Dua Âdâbı: Rabbe Yöneliş

Hamd, kullarının yakarışını işiten, gönüllerine ümit veren ve kendisine yönelenlere rahmetiyle karşılık veren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bize Rabbimize nasıl yalvaracağımızı, neyi isteyeceğimizi ve beklerken nasıl sabredeceğimizi öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve onun duasını hayatına rehber edinen bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim! Hepimizin Allah’tan istediği bir şey vardır. Kimi bir hastası için şifa, kimi evladı için hidayet, kimi geçimi için hayırlı bir kapı bekler. Ellerimizi açtığımızda bazen sesimiz titrer, bazen söyleyecek söz bulamayız. Fakat duanın güzelliği yalnız cümlelerin uzunluğunda değildir. Gönlümüzün yönü, hayatımızın doğruluğu, istediğimiz şeyin hayırlı oluşu ve Rabbimize duyduğumuz güven de bu yönelişin içindedir.

Bugün dua âdâbını konuşurken kalbimizi daraltan bir merasim listesi çıkarmayacağız. Peygamberimizin öğrettiği ölçülerle duamızı derinleştireceğiz. Allah’tan istemenin ciddiyetini, aceleye kapılmadan sabretmeyi, insanları inciten taleplerden uzak durmayı ve duamızı helâl bir hayatla desteklemeyi düşüneceğiz. Çünkü dua, Rabbimize güzel sözler söylerken kendi davranışımızı bütünüyle unutmak değildir; söylediklerimizin sorumluluğunu da hatırlamaktır.

Allah’a yönelmenin kıymetini bilelim

Ebû Hüreyre’den nakledilen rivayette Peygamberimiz şöyle buyurur:

“لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَمَ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى مِنَ الدُّعَاءِ.”

“Allah Teâlâ katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.” (Tirmizî, Deavât, 1; hadis no. 3370; İbn Mâce, Dua, 1.)

Bir kulun ihtiyaçlarını Rabbine arz etmesi, Allah’a güveninin ve kulluğunu kabul edişinin ifadesidir. İnsanların karşısında her zaman güçlü görünmek isteyebiliriz; fakat Allah’ın huzurunda muhtaç olduğumuzu gizlememize gerek yoktur. Bedenimiz yorulur, bilgimiz yetmez, ömrümüz sınırlıdır. Bu hakikati kabul ederek Rabbimize yönelmek, onurumuzu kaybetmek değildir. Aksine, kendimizi yanlış güç iddialarından kurtarıp gerçeği görmemize yardım eder.

Nu’mân b. Beşîr’in naklettiği hadiste Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ.

“Dua ibadetin ta kendisidir.” Ardından Rabbimizin kendisine dua etmeye çağırdığı Mü’min sûresinin 60. âyetini okumuştur. (Tirmizî, Deavât, 1; hadis no. 3372; Ebû Dâvûd, Vitr, 23.)

Kardeşlerim! Demek ki dua, sadece ihtiyaçlarımızı sıraladığımız bir konuşma değildir. Allah’a yönelirken O’nun huzurunda olduğumuzu, O’nun bilgisine ve kudretine güvendiğimizi kabul ederiz. Bu kabul, kibri de azaltır. “Ben her şeyi kendim yaparım” düşüncesi yerine, gayret ederken Rabbimizin yardımını istemeyi öğreniriz. Duamızın cevabını henüz görmemiş olsak bile, samimi yönelişimizin kulluk değeri vardır.

Bedir’de Peygamberimizin Rabbine yakarışını hatırlayalım. Hazırlığını yapmış, ashâbıyla birlikte büyük bir imtihanın içine girmişti. Sonra Allah’a yöneldi; öylesine içten dua etti ki omzundaki örtüsü düştü. Hz. Ebû Bekir örtüsünü yeniden omzuna koydu ve onu teselli etti. (Müslim, Cihâd ve siyer, 58.) Bu örnek bize gayret ile duanın birlikte yürüdüğünü gösterir. En büyük örneğimiz bile Allah’ın yardımına yönelirken biz nasıl kendimizi yeterli görebiliriz?

Bir işimiz zorlaştığında önce yapmamız gerekeni öğrenelim, gerekli adımı atalım, sonra Rabbimizden yardım isteyelim. Dua, alınması gereken tedbiri iptal etmez. Tedbir de duayı gereksiz kılmaz. Hastamız için hem hekim arayalım hem şifa dileyelim. Evladımız için hem emek verelim hem hidayet isteyelim. Dua eden gönül Allah’a güvenir; bu güven, sorumluluk taşıyan eli de güçlendirir.

Sesimizden önce kalbimiz yönelsin

Rabbimiz Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’râf 7/55. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Bu âyet duanın içtenliğini ve ölçüsünü hatırlatır. Rabbimize ihtiyacımızı arz ederken kendimizi insanların önünde göstermek zorunda değiliz. Sesimizin yüksekliği samimiyetimizin ölçüsü olmaz. Elbette birlikte yapılan duanın kendine ait bir düzeni vardır; fakat hiç kimsenin duygusunu dış görünüşünden okuyamayız. Sessizce el açan bir kulun gönlünde hangi acının bulunduğunu Allah bilir. İnsanları gözyaşıyla, sesle yahut kelime sayısıyla kıyaslamayalım.

Ebû Mûsâ el-Eş’arî, bir yolculukta ashâbın yüksek sesle tekbir getirdiğini, Peygamberimizin onları şu sözle uyardığını anlatır:

ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ، فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا، تَدْعُونَ سَمِيعًا بَصِيرًا قَرِيبًا

“Kendinize karşı yumuşak davranın. Siz sağır olan ve burada bulunmayan birine seslenmiyorsunuz; işiten, gören ve yakın olan Allah’a sesleniyorsunuz.” (Buhârî, Tevhîd, 9; hadis no. 7386.)

Bu söz bize büyük bir ferahlık verir. Kendimizi duyurmak için bağırmamıza gerek yoktur. İnsanların henüz bilmediği bir derdi Rabbimiz bilir. Kimseye anlatamadığımız bir pişmanlığımızı da görür. Onun yakınlığı, yaratılmışların birbirine yakınlığı gibi anlaşılmaz; ilmi, işitmesi ve rahmetiyle kullarını kuşatmasıdır. Bu bilgiyi gönlümüze yerleştirelim. Dua ederken dağılmış dikkatimizi yeniden toplayıp kime yöneldiğimizi hatırlayalım.

Elimiz duadayken gözümüz sürekli telefona kayıyorsa bir an durabiliriz. Telefonu kenara koymak, söyleyeceğimiz dileği düşünmek, Rabbimize hamdetmek ve Peygamberimize salât ve selâm getirmek kalbimizi toparlar. Uzun ve süslü cümleler aramak yerine hayırlı, anlaşılır ve samimi taleplerde bulunalım. Anlamını bilmediğimiz bir duayı öğrenirken Türkçe anlamını da okuyalım. Böylece dilimizle gönlümüz birbirinden uzak kalmasın.

Çocuklarımızı da böyle yetiştirelim. Bir çocuk dua ederken yanlış bir kelime söylediğinde gülüp onu mahcup etmeyelim. Ona anlamı anlatalım, güzellikle düzeltelim ve kendi dilinde iyilik isteyebileceğini öğretelim. Duayı sadece kusursuz ezberi olanların yapabildiği bir iş gibi göstermeyelim. Rabbimiz kelimelerimizi işitir; kalbimizin hâlini de bilir. Duamızda o bilginin huzurunu taşıyalım.

Dua ederken kusurlarımızı da Allah’a arz edelim. Bazen bütün taleplerimiz dışımızdaki insanların değişmesiyle ilgili oluyor. Evladımız düzelsin, eşimiz bizi anlasın, komşumuz daha dikkatli olsun diye istiyoruz. Bunlar için dua edebiliriz; fakat bizim hangi davranışımızın düzelmesi gerektiğini de unutmayalım. Belki dinlemeyi öğrenmeli, belki öfkemizi yönetmeli, belki sürekli ertelediğimiz bir hakkı ödemeliyiz. Rabbimizden kendimiz için de doğru bir gönül ve güzel bir ahlâk isteyelim. Dua, kendi eksikliğimizi görmeye cesaret ettiğimizde hayatımıza daha derinden dokunur.

Duanın başında Rabbimize hamdetmek, Peygamberimize salât ve selâm getirmek de kalbimizi yönelişe hazırlar. Bunu sırf bir sıra tamamlamak için yapmayalım. Hamdederken bizi şu âna ulaştıran nimetleri düşünelim; salât ve selâm getirirken bize duanın yolunu öğreten Resûlullah’ı sevgiyle analım. Ardından ihtiyacımızı Rabbimize arz edelim. (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; hadis no. 1481.) Fakat bir insan büyük bir sıkıntı içinde hemen Allah’tan yardım istemişse onun duasını kusurlu sayıp gönlünü daraltmayalım. Âdâbı öğretirken duaya yönelmiş kalbe şefkatle yaklaşalım.

İstemekte kararlı, beklemekte sabırlı olalım

Kıymetli kardeşlerim! Birçok işin sonucunu hemen görebildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Bir düğmeye basıyor, cevabı bekliyoruz. Bu alışkanlık bazen duamıza da taşınıyor. “İstedim, neden hemen olmadı?” diye düşünüyoruz. Oysa Rabbimize yönelişimiz, istediğimiz sonucu belirlediğimiz bir işlem değildir. Biz ihtiyacımızı arz ederiz; Rabbimiz hikmetiyle ve kuşatıcı bilgisiyle hükmeder. Ebû Hüreyre’nin naklettiği şu hadis bize bu konuda ölçü verir:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ فَيَقُولُ: قَدْ دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِى.”

“Sizden biriniz, ‘Dua ettim de duam karşılık görmedi’ deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; hadis no. 1484; Müslim, Zikir, 91.)

Allah Resûlü’nün acelecilikle ilgili açıklamasında, insanın dua edip sonucunu göremeyince ümidini kesmesi ve duayı bırakması anlatılır. (Müslim, Zikir, 92.) Demek ki bizi koruyan şey, her isteğimizin hemen ve tam istediğimiz biçimde olacağı iddiası değildir. Rabbimizle bağımızı sonuç beklerken de sürdürmektir. Bir kapı henüz açılmadığında gayretimizi ve hayırlı alternatif arayışımızı bırakmayalım; gönlümüzü de umutsuzluğa teslim etmeyelim.

Hasta bir yakını için uzun süredir dua eden insanı düşünelim. Ona “Demek ki doğru dua etmiyorsun” diyerek yüklenmek büyük bir incinmeye yol açar. Biz hastalığın ve bütün hayatın hikmetini kuşatamayız. Dua etmiş bir insanın acı yaşaması, Allah’ın onu terk ettiğinin delili değildir. Tedaviye, desteğe ve teselliye ihtiyacı vardır. Biz de duanın yanında o ihtiyaçlara cevap vermeye çalışalım. Sonucu ölçü yapıp insanların imanını yargılamayalım.

Allah’tan istemekte kararlı olalım; fakat “İlla şu vakitte, illa şu şekilde olsun” diyerek kendi bilgimizi bütün hikmetin üzerine koymayalım. Bir işe girmek isteyen genç, o işin hayırlısını dilerken başka imkânları değerlendirmeyi de sürdürebilir. Evlilik düşünen insan, yalnız bir kişiye veya sonuca kilitlenmeden hayırlı bir aile için dua edebilir. Kalbimizin isteğini dürüstçe arz edelim ve Allah’ın hayırlı hükmüne razı olmayı da öğrenelim.

Bu sabır hareketsizlik değildir. Başvurularımızı yeniler, tedavimizi sürdürür, borcumuz için bir plan yapar, ailemizde iletişimi düzeltmek için gayret ederiz. Sonra Rabbimizden yardım isteriz. Duada sebat, Rabbimize dönmeyi sürdürmek ve doğru adımları atmaktan vazgeçmemektir. İnsan bazen sonucu beklerken kendisi de olgunlaşır; bunu fark edebilmek için acelemizi biraz azaltmaya ihtiyacımız vardır.

Bir hastanın duasına âmin derken ona karşı sözümüzü özellikle ölçelim. Uzun süren bir hastalık yahut gerçekleşmeyen bir istek sebebiyle “Demek ki Allah seni sevmiyor” gibi bir hüküm veremeyiz. Biz onun hayatını ve Allah’ın hikmetini bütünüyle bilmiyoruz. Böyle sözler zaten ağır bir yük taşıyan insanın gönlünü daha fazla incitir. Elimizden geliyorsa yanında oturalım, ihtiyacını soralım, hekimle görüşmesine yardımcı olalım. Tesellimiz, bilmediğimiz hükümlerin üzerine değil, Rabbimizin rahmetine güven ve kendi merhametli ilgimiz üzerine kurulsun.

Bekleyen bir insan bazen aynı soruyu tekrar tekrar sorar. Yakınları olarak sabrımız tükenebilir. Böyle bir anda onun endişesini küçümsemek yerine hangi desteğe ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışalım. Dua ederken yalnız onun sıkıntısının bitmesini istemeyelim; kendimiz için de sabır, anlayış ve doğru söz isteyelim. Bir yakınımıza verdiğimiz destek duamızın hayattaki karşılığıdır. Gönlünü açık tutabileceği bir insanın bulunması, zorlukta dayanmasını kolaylaştırabilir. Hepimizin bir gün böyle bir anlayışa ihtiyacı olabileceğini hatırlayalım.

Elimizi açarken kazancımızı da gözden geçirelim

Duanın âdâbı yalnız dua sırasında yaptıklarımızdan ibaret değildir. Soframıza gelen lokmanın, işimizdeki hakkaniyetin ve insanlara davranışımızın da önemi vardır. Ebû Hüreyre’nin naklettiği hadiste Peygamberimiz, Allah’ın temiz ve güzel olanı kabul ettiğini bildirir; ardından uzun yolculuk yapan, saçı dağınık ve toz içinde bir adamı anlatır. Bu adam ellerini açıp Rabbine seslenir; fakat yediği, içtiği, giydiği ve beslendiği şeyler haramdır.

ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ يَا رَبِّ يَا رَبِّ وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ وَغُذِيَ بِالْحَرَامِ فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ

Hadiste Allah Resûlü, “Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiş; böyle birinin duasına nasıl karşılık verilsin?” diye sorar. (Müslim, Zekât, 65; hadis no. 1015. Hadisin dua eden kişiyle ilgili bölümü.)

Bu soru başkasının duasını hükme bağlamak için değil, kendi hayatımıza bakmak için bize yöneltilmiş bir uyarıdır. Ellerimizi açarken aynı ellerle hangi hakka uzandığımızı da düşünelim. İşimizin gelirinde bir aldatma, çalışanımızın ücretinde bir geciktirme, malımızda ödemediğimiz bir hak var mı? Bunları dua ile görünmez kılamayız. Yanlışımızı bırakmak, haksız kazancı düzeltmek ve hak sahibine hakkını vermek için gayret etmeliyiz.

Bir insan geçmişte yanlış kazanmış olabilir. Ona tevbe kapısının kapandığını söylemeyelim. Bilgi alıp düzeltmenin yollarını arasın, yaptığı haksızlığı telâfi etmeye çalışsın. Biz de kendi hayatımızdaki sorunları araştırmadan başkasının sofrasını konuşmayalım. Hadisi dinleyen insan önce kendisine dönmelidir. “Rabbim, duamı kabul et” derken “Beni yanlış kazançtan ve kul hakkından uzaklaştır” diye de isteyelim.

Çocuklarımıza helâl lokmanın değerini anlatırken onu sadece bir öğüt olarak bırakmayalım. Ticaretimizde, işyerindeki emeğimizde ve borçlarımızı öderken örnek olalım. Gelirimiz azaldığında da haksızlığa başvurmayalım. Zor durumda olmak bizi her yola izinli kılmaz. Yardım aramak, hakkımız olan desteğe başvurmak ve doğru iş için emek vermek mümkündür. Helâl için gösterilen gayret, duamızın taşıdığı samimiyetle birlikte yürüsün.

Duaya kaldırdığımız eller, insanların hakkını da korusun. Bu cümleyi evimize götürelim. Bir kul hakkını hatırlıyorsak bugün telâfi için adım atalım. Bir hesabımız karışık ise ehil birine soralım. Duamız bizi rahatlatırken vicdanımızı uyuşturmasın; davranışımızı temizlemeye de yöneltsin.

Helâl lokma için gösterilen dikkat, bazen küçük bir alışverişte belli olur. Yanlışlıkla fazla para üstü aldığımızı fark ettiğimizde geri götürmek, sattığımız malın kusurunu açıklamak, başka birinin emeğini kendi başarımız gibi göstermemek bu dikkatin içindedir. Her yanlışımız büyük bir kalabalığın önünde gerçekleşmez. Çoğu zaman yalnız kendimizin bildiği küçük bir tercih vardır. İşte o tercihte Allah’ın bizi gördüğünü hatırlayalım. Duada O’na güvendiğimizi söylüyor, günlük işimizde de O’nun emanet ettiği hakkı korumaya çalışıyoruz.

Bir hesabı düzeltmek bazen maddî kayba yol açabilir. Fakat yanlışın sürmesine razı olmak gönlümüzü de ağırlaştırır. Haksız kazanç konusunda ne yapacağını bilmeyen insan güvenilir dinî bilgi alsın; gerekiyorsa ilgili hak sahibiyle konuşsun. Konu karmaşık diye bütün gayretini bırakmasın. Kendi durumumuzda emin olmadığımız bir hükmü tahmin ederek vermek yerine ehil kişiye sormamız gerekir. Dua, bu düzeltme sırasında bize samimiyet ve dayanma gücü versin. Rabbimizin huzuruna temiz bir kazanç ve insanların hakkını gözeten bir kalple yönelmeyi önemseyelim.

İsteğimiz hayırlı olsun, ufkumuz âhirete de uzansın

Peygamberimiz günah ve akrabalık bağlarını koparma amacı taşıyan talepler konusunda bizi uyarmıştır:

لاَ يَزَالُ يُسْتَجَابُ لِلْعَبْدِ مَا لَمْ يَدْعُ بِإِثْمٍ أَوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ مَا لَمْ يَسْتَعْجِلْ

“Kul, günah yahut akrabalık bağlarını koparmak için dua etmediği ve acele etmediği sürece duasına karşılık verilir.” (Müslim, Zikir, 92; hadis no. 2735c. Hadisin ilk cümlesi.)

Öfkelendiğimiz bir anda dilimizden çıkan talepleri düşünelim. Bir akrabamızla anlaşmazlık yaşadık diye onun ailesinin dağılmasını istemek, bir komşumuzla tartıştık diye hayatının bütünüyle yıkılmasını dilemek doğru bir yöneliş değildir. Hakkımızı arayabilir, zarardan korunabilir, adalet isteyebiliriz. Fakat öfkemiz bizi haddi aşmaya götürmesin. Rabbimizden hem hakkın yerine gelmesini hem de kalbimizin kinle kararmamasını isteyelim.

Evlatlarımız için de bedduayı dilimizden çıkaralım. Çocuk hata yaptığında sorumluluk göstermek gerekir; fakat onu kötülüğe havale eden sözlerle yetiştirmeyelim. “Allah seni hayra yöneltsin, yanlışını düzeltmeyi nasip etsin” diyebilmek, öfke içinde bile dilimizi korur. Bu sözün yanında doğru sınırları koyar, davranışın sonucunu anlatır, gerektiğinde yardım alırız. Dua, aile içinde incitici dilin yerine geçebilecek bir hayır kapısıdır.

Rabbimizin bize öğrettiği şu dua ise taleplerimizin ufkunu genişletir:

وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

“Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.” (Bakara 2/201. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)

Dünya için iyilik istemek yanlış değildir. Sağlık, güvenli bir ev, helâl rızık, hayırlı bir aile ve faydalı bir iş büyük nimetlerdir. Fakat dünyayı bütün hayat sanmayalım. İstediğimiz nimet bizi Allah’tan uzaklaştırmasın; ahlâkımızı bozmasın, âhiretimizi unutturmasın. “Bana ver” derken “Bana verdiğini hayırda kullanmayı da nasip et” diye isteyelim. Bir nimetin bereketi, onu doğru kullanma sorumluluğuyla birlikte gelir.

Duamızda başkalarına da yer açalım. Bir kardeşimiz için onun haberi olmadan hayır istemek, kendi kalbimizi bencillikten arındırır. Bize iyiliği dokunanları analım, hasta komşumuza şifa dileyelim, aramızdaki dargınlığın düzelmesini isteyelim. Yalnız kendimizin kazandığı bir dünya yerine, başkalarının da huzur bulduğu bir hayat için dua edelim. Kardeşlik, görünmeyen bir anda da bir başkasının iyiliğini isteyebilmektir.

Başkasının iyiliği için dua etmek bazen zor gelir; özellikle gönlümüzde bir kıskançlık varsa bunu daha fazla hissederiz. Bizim istediğimiz imkân bir kardeşimize verilmiş olabilir. Onun nimeti için bereket dilemek, kalbimizi bu sıkıntıdan arındırmaya yardımcı olur. Kendimiz için de hayırlı bir kapı isteyelim. Başkasının kaybetmesiyle rahatlamayı beklemeyelim. Kendi ihtiyacımızı Allah’a arz ederken kardeşimizin sevincine yer açabilmek, duamızın içindeki ahlâk eğitimidir. Bu eğitimi çocuklarımız da bizden öğrenir; insanların başarısını sürekli kötüleyerek onlara geniş bir gönül bırakamayız.

Dua için başkasının bizim adımıza konuşmasını beklediğimiz zamanlar da olur. Güvendiğimiz insanlardan dua isteyebiliriz; fakat kendi yönelişimizi ihmal etmeyelim. Rabbimiz bizim sesimizi ve hâlimizi bilir. Güzel sözleri ezberleyememiş olmamız, hayırlı bir istekte bulunmamıza engel değildir. Bildiğimiz dille bağışlanma ve yardım isteyelim, Peygamberimizin dualarını da yavaş yavaş öğrenelim. Öğrenirken anlamını sormaktan çekinmeyelim. Bir duayı anlayarak tekrar etmek, zihnimiz dağınıkken çok sayıda sözü peş peşe söylemekten farklı bir dikkat gerektirir. Bu dikkati geliştirmek için acelemizi azaltabilir, duamıza birkaç samimi an ayırabiliriz.

Evde bu âdâbı birlikte öğrenmek de güzeldir. Sofradan kalkarken nimete şükretmek, bir yakınımız hastalandığında şifa dilemek, bir hata yaptığımızda bağışlanma istemek çocukların dünyasında somut karşılık bulur. Onlar, duanın ailemizin gündelik hayatına eşlik ettiğini görsünler. Sözümüz ve davranışımız birbirini desteklediğinde öğüdümüzün tesiri de artar.

Duamızın ardından hayatımıza dönelim

Aziz müminler! Bugün Rabbimize yönelirken kalbimizi toparlamayı, hayırlı istemeyi, acele etmeden beklemeyi ve hayatımızı helâlle temizlemeyi birlikte öğrendik. Şimdi bu öğüdün bizde hangi davranışa dönüşeceğini düşünelim. Belki bir kul hakkını ödemek, bir akrabamızla yeniden konuşmak, duada evladımızı inciten sözleri bırakmak yahut yalnız dua ettiğimiz bir hasta için gerçek bir yardım yapmak bize düşüyor.

Her namazın ardından uzun bir dua yapamıyorsak bile samimi bir yöneliş için birkaç an ayıralım. Ezberlediğimiz duaların anlamını öğrenelim. Kendi ihtiyaçlarımızı dürüstçe söyleyelim; fakat âhiretimizi ve başkalarının hâlini de unutmayalım. İstediğimiz sonucu göremediğimizde Rabbimizle bağımızı koparmayalım. Dua, sabır ve gayretimiz birbirine destek olsun. Allah’a yönelen gönlün hayatındaki yanlışlar da bu yönelişle birlikte düzelmeye başlasın.

Duamız yalnız ne istediğimizi değil, nasıl bir kul olmak istediğimizi de anlatsın. Affedilmek isterken affa layık bir tevbe için gayret edelim. Huzur isterken evimizde huzuru bozmayalım. Bereket isterken başkasının hakkını yemeyelim. Şimdi bütün eksiklerimizle Rabbimize dönelim; O’ndan hem taleplerimizin hayırlısını hem de kulluğumuzun güzelleşmesini isteyelim.

Dua

Allah’ım! Ellerimizi Sana açıyoruz; dilimizi de kalbimizi de hayra yönelt. Bize içten dua etmeyi, Sana güvenmeyi ve hikmetli hükmüne razı olmayı nasip eyle. Duamızı kibirden, gösterişten, gafletten ve umursamazlıktan arındır. Acelemiz sebebiyle rahmetinden ümit kesmekten bizi koru. İstediğimiz her şeyin hayırlısını ver; hayırlı olmayandan gönlümüzü güzellikle uzaklaştır.

Rabbimiz! Lokmamızı helâl, emeğimizi temiz, kazancımızı bereketli eyle. Kul hakkına girmekten bizi koru; girdiğimiz hakları telâfi etmeye bize güç ver. Akrabalık bağlarımızı onar, evlerimize anlayış ve merhamet ihsan eyle. Çocuklarımızı hayırla anmayı, gençlerimize güzel örnek olmayı nasip et. Öfkemizde de adaletten ayrılmayalım, dilimizi bedduaya alıştırmayalım.

Allah’ım! Hastalarımıza şifa, dertlilerimize ferahlık, borçlularımıza hayırlı çıkış ver. Mazlumları zulümden kurtar, bize onların yanında olma sorumluluğunu hatırlat. Kur’an’ın ve sünnetin öğrettiği ölçülerle dua eden, duasını güzel davranışla destekleyen kullarından eyle. Dünyada iyilik, âhirette iyilik ihsan et ve bizi ateş azabından koru. Son nefesimize kadar Sana yönelen bir gönül, Sana güvenen bir iman ve razı olduğun bir hayat nasip eyle. Âmin.


Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.