyi ve her hâlükârda Rabbine yönelmeyi öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem; onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden giden bütün müminlere olsun.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün üzerinde duracağımız konu, müminin dilinden düşürmemesi gereken, fakat çoğu zaman anlamını yeterince düşünmeden söylediğimiz iki kelimedir:

Elhamdülillâh.

Hepimiz bu sözü biliyoruz.

Bir nimet geldiğinde söylüyoruz.

Bir sıkıntı geçtiğinde söylüyoruz.

Yemekten sonra söylüyoruz.

Hastalıktan kurtulduğumuzda söylüyoruz.

Güzel bir haber aldığımızda söylüyoruz.

Bazen de sadece alışkanlık olarak söylüyoruz.

Peki, “Elhamdülillâh” dediğimizde aslında ne söylüyoruz?

“Bütün övgüler Allah'a mahsustur.”

“Bütün güzelliklerin sahibi Allah'tır.”

“Bana ulaşan her nimet Allah'ın lütfudur.”

“Benim gücümün üzerinde bir güç vardır.”

“Ben Rabbimin kuluyum.”

“Veren de O'dur, koruyan da O'dur, yaşatan da O'dur, nimetlendiren de O'dur.”

İşte hamd budur.

Hamd, sadece bir teşekkür sözü değildir.

Hamd, insanın bütün varlığıyla Allah'ın büyüklüğünü kabul etmesidir.

Hamd, nimeti görürken Nimet Sahibi'ni unutmamaktır.

Hamd, sevinçte Allah'ı hatırlamak kadar sıkıntıda da Allah'ı unutmamaktır.

Hamd, hayatın tamamını Rabbimizin huzurunda anlamlandırmaktır.

---

1. KUR'AN'IN İLK MESAJLARINDAN BİRİ: ELHAMDÜLİLLÂH

Aziz Kardeşlerim!

Kur'an-ı Kerim'in ilk sûresi olan Fâtiha, “Elhamdülillâhi Rabbilâlemîn” cümlesiyle başlar.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.”

(Fâtiha, 1/2)

Ne kadar anlamlıdır!

Kur'an'ın kapısını açıyoruz.

Karşımıza ilk çıkan hakikatlerden biri hamd oluyor.

Namaza duruyoruz.

Yine Fâtiha'yı okuyoruz.

Günde beş vakit namazın her rekâtında:

“Elhamdülillâhi Rabbilâlemîn”

diyoruz.

Yani günde en az kırk defa Rabbimize hamdediyoruz.

Bu tesadüf değildir.

Çünkü Allah Teâlâ bize daha namazın başında şunu öğretiyor:

“Ey kulum! Önce Rabbini tanı. Sonra O'na hamdet. Sonra O'ndan yardım iste. Sonra O'na kulluk et ve sonra doğru yolu iste.”

Fâtiha'nın bütün akışı aslında insanın Allah'la kurması gereken ilişkinin özüdür.

Önce:

“Elhamdülillâhi Rabbilâlemîn.”

Hamd Allah'a aittir.

Sonra:

“Er-Rahmânir-Rahîm.”

O, Rahmân ve Rahîm'dir.

Sonra:

“Mâliki yevmiddîn.”

Hesap gününün sahibidir.

Sonra:

“İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn.”

“Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz.”

Sonra da:

“İhdinassırâtal müstakîm.”

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

Demek ki kardeşlerim, kul önce Rabbini tanıyacak, sonra O'na hamdedecek, sonra kulluğunu ilan edecek ve ardından O'ndan yardım isteyecek.

---

2. ALLAH'A HAMD İLE BAŞLANMAYAN İŞTE BEREKET EKSİLİR

Kıymetli Müminler!

Peygamber Efendimiz, önemli işlerin Allah'a hamdederek başlaması gerektiğini bize şöyle öğretmiştir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ:

كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لَا يُبْدَأُ فِيهِ بِالْحَمْدِ لِلَّهِ فَهُوَ أَقْطَعُ

“Allah'a hamd ile başlanılmayan her önemli iş noksandır, bereketsizdir.”

(İbn Mâce, Nikâh, 19, İM1894)

Bu hadis bize önemli bir hayat ölçüsü veriyor.

Mümin, yaptığı işi Allah'tan bağımsız görmez.

Bir işe başladığında, “Ben yaptım.” demeden önce, “Allah bana imkân verdi.” der.

Bir başarı elde ettiğinde, “Ben başardım.” demeden önce, “Rabbim nasip etti.” der.

Bir nimete kavuştuğunda, nimete değil, nimetin sahibine bakar.

Çünkü bilir ki insanın sahip olduğu hiçbir şey kendisinin değildir.

Sağlık bizim değildir.

Ömür bizim değildir.

Evlat bizim değildir.

Mal bizim değildir.

Akıl bizim değildir.

Güç bizim değildir.

Hatta nefes bile bizim değildir.

Bunların hepsi Allah'ın bize emanetidir.

Öyleyse müminin dili neden:

“Elhamdülillâh.”

demesin?

---

3. HAMD, SADECE NİMET GELDİĞİNDE SÖYLENMEZ

Aziz Kardeşlerim!

Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz.

Hepimiz güzel bir haber aldığımızda hamdediyoruz.

Çocuğumuz olduğunda hamdediyoruz.

Bir hastalıktan kurtulduğumuzda hamdediyoruz.

İşimiz olduğunda hamdediyoruz.

Borçtan kurtulduğumuzda hamdediyoruz.

Ev aldığımızda hamdediyoruz.

Bir sıkıntımız çözüldüğünde hamdediyoruz.

Peki ya işler istediğimiz gibi gitmediğinde?

Ya beklediğimiz haber gelmediğinde?

Ya hastalıkla karşılaştığımızda?

Ya bir yakınımızı kaybettiğimizde?

Ya ticaretimiz bozulduğunda?

Ya emek verdiğimiz hâlde istediğimiz sonucu alamadığımızda?

İşte hamdin gerçek anlamı biraz da burada ortaya çıkar.

Hz. Âişe validemiz, Peygamber Efendimizin hâlini şöyle anlatmıştır:

كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِذَا رَأَى مَا يُحِبُّ قَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي بِنِعْمَتِهِ تَتِمُّ الصَّالِحَاتُ، وَإِذَا رَأَى مَا يَكْرَهُ قَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ

“Allah Resûlü hoşuna giden bir şey gördüğünde, ‘Hamdolsun Allah'a ki güzel ve yararlı işler O'nun nimetiyle tamamlanır.’ derdi. Hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde ise, ‘Her hâlükârda Allah'a hamdolsun.’ derdi.”

(İbn Mâce, Edeb, 55, İM3803)

İşte müminin farkı budur.

Sevinirken:

Elhamdülillâh.

Üzülürken:

Elhamdülillâh.

Kazandığında:

Elhamdülillâh.

Kaybettiğinde:

Elhamdülillâh.

İstediği olduğunda:

Elhamdülillâh.

İstediği olmadığında:

Elhamdülillâh.

Çünkü mümin bilir ki Allah'ın her takdirinde bir hikmet vardır.

Biz sadece bugünü görürüz.

Allah ise dünü, bugünü ve yarını bilir.

Biz olayın görünen yüzünü biliriz.

Allah olayın bütününü bilir.

Bazen çok istediğimiz bir şey bizim için hayır değildir.

Bazen kaybettiğimizi sandığımız bir şey, aslında Rabbimizin bizi korumasıdır.

Bazen kapanan bir kapı, daha hayırlı bir kapının açılmasıdır.

Bazen geciken bir nimet, daha güzel bir zamanda gelecek olan nimettir.

Bu yüzden mümin:

“Her hâlükârda Allah'a hamdolsun.”

diyebilir.

---

4. HAMD, ŞÜKÜRDEN DAHA GENİŞTİR

Kardeşlerim!

Hamd ile şükür birbirine çok yakın kavramlardır.

Fakat aynı değildir.

Şükür, bize verilen nimet karşısında Allah'a teşekkür etmektir.

Hamd ise Allah'ı, verdiği nimetler sebebiyle övmekle birlikte, O'nun zatı, kudreti, rahmeti, hikmeti ve yüceliği sebebiyle de övmektir.

Yani şükür çoğu zaman nimete bağlıdır.

Hamd ise nimet olsun veya olmasın Allah'a yönelir.

Bu sebeple:

“Allah'ım, bana verdiğin sağlık için şükürler olsun.”

deriz.

Ama aynı zamanda:

“Allah'ım, Sen Rabbimsin. Sen her türlü övgüye layıksın.”

deriz.

İşte bu hamddir.

Bir insanın sadece nimet geldiğinde Allah'ı hatırlaması eksik bir kulluktur.

Asıl kulluk, nimet geldiğinde şükretmek; imtihan geldiğinde sabretmek; her iki hâlde de Allah'ı unutmamaktır.

---

5. ALLAH'IN VERDİĞİ NİMETTEN DAHA DEĞERLİ BİR ŞEY: HAMDETMEK

Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz hamdin değerini bize çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Enes radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ:

مَا أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَى عَبْدٍ نِعْمَةً فَقَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ، إِلَّا كَانَ الَّذِي أَعْطَاهُ أَفْضَلَ مِمَّا أَخَذَ

“Allah'ın verdiği bir nimet karşısında kulun ‘Elhamdülillâh’ diyerek hamdetmesi, Allah'ın ona verdiği o nimetten daha değerlidir.”

(İbn Mâce, Edeb, 55, İM3805)

Ne büyük müjde!

Allah bize bir nimet veriyor.

Biz de:

“Elhamdülillâh.”

diyoruz.

Peygamberimiz, bizim söylediğimiz bu hamdin, aldığımız nimetten daha değerli olduğunu bildiriyor.

Çünkü nimet geçicidir.

Sağlık geçicidir.

Gençlik geçicidir.

Servet geçicidir.

Dünya geçicidir.

Ama o nimeti vereni tanımak, O'na hamdetmek ve kulluk etmek ebedî bir kazançtır.

---

6. BİR LOKMA EKMEKTE BİLE ALLAH'IN NİMETİ VARDIR

Kıymetli Kardeşlerim!

Bazen nimetleri çok büyük şeylerde arıyoruz.

Ev.

Araba.

Para.

Makam.

Servet.

Oysa Allah'ın nimetleri her an etrafımızdadır.

Bir bardak su içiyoruz.

Bir lokma ekmek yiyoruz.

Bir nefes alıyoruz.

Gözümüzle görüyoruz.

Kulağımızla duyuyoruz.

Ayağımızla yürüyoruz.

Kalbimiz çalışıyor.

Beynimiz düşünüyor.

Bunların her biri Allah'ın nimetidir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ لَيَرْضَى عَنِ الْعَبْدِ أَنْ يَأْكُلَ الْأَكْلَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا، أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا

“Allah Teâlâ, kulunun bir şey yiyip ardından O'na hamdetmesinden veya bir şey içip ardından O'na hamdetmesinden hoşnut olur.”

(Müslim, Zikir, 89, M6932; Tirmizî, Et'ıme, 18, T1816)

Dikkat edelim kardeşlerim!

Allah kulunun bir lokma yemesinden sonra:

“Elhamdülillâh.”

demesinden hoşnut oluyor.

Bir bardak su içtikten sonra:

“Elhamdülillâh.”

demesinden hoşnut oluyor.

Demek ki şükür ve hamd, büyük ibadetlerin yanında küçük görünen anlarda da Rabbimizin rızasına vesile oluyor.

---

7. SOFRALARIMIZI HAMDE DÖNÜŞTÜRELİM

Kardeşlerim!

Sofraya oturduğumuz zaman sadece karnımızı doyurmayı düşünmeyelim.

O sofranın bize nasıl ulaştığını düşünelim.

Tarlada çalışan çiftçiyi düşünelim.

Toprağı düşünelim.

Yağmuru düşünelim.

Güneşi düşünelim.

Ekmeğin soframıza ulaşmasını sağlayan binlerce nimeti düşünelim.

Ve sonra:

“Elhamdülillâh.”

diyelim.

Çünkü mümin, lokmayı yerken lokmanın arkasındaki rahmeti görür.

Su içerken suyun arkasındaki kudreti görür.

Meyveyi yerken onu yaratan Rabbini hatırlar.

Bir nimet karşısında sadece:

“Ne güzel!”

demez.

“Elhamdülillâh.”

der.

Çünkü nimeti görürken nimet sahibini unutmamak gerekir.

---

8. “ELHAMDÜLİLLÂH” MİZANI DOLDURUR

Aziz Kardeşlerim!

Hamdın Allah katındaki değerini anlatan çok büyük bir hadis daha vardır.

Ebû Mâlik el-Eş'arî radıyallahu anh anlatıyor.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

الطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَآنِ أَوْ تَمْلَأُ مَا بَيْنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ...

“Temizlik imanın yarısıdır. ‘Elhamdülillâh’ mizanı doldurur. ‘Sübhânallâh’ ve ‘Elhamdülillâh’ göklerle yer arasını doldururlar...”

(Müslim, Tahâret, 1, M534)

Kardeşlerim!

Bir düşünün.

Dilimiz birkaç saniye hareket ediyor.

“Elhamdülillâh.”

diyoruz.

Ama bunun âhiretteki karşılığı mizanı dolduracak kadar büyük oluyor.

İnsan dünyada söylediği sözlerin kıymetini bazen anlayamaz.

Bir kelime söyler.

Geçip gider.

Fakat Allah katında o kelime büyük bir değer taşır.

Bu yüzden dilimizi boş sözlerle değil, Allah'ın zikriyle meşgul edelim.

---

9. “SÜBHÂNALLÂHİ VE BİHAMDİHΔ GÜNAHLARA KARŞI BİR TEMİZLİKTİR

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، حُطَّتْ خَطَايَاهُ، وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ

“Kim bir günde yüz defa ‘Sübhânallâhi ve bihamdihî’ derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa bağışlanır.”

(Müslim, Zikir, 28, M6842; Tirmizî, Deavât, 59, T3466)

Aziz Müminler!

Burada bize büyük bir fırsat gösteriliyor.

Dilimizi zikre alıştırmak.

Kalbimizi Allah'a bağlamak.

Gün içerisinde yüz defa:

سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ

“Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih eder ve O'na hamdederim.”

demek.

Bu sadece dil egzersizi değildir.

Bu, kalbin Allah'a dönmesidir.

---

10. EN ZOR ZAMANDA HAMDETMEK

Kıymetli Kardeşlerim!

Hamdın gerçek derinliği, insanın imtihan zamanında ortaya çıkar.

Bir insanın çocuğunu kaybetmesi ne büyük bir acıdır.

Bir annenin veya babanın ciğerparesini toprağa vermesi, insanın yaşayabileceği en ağır imtihanlardan biridir.

İşte böyle bir acının içinde bile Allah'a hamdetmek, imanın ve teslimiyetin en yüksek göstergelerinden biridir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Allah Teâlâ bir kulunun çocuğunu vefat ettirdiğinde meleklere:

“Kulumun çocuğunun ruhunu mu aldınız?” diye sorar.

Onlar:

“Evet.” derler.

Allah:

“Kulumun gönül meyvesini mi aldınız?” diye sorar.

Onlar:

“Evet.” derler.

Allah:

“Kulum ne söyledi?” diye sorar.

Melekler:

“**Sana hamdetti ve ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn’ dedi.” derler.

Bunun üzerine Allah Teâlâ:

“Kulum için cennette bir ev yapın ve onun adını Hamd Evi koyun.” buyurur.

(Tirmizî, Cenâiz, 36, T1021)

Aziz Kardeşlerim!

Bu hadis bize hamdin ne kadar derin bir teslimiyet olduğunu gösteriyor.

Elbette böyle bir acı karşısında insan ağlar.

Kalbi yanar.

Gözünden yaş gelir.

İslâm insandan duygusuz olmasını istemez.

Fakat mümin, acının içinde bile Allah'a isyan etmez.

“Allah'ım, ben Senin kulunum.” der.

“Biz Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz.” der.

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve yine O'na döneceğiz.”

(Bakara, 2/156)

İşte hamd budur.

---

11. HAMD, MUSİBETİ SEVMEMEK; ALLAH'IN HÜKMÜNE GÜVENMEKTİR

Kardeşlerim!

Burada bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim.

Allah'a hamdetmek, başımıza gelen her şeyi sevmek anlamına gelmez.

Bir hastalık geldiğinde hastalığı sevmek zorunda değiliz.

Bir ölüm karşısında üzülmemek zorunda değiliz.

Bir kayıp karşısında gözyaşı dökmemek zorunda değiliz.

Fakat bütün bunlara rağmen Allah'ın hikmetine güvenebiliriz.

Mümin:

“Ya Rabbi! Ben bunun hikmetini şu anda anlayamıyorum. Fakat Senin hikmetine güveniyorum.”

diyebilir.

İşte bu teslimiyettir.

İşte bu hamddir.

---

12. PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI BAŞTAN SONA HAMD İLE DOLUYDU

Aziz Müminler!

Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda hamdin onun hayatının her anına yayıldığını görürüz.

Hutbesine Allah'a hamdederek başlardı.

Uykudan uyandığında Allah'a hamdederdi.

Yemekten sonra Allah'a hamdederdi.

Yeni bir nimete kavuştuğunda hamdederdi.

Güzel bir rüya gördüğünde hamdederdi.

Aksırdığında hamdederdi.

Sıkıntılı bir durumla karşılaştığında da Allah'ı unutmuyordu.

Yani hamd onun hayatında sadece bir söz değildi.

Bir yaşam biçimiydi.

---

13. UYANDIĞIMIZDA İLK SÖZÜMÜZ HAMD OLSUN

Kardeşlerim!

Her sabah uyandığımızda aslında bize yeni bir hayat veriliyor.

Gece uykuya daldığımızda hiçbirimiz sabah uyanacağımızın garantisini taşımıyoruz.

Fakat sabah gözlerimizi açıyoruz.

Güneş doğuyor.

Nefes alıyoruz.

Kalbimiz çalışıyor.

Sevdiklerimizi görüyoruz.

İşte Peygamber Efendimiz böyle bir durumda şöyle dua ederdi:

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ

“Bizi öldükten sonra dirilten Allah'a hamdolsun. Dönüş yalnız O'nadır.”

(Buhârî, Deavât, 8, B6314; Müslim, Zikir, 59, M6887)

Kardeşlerim!

Sabah uyandığımızda telefonumuza bakmadan önce Rabbimizi hatırlayalım.

Günün ilk sözlerinden biri:

“Elhamdülillâh.”

olsun.

Çünkü bugün bize verilmiş bir hediyedir.

---

14. HAMD, DİLİN ZİKRİ OLDUĞU KADAR KALBİN ŞUURUDUR

Aziz Kardeşlerim!

Sadece dilimizle:

“Elhamdülillâh.”

demek yeterli değildir.

Elbette dil ile hamdetmek güzeldir.

Fakat gerçek hamd, kalbe de yerleşmelidir.

Dil:

Elhamdülillâh

derken kalp nimeti Allah'tan bilmeli.

Aklımız Allah'ın nimetlerini düşünmeli.

Gözümüz Allah'ın eserlerini görmeli.

Kulağımız Allah'ın nimetlerini işitmeli.

Ellerimiz Allah'ın razı olduğu işlerde kullanılmalı.

Ayaklarımız Allah'ın razı olduğu yerlere yürümeli.

İşte o zaman insanın bütün hayatı hamde dönüşür.

Dilin hamdi “Elhamdülillâh” demektir.

Kalbin hamdi, Allah'ın nimetlerini ve kudretini tanımaktır.

Aklın hamdi, Allah'ın yaratışını tefekkür etmektir.

Azaların hamdi, onları Allah'ın razı olduğu yerde kullanmaktır.

Hayatın hamdi ise ömrü Allah'ın rızasına uygun yaşamaktır.

---

15. BİR NİMETİ ELİMİZDEN ALINDIĞINDA DA RABBİMİZİ UNUTMAYALIM

Kıymetli Kardeşlerim!

Bazen insan sahip olduğu nimetlerin kıymetini ancak onları kaybedince anlıyor.

Sağlık varken sağlığın kıymetini bilmiyoruz.

Gençlik varken gençliğin kıymetini bilmiyoruz.

Anne babamız hayattayken onların değerini yeterince anlamıyoruz.

Evlatlarımız yanımızdayken onların kıymetini yeterince düşünmüyoruz.

Oysa her nimet emanet.

Her nimet geçici.

Her nimet Allah'ın lütfu.

Bu yüzden nimet elimizdeyken:

Elhamdülillâh.

Nimet elimizden çıktığında:

Elhamdülillâh.

Çünkü mümin bilir ki Rabbimiz verir.

Rabbimiz alır.

Biz ise kuluz.

---

16. HAMD, KİBİRDEN KURTULMANIN İLACIDIR

Aziz Müminler!

İnsanın en büyük tehlikelerinden biri, sahip olduğu şeyleri kendisinden bilmesidir.

“Ben kazandım.”

“Ben yaptım.”

“Ben başardım.”

“Ben zekiyim.”

“Ben güçlüyüm.”

“Ben çalıştım.”

Evet, insan çalışır.

Çaba gösterir.

Tedbir alır.

Fakat sonuçta bize imkân veren Allah'tır.

Kur'an-ı Kerim, Hz. Süleyman ile Hz. Dâvûd'un kendilerine verilen nimetler karşısında nasıl hamdettiklerini anlatır.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَقَالَا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ

“İkisi de, ‘Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun.’ dediler.”

(Neml, 27/15)

Demek ki nimet arttıkça hamd de artmalıdır.

Makam arttıkça hamd artmalıdır.

Mal arttıkça hamd artmalıdır.

Bilgi arttıkça hamd artmalıdır.

İmkân arttıkça kulluk artmalıdır.

Çünkü nimet büyüdükçe sorumluluk da büyür.

---

17. CENNET EHLİNİN DİLİNDE BİLE HAMD VARDIR

Kardeşlerim!

Kur'an-ı Kerim, cennet ehlinin dilinden şöyle haber verir:

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ ۖ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ

“Derler ki: Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”

(Fâtır, 35/34)

Cennete girmişler.

Bütün sıkıntılar bitmiş.

Artık hastalık yok.

Ölüm yok.

Korku yok.

Ayrılık yok.

Hüzün yok.

Fakat onların dili yine:

Elhamdülillâh.

diyor.

Kur'an başka bir yerde cennet ehlinin dualarının sonunu şöyle bildiriyor:

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ ۚ وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Oradaki duaları, ‘Allah'ım! Seni her türlü eksiklikten tenzih ederiz.’ sözüdür. Birbirlerine iyi dilekleri ‘selâm’dır. Dualarının sonu ise ‘Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.’ sözüdür.”

(Yûnus, 10/10)

Öyleyse kardeşlerim:

Dünyada hamde alışan dil, âhirette de hamdeder.

---

18. ALLAH'IN “HAMÎD” İSMİ

Aziz Müminler!

Allah Teâlâ'nın güzel isimlerinden biri:

الْحَمِيدُ

El-Hamîd'dir.

Yani her türlü övgüye layık olan, övülen ve bütün güzel sıfatların sahibi olan Allah.

Biz Allah'a hamdederiz.

Çünkü O Hamîd'dir.

Peygamber Efendimizin isimlerinden olan Ahmed, Muhammed ve Mahmûd da övgü ve hamd anlamları taşır.

Allah Teâlâ Peygamber Efendimize:

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَىٰ أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

“Gecenin bir kısmında da sana mahsus bir nafile olarak namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övgüye değer bir makama, Makâm-ı Mahmûd'a ulaştırır.”

(İsrâ, 17/79)

buyurmuştur.

Kıyamet gününde Peygamber Efendimize verilecek sancak da hadislerde Livâü'l-Hamd, yani Hamd Sancağı olarak anılmıştır.

(Tirmizî, Menâkıb, 1, T3615; İbn Mâce, Zühd, 37, İM4308)

Ne büyük bir makam!

Ne büyük bir şeref!

Ve ne büyük bir ders!

Hamd, müminin dünyadaki dili olduğu gibi âhiretteki izzeti de olacaktır.

---

19. HAMD, SADECE DİLDE DEĞİL, HAYATTA GÖRÜNMELİDİR

Kıymetli Kardeşlerim!

Bir insan:

“Allah'a hamdolsun.”

diyor.

Fakat Allah'ın verdiği malı haramda kullanıyorsa, hamdin hakkını yerine getirmiyor demektir.

“Allah'a hamdolsun.”

diyor.

Fakat diliyle insanları incitiyorsa, hamdin ruhunu anlamamış demektir.

“Allah'a hamdolsun.”

diyor.

Fakat elindeki nimeti israf ediyorsa, nimetin hakkını vermiyor demektir.

“Allah'a hamdolsun.”

diyor.

Fakat Allah'ın verdiği sağlığı günahlarda kullanıyorsa, şükrün gereğini yerine getirmiyor demektir.

Çünkü gerçek hamd, insanın hayatına yansır.

Allah sana göz verdiyse, o göz harama bakmamalıdır.

Allah sana dil verdiyse, o dil yalan söylememelidir.

Allah sana kulak verdiyse, o kulak haramı dinlememelidir.

Allah sana mal verdiyse, o maldan fakirin hakkı ayrılmalıdır.

Allah sana evlat verdiyse, o evlat Allah'ın istediği şekilde yetiştirilmelidir.

Allah sana ömür verdiyse, o ömür Allah'ın rızasına uygun geçirilmelidir.

İşte nimetin gerçek şükrü ve hamdi budur.

---

20. HAMD, HAYATIN HER ANINDA BİZİMLE OLMALIDIR

Aziz Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz bizlere hamdi hayatın her alanına yerleştirmeyi öğretti.

Yemekten sonra hamdetti.

İçtikten sonra hamdetti.

Yeni elbise giydiğinde Allah'a hamdetti.

Güzel bir rüya gördüğünde hamdetmeyi öğretti.

Aksıran kişiye hamdetmeyi öğretti.

Uykudan kalktığında hamdetti.

Namazlarında hamdetti.

Hutbelerine hamd ile başladı.

Hatta insanın gündelik hayatında bile Allah'ın nimetlerini hatırlamasını istedi.

İşte Müslüman hayatının özelliği budur.

Allah camide hatırlanıp hayatın dışında bırakılmaz.

Allah sofrada hatırlanıp ticarette unutulmaz.

Allah hastanede hatırlanıp sağlıkta unutulmaz.

Allah cenazede hatırlanıp düğünde unutulmaz.

Allah darlıkta hatırlanıp bollukta unutulmaz.

Mümin her hâlükârda Rabbini hatırlar.

---

21. DİLİMİZİ “ELHAMDÜLİLLÂH”A ALIŞTIRALIM

Kardeşlerim!

Bazen insanın kalbi sıkılır.

Bazen hiçbir şey yolunda gitmez.

Bazen ne söyleyeceğimizi bilemeyiz.

İşte böyle zamanlarda dilimizi Allah'ın zikrine alıştıralım.

Sabah:

Elhamdülillâh.

Akşam:

Elhamdülillâh.

Sofrada:

Elhamdülillâh.

Hastalıktan sonra:

Elhamdülillâh.

Bir sıkıntı geçtiğinde:

Elhamdülillâh.

Bir sıkıntının içinde:

Her hâlükârda Elhamdülillâh.

Çünkü biz Rabbimizi sadece istediğimiz şeyleri verdiğinde sevmiyoruz.

O, bizim Rabbimiz olduğu için O'nu seviyoruz.

O, bizi yarattığı için O'na hamdediyoruz.

O, bizi yaşattığı için O'na hamdediyoruz.

O, bize iman verdiği için O'na hamdediyoruz.

O, bizi Peygamber Efendimizin ümmetinden kıldığı için O'na hamdediyoruz.

O, bizi namazla buluşturduğu için O'na hamdediyoruz.

O, bize tövbe kapısını açık tuttuğu için O'na hamdediyoruz.

---

22. EN BÜYÜK NİMET: İMAN

Aziz Müminler!

Belki de üzerinde en çok durmamız gereken nimetlerden biri iman nimetidir.

Dünyada malımız olabilir.

Ama imanımız yoksa neye yarar?

Sağlığımız olabilir.

Ama imanımız yoksa nereye gideceğiz?

Makamımız olabilir.

Ama Allah'la bağımız yoksa bunun bize ne faydası olacak?

Öyleyse en büyük:

“Elhamdülillâh.”

iman için söylenmelidir.

Allah bizi Müslüman olarak yarattı.

Bizi imanla buluşturdu.

Bize Kur'an'ı gönderdi.

Bize Hz. Muhammed Mustafa'yı peygamber olarak gönderdi.

Bize namazı öğretti.

Bize helali ve haramı bildirdi.

Bize tövbe kapısını açtı.

Bize cenneti vadetti.

Bize rahmetini bildirdi.

Bize kendi yolunu gösterdi.

Bu nimetlerin karşısında insan nasıl hamdetmez?

---

23. HAMD, İNSANI ŞİKÂYETTEN ŞÜKRE TAŞIR

Kıymetli Kardeşlerim!

İnsanın nefsinde bir özellik vardır.

Elindekini görmez.

Elinde olmayanı görür.

Sahip olduğu nimetleri unutup sahip olmadığı şeylerin hesabını yapar.

Başkasının evine bakar.

Başkasının arabasına bakar.

Başkasının servetine bakar.

Başkasının hayatına bakar.

Sonra kendi nimetlerini küçümser.

İşte hamd, insanın bakışını değiştirir.

Hamdeden insan:

“Benim neyim eksik?”

demeden önce:

“Rabbim bana neler verdi?”

diye düşünür.

Etrafına bakar.

Ailesine bakar.

Evladına bakar.

Sağlığına bakar.

İmanına bakar.

Nefesine bakar.

Ve:

“Elhamdülillâh.”

der.

Bu yüzden hamd, gönlün zenginliğidir.

---

24. HAMD, DİLİMİZDE BİR SÖZ DEĞİL, HAYATIMIZDA BİR DURUŞ OLSUN

Aziz Kardeşlerim!

Geliniz bugün kendimize bir söz verelim.

“Elhamdülillâh”ı sadece alışkanlıkla söylemeyelim.

Her söylediğimizde ne anlama geldiğini düşünelim.

Çocuğumuza baktığımızda:

“Elhamdülillâh.”

diyelim.

Sağlığımızı düşündüğümüzde:

“Elhamdülillâh.”

diyelim.

İmanımızı düşündüğümüzde:

“Elhamdülillâh.”

diyelim.

Soframıza baktığımızda:

“Elhamdülillâh.”

diyelim.

Sıkıntıya düştüğümüzde:

“Ya Rabbi, Senin hikmetine güveniyorum. Her hâlükârda Sana hamdolsun.”

diyelim.

Çünkü hayatın her hâlinde Rabbimizin bir lütfu vardır.

Bazen nimet vererek imtihan eder.

Bazen vermeyerek imtihan eder.

Bazen artırarak imtihan eder.

Bazen azaltarak imtihan eder.

Bazen sağlıkla imtihan eder.

Bazen hastalıkla imtihan eder.

Bazen varlıkla imtihan eder.

Bazen yoklukla imtihan eder.

Ama her hâlükârda biz O'nun kullarıyız.

Ve müminin dili her durumda Rabbine bağlıdır:

Elhamdülillâhi alâ külli hâl.

“Her hâlükârda Allah'a hamdolsun.”

---

25. HAMD EDEN KUL, ALLAH'IN NİMETİNİ KORUR

Kardeşlerim!

Şükür ve hamd, nimetin korunmasına vesile olur.

Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ

“Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.”

(İbrâhîm, 14/7)

Bu ayet bize büyük bir hayat dersi veriyor.

Nimeti korumak istiyorsan şükret.

Nimeti artırmak istiyorsan şükret.

Nimeti veren Rabbini unutma.

Çünkü nimet, sahibinden bağımsız değildir.

---

26. HAMDİN SONU KULLUKTUR

Aziz Müminler!

Asıl mesele, “Elhamdülillâh” demekle bitmiyor.

Hamd bizi kulluğa götürmelidir.

Allah bize nimet verdi.

Biz ne yaptık?

Allah bize sağlık verdi.

Biz sağlığımızı nerede kullandık?

Allah bize mal verdi.

Biz malımızı nerede harcadık?

Allah bize evlat verdi.

Biz onları nasıl yetiştirdik?

Allah bize zaman verdi.

Biz zamanı nasıl geçirdik?

Allah bize akıl verdi.

Biz aklımızı ne düşündürmek için kullandık?

Allah bize dil verdi.

Biz o dille ne konuştuk?

İşte gerçek hamd burada başlıyor.

Hamd, nimetin sahibini tanımak; şükür ise o nimeti O'nun istediği yerde kullanmaktır.

---

SONUÇ: HER HÂLÜKÂRDA ALLAH'A HAMDOLSUN

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün gönlümüze şu hakikati yerleştirelim:

Hamd, sadece güzel günlerin sözü değildir.

Hamd, müminin hayatının tamamıdır.

Nimet geldiğinde:

Elhamdülillâh.

İmtihan geldiğinde:

Elhamdülillâh.

Kazandığımızda:

Elhamdülillâh.

Kaybettiğimizde:

Elhamdülillâh.

Sağlıklıyken:

Elhamdülillâh.

Hastayken:

Elhamdülillâh.

Gençken:

Elhamdülillâh.

Yaşlanırken:

Elhamdülillâh.

Varlıkta:

Elhamdülillâh.

Darlıkta:

Elhamdülillâh.

Çünkü biz biliyoruz:

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

Bizi yaratan O'dur.

Bizi yaşatan O'dur.

Bize rızık veren O'dur.

Bize iman veren O'dur.

Bize sağlık veren O'dur.

Bize evlat veren O'dur.

Bizi koruyan O'dur.

Tövbelerimizi kabul eden O'dur.

Günahlarımızı bağışlayan O'dur.

Ve sonunda hepimizi huzuruna götürecek olan da O'dur.

Öyleyse dilimizden:

“Elhamdülillâh.”

kalbimizden:

“Ya Rabbi, Sana hamdolsun.”

hayatımızdan da:

“Rabbim, Senin razı olacağın şekilde yaşamaya çalışacağım.”

sözü eksik olmasın.

---

DUA

Allah'ım!

Sana hamdederiz.

Bizi yoktan var ettiğin için Sana hamdederiz.

Bize iman verdiğin için Sana hamdederiz.

Bizi İslâm ile şereflendirdiğin için Sana hamdederiz.

Kur'an'ı bize rehber kıldığın için Sana hamdederiz.

Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi bize peygamber olarak gönderdiğin için Sana hamdederiz.

Allah'ım!

Bize verdiğin ve bizim farkında olmadığımız bütün nimetlerin için Sana hamdederiz.

Gördüğümüz ve göremediğimiz nimetlerin için Sana hamdederiz.

Bildiğimiz ve bilmediğimiz nimetlerin için Sana hamdederiz.

Bizi koruduğun nice belalar için Sana hamdederiz.

Bizi affettiğin nice günahlar için Sana hamdederiz.

Bize açtığın nice kapılar için Sana hamdederiz.

Allah'ım!

Bize nimeti verip de şükretmeyi unutanlardan eyleme.

Bize sağlık verip de onu isyan yolunda kullananlardan eyleme.

Bize mal verip de malının esiri olanlardan eyleme.

Bize evlat verip de onların hakkını yerine getirmeyenlerden eyleme.

Bize ömür verip de ömrünü boş yere tüketenlerden eyleme.

Allah'ım!

Dilimizi hamde alıştır.

Kalbimizi şükre alıştır.

Aklımızı tefekküre alıştır.

Azalarımızı itaate alıştır.

Hayatımızı kulluğa alıştır.

Allah'ım!

Nimet verdiğinde şükredenlerden, imtihan ettiğinde sabredenlerden ve her hâlükârda Sana güvenenlerden eyle.

Allah'ım!

Gönüllerimize huzur ver.

Evlerimize bereket ver.

Sofralarımıza helal rızık ver.

Kazancımıza bereket ver.

Çocuklarımızı hayırlı evlatlardan eyle.

Anne babalarımıza sağlık, afiyet ve rahmetinle muamele eyle.

Hastalarımıza şifa ver.

Dertlilerimize deva ver.

Borçlularımıza kolaylık ver.

Sıkıntıda olanlara ferahlık ver.

Zulme uğrayanlara yardım eyle.

Ümmet-i Muhammed'e birlik, beraberlik, huzur ve kardeşlik nasip eyle.

Allah'ım!

Bizleri nimetinin kıymetini bilen kullarından eyle.

Bizi nimete kavuşunca şımaran, nimet elimizden gidince isyan eden kimselerden eyleme.

Bize verdiğin her nimet karşısında:

“Elhamdülillâh.”

diyebilmeyi nasip eyle.

Başımıza gelen her imtihanda:

“Her hâlükârda Sana hamdolsun.”

diyebilmeyi nasip eyle.

Allah'ım!

Ömrümüzün sonuna kadar dilimizi hamd ile meşgul eyle.

Son nefesimizi imanla vermeyi nasip eyle.

Bizi kabirde yalnız bırakma.

Mahşer gününde yüzümüzü ak eyle.

Amel terazimizi ağır eyle.

Kitabımızı sağ tarafımızdan ver.

Hesabımızı kolay eyle.

Bizi Peygamber Efendimizin şefaatine nail eyle.

Livâü'l-Hamd'ın altında toplanan kullarından eyle.

Bizi cennetine giren ve orada:

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

diyen kullarından eyle.

Allah'ım!

Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Âmin.

Elhamdülillâhi Rabbilâlemin

SON SÖZ

Aziz Kardeşlerim!

Gelin bugün buradan bir cümleyi gönlümüze yerleştirerek ayrılalım:

“Her hâlükârda Allah'a hamdolsun.”

Çünkü biz her şeyi bilmesek de O bilir.

Biz her hikmeti anlayamasak da O'nun hikmeti sonsuzdur.

Biz geleceği göremesek de O geleceği bilir.

Bazen verir, hamdederiz.

Bazen bekletir, yine hamdederiz.

Bazen korur, hamdederiz.

Bazen imtihan eder, yine hamdederiz.

Çünkü biliriz ki:

Hamd, sadece sahip olduklarımız için değil; Rabbimizin kim olduğu için de O'na aittir.

Ve Rabbimiz:

رَبُّ الْعَالَمِينَ

Âlemlerin Rabbidir.

O hâlde dilimizden, gönlümüzden ve hayatımızdan şu söz hiç eksilmesin:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.”