DUA: KULLUĞUN ÖZÜ

Rabbine Yönelen Kalp Hiçbir Zaman Yalnız Değildir

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım diler, O’ndan bağışlanma isteriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kime hidayet ederse onu saptıracak yoktur; kimi de kendi adaletiyle sapıklıkta bırakırsa ona hidayet edecek yoktur.

Şehadet ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur. O, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve resulüdür.

Salât ve selâm; insanlığa dua etmeyi öğreten, kulluğun en güzel örneğini gösteren, geceleri Rabbine yönelerek gözyaşlarıyla niyazda bulunan, ümmetini hiçbir zaman unutmayan Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın, onun âlinin, ashabının ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.

Aziz Müminler!

Bugün üzerinde duracağımız konu, kulluğumuzun özü, kalbimizin sığınağı, gönlümüzün tesellisi ve hayatımızın en büyük nimetlerinden biri olan duadır.

Dua…

İnsanın Rabbine açılan kapısıdır.

Dua, kulun aczini itiraf etmesidir. Kendisinin muhtaç, Allah’ın ise hiçbir şeye muhtaç olmadığını bilmesidir. Dua, insanın bütün imkânları tükendiğinde başvurduğu son çare değil; hayatının her anında kendisine yöneldiği Rabbine karşı kulluk vazifesidir.

Bazen bir hastane odasında, şifa bekleyen bir hastanın dudaklarında duaya rastlarız. Bazen evladının başında bekleyen bir annenin gözyaşlarında… Bazen evladının geleceği için endişelenen bir babanın sessizliğinde… Bazen de kimseye anlatamadığı derdini Rabbine arz eden bir müminin secdesinde…

Kimi insan evlat ister. Kimi şifa ister. Kimi helalinden rızık ister. Kimi huzurlu bir yuva ister. Kimi günahlarının bağışlanmasını diler. Kimi de kalbindeki sıkıntının dinmesini, karanlıkların aydınlığa dönüşmesini bekler.

Her birinin derdi farklıdır. Fakat hepsinin yöneldiği kapı aynıdır: Allah’ın rahmet kapısı.

Çünkü insan, ne kadar güçlü olursa olsun, Allah’a muhtaçtır. Ne kadar bilgili olursa olsun, Allah’ın yardımına muhtaçtır. Ne kadar zengin olursa olsun, Allah’ın verdiği nimetlere muhtaçtır.

İnsan bazen her şeyi kontrol edebileceğini zanneder. Planlar yapar, hesaplar kurar, geleceğini güvence altına almaya çalışır. Fakat bir anda hiç beklemediği bir haber alır. Bir hastalıkla karşılaşır. Bir yakınını kaybeder. Bir kapı kapanır. Bir imtihanla yüzleşir.

İşte o zaman anlar ki insanın gücü sınırlıdır. Bilgisi sınırlıdır. Ömrü sınırlıdır. Fakat kendisini yaratan, yaşatan ve her an gözeten Allah’ın kudreti sınırsızdır.

Bunun için mümin, sebeplere sarılır ama sebeplere teslim olmaz. Çalışır ama yalnızca çalışmasına güvenmez. Tedbir alır ama kalbini tedbirlere bağlamaz. Bütün gayretini gösterdikten sonra Rabbine yönelir ve şöyle der:

“Allah’ım! Ben elimden geleni yaptım. Bundan sonrası Senin takdirindir. Bana hakkımda hayırlı olanı nasip eyle.”

Aziz Kardeşlerim!

Dua, yalnızca bir şey istemek değildir. Dua, Allah’ı tanımaktır. O’nun kudretine güvenmektir. O’nun rahmetinden ümit kesmemektir. Dua, kulun Rabbiyle bağını canlı tutmasıdır.

Öyleyse geliniz, bugün duanın anlamını, hayatımızdaki yerini, hangi vakitlerde ve nasıl dua etmemiz gerektiğini Peygamber Efendimizin hadisleri ışığında yeniden düşünelim.

Dua, Kulluğun Özüdür

Kıymetli Müminler!

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60)

Bu ayet, dua ile kulluk arasındaki güçlü bağı ortaya koymaktadır. Rabbimiz, kendisine dua etmemizi emretmekte ve duayı kullukla birlikte zikretmektedir.

Çünkü dua eden insan, kendi aczini bilir. Her şeyin sahibinin Allah olduğunu kabul eder. İhtiyacını O’na arz eder. Umudunu O’na bağlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de duanın kullukla ilişkisini şu sözleriyle anlatmıştır:

الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ

“Dua, ibadetin ta kendisidir.” (Tirmizî, Deavât, 1; Ebû Dâvûd, Vitir, 23)

Aziz Müslümanlar!

Bu hadis bize çok önemli bir hakikati öğretmektedir: Dua, yalnızca ihtiyaçlarımızı dile getirdiğimiz bir istek listesi değildir. Dua, başlı başına bir ibadettir.

Namaz kılarken Rabbimize yöneliriz. Oruç tutarken O’nun rızasını ararız. Zekât verirken O’nun emrine boyun eğeriz. Dua ederken de bütün kalbimizle O’na muhtaç olduğumuzu ifade ederiz.

Bir düşünelim!

İnsan, kendisini yaratan Allah’a ne zaman muhtaç değildir?

Sabah gözlerimizi açarken O’na muhtacız. Bir lokma ekmek yerken O’na muhtacız. Sağlığımızı korurken O’na muhtacız. Çocuklarımızın güvenliği için endişelenirken O’na muhtacız. Gece başımızı yastığa koyarken O’na muhtacız.

Öyleyse dua, yalnızca sıkıntılı günlerin ibadeti değildir. Dua, nimet içindeki insanın şükrü; sıkıntı içindeki insanın sığınağıdır.

Ne yazık ki bazen duayı yalnızca dara düştüğümüzde hatırlıyoruz. Bir hastalık gelince ellerimizi açıyoruz. Bir işimiz bozulunca Rabbimize yöneliyoruz. Bir imtihanla karşılaşınca dua ediyoruz.

Peki, işlerimiz yolunda giderken ne yapıyoruz? Sağlığımız yerindeyken, evimizde huzur varken, soframızda nimet varken Rabbimizi ne kadar hatırlıyoruz?

Oysa gerçek kulluk, yalnızca sıkıntı anında Allah’a sığınmak değildir. Bollukta da darlıkta da O’nu hatırlamaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَسْتَجِيبَ اللَّهُ لَهُ عِنْدَ الشَّدَائِدِ وَالْكُرَبِ فَلْيُكْثِرِ الدُّعَاءَ فِي الرَّخَاءِ

“Kim sıkıntı ve keder zamanında Allah’ın duasına karşılık vermesini isterse bolluk ve rahatlık zamanında duasını çoğaltsın.” (Tirmizî, Deavât, 9)

Kardeşlerim!

Bu hadis bize bir kulluk ölçüsü vermektedir.

Rahat günlerimizde de dua edelim. Sağlığımız için şükredelim. Evlatlarımız için hayır isteyelim. Anne babamız için af ve mağfiret dileyelim. Kazancımızın helal ve bereketli olması için Rabbimize yalvaralım.

Çünkü dua, yalnızca bir ihtiyacı gidermek için değil, Allah ile aramızdaki bağı güçlendirmek için de vardır.

Unutmayalım: Rabbini yalnızca darlıkta hatırlayan bir kalp ile her hâlinde Rabbine yönelen bir kalbin kulluk şuuru aynı değildir.

Allah Kuluna Yakındır

Aziz Müminler!

Dua ederken bazen içimizden şöyle geçirebiliriz: Acaba Rabbim beni duyuyor mu? Benim derdimi biliyor mu? Söyleyemediklerimi, içimde sakladıklarımı, geceleri gözyaşlarıyla düşündüklerimi biliyor mu?

Kur’an-ı Kerim bu soruların cevabını açıkça verir.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ

“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.” (Bakara, 2/186)

Dikkat ediniz aziz kardeşlerim!

Rabbimiz, “Ben onlara yakınım.” buyuruyor.

Ardından da “Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.” diye müjde veriyor.

Bu ayette Rabbimizin yakınlığı, kulunun duasına karşılık vermesiyle birlikte anlatılıyor. Kul, Rabbine yönelmek için uzak bir yere gitmek zorunda değildir. Özel bir kapı aramak zorunda değildir. Bir aracı bulmak zorunda değildir.

İçtenlikle Rabbine yönelmesi yeterlidir.

Bir insan kalabalıklar içinde kendisini yalnız hissedebilir. Etrafında onlarca insan olduğu hâlde derdini anlatacak kimse bulamayabilir. Kendisini anlayan bir gönül arayabilir.

Fakat mümin bilir ki Rabbine yöneldiğinde yalnız değildir.

İnsanların duymadığı feryadı Allah bilir. Kimseye anlatamadığı derdi Allah bilir. Geceleri içine akıttığı gözyaşlarını Allah bilir. Kalbinden geçenleri, diline dökemediği arzularını Allah bilir.

Bunun için mümin, insanlardan yardım isterken de kalbini Allah’a bağlar.

Bir hastalık karşısında doktora gider, tedavisini olur, şifa için dua eder. İş arar, çalışır, helalinden kazanç elde etmek için gayret gösterir, rızık için Rabbine yalvarır. Ailesindeki bir problemi çözmek için konuşur, sabreder, gayret eder ve Allah’tan yardım diler.

Çünkü dua, çalışmanın alternatifi değildir. Dua, çalışırken Allah’a güvenmektir.

Aziz Kardeşlerim!

Allah’ın bizi işittiğine inanmakla, her istediğimizin tam istediğimiz biçimde gerçekleşeceğini düşünmek aynı şey değildir.

Bazen istediğimiz hemen gerçekleşir. Bazen beklememiz gerekir. Bazen de istediğimiz şey bizim için hayırlı olmayabilir.

Biz olayların görünen yüzünü biliriz. Rabbimiz ise onların önünü ve sonunu bilir.

Biz bugün ne istediğimizi biliriz. Rabbimiz ise o isteğin yarın hayatımızda nelere yol açacağını da bilir.

Bunun için dua ederken hem isteğimizi dile getirmeli hem de Allah’ın hikmetine teslim olmalıyız.

Şöyle diyebilmeliyiz:

“Allah’ım! Benim için hayırlı olduğunu bildiğim şeyleri bana nasip eyle. Hakkımda hayırlı olmayan şeyleri benden uzaklaştır. Gönlümü Senin takdirine razı eyle. Bana verdiğinde şükreden, vermediğinde sabreden kullarından eyle.”

İşte dua, insanı böyle bir kulluk bilincine ulaştırır.

Dua Neden Bazen Gecikir?

Kıymetli Müminler!

Dua eden insanın zaman zaman içine bir bekleyiş düşer. Günler geçer, aylar geçer. İnsan aynı dileğini tekrar tekrar Rabbine arz eder. Fakat istediği şey henüz gerçekleşmez.

Bir anne yıllardır evladının hidayeti için dua eder. Bir baba ailesinin sıkıntıdan kurtulmasını bekler. Bir hasta şifa arar. Bir genç hayırlı bir yuva kurmak ister. Bir insan helalinden kazanacağı bir işin kapısının açılmasını bekler.

Sonra insan kendi kendine sorar: “Acaba duam kabul olmuyor mu?”

İşte burada dua anlayışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekir.

Öncelikle bilmeliyiz ki Allah’ın duaya karşılık vermesi, her isteğin mutlaka aynı biçimde ve aynı zamanda gerçekleşmesi demek değildir.

Duanın kabulü, Allah’ın bilgisi ve hikmeti dâhilindedir. Bizim görevimiz, Rabbimize yönelmek, helal dairede gayret göstermek ve O’nun rahmetinden ümit kesmemektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ، يَقُولُ: دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي

“Sizden biriniz, ‘Dua ettim de duama karşılık verilmedi.’ diyerek acele etmediği sürece duasına karşılık verilir.” (Buhârî, Daavât, 22; Müslim, Zikir ve Dua, 92)

Aziz Kardeşlerim!

Bu hadis, dua ahlakımızı düzeltmemiz gerektiğini anlatmaktadır.

Dua ettik diye hemen sonuç beklememeliyiz. Allah’a bir dileğimizi arz ettik diye Rabbimizi kendi takvimimize mahkûm etmemeliyiz.

Bizim için en uygun zamanın ne olduğunu Allah bilir.

Bazen beklediğimiz şeyin gerçekleşmemesi, daha büyük bir sıkıntıdan korunmamız anlamına gelebilir. Bazen istediğimiz kapının kapanması, başka bir kapının açılmasına vesile olabilir. Bazen de yaşadığımız imtihan, sabrımızı, imanımızı ve kulluk bilincimizi güçlendirebilir.

Elbette her sıkıntının nedenini kesin olarak bilemeyiz. Her gecikmeyi belirli bir hikmete bağlayamayız. Ancak şunu biliriz: Allah’a dua etmek boşuna değildir ve mümin, Rabbinden ümit kesmez.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Ya‘kūb’un şu sözleri yer alır:

وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yûsuf, 12/87)

Bu sözleri söyleyen Hz. Ya‘kūb, evladından ayrı kalmanın acısını yıllarca yaşamış bir peygamberdi.

Yusuf’un ayrılığı onu derinden yaralamıştı. Fakat acısı büyüdükçe Allah’a olan güvenini kaybetmedi.

İşte müminin hâli böyle olmalıdır.

Gözyaşı dökebiliriz ama ümidimizi kaybetmemeliyiz. Yorulabiliriz ama Rabbimizden yüz çevirmemeliyiz. Bekleyebiliriz ama duayı bırakmamalıyız.

Çünkü müminin duası, yalnızca istediği şeyin gerçekleşmesine bağlı bir kulluk değildir.

Mümin, istediğini elde etmek için dua eder; fakat duasını yalnızca elde etmek istediği şeye indirgemez. Rabbine yönelmenin de başlı başına bir ibadet olduğunu bilir.

Duanın Kabulüne Vesile Olan Hâller

Aziz Müminler!

Dua ederken yalnızca dilimizin hareket etmesi yeterli değildir. Kalbimizin de Rabbimize yönelmesi gerekir.

Dua, samimiyet ister. Tevazu ister. Ümit ister. Helal lokma ve güzel ahlakla desteklenen bir hayat ister.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), duasının kabul edilmesini isteyen bir insanın hayatına dikkat etmesi gerektiğini bildirmiştir.

Bir hadisinde uzun yolculuk yapan, saçı başı dağılmış, toz toprak içinde ellerini göğe kaldırarak “Yâ Rabbi, yâ Rabbi!” diye dua eden bir adamdan söz eder. Ardından bu adamın yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslendiği için duasının kabulüne engel olan durumu anlatır. (Müslim, Zekât, 65)

Aziz Kardeşlerim!

Bu hadis, duayla hayatımız arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu gösterir.

Bir taraftan Allah’tan bereket isterken diğer taraftan haram kazanca yöneliyorsak kendimizi sorgulamalıyız.

Bir taraftan ailemizin huzuru için dua ederken diğer taraftan eşimizin kalbini kırıyorsak kendimizi gözden geçirmeliyiz.

Bir taraftan evlatlarımızın iyi insan olmasını isterken onlara kötü örnek oluyorsak kendi davranışlarımızı düzeltmeliyiz.

Bir taraftan Rabbimizden affımızı isterken diğer taraftan insanlara haksızlık etmeye devam ediyorsak tövbemizin gereğini yerine getirmeliyiz.

Dua, hayatımızdaki yanlışları örtmek için kullandığımız bir perde olmamalıdır.

Dua, yanlışlarımızı fark edip düzeltmemize vesile olmalıdır.

Helal kazanç için gayret göstermeli, kul hakkından sakınmalı, tövbe etmeli, insanlara karşı adaletli davranmalı ve kalbimizi kin, kibir ve hasetten arındırmaya çalışmalıyız.

Elbette günah işleyen insan da Allah’a dua etmelidir. Günahları sebebiyle Allah’ın rahmet kapısından uzak durmamalıdır. Aksine tövbe etmeli, bağışlanma dilemeli ve hayatını düzeltmek için gayret göstermelidir.

Çünkü Allah’ın rahmetinden ümit kesmek de doğru değildir.

Rabbimiz şöyle buyurur:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“De ki: Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)

Öyleyse aziz kardeşlerim, dua ederken yalnızca ellerimizi değil, hayatımızı da Rabbimize çevirelim.

Dilimizi duaya, kalbimizi imana, kazancımızı helale, davranışlarımızı güzel ahlaka yöneltelim.

Çünkü güzel bir dua, insanın hayatında güzel bir değişimin başlangıcı olabilir.

Seher Vakti: Kalbin Rabbine Yöneldiği Saatler

Kıymetli Müminler!

Günün bazı vakitleri vardır ki insanın kalbi o saatlerde daha sakin, zihni daha duru, dünyayla meşguliyeti daha az olabilir.

Gecenin son bölümü, işte böyle kıymetli vakitlerden biridir.

Herkes uykuya dalmışken, evler sessizliğe bürünmüşken, günlük telaşlar bir süreliğine geride kalmışken müminin Rabbine yönelmesi, kulluğun en içten hâllerinden biridir.

Yüce Rabbimiz, takva sahiplerini anlatırken şöyle buyurur:

كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ۝ وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

“Onlar geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi.” (Zâriyât, 51/17-18)

Bu ayetler, Allah’a gönülden bağlı insanların geceyi nasıl değerlendirdiklerini anlatmaktadır.

Onlar da yoruluyordu. Onlar da uykuya ihtiyaç duyuyordu. Onlar da gündüz çalışıyor, hayatın sorumluluklarını taşıyorlardı.

Fakat gecenin bir bölümünü Rablerine ayırıyorlardı.

Aziz Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), gecenin son bölümünde Allah’a yönelmenin faziletini şu hadisle bildirmiştir:

يَنْزِلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الْآخِرُ فَيَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ، مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ، مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ

“Rabbimiz, gecenin son üçte biri kaldığında, dünya semasına nüzul eder ve şöyle buyurur: ‘Bana dua eden yok mu, duasına karşılık vereyim? Benden isteyen yok mu, ona vereyim? Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım?’” (Buhârî, Teheccüd, 14; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 168)

Bu hadis, Allah’ın şanına layık biçimde kabul ettiğimiz, mahiyetini kendi aklımızla kuşatmaya çalışmadığımız bir gayb haberidir. Biz bu müjdeye iman eder, gecenin son bölümünü ibadet ve dua için değerlendirmeye gayret ederiz.

Peygamber Efendimizin bu müjdesi, müminin kalbinde ne büyük bir ümit uyandırır!

Gece kalkmak herkese kolay gelmeyebilir. Ancak insan kendisine küçük bir hedef koyabilir.

Her gece olmasa bile haftada birkaç gece biraz erken yatabilir. Sabah namazından önce kalkıp birkaç dakika dua edebilir. İmkânı varsa teheccüd namazı kılabilir. Ardından tövbe ve istiğfar edebilir.

Önemli olan, insanın kendisine sürdürülebilir bir ibadet düzeni kurmasıdır.

Bir düşünelim!

Gündüz saatlerimizi işlerimize ayırıyoruz. Ailemize vakit ayırıyoruz. Telefonlara, haberlere, günlük telaşlara zaman ayırıyoruz.

Peki, Rabbimize ayırdığımız zaman ne kadar?

Bütün vaktimizi Allah’a ayırmamız mümkün olmayabilir. Ancak günümüzün bir bölümünü bilinçli şekilde O’na ayırmamız mümkündür.

Seher vakti bunun için büyük bir fırsattır.

O vakitte ellerimizi açalım. Önce Allah’a hamdedelim. Peygamber Efendimize salât ve selâm getirelim. Günahlarımız için bağışlanma dileyelim. Kendimiz, ailemiz, çocuklarımız, anne babamız ve bütün müminler için dua edelim.

Bazen uzun uzun konuşmaya da gerek yoktur.

“Allah’ım! Beni affet. Kalbimi düzelt. Bana doğru yolu göster. Beni Sana yakınlaştır. Beni nefsimin eline bırakma.”

İşte samimiyetle söylenen böyle bir dua, insanın kalbini Rabbine yöneltmesine vesile olabilir.

Unutmayalım: Seher vakti yalnızca uykudan uyanma zamanı değildir. Bazen insanın gafletten uyanmasına da vesile olur.

Farz Namazlardan Sonra Dua Etmek

Aziz Müminler!

Dua için kıymetli vakitlerden biri de namazlarımızın çevresinde değerlendirebileceğimiz anlardır.

Ebû Ümâme’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah’a (s.a.s.), “Ey Allah’ın Resûlü! Hangi dua daha çok kabule şayandır?” diye sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur:

جَوْفَ اللَّيْلِ الْآخِرِ وَدُبُرَ الصَّلَوَاتِ الْمَكْتُوبَاتِ

“Gecenin son bölümünde ve farz namazların ardından yapılan dua.” (Tirmizî, Deavât, 79)

Aziz Kardeşlerim!

Namaz, kulun Rabbine yöneldiği büyük bir ibadettir.

Günde beş defa ezanlar yükselir. Mümin, işini gücünü bir kenara bırakır ve Rabbine yönelir. Abdest alır. Safa durur. Kıyamda Rabbini anar. Rükûda O’nu yüceltir. Secdede O’na boyun eğer.

Namaz bitince de kulluk bilinci sona ermemelidir.

Namazdan sonra tesbih ve zikirle Rabbimizi anabilir, O’na hamdedebilir ve dua edebiliriz.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Muâz b. Cebel’e şu tavsiyede bulunmuştur:

يَا مُعَاذُ، وَاللَّهِ إِنِّي لَأُحِبُّكَ، فَلَا تَدَعَنَّ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ أَنْ تَقُولَ: اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ

“Ey Muâz! Allah’a yemin ederim ki seni seviyorum. Her namazın ardından şu duayı söylemeyi sakın ihmal etme: Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et.” (Ebû Dâvûd, Vitir, 26; Nesâî, Sehv, 60)

Bu dua, aziz kardeşlerim, hayatımızın her anında bize yol gösterecek bir duadır.

Çünkü insan bazen namaz kılar ama namazın ruhunu günlük hayatına taşıyamaz. Namazda Allah’ın huzurunda durur ama namazdan sonra öfkesine yenilir. Namazda doğru yolu ister ama alışverişinde doğruluktan uzaklaşır. Namazda Allah’a kulluk eder ama insanlara karşı kibirli davranır.

İşte Peygamber Efendimiz bize namazın ardından ne istememiz gerektiğini de öğretmiştir.

“Allah’ım! Seni zikretmeme yardım et.”

Yani, Rabbim, seni unutmayayım.

“Allah’ım! Sana şükretmeme yardım et.”

Yani, Rabbim, nimetlerini görmezden gelmeyeyim.

“Allah’ım! Sana güzelce ibadet etmeme yardım et.”

Yani, Rabbim, ibadetimi yalnızca şekilden ibaret bırakmayayım; ahlakımı da düzeltmeme vesile eyle.

Aziz Müminler!

Bu duayı namazlarımızın ardından söyleyelim. Sadece dilimizle değil, kalbimizle de isteyelim.

Namazdan sonra dua eden insan, namazın kazandırdığı kulluk bilincini hayatına taşımaya çalışmalıdır.

Cuma Günü: Duaya Açılan Bir Fırsat

Kıymetli Kardeşlerim!

Haftanın müminler için ayrı bir yeri olan günlerinden biri cuma günüdür.

Cuma, yalnızca haftalık bir buluşma değildir. Cuma, kalplerin yeniden dirildiği, insanların bir araya geldiği, hutbenin dinlendiği, namazın kılındığı ve kulluk şuurunun tazelendiği mübarek bir gündür.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) cuma gününde dua için özel bir vakit bulunduğunu haber vermiştir.

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ فِي الْجُمُعَةِ لَسَاعَةً لَا يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ اللَّهَ شَيْئًا إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ

“Cuma gününde öyle bir vakit vardır ki Müslüman bir kul namaz kılarken o vakte rastlar ve Allah’tan bir şey isterse Allah ona dilediğini verir.” (Müslim, Cum‘a, 13)

Bu vakit hakkında farklı rivayetler ve âlimlerin değerlendirmeleri bulunmaktadır. Rivayetlerde özellikle imamın minbere oturmasından namazın bitimine kadar olan zaman ile ikindi namazından sonraki son saat üzerinde durulmuştur.

Mümin, cuma gününün bu kıymetini bilmeli ve gün boyunca dua etmeye özen göstermelidir.

Cuma günü yalnızca kıyafetimize değil, kalbimize de özen gösterelim. Yalnızca camiye gitmekle yetinmeyelim; kalbimizi de Allah’a yöneltelim.

Ailemize, çocuklarımıza, anne babamıza ve bütün müminlere dua edelim.

Bir de şu hususu unutmayalım: Cuma gününün bereketini ararken kul hakkından uzak duralım, kardeşlerimizle aramızdaki kırgınlıkları gidermeye çalışalım, birbirimize güzel söz söyleyelim.

Çünkü dua eden dilin, incitmeyen bir dil olması ne güzeldir!

Rabbinden merhamet isteyen bir insanın başkalarına merhamet göstermesi ne güzeldir!

Allah’tan af dileyen bir kulun kendisine haksızlık edenleri bağışlamaya çalışması ne güzeldir!

Dua, bizi yalnızca Allah’a yaklaştırmamalı; insanlara karşı da daha merhametli hâle getirmelidir.

Arefe Günü ve Hac İkliminde Dua

Aziz Müminler!

Dua denildiğinde akla gelen en önemli zamanlardan biri de arefe günüdür.

Arefe günü, hac ibadetinin en önemli duraklarından biri olan Arafat vakfesinin yapıldığı gündür. İnsanların farklı dillerle, farklı renklerle ve farklı ülkelerden gelerek aynı Rabbine yöneldiği bu büyük buluşma, kulluğun ve mahşer gününü hatırlamanın en etkileyici manzaralarından biridir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

خَيْرُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ

“Duanın en hayırlısı, arefe günü yapılan duadır.” (Tirmizî, Deavât, 122)

Arefe günü yapılan dualar, müminin Allah’a yönelişini derinleştiren büyük bir fırsattır.

Arafat’ta bir araya gelen hacılar, dünya hayatının bütün farklılıklarını geride bırakırlar. Zengin ile fakir, yönetici ile işçi, genç ile yaşlı, farklı milletlerden insanlar aynı kıyafetler içinde aynı Rabbine yalvarır.

İnsan orada dünya hayatının geçiciliğini daha derinden hisseder.

Bir gün herkesin Allah’ın huzuruna döneceğini düşünür. Makamların, servetlerin, unvanların geride kalacağını hatırlar. İnsana değer kazandıranın malı ve mevkii değil, imanı, takvası ve güzel amelleri olduğunu yeniden anlar.

Arefe gününde dua eden mümin, yalnızca dünya ihtiyaçlarını istemekle yetinmemelidir.

Allah’tan bağışlanma dilemelidir. Kalbinin ıslahını istemelidir. Ailesinin iman üzere yaşamasını dilemelidir. Gençlerin kötülüklerden korunmasını, mazlumların kurtuluşa ermesini, hastaların şifa bulmasını, borçluların borçlarını ödeyebilmesini istemelidir.

Hacca gidemeyen Müslümanlar da arefe gününü dua, zikir, tövbe ve salih amellerle değerlendirebilirler.

Çünkü Allah’a yönelmek için mutlaka uzak diyarlara gitmek gerekmez. Kulun samimiyetle Rabbine yönelmesi her yerde mümkündür.

Peygamber Efendimizin Dua Ahlakı

Aziz Kardeşlerim!

Dua konusunda en güzel örneğimiz, hiç şüphesiz Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’dır (s.a.s.).

O, Allah’ı en iyi tanıyan kuldu. Rabbine en güzel şekilde kulluk eden peygamberdi. Buna rağmen dua etmeyi asla ihmal etmezdi.

Geceleri Rabbine yönelir, secdelerde uzun uzun niyazda bulunur, ümmeti için dua ederdi.

Hz. Âişe (r.a.), Peygamber Efendimizin gece ibadetini ve duasını anlatırken onun secdede şöyle dua ettiğini rivayet etmiştir:

اللَّهُمَّ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ

“Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden yine Sana sığınırım. Sana yaptığım övgüleri sayıp bitiremem. Sen, kendini nasıl övdüysen öylesin.” (Müslim, Salât, 222)

Dikkat ediniz kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz, Allah’a sığınırken bile O’nu övmekte, O’nun yüceliğini ifade etmekte ve kendi aczini dile getirmektedir.

İşte dua ahlakı budur.

Dua ederken yalnızca isteklerimizi sıralamayalım. Rabbimizi analım. O’na hamdedelim. Verdiği nimetleri hatırlayalım. Kusurlarımızı itiraf edelim. Bağışlanma dileyelim.

Bazen dua ederken sadece kendimizden söz ederiz. Kendi sıkıntılarımızı anlatır, kendi ihtiyaçlarımızı sıralarız.

Elbette insanın kendi ihtiyacını Rabbine arz etmesi doğaldır. Fakat Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda onun ümmetini de düşündüğünü, müminleri unutmadığını görürüz.

Bir gün Hz. Ömer (r.a.) umre yapmak için Peygamber Efendimizden izin istediğinde Allah Resûlü ona şöyle buyurmuştur:

يَا أُخَيَّ أَشْرِكْنَا فِي دُعَائِكَ وَلَا تَنْسَنَا

“Kardeşim! Duana bizi de ortak et, bizi unutma.” (Tirmizî, Deavât, 109; İbn Mâce, Menâsik, 5)

Bu söz, müminler arasındaki kardeşliğin ne kadar derin olduğunu gösterir.

Peygamber Efendimiz, Hz. Ömer gibi faziletli bir sahabiden dua istemiştir.

Demek ki dua istemek bir eksiklik değildir. Başkasının duasına ihtiyaç duymak, kulluğun bir gereğidir.

Öyleyse biz de birbirimiz için dua edelim.

Anne babalarımız çocukları için dua etsin. Çocuklar anne babaları için dua etsin. Eşler birbirlerine dua etsin. Kardeşler birbirlerini hayırla ansın.

Birbirimizi yalnızca hatalarımızla hatırlamayalım. Birbirimizin arkasından konuşmak yerine hayır dua edelim. Birimizin eksiğini gördüğümüzde onu küçük düşürmek yerine ıslahı için Rabbimize yalvaralım.

Bir müminin başka bir mümin için yaptığı dua, kardeşliğin en güzel ifadelerinden biridir.

Duada Önce Kendimizi Islah Edelim

Kıymetli Müminler!

Dua ederken çoğu zaman başkalarının değişmesini isteriz.

Çocuğumuz düzelsin isteriz. Eşimiz değişsin isteriz. Komşumuz daha anlayışlı olsun isteriz. İnsanlar bize karşı daha saygılı davransın isteriz.

Peki, hiç kendimiz için şöyle dua ediyor muyuz?

“Allah’ım! Önce beni düzelt. Bana yanlışlarımı göster. Beni nefsimin kusurlarından haberdar eyle. Başkalarını eleştirmeden önce kendimi muhasebe etmeyi nasip eyle.”

İşte insanın kendisi için yapacağı en önemli dualardan biri budur.

Çünkü bazen sorun yalnızca başkalarında değildir. Bazen bizim de düzeltmemiz gereken davranışlarımız vardır.

Bir baba, evladının kendisine saygılı olmasını istiyorsa ona saygıyı öğretmelidir. Bir anne, çocuğunun doğru sözlü olmasını istiyorsa kendi sözlerine dikkat etmelidir. Bir eş, evinde huzur istiyorsa huzuru bozacak davranışlardan uzak durmalıdır.

İnsan, yalnızca dua ederek sorumluluklarını başkasına devredemez.

Dua eder ve gayret gösterir. Dua eder ve kendisini düzeltir. Dua eder ve yanlışlarını telafi eder.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ

“Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra‘d, 13/11)

Bu ayet, insanın kendi sorumluluğunu hatırlaması bakımından son derece önemlidir.

Öyleyse geliniz, dualarımızı davranışlarımızla destekleyelim.

Ailemizin huzuru için dua ediyorsak evimize güzel söz taşıyalım. Çocuklarımızın hayırlı olması için dua ediyorsak onlara zaman ayıralım. Rızkımızın bereketi için dua ediyorsak kazancımızı helal yoldan elde edelim. Günahlarımızın bağışlanmasını istiyorsak tövbe edelim ve aynı yanlışlarda ısrar etmemek için çaba gösterelim.

Dua eden insan, sorumluluktan kaçmaz. Aksine sorumluluğunu daha iyi yerine getirmek için Allah’tan yardım ister.

Duanın Dili, Kalbin Samimiyetidir

Aziz Müminler!

Dua ederken nasıl konuşmalıyız? Hangi kelimeleri seçmeliyiz? Dualarımız uzun mu olmalı, kısa mı?

Öncelikle bilmeliyiz ki Allah, kullarının her dildeki duasını bilir. İnsan, içinden geçirdiği dilekleri bile Allah’a arz edebilir.

Kur’an ve sünnette öğretilen dualar ise bizim için büyük bir nimettir. Çünkü bu dualar, ne isteyeceğimizi ve nasıl bir kulluk bilinci taşıyacağımızı öğretir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

لِيَتَخَيَّرْ أَحَدُكُمْ مِنَ الدُّعَاءِ أَعْجَبَهُ إِلَيْهِ فَلْيَدْعُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ

“Sizden biriniz dua ederken kendisi için uygun ve güzel bulduğu duaları seçsin ve Allah’a dua etsin.” (Buhârî ve Müslim’de yer alan dua adabına ilişkin rivayetler)

Dua ederken gösterişe gerek yoktur. İnsanların beğenisini kazanmak için sözlerimizi süslemeye gerek yoktur.

Samimi olmak yeterlidir.

Bazen bir cümleyle dua ederiz. Bazen uzun uzun Rabbimize yalvarırız. Bazen gözyaşlarımız konuşur, dilimiz susar.

Allah, kulunun hâlini bilir.

Ancak dua ederken güzel ifadeler kullanmak, Kur’an ve sünnette yer alan duaları öğrenmek ve bunları anlamlarıyla birlikte söylemek çok kıymetlidir.

Peygamber Efendimizin öğrettiği dualardan biri şöyledir:

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)

Bu dua, dünya ve ahiret dengesini en güzel şekilde ortaya koyar.

Mümin, dünyasını ihmal etmez. Helal rızık ister. Sağlık ister. Huzur ister. Ailesinin iyiliğini ister.

Ama yalnızca dünyayı da düşünmez. Ahiretini unutmaz. Bağışlanmayı, cenneti ve Allah’ın rızasını ister.

Çünkü dünya hayatı geçicidir. Asıl yurdumuz ahirettir.

Öyleyse dualarımızda hem dünya hem de ahiret iyiliğini isteyelim.

Allah’tan yalnızca mal değil, malımızın bereketini isteyelim. Yalnızca makam değil, makamımızda adaletli olmayı isteyelim. Yalnızca evlat değil, hayırlı evlat isteyelim. Yalnızca uzun ömür değil, hayırlı ve bereketli bir ömür isteyelim.

Zira her istenen şey, insan için hayırlı olmayabilir. Bazen bir nimet imtihana dönüşebilir. Bazen bir imkân sorumluluklarımızı artırabilir.

Bunun için duamızı hayır talebiyle tamamlayalım:

“Allah’ım! Bana hayırlı olanı nasip eyle. Beni hayırlı olana yönelt. Bana verdiğin nimetleri Senin rızana uygun kullanmayı nasip eyle.”

Duamızın İçinde Ailemiz ve Ümmetimiz de Olsun

Aziz Kardeşlerim!

Dua, insanı yalnızca kendi dünyasına kapatan bir ibadet değildir. Müminin kalbini genişletir. Onu ailesiyle, komşularıyla, ümmetle ve bütün insanlarla ilgili sorumluluklarını düşünmeye yöneltir.

Bir insan yalnızca kendisi için değil, başkaları için de dua etmeyi öğrenmelidir.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in şu duası yer alır:

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

“Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve bütün müminleri bağışla.” (İbrahim, 14/41)

Bakınız, Hz. İbrahim kendi bağışlanmasını isterken anne babasını ve bütün müminleri de duasına dâhil etmektedir.

Bu, bize örnek olmalıdır.

Anne babalarımız hayattaysa onlar için dua edelim. Vefat etmişlerse Allah’tan onları bağışlamasını ve rahmetiyle kuşatmasını isteyelim.

Çocuklarımızın yalnızca dünyada başarılı olmaları için değil, imanlı, ahlaklı, merhametli ve dürüst insanlar olmaları için de dua edelim.

Ailelerimizin huzuru için dua edelim. Gençlerimizin doğru yolda yürümesi için dua edelim. Borç altında ezilen kardeşlerimizin sıkıntılarının giderilmesini isteyelim. Hastalara şifa, dertlilere ferahlık, mazlumlara kurtuluş dileyelim.

İnsanların acılarını görmezden gelmeyelim.

Bir yerde savaş varsa oradaki masumlar için dua edelim. Bir çocuk aç kalıyorsa onun için dua edelim. Bir anne evladını kaybetmişse ona sabır dileyelim. Bir insan çaresizlik içindeyse Rabbimizden ona çıkış yolu göstermesini isteyelim.

Fakat dualarımızı yalnızca sözde bırakmayalım.

Aç olan için dua ederken imkânımız varsa yemek verelim. Yoksul için dua ederken yardım edelim. Hastaya şifa dilerken ziyaretine gidelim. Yalnız bir insan için dua ederken onunla ilgilenelim.

Dua ile iyilik birbirini tamamlamalıdır.

Müminin kalbi merhametle dolmalı, elleri iyiliğe uzanmalıdır.

Dua Ederken Sakınmamız Gereken Hatalar

Kıymetli Müminler!

Dua, büyük bir nimettir. Fakat bu nimetten güzel şekilde yararlanabilmek için bazı hususlara dikkat etmeliyiz.

Öncelikle Allah’tan hayır istemeli, kötülük ve haksızlık için dua etmemeliyiz.

Bir başkasına haksızlık etmeyi, bir insanın zarar görmesini, aile bağlarının kopmasını veya masumların başına kötülük gelmesini istememeliyiz.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

لَا يَزَالُ يُسْتَجَابُ لِلْعَبْدِ مَا لَمْ يَدْعُ بِإِثْمٍ أَوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ

“Bir kul günah veya akrabalık bağlarını koparma konusunda dua etmediği sürece duasına karşılık verilmeye devam edilir.” (Müslim, Zikir ve Dua, 92)

Bu hadis, dua ahlakımız için önemli bir ölçüdür.

Kırıldığımız zaman öfkelenebiliriz. Bize haksızlık eden insanlara karşı içimizde kızgınlık duyabiliriz. Fakat öfkemizin bizi haksız bir duaya sürüklemesine izin vermemeliyiz.

Adalet istemek başka, zulüm istemek başkadır.

Hakkımızı aramak başka, intikam uğruna sınırları aşmak başkadır.

Mümin, Rabbinden adalet ve hakkın ortaya çıkmasını ister. Kendisi de adaletten ayrılmamaya gayret eder.

İkinci olarak duada ümitsizliğe kapılmamalıyız.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi, “Dua ettim, kabul olmadı.” diyerek duayı bırakmamalıyız. Allah’ın hikmetine güvenmeli, helal dairede gayret göstermeli ve sabırla Rabbimize yönelmeye devam etmeliyiz.

Üçüncü olarak duayı yalnızca dil alışkanlığına dönüştürmemeliyiz.

Bazen ezberlediğimiz duaları ne söylediğimizi düşünmeden tekrar ederiz. Oysa duanın anlamını düşünmek, insanın kalbini daha fazla etkiler.

“Allah’ım! Beni affet.” derken gerçekten affedilmeye ihtiyaç duyduğumuzu hatırlayalım.

“Allah’ım! Beni doğru yola ilet.” derken yanlışlarımızı terk etmeye hazır olalım.

“Allah’ım! Bana sabır ver.” derken sabretmemiz gereken yerde öfkemizi kontrol etmeye çalışalım.

Dua, dilimizle söylediğimiz sözlerin kalbimizde ve hayatımızda karşılık bulmasıdır.

Dua, Hayatımızın Her Anına Eşlik Etmelidir

Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz, hayatın yalnızca belirli anlarında değil, farklı vesilelerle Allah’ı anmayı ve O’na dua etmeyi ümmetine öğretmiştir.

Sabah uyanırken dua etmeyi öğretmiştir. Akşam olduğunda Rabbine sığınmayı öğretmiştir. Yemek yerken Allah’ın adını anmayı, nimetin ardından şükretmeyi öğretmiştir. Bir yolculuğa çıkarken Allah’a sığınmayı, yeni bir durumla karşılaşınca O’ndan hayır dilemeyi öğretmiştir.

Böylece dua, hayatın bütününe yayılan bir kulluk bilinci hâline gelmiştir.

Sabah uyandığımızda şöyle diyebiliriz:

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ

“Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Dönüş de yalnız O’nadır.” (Buhârî, Deavât, 7)

Bu dua bize her sabah yeni bir fırsat verildiğini hatırlatır.

Dün yaptığımız hataları bugün düzeltme fırsatı… Dün ihmal ettiğimiz bir iyiliği bugün yapma fırsatı… Dün kırdığımız bir gönlü bugün onarma fırsatı…

Her sabah yeni bir başlangıçtır.

Akşam olduğunda da günümüzü muhasebe edelim. Bugün kimin kalbini kırdık? Hangi iyiliği yaptık? Hangi nimetin şükrünü unuttuk? Hangi hatamız için tövbe etmeliyiz?

Sonra Rabbimize yönelip şöyle diyelim:

“Allah’ım! Bugün yaptığım iyilikleri kabul eyle. Bilerek veya bilmeyerek işlediğim günahları bağışla. Hakkına girdiğim kulların haklarını ödemeyi bana nasip eyle. Yarın daha güzel bir kul olabilmem için bana yardım et.”

İşte dua, böylece hayatımıza yön verir.

İnsanın güne Allah’ı anarak başlaması, günü kulluk bilinciyle geçirmesi ve akşam kendisini muhasebe etmesi ne büyük bir nimettir!

Dua ve Tevekkül: Elinden Geleni Yap, Sonucu Rabbine Bırak

Kıymetli Kardeşlerim!

Dua konusunu anlatırken tevekkül üzerinde de durmalıyız.

Çünkü bazen insan, dua etmeyi çalışmamak için bir gerekçe hâline getirebilir.

Bir iş bulmak ister ama iş aramaz. Başarılı olmak ister ama çalışmaz. Ailesinde huzur ister ama güzel söz söylemez. Hastalığından kurtulmak ister ama tedavisini ihmal eder.

Sonra da “Allah yardım eder.” der.

Elbette Allah’tan yardım bekleyeceğiz. Fakat Rabbimizin bize verdiği aklı, iradeyi, imkânları ve sorumlulukları da kullanacağız.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tevekkül konusunda şöyle buyurmuştur:

لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ، تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا

“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” (Tirmizî, Zühd, 33; İbn Mâce, Zühd, 14)

Kuşlar yuvalarında oturup rızıklarının kendiliğinden gelmesini beklemezler. Sabah erkenden yuvalarından çıkar, rızıklarını ararlar. Allah da onlara rızık verir.

Bu hadis bize tevekkülün, gayreti terk etmek olmadığını öğretir.

Çalışacağız, fakat çalışmamıza tapar gibi bağlanmayacağız. Plan yapacağız, fakat planlarımızın her zaman gerçekleşeceğini düşünmeyeceğiz. Tedbir alacağız, fakat tedbirlerimizin her şeyi kontrol edeceğine inanmacağız.

Sonucu Allah’a bırakacağız.

Bir öğrenci ders çalışacak ve başarı için dua edecek. Bir çiftçi tarlasını ekecek ve ürününün bereketi için dua edecek. Bir esnaf dürüst çalışacak ve helal kazanç için dua edecek. Bir anne baba evladını güzel yetiştirmek için gayret edecek ve onun hayırlı bir insan olması için Rabbine yalvaracak.

İşte dua ile tevekkülün buluştuğu yer burasıdır.

Aziz Kardeşlerim!

Dua, sorumluluklarımızdan kaçış değil, sorumluluklarımızı yerine getirebilmek için Allah’tan yardım istemektir.

Dua ile Kalbimizi Diriltelim

Aziz Müminler!

İnsan bedeninin gıdaya ihtiyacı olduğu gibi kalbin de manevi gıdaya ihtiyacı vardır.

Bedenimizi beslemek için sofraya oturuyoruz. Susadığımızda su içiyoruz. Yorulduğumuzda dinleniyoruz.

Peki, kalbimiz yorulduğunda ne yapıyoruz?

Günahlar kalbimizi ağırlaştırdığında ne yapıyoruz? Dünyanın telaşı bizi Allah’tan uzaklaştırdığında ne yapıyoruz? Öfke, kıskançlık, kin ve kırgınlık içimizi doldurduğunda ne yapıyoruz?

İşte dua, kalbin Rabbine yönelmesidir.

İnsan dua ederken kendi aczini fark eder. Dünyanın geçiciliğini hatırlar. Sahip olduğu nimetleri yeniden görür. Günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Geleceğe dair ümidini tazeler.

Bu nedenle duayı yalnızca isteklerimizin gerçekleşmesi için değil, kalbimizin ıslahı için de yapmalıyız.

“Allah’ım! Kalbimi katılaştırma. Bana merhametli bir gönül ver. Beni kibirden, hasetten, kinden ve gösterişten koru. Bana hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Batılı batıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.”

Bu duaları sık sık yapalım.

Çünkü insanın en büyük kazançlarından biri, Allah’a yönelen diri bir kalbe sahip olmasıdır.

Dünyada çok şeye sahip olabiliriz. Fakat kalbimiz huzursuzsa nimetlerin tadını çıkaramayabiliriz.

Bazen çok zengin bir insanın kalbi huzursuz olabilir. Bazen maddi imkânları sınırlı bir insan, Rabbine güvenerek huzur bulabilir.

Elbette maddi sıkıntılar gerçektir ve bunların giderilmesi için çalışmak gerekir. Fakat insanın huzuru yalnızca sahip olduklarıyla ölçülmez. Allah’a olan bağlılığı, hayatındaki anlam ve insanlarla kurduğu güzel ilişkiler de huzurunda önemli bir yere sahiptir.

Dua, insana bu hakikatleri hatırlatır.

Dua eden insan, hayatın yalnızca görünen yüzünden ibaret olmadığını bilir. Rabbine sığınır. O’ndan yardım ister. Kendisine verilen nimetler için şükreder. İmtihanlar karşısında sabretmeye çalışır.

Böylece dua, insanın kalbini diri tutan bir kulluk hâline gelir.

Son Söz: Ellerimizi Açalım, Kalplerimizi de Rabbimize Çevirelim

Aziz Müminler!

Bugün dua üzerine konuştuk. Duanın kulluğun özü olduğunu hatırladık. Rabbimizin bize yakın olduğunu, dualarımızı işittiğini ve rahmet kapısının açık olduğunu öğrendik.

Seher vakitlerinin, namazların ardından yapılan duaların, cuma gününün ve arefe gününün kıymetini yeniden düşündük.

Peygamber Efendimizin dua ahlakını hatırladık. Duanın samimiyet, sabır, helal kazanç, güzel ahlak ve tevekkülle ilişkisini gördük.

Şimdi kendimize birkaç soru soralım.

En son ne zaman yalnızca Rabbimize yönelmek için vakit ayırdık?

En son ne zaman kendimiz için değil, başka bir müminin iyiliği için dua ettik?

En son ne zaman anne babamız için gönülden bağışlanma diledik?

En son ne zaman evlatlarımızın yalnızca dünya başarısı için değil, imanları ve ahlakları için de Rabbimize yalvardık?

En son ne zaman bir hastanın, bir mazlumun, bir yoksulun, bir yetimin derdini hatırlayıp onun için dua ettik?

Ve en önemlisi, en son ne zaman kendi hatalarımızı düşünerek şöyle dedik:

“Allah’ım! Beni affet. Beni kendime bırakma. Beni Sana layık bir kul olmaya yaklaştır.”

Kardeşlerim!

Hayatımızda ne yaşarsak yaşayalım, Allah’a yönelmeyi bırakmayalım.

Nimet içindeysek şükredelim. Sıkıntı içindeysek sabredelim. Yanlış yaptıysak tövbe edelim. Bir iyilik yapmak istiyorsak Rabbimizden yardım isteyelim.

Çocuklarımız için dua edelim. Anne babamız için dua edelim. Ailemiz için dua edelim. Ümmet için dua edelim.

Ama yalnızca ellerimizi değil, hayatımızı da duaya uygun hâle getirmeye çalışalım.

Dilimizle Allah’tan merhamet isterken biz de merhametli olalım. Allah’tan af isterken biz de affedici olmaya gayret edelim. Allah’tan helal rızık isterken haramdan uzak duralım. Allah’tan hidayet isterken doğru yolda yürümek için gayret gösterelim.

Unutmayalım: Dua eden insan, Rabbine muhtaç olduğunu bilir. Rabbine muhtaç olduğunu bilen insan ise kibirden uzaklaşır, nimetlerin kıymetini anlar ve kulluk sorumluluğunu daha derinden hisseder.

Öyleyse dua edelim.

Gecemizi dua ile güzelleştirelim. Sabahımızı dua ile karşılayalım. Namazlarımızın ardından Rabbimizi analım. Ailemize dua edelim. İnsanlara hayır dileyelim.

Ve hiçbir zaman Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyelim.

Çünkü mümin bilir ki hayatın bütün kapıları kapansa bile Allah’ın rahmeti tükenmez. İnsanların yardımı sınırlı olsa da Allah’ın kudreti sınırsızdır. Bizim bilgimiz eksik olsa da Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır.

Rabbimize yönelen bir kalp, ümidini kaybetmez.

Rabbine sığınan bir kul, kulluk yolunda yalnız olmadığını bilir.

Rabbine dua eden bir mümin, her şeyin sahibinin Allah olduğunu hatırlar.

Rabbim bizleri kendisine çokça dua eden, O’nu çokça zikreden, nimetlerine şükreden ve imtihanlar karşısında sabreden kullarından eylesin.

Dua

Allah’ım! Hamd Sana mahsustur. Sen bütün âlemlerin Rabbisin. Sen bizi yarattın, bize hayat verdin, sayısız nimetler ihsan ettin. Bizi imanla şereflendirdin. Bizi Muhammed Mustafa’nın ümmetinden eyledin. Sana hamdolsun Allah’ım!

Allah’ım! Senin rahmetin geniştir. Senin kudretin sonsuzdur. Sen gizliyi de bilirsin, açığı da bilirsin. Kalplerimizden geçenleri, söyleyebildiklerimizi ve söyleyemediklerimizi bilirsin.

Allah’ım! Sana açılan ellerimizi boş çevirme. Dualarımızı hayırlı kıl. Bizi Sana gönülden yönelen, Sana güvenen, Senin rahmetinden ümit kesmeyen kullarından eyle.

Allah’ım! Günahlarımızı bağışla. Bilerek veya bilmeyerek yaptığımız hataları affet. Gizli ve açık kusurlarımızı ört. Bizi nefsimizin kötülüklerinden koru. Kalplerimizi kibirden, hasetten, kinden, gösterişten ve kötü düşüncelerden arındır.

Allah’ım! Bizi Sana güzelce kulluk edenlerden eyle. Namazlarımızı huşû ile kılmayı, Kur’an’ını anlayarak okumayı, zikrini dillerimizden düşürmemeyi ve Sana şükreden kullarından olmayı nasip eyle.

Allah’ım! Gecelerimizi gaflet içinde geçirmeyelim. Bize seher vakitlerinin kıymetini bilmeyi nasip eyle. Uykunun tatlılığına rağmen Senin rızanı aramayı, gecenin sessizliğinde Sana yönelmeyi ve gözyaşlarımızla günahlarımız için bağışlanma dilemeyi nasip eyle.

Allah’ım! Dualarımızda samimi olmayı nasip eyle. Bizi acele edenlerden, ümitsizliğe düşenlerden ve rahmetinden uzaklaşanlardan eyleme. Bize sabır ver. Bize teslimiyet ver. Bize Senin takdirine razı olacak bir kalp ver.

Allah’ım! Hakkımızda hayırlı olanı bize nasip eyle. Hayırlı olmayanı bizden uzaklaştır. Bizim göremediğimiz hayırları Sen bilirsin. Bizim fark edemediğimiz tehlikeleri Sen bilirsin. Bizi kendi tercihlerimizin kötülüğüne terk etme.

Allah’ım! Anne babalarımızı bağışla. Hayatta olanlara sağlık, afiyet ve hayırlı ömürler nasip eyle. Vefat edenlerimize rahmet eyle. Kabirlerini cennet bahçelerinden bir bahçe eyle. Onların bize öğrettikleri iyilikleri yaşatmayı ve arkalarında hayırlı evlatlar bırakmayı bizlere nasip eyle.

Allah’ım! Evlatlarımızı muhafaza eyle. Onların kalplerine iman, hayatlarına istikamet, ahlaklarına güzellik ver. Onları kötü arkadaşlardan, zararlı alışkanlıklardan, günahlardan ve her türlü kötülükten koru. Evlatlarımızı göz aydınlığımız eyle. Onları anne babalarına, milletlerine ve bütün insanlığa faydalı kullarından eyle.

Allah’ım! Ailelerimize huzur ver. Eşlerin arasına sevgi, merhamet ve anlayış yerleştir. Yuvalarımızı kavgalardan, kırgınlıklardan ve haksızlıklardan koru. Bize birbirimizin kıymetini bilmeyi, kusurlarımızı güzellikle düzeltmeyi ve birbirimize karşı merhametli olmayı nasip eyle.

Allah’ım! Hastalarımıza şifa ver. Dertlilerimize ferahlık ver. Borçlularımıza ödeme kolaylığı nasip eyle. İş arayan kardeşlerimize helalinden, bereketli işler nasip eyle. Rızkı daralanlara genişlik, çaresiz kalanlara çıkış yolu, ümitsizliğe düşenlere ümit ihsan eyle.

Allah’ım! Mazlumlara yardım eyle. Zulüm altında yaşayanlara kurtuluş nasip eyle. Savaşlarda hayatını kaybeden masumlara rahmet eyle. Geride kalanlara sabır ve güç ver. Açları doyurmayı, yoksullara yardım etmeyi, yetimleri korumayı ve ihtiyaç sahiplerinin elinden tutmayı bizlere nasip eyle.

Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik ve huzur ihsan eyle. Aramızdaki kin ve düşmanlıkları gider. Kalplerimizi iman ve merhametle birleştir. Bizi birbirimizin kusurlarını araştıranlardan değil, birbirimizin iyiliği için çalışanlardan eyle.

Allah’ım! Bizlere helalinden kazanmayı, helalinden yemeyi ve helalinden harcamayı nasip eyle. Kazancımıza bereket ver. Bizi haramdan, kul hakkından, haksızlıktan ve adaletsizlikten koru. Bize doğruluktan ayrılmayan bir dil, merhametle atan bir kalp ve hayırda kullanılan eller nasip eyle.

Allah’ım! Bizi yalnızca sıkıntılarımızda Sana yönelenlerden eyleme. Bollukta şükreden, darlıkta sabreden, hata yaptığında tövbe eden, nimet bulduğunda paylaşan kullarından eyle.

Allah’ım! Son nefesimizi imanla vermeyi nasip eyle. Kalplerimizi hak üzere sabit kıl. Bizi dünya hayatının aldatıcı süslerine kapılmaktan koru. Ahiretimizi dünyamızdan daha hayırlı eyle. Sana kavuşacağımız günü, rahmetine ve mağfiretine nail olacağımız bir gün eyle.

Allah’ım! Bize dünyada iyilik ver, ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Allah’ım! Duamızı kabul eyle. Kusurlarımızı bağışla. Bizi rahmetinden mahrum bırakma. Bizi, anne babalarımızı, ailelerimizi ve bütün müminleri bağışla.

وَصَلَّى اللَّهُ وَسَلَّمَ وَبَارَكَ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.

Âmin, yâ Rabbe’l-âlemîn.