Fal, Kehanet, Büyü ve Uğursuzluk: İnanç Zafiyeti

Hamd, gaybı bilen, kullarına doğru yolu gösteren ve kendisine sığınan gönüllere rahmet kapısını açan Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, insanları falın, kehanetin ve uğursuzluk inancının karanlığından kurtaran, Allah’a güvenmeyi ve sorumlulukla yaşamayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve onun rehberliğini izleyen bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim, insan geleceğini merak eder. Bir işin nasıl sonuçlanacağını, bir evliliğin hayırlı olup olmayacağını ve çocuğunun hangi hayatı yaşayacağını bilmek ister. Belirsizlik bazen bizi kaygılandırır. Fakat her merakın doğru bir cevap yolu yoktur. Fal ve kehanet, bu kaygıyı kullanarak bilinmeyeni kesin biliyormuş gibi konuşur. Dinimiz bize geleceği zorla öğrenmeye çalışmak yerine, bugünümüzü doğru yaşamayı ve sonucunu Rabbimize bırakmayı öğretir.

Bir kahve fincanı, bir kart, bir burç yorumu veya bir kişinin gizli bilgisi olduğunu söylemesi, geleceğimiz hakkında güvenilir bir hüküm vermez. Büyüyle başkasını etkilemeye çalışmak da ağır bir yanlış yoldur. Uğursuzluk inancı ise bir eşyaya, güne veya insana delilsiz kötülük yükleyerek hayatımızı daraltabilir. Bugün bu konuyu korkumuzu artırmak için değil, kalbimizi Allah’a güvenle ve doğru bilgiyle güçlendirmek için dinleyelim.

Peygamberimiz yanlış bağlantıyı açıkça düzeltti

Ebû Mes’ûd’un naklettiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ، وَلَكِنَّهُمَا آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ فَإِذَا رَأَيْتُمُوهُمَا فَصَلُّوا.

“Güneş ve ay hiç kimsenin ölümü veya hayatından dolayı tutulmaz. Onlar Allah’ın iki âyetidir. Tutulduklarını gördüğünüzde namaz kılın.” (Buhârî, Küsûf, 13.)

Kardeşlerim, bu söz bize hakikate sadakati öğretir. İnsanlar bir gök olayına kişisel bir anlam yüklemek isteyebilir. Peygamberimiz bunun yanlış olduğunu açıkça bildirmiştir. Kendi şanını artırabilecek bir yorum olsa bile gerçeği değiştirmemiştir. Allah’ın elçisinin rehberliği, insanları yanlış inançla kendisine bağlamak değil, doğruya yöneltmektir. Biz de dinimizi anlatırken etkileyici fakat temelsiz bağlantılar kurmaktan sakınalım.

Bugün bir aksilik yaşadığımızda onun hemen ardından gördüğümüz bir şeyi sebep sayabiliriz. Bir günün tarihine, bir sayıya veya bir insanın gelişine kötülük yüklemek kolaydır. Fakat bir olayın zaman olarak yan yana gelmesi, birinin diğerini meydana getirdiğini kesin göstermez. Gerçek sebepleri araştırmak gerekir. Dinimiz düşünmeyi, öğrenmeyi ve Allah’a sığınmayı birlikte öğretir. Kaygımızı delilsiz hükme dönüştürmeyelim.

Çocuklarımızı da uğursuzluk sözleriyle büyütmeyelim. Bir hayvanı gördüğü için başına kötülük geleceğini, belli bir sayının hayatını bozacağını veya bir günün kaçınılmaz felâket taşıdığını söylemeyelim. Böyle anlatılar onun güvenini ve düşüncesini yorar. Allah’ın yarattığı varlıkları doğru bilgiyle tanısın; gerçek tehlikeye karşı tedbir alsın. İmanı, her yerde gizli bir tehdit aramanın aracı hâline getirmeyelim.

Helâk eden yoldan uzak durmak

Ebû Hüreyre’nin rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyurur:

اجْتَنِبُوا الْمُوبِقَاتِ: الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ.

“Helâk eden şeylerden, Allah’a ortak koşmaktan ve sihirden kaçının.” (Buhârî, Tıb, 48.)

Bu uyarı, büyüyü eğlence veya masum merak gibi görmemeyi öğretir. Başkasının hayatını gizli bir yolla yönetmeye, ilişkisini bozmaya veya iradesini zorlamaya çalışmak ciddi bir haksızlıktır. Bir insanın gönlünü istediğimiz gibi yönlendirme hakkımız yoktur. İlişkilerimizde dürüst konuşma, rıza ve adalet gerekir. Bir evliliği düzeltmek için konuşma ve uygun destek aramak yerine büyü iddiasına yönelmek, gerçek çözümü de geciktirebilir.

Büyünün varlığından söz eden dinî kaynakları kabul etmek, karşımıza çıkan her iddiayı doğru saymak değildir. Her hastalık, tartışma veya maddî zarar için “Kesin büyü var” diyemeyiz. Belirli bir kişiyi delilsiz suçlamak yeni bir kul hakkı doğurabilir. Önümüzdeki gerçek meseleleri değerlendirelim; sağlık ihtiyacını ve aile içindeki iletişim sorumluluğunu gözden kaçırmayalım. Allah’a dua ederken uygun uzmanlık ve yardım yollarını da kullanalım.

Bir kişi bizi korkutup sürekli para istiyorsa, kesin çözüm vaat ediyorsa veya ailemizden birini düşman ilan ediyorsa dikkatli olalım. Böyle iddialar güvenilir bir dinî ölçü oluşturmaz. İmkânımızı, mahremiyetimizi ve ilişkilerimizi koruyalım. Güvenilir bir din görevlisine ve gerekiyorsa ilgili uzmanlara danışalım. Rabbimizin rahmetini, bir kişinin tehdidine bağlı bir kapı gibi görmeyelim.

Gaybın sahibi Allah’tır

Rabbimiz şöyle buyurur:

قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلْغَيْبَ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

“De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” (Neml, 27/65.)

Âyet bize açık bir sınır gösteriyor. Yaratılmış bir insan, kendiliğinden Allah’ın gayb bilgisine sahip değildir. Peygamberlere bildirilen vahiy de onların bağımsız ve sınırsız bilgi sahibi olduğu anlamına gelmez. Fal veya kehanet iddiası, bu hakikati değiştiremez. Geleceğimiz hakkında kesin söz söyleyen kişiyi dikkatle değerlendirelim. Birkaç genel tahminin tutması, bütün iddiasını doğru yapmaz.

İnsan kaygı içindeyken duyduğu bir sözü kendi hayatına kolayca uyarlayabilir. Çok kişiye uyabilecek bir ifade, sanki yalnız kendisini anlatıyormuş gibi gelebilir. Bu etkilenmeyi doğru bilgi sanmayalım. Bir yorumun duygumuza dokunması, onun geleceği bildiğini göstermez. İmanımız, duygumuzu inkâr etmeden düşüncemizi de korumamızı ister. Kararlarımızı delil, meşru danışma ve dua ile verelim.

Bir işi veya evliliği düşünürken insanların ahlâkına, gerçek şartlara ve güvenilir bilgiye bakalım. Burç yorumuyla bir insanı iyi veya kötü ilan etmeyelim. Bir fala göre ailemizdeki güveni bozmayalım. İstişare edebilir, uygun bilgiyi araştırabilir ve Allah’tan hayır isteyebiliriz. İstihareyi de mutlaka belli bir rüya göreceğimiz veya geleceği kesin öğreneceğimiz bir yöntem gibi anlatmayalım. Gaybı öğrenme iddiasıyla kulluğu birbirine karıştırmayalım.

Eğlence diye açılan kapı hayatı yönlendirmesin

Bazen insan falı yalnız eğlenmek için dinlediğini söyler. Fakat duyduğu bir iddia sonradan zihnine yerleşebilir. Bir yakınına kuşkuyla bakabilir, yapacağı işi erteleyebilir veya korkuya kapılabilir. Bu yüzden kalbimizi yanlış yönlendirmeye açık bırakmamaya çalışalım. Dinimizin uyarısını ciddiye almak, merakımızı bütün geleceği bilme isteğine dönüştürmemektir. Belirsizliği yaşamak zor olabilir; fakat yalan bir kesinlik huzur vermez.

Gençlerimiz telefonlarında bu içeriklerle sık karşılaşabilir. Onlara alay ederek değil, doğru bilgiyle yaklaşalım. Gelecek kaygılarını dinleyelim, eğitim ve iş planlarında destek olalım. Bir genç kendisini yalnız hissediyorsa sahte güven vaatlerine daha kolay yönelebilir. Ailemizde gerçek destek ve konuşma imkânı varsa, yanlış kapıların cazibesi azalabilir. İnancı öğretirken insanın somut ihtiyacını da gözetelim.

Kaygı günlük hayatı belirgin şekilde etkiliyorsa uygun destek aramaktan çekinmeyelim. Dua ve ibadet, sağlık desteğinin yerine geçmesi gereken rakipler değildir. Rabbimizin verdiği imkânları kullanarak yardım alabiliriz. Uyku, çalışma ve ilişkilerimizde ciddi zorlanma yaşıyorsak ehil bir uzmana başvuralım. Korkularımızı gizli bir sebebe kesin bağlamak yerine doğru değerlendirme imkânını kullanalım.

Güzel sözü uğursuzluk korkusundan ayırmak

Ebû Hüreyre’nin naklettiği rivayette Peygamberimizin güzel bir ümit veren sözden hoşlandığı, uğursuzluk saymaktan hoşlanmadığı bildirilir:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ:كَانَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يُعْجِبُهُ الْفَأْلُ الْحَسَنُ وَيَكْرَهُ الطِّيَرَةَ.

“Peygamber güzel tefeülden hoşlanır, uğursuzluk saymaktan hoşlanmazdı.” (İbn Mâce, Tıb, 43.)

Bu rivayet, hayırlı bir temenni ile geleceği kesin bildiğini söyleme arasındaki farkı hatırlatır. Bir kardeşimize “Allah hayırlı kapılar açsın” diyebilir, onu çalışmaya ve umuda teşvik edebiliriz. Fakat “Şu işaret olduğu için mutlaka böyle olacak” diye kesinlik kurmayız. Güzel söz kalbi güçlendirir; uğursuzluk iddiası ise insanın hareket alanını daraltabilir. Umudumuzu Rabbimize bağlayalım, delilsiz kehanetlere değil.

Bir işte zorluk gördüğümüzde bütün hayatımızı uğursuz saymayalım. Sebepleri değerlendirelim, planımızı düzeltelim ve yeniden çalışalım. Bir kişinin yanında aksilik yaşandı diye onu uğursuz ilan etmeyelim. Böyle bir etiket insanın onurunu zedeler ve ilişkilerimizi bozar. Dinimizin öğrettiği güven, başkasını haksız yere kötülemekten de bizi korur. Sorumluluğumuzu düşünmek, görünmeyen suçlu aramaktan daha faydalıdır.

Peygamberimizin acısında da hakikat değişmedi

Aziz kardeşlerim, güneş tutulmasının Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in vefatıyla ilişkilendirilmesine verdiği cevabı dinledik. Evladını kaybeden bir babanın acısı içinde bile hakikatin ölçüsü korunmuştur. Resûlullah insanların kendisine duyduğu sevgiyi yanlış bir inanışı güçlendirmek için kullanmamıştır. Güneş ve ayın bir kişinin ölümü sebebiyle tutulmadığını açıkça bildirmiştir. Bu tavır bize çok güçlü bir ahlâk öğretir: Bir söylenti lehimize olsa da yanlışsa onu düzeltmeliyiz. İnsanların ilgisini kazanmak, doğruyu söyleme sorumluluğumuzun önüne geçemez.

Bugün de bir olayın ardından hızlı bağlantılar kurabiliriz. Bir günün, bir sayının veya bir kişinin gelişinin kötü sonucu doğurduğunu araştırmadan söyleriz. Aynı zamanda gerçekleşen her şey birbirinin sebebi değildir. Doğru sebepleri araştırmak yerine kolay bir uğursuzluk açıklaması bulmak, bazen gerçek sorumluluğu örter. Bir iş yanlış planlandığı için zarar gördüyse uğursuz sayı aramak çözüm sağlamaz. Bir sorun iletişim eksikliğinden büyüdüyse bir kişiyi uğursuz ilan etmek haksızlık olur. Peygamberimizin açıklığı, bizi yanlış bağlantıları sorgulamaya çağırır.

Bu sorgulama insanın acısını küçümsemek anlamına gelmez. Kayıp yaşayan bir aile teselliye muhtaçtır. Onların duygusunu anlamak ile acının çevresinde dolaşan her iddiayı doğru saymak ayrı şeylerdir. Merhametli bir dille hakikati koruyabiliriz. Gerçeği anlatırken sertleşmeyelim, teselli ederken yanlış bilgiyi çoğaltmayalım. Bir insanın gönlü kırılmasın diye onu başka bir korkuya bağlamak yardım değildir. İmanımız hem doğru bilgiye hem incitmeden konuşmaya çağırır; bu ikisi aynı nasihatte birleşebilsin.

Geleceği bilme vaadi hangi kapıyı açıyor?

İnsan geleceğini merak eder; özellikle belirsizlik ağırlaştığında kesin bir cevap arar. Geçim sıkıntısı, evlilik kaygısı yahut hastalık bu isteği artırabilir. Ancak fal ve kehanet iddiasının sunduğu kesinlik güvenilir bir bilgi değildir. Bir kişi geleceğimizi bildiğini söylediğinde onun sözü hayatımızın kararını yönetmemelidir. Gaybın sahibinin Allah olduğunu hatırlamak, bilinmeyen üzerine konuşan herkesin yetki sahibi olmadığını bildirir. Rabbimizin bildirmediği geleceği tahminle kesinleştirmeyelim. Bugünkü sorumluluğumuzu, geleceğe dair asılsız bir anlatımın emrine vermeyelim.

Bir falda söylenen söz bazen çevremize bakışımızı değiştirir. “Yakınında seni istemeyen biri var” denildiğinde delil olmadan dostlarımızdan şüphelenebiliriz. “Şu kişi sana uygun değil” denildiğinde gerçek bir tanışma ve değerlendirme yerine hayalî bir hükümle karar verebiliriz. Böylece başlangıçta eğlence gibi görülen şey insan ilişkilerini zedeleyen bir yönlendirmeye dönüşür. Doğruluğunu bilmediğimiz bir sözü kalbimizde büyütmeden önce bu etkiyi düşünelim. Şüpheyle bozulmuş bir ilişkiyi geri toplamak, bir falı kapatmak kadar kolay değildir.

Gerçek bir karar için gerçek bilgi arayalım. Bir işi değerlendireceksek şartlarını, sözleşmesini ve güvenilirliğini öğrenelim. Bir evlilik kararı vereceksek kişinin ahlâkını, değerlerini ve sorumluluk anlayışını uygun biçimde tanımaya çalışalım. Bir sağlık endişemiz varsa uygun uzmana başvuralım. Dua ve istişare bu gayrete eşlik etsin. Elbette bütün geleceği garanti edemeyiz; fakat bilinmeyeni fal yoluyla bildiğimizi sanmak yerine, bilinebilen bilgiyi doğru araştırabiliriz. Tevekkül belirsizliği dürüstçe kabul ederek sorumlulukla yürümektir.

Uğursuzluk sözü bir insanın onurunu kırmasın

Bazen bir eve yeni gelen gelin, doğan çocuk yahut işyerine başlayan çalışan, daha sonra yaşanan sıkıntının sebebi gibi görülür. Bu çok ağır bir haksızlıktır. Bir insanın varlığını uğursuz ilan ederek onu dışlamak, hem dinimizin ölçüsüne hem insanın haysiyetine aykırıdır. Ekonomik bir kaybın, hastalığın veya anlaşmazlığın sebepleri olabilir; bunlar delil ve doğru bilgiyle değerlendirilir. Bir kişiye kaynaksız bir etiket koymak çözüm değildir. Hele çocuk böyle bir sözü duyduğunda kendisini ailesine yük ve zarar gibi hissedebilir. Dilimizin bıraktığı izi düşünelim.

Bu tür sözleri aile içinde duyduğumuzda sessizce normalleştirmeyelim. Kırmadan ama açıkça bunun doğru bir ölçü olmadığını söyleyelim. Hedef alınan kişinin yalnız kalmamasını sağlayalım. Sorunun gerçek çözümü için uygun destek arayalım. Din adına konuşuluyorsa güvenilir dinî bilgiye başvuralım. Korkunun bir insana yönelerek toplu bir ithama dönüşmesine izin vermeyelim. Peygamberimizin uğursuzluk anlayışını reddeden rehberliği, bizim ailemizde de koruyucu bir sınır olsun. İmanlı evimizde hiçbir insan sebepsiz yere felâketin sahibi ilan edilmesin.

İstismarı dinin adıyla karıştırmamak

Büyü ve kehanet iddiasıyla insanları kendisine bağlayan kişi bazen dinî kelimeler kullanabilir. Bir âyet okuması yahut duadan söz etmesi bütün davranışını meşru yapmaz. Talebi, yöntemi ve iddiası doğru ölçüyle değerlendirilmelidir. Mahrem bilgiyi zorla almak, sürekli yeni bir korku üretmek ve çözüm için bitmeyen bir ödeme istemek karşısında dikkatli olalım. Korku yaşayan aileler buna daha açık hâle gelebilir. Onları suçlayıp yalnız bırakmak yerine güvenilir yardıma ulaşmalarına destek olalım. İstismarın yükünü zaten zorlanan kişiye tekrar yüklemeyelim.

Bir insan böyle bir süreçte zarar gördüğünde gerekli hukukî ve uygun uzman desteğini araması mümkündür. Allah’a sığınmak bu hakkı kullanmamıza engel olmaz. Dinimizi anlamak için güvenilir kaynaklar, sağlığımız için ehil değerlendirme ve güvenliğimiz için meşru yardım yolları vardır. Bunların yerine gizemli iddialara teslim olmak zorunda değiliz. İnancımızı korumak bazen bir korku mesajını paylaşmamakla, bazen delilsiz bir suçlamayı durdurmakla ve bazen yardım isteyen kişiyi doğru yere ulaştırmakla başlar.

Güzel sözün verdiği umutla yürümek

Peygamberimizin güzel sözü sevmesini anlatan rivayet, iyimserlikle uğursuzluk arasındaki farkı hatırlatır. Bir insanın bize iyi bir dilekte bulunması kalbimize umut verebilir; fakat o sözün geleceği kesin yönettiğini düşünmeyiz. Bir işe başlarken Allah’tan hayır ister, uygun bilgiyi araştırır ve gayret ederiz. Kötü bir işaret saydığımız rastlantıya bütün kararımızı teslim etmediğimiz gibi, güzel bir rastlantıyı da sorumluluksuz davranmanın garantisi yapmayız. Umut kalbimizi açsın, tedbir davranışımızı korusun.

Bilinmeyen geleceğin her ayrıntısını öğrenmemiz gerekmiyor. Bugün doğru bir söz söylemek, helâl bir adım atmak ve başkasının hakkını korumak gibi bildiğimiz sorumluluklarımız var. Kalbimiz bu açık hakikatlere yöneldiğinde boş iddiaların etkisi azalabilir. Kaygımız devam ediyorsa uygun destek arayalım; kendimizi bütün korkuları tek başına yenmek zorunda bırakmayalım. Geleceği bildiğini söyleyen birine değil, geleceği de bugünü de bilen Rabbimize güvenelim. Bu güven bizi duaya, bilgiye ve dürüst gayrete götürsün.

Bilmediğimizi öğrenmek ile gaybı tahmin etmek

Bir meseleye dair bilgi aramak dinimizin teşvik ettiği sorumluluktur. Havanın nasıl olacağını güvenilir tahminlerden öğrenmek, bir işin riskini verilere bakarak değerlendirmek ve tedavi sürecini uzmanın bilgisiyle takip etmek falcılıkla aynı şey değildir. Burada gözlem, araştırma ve ihtimalin sınırı vardır. Elde edilen bilgi kesin değilse belirsizliği açıkça söylenir. Kehanette ise kaynağı olmayan bir gelecek bilgisi kesinlik gibi sunulur. Bu ayrımı korumak gerekir. İmanımız bizi bilim ve meşru araştırmadan uzaklaştırmaz; temelsiz iddiaya sınırsız yetki vermekten korur.

Bazen görünüşte çok modern hazırlanan bir içerik, aslında aynı kaynaksız gelecek iddiasını taşıyabilir. Güzel tasarım, etkileyici dil ve kalabalık takipçi sayısı doğruluğun delili değildir. Kararımızı nasıl etkilediğine bakalım. Bizi araştırmaya ve sorumluluğa mı yöneltiyor, yoksa kişilere ve sembollere bağımlı bir korku mu kuruyor? Bilgimiz olmayan yerde soru sormak ve bir iddiayı kabul etmemek mümkündür. İnancımızın haysiyetini korumak, bazen ilgi çekici bir vaadi sakince reddetmekle başlar.

Çocuklarımızla bu ayrımı konuşalım. Merak ettikleri konuyu alaya almak yerine bilgiye nasıl ulaşacaklarını öğretelim. Bir videonun iddiasını hangi kaynakla kontrol edebileceklerini, bir soruda kime danışabileceklerini ve kaygı yaşadıklarında nasıl yardım isteyebileceklerini öğrenmeleri önemlidir. Dinî bilgiyi de korkutucu mesajlardan değil, güvenilir kaynak ve ehil anlatımdan alsınlar. Bizim kendi paylaşımımız bu eğitime örnek olsun. Bir şeyi bilmiyorsak bilmiyoruz diyebilelim; kesin olmayanı kesinleştirmeyelim. Rabbimize güvenen bir kalp, gerçeğe açık ve öğrenmeye istekli bir kalp olsun.

Bir kötü rastlantıyı uğursuzluk saymak yerine yaşanan sorunun gerçek sebeplerini araştırmayı öğrenelim. Bazen yorgunluk, plansızlık ve iletişim eksikliği üzerinde çalışmak gerekir. Bazen de elimizden geleni yaptığımız hâlde bir zorlukla karşılaşırız. İki durumda da kaynaksız bir işaret aramak zorunda değiliz. Sorumluluğumuzu dürüstçe değerlendirelim, uygun desteği alalım ve sonucu Rabbimize bırakalım. Kalbimiz geleceğin bilinmeyen ayrıntısına değil, bugün yapabileceğimiz doğru davranışa yönelsin.

Allah’a güvenerek bugünü yaşamak

Kardeşlerim, geleceğin bütün ayrıntılarını bilmek zorunda değiliz. Bugün yapabileceğimiz doğru işi bilmemiz daha önemlidir. Bir borcu düzenlemek, bir ilişkiyi dürüstçe konuşmak, bir hastalık için uygun yardım aramak ve bir genç için eğitim imkânı oluşturmak elimizde olabilir. Gaybı tahmin ederek kararlarımızı ertelemeyelim. İnsan geleceği bilmekle değil, bugününü doğru yaşamakla sorumludur.

Allah’a sığınalım, Kur’an’ın öğrettiği duaları okuyalım ve sünnetin ölçüsünü öğrenelim. Bunlara kaynaksız mecburiyetler, rakamlar ve kesin sonuç vaatleri eklemeyelim. Dinimizin rehberliği samimi kulluğa yöneliktir; insanların korkusunu yönetmek için kurulmuş bir düzen değildir. Dua ederken kalbimizi Rabbimizin rahmetine açar, gayret ederken bize verilen imkânları doğru kullanırız.

Muhterem kardeşlerim, bugün bir yanlış korkuyu düzeltelim. Bir insanı delilsiz suçladıysak sözümüzü geri alalım. Falla veya burçla karar verme alışkanlığımız varsa doğru bilgi ve istişareye yönelerek değiştirelim. Ailemizdeki gerçek ihtiyacı dinleyelim. Rabbimizin gaybı bilen ve rahmetiyle kuşatan kudretine güvenelim; bu güven hayatımızda daha dürüst ve daha sakin adımlar doğursun.

Kaynaklar

Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 675–690, “Fal, Kehanet, Büyü ve Uğursuzluk: İnanç Zafiyeti”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.

Diyanet özgün hadis metni: I, 675.

Diyanet özgün hadis metni: I, 676.

Hurafeden korunmak için dua

Allah’ım! Gaybı bilen sensin; bizi falın, kehanetin, büyünün ve uğursuzluk inancının yanlış yollarından koru. Belirsizlik karşısında kalbimize sabır, kararlarımızda doğru bilgi ve hayatımızda sorumlu gayret nasip et. Korkularımızı kullanarak bizi yanıltan iddialara kapılmaktan muhafaza eyle.

Rabbimiz! Gençlerimizin gelecek kaygılarına hayırlı imkânlar aç. Ailelerimizde konuşmayı, güveni ve merhameti güçlendir. Hastalarımıza şifa, kaygı yaşayanlara uygun destek ve darda kalanlara helâl çözüm yolları ver. İnsanları delilsiz suçlamaktan, hayatlarını gizli yollarla yönetmeye çalışmaktan ve hakkını çiğnemekten bizi sakındır.

Allah’ım! Kur’an’a ve Peygamberimizin rehberliğine bağlanmayı bize nasip et. Dualarımızı samimi, tedbirimizi doğru ve ömrümüzü hayırlı kıl. Geçmiş yanlışlarımızı bağışla; bizi korkuyla değil imanla yaşayan, rahmetine umutla sığınan kullarından eyle. Âmin.