DİN: İLÂHÎ KILAVUZ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hamd, bizleri yoktan var eden, bize iman nimetini bahşeden, doğruyu yanlıştan ayırabilmemiz için peygamberler ve kitaplar gönderen, bizlere hayat yolunda ilâhî bir kılavuz lütfeden Yüce Rabbimize mahsustur.

Salât ve selâm; insanlığa Allah’ın dinini öğreten, hayatıyla İslâm’ı yaşayan ve ümmetine kurtuluş yolunu gösteren Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashâbına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.

Aziz Müminler!

İnsan, hayat yolculuğunda yalnızca bedeniyle değil, ruhuyla da yol alır. Bir yere gitmek isteyen insanın nasıl bir yol haritasına ihtiyacı varsa, insanın da dünya hayatından ebedî âleme uzanan yolculuğunda bir kılavuza ihtiyacı vardır.

İşte din, insana bu kılavuzu verir.

Din bize nereden geldiğimizi söyler. Nereye gittiğimizi bildirir. Niçin yaratıldığımızı öğretir. Hayatın anlamını gösterir. İyinin ve kötünün ölçüsünü belirler. Rabbimizle, kendimizle, ailemizle, komşumuzla, toplumla ve bütün varlıklarla nasıl bir ilişki kurmamız gerektiğini öğretir.

Bu sebeple din, hayatın sadece bir köşesine bırakılacak bir inanç değildir. Din, hayatın tamamına yön veren ilâhî bir rehberdir.

Kur’an-ı Kerîm bize şöyle buyurur:

“Artık kim Allah’a sımsıkı sarılırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.”

Âl-i İmrân sûresindeki bu ilâhî mesaj bize çok önemli bir gerçeği hatırlatır: İnsan kendi aklıyla birçok şeyi bulabilir. Fakat Rabbine giden yolu bütünüyle kendi başına belirleyemez. Çünkü insanın bilgisi sınırlıdır. Ömrü sınırlıdır. Görüşü sınırlıdır. Geleceği bilmez. Kalplerin hakikatini bilemez. Ölümden sonrasını göremez.

Bu sebeple Yüce Rabbimiz insanı başıboş bırakmamıştır.

Peygamberler göndermiştir.

Kitaplar göndermiştir.

Ve insanlığa hak ile bâtılı birbirinden ayıran ilâhî ölçüyü vermiştir.

İnsan Fıtratına Uygun Bir Din

Aziz Kardeşlerim!

İslâm’ın insan hayatına getirdiği en önemli güzelliklerden biri, insanın yaratılışına uygun olmasıdır.

Rabbimiz Rûm sûresinde şöyle buyurur:

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا

“Öyleyse sen yüzünü dosdoğru dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir.”

İnsan, Allah’a yönelmeye muhtaçtır.

İnsan, anlam arar.

İnsan, sığınacak bir kapı arar.

İnsan, zor zamanlarında kendisinden daha güçlü bir varlığa dayanmak ister.

İşte İslâm, insanın bu yaratılıştan gelen yönelişini doğru adrese yönlendirir.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

«كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ»

“Her doğan fıtrat üzere doğar.”

İnsanın kalbinde Allah’a yönelme kabiliyeti vardır.

Ancak hayatın yanlış etkileri, kötü çevre, yanlış düşünceler, nefsin arzuları ve şeytanın vesveseleri insanı bu fıtrattan uzaklaştırabilir.

İşte din, insanı yeniden özüne döndürür.

Din, insana “Sen sadece yiyen, içen, çalışan ve tüketen bir varlık değilsin.” der.

“Sen Allah’ın kulusun.”

“Senin bir Rabbi’n var.”

“Senin bir hesabın var.”

“Senin bir ebediyet yolculuğun var.”

Bu bilinç insanın hayatına anlam kazandırır.

Din Kolaylıktır

Kıymetli Müminler!

Allah Resûlü’nün din anlayışında dikkat çeken en önemli hususlardan biri de kolaylıktır.

Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:

«إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ»

“Şüphesiz din kolaylıktır.”

Hadisin devamında ise şöyle buyuruyor:

“Bir kişi gücünün üzerinde ibadet etmeye kalkarsa din karşısında âciz kalır. Öyleyse aşırıya kaçmayın, dosdoğru yolu tutun ve sevinin.”

Burada çok önemli bir ölçü vardır.

İslâm kolaydır.

Fakat kolaylık, sorumlulukları terk etmek değildir.

Kolaylık, dini nefsimizin istediği gibi yaşamak değildir.

Kolaylık, haramları helâl görmek değildir.

Kolaylık, ibadetleri terk etmek değildir.

Kolaylık; Allah’ın kulları için koyduğu ruhsatları, ölçüleri ve rahmet kapılarını tanımaktır.

Rabbimiz Bakara sûresinde şöyle buyurur:

يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ

“Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.”

Demek ki İslâm’ın ruhunda insanı ezmek değil, insanı ayağa kaldırmak vardır.

İnsanı hayattan koparmak değil, hayatı anlamlandırmak vardır.

İnsanı dünyadan kaçırmak değil, dünyada Allah’ın razı olacağı bir hayat yaşamayı öğretmek vardır.

Peygamber Efendimiz, ibadette aşırılığa kaçanları da uyarmıştır.

Bir defasında sahâbîler Hz. Peygamber’in nasıl ibadet ettiğini öğrendikten sonra kendi ibadetlerini daha da artırmaya karar vermişlerdi. İçlerinden biri sürekli oruç tutacağını, diğeri bütün gece namaz kılacağını, bir başkası da evlenmeyeceğini söylemişti.

Resûlullah (sav) onların bu sözlerini duyunca şöyle buyurdu:

“Allah’a yemin ederim ki ben Allah’tan en çok korkanınız ve O’na karşı gelmekten en fazla sakınanınızım. Fakat ben bazen oruç tutarım, bazen tutmam. Gece namaz kılarım, uyurum. Evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”

Burada bize verilen mesaj açıktır:

İslâm, hayatı terk etmek değildir.

İslâm, hayatı Allah’ın rızasına göre yaşamaktır.

Dinde Aşırılıktan Sakınmak

Aziz Kardeşlerim!

Dinin kolay olması, insanın dinde ölçüsüz davranabileceği anlamına gelmez.

Çünkü insan bazen iyi niyetle bile olsa aşırılığa düşebilir.

Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

«هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ»

“Aşırı gidenler helâk oldu.”

Efendimiz bu sözü üç defa tekrar etmiştir.

Başka bir hadisinde ise hac ibadeti sırasında taşların büyüklüğü konusunda bile ümmetini uyarmış ve şöyle buyurmuştur:

“Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri dinde aşırı gitmeleri helâk etti.”

Demek ki Müslüman ölçülü insandır.

Ne gevşeklik...

Ne aşırılık...

Ne ihmalkârlık...

Ne taşkınlık...

İslâm bize istikameti öğretir.

Rabbimiz şöyle buyurur:

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”

İstikamet budur.

Allah’ın helâl dediğini helâl bilmek.

Haram dediğinden sakınmak.

Farz olanı yerine getirmek.

Sünnete sarılmak.

İbadette devamlı olmak.

Fakat bütün bunları yaparken Allah’ın rahmetini de unutmamak.

Din Sadece İbadet Değildir

Kardeşlerim!

Bazen din denildiğinde aklımıza sadece namaz, oruç, hac ve zekât geliyor.

Elbette bunlar dinin temel ibadetleridir.

Fakat din bunlardan ibaret değildir.

Din aynı zamanda ahlâktır.

Doğruluktur.

Emanettir.

Adalettir.

Merhamettir.

Kul hakkından sakınmaktır.

Anne babaya iyilik etmektir.

Komşuya eziyet etmemektir.

Yetimi korumaktır.

Fakirin elinden tutmaktır.

İnsanlara güven vermektir.

Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

«الدِّينُ النَّصِيحَةُ»

“Din samimiyettir.”

Sahâbe sordu:

“Kime karşı samimiyet?”

Efendimiz şöyle cevap verdi:

“Allah’a, Kitabı’na, Resûlü’ne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara karşı samimiyettir.”

Buradaki “nasihat” kelimesini yalnızca “öğüt vermek” şeklinde anlamak eksik olur.

Nasihat; samimiyettir.

İhlâstır.

Gönülden bağlılıktır.

Aldatmamak, kandırmamak, hile yapmamak demektir.

Allah’a karşı samimi olmak; O’na şirk koşmadan kulluk etmektir.

Kur’an’a karşı samimi olmak; onu sadece okumak değil, hayatımıza taşımaktır.

Peygamberimize karşı samimi olmak; onun sünnetini sevmek ve hayatımızda yaşatmaktır.

Müslümanlara karşı samimi olmak; onların iyiliğini istemek, onları aldatmamak ve zarar vermemektir.

Demek ki din, insanın iç dünyasını da dış dünyasını da güzelleştirir.

İman, İbadet ve Ahlâk Bir Bütündür

Aziz Müminler!

Cebrâil hadisinde Peygamber Efendimiz (sav) bize dinin bütününü öğretmiştir.

Cebrâil (as) insan suretinde gelmiş ve Peygamberimize iman nedir, İslâm nedir, ihsan nedir diye sormuştur.

Efendimiz bütün soruları cevapladıktan sonra sahâbîlerine dönerek:

“Bu Cebrâil’di. Size dininizi öğretmek için geldi.”

buyurmuştur.

Demek ki din üç büyük boyutuyla hayatımızı kuşatır:

İman.

İslâm.

İhsan.

İman kalbimizi düzeltir.

İbadet hayatımızı düzeltir.

Ahlâk ise insanlarla ilişkilerimizi düzeltir.

Kalbinde iman olduğu hâlde ahlâkı kötü olan insan, dinin ruhunu tam olarak kavrayamamıştır.

Namaz kıldığı hâlde insanlara zulmeden kimse, namazın kendisini dönüştürmesi gereken hakikati yeterince anlayamamıştır.

Oruç tuttuğu hâlde diline sahip olamayan kimse, orucun ahlâkî boyutunu yeterince kavrayamamıştır.

Çünkü ibadet insanı Allah’a yaklaştırırken, Allah’a yakınlaşan insanın ahlâkının da güzelleşmesi gerekir.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“İman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır.”

Öyleyse geliniz, kendimize şu soruyu soralım:

Benim ibadetlerim beni daha merhametli yapıyor mu?

Daha dürüst yapıyor mu?

Daha sabırlı yapıyor mu?

Daha affedici yapıyor mu?

Daha adaletli yapıyor mu?

Daha güzel konuşan bir insan hâline getiriyor mu?

Eğer namazımız bizi kötülüklerden uzaklaştırıyorsa, orucumuz bizi sabra götürüyorsa, zekâtımız bizi merhametli yapıyorsa, Kur’an hayatımızı güzelleştiriyorsa doğru bir istikametteyiz demektir.

Din Samimiyet İster

Kıymetli Kardeşlerim!

Allah bizden sadece çok amel istemiyor.

Samimi amel istiyor.

Az olabilir.

Fakat ihlâslı olsun.

Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ»

“Ameller niyetlere göredir.”

Bir insanın yaptığı işin Allah katındaki değeri, niyetiyle yakından ilgilidir.

Bir kimse insanlara gösteriş yapmak için namaz kılarsa, görünüşte ibadet vardır ama kalpte ihlâs yoktur.

Bir kimse insanlar onu övsün diye yardım ederse, elinde sadaka vardır ama gönlünde samimiyet eksiktir.

Bir kimse Allah rızası için yaptığı küçücük bir iyiliği kimse görmese bile Allah görür.

İşte din bize önce kalbimizi düzeltmeyi öğretir.

Çünkü Allah bizim görüntümüze değil, kalplerimize ve amellerimize bakar.

Din Hayatın İçindedir

Aziz Kardeşlerim!

İslâm, camide başlayıp camide biten bir din değildir.

İslâm evimizin içindedir.

Çarşımızdadır.

İş yerimizdedir.

Soframızdadır.

Aile hayatımızdadır.

Ticaretimizdedir.

Komşuluğumuzdadır.

Telefonumuzdadır.

Sosyal medyamızdadır.

Konuşmalarımızdadır.

Kazancımızdadır.

Harcamalarımızdadır.

Çünkü Allah’ın dini hayatın tamamını kuşatır.

Bir Müslüman camide Allah’tan korkup pazarda insanları kandıramaz.

Camide Kur’an okuyup evinde eşine zulmedemez.

Namazda huşû gösterip iş yerinde insanların hakkını yiyemez.

Ramazan’da oruç tutup Ramazan dışında harama göz yumamaz.

Din, hayatın her alanında kendisini göstermelidir.

İşte gerçek dindarlık budur.

Din Bizi Birbirimize Karşı Sorumlu Kılar

Kardeşlerim!

İslâm insanı yalnızca Allah’a karşı değil, kullara karşı da sorumlu hâle getirir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”

Ne kadar büyük bir ölçüdür bu!

Kendimize istediğimiz iyiliği kardeşimize de isteyeceğiz.

Kendimiz için istemediğimiz kötülüğü başkasına da istemeyeceğiz.

Kendimiz saygı görmek istiyorsak saygı göstereceğiz.

Kendimiz affedilmek istiyorsak affedeceğiz.

Kendimiz hakkında güzel konuşulmasını istiyorsak başkalarının arkasından kötü konuşmayacağız.

Kendimiz aldatılmak istemiyorsak kimseyi aldatmayacağız.

Kendimiz kul hakkından korkuyorsak başkasının hakkına girmeyeceğiz.

İşte dinin insan hayatına dokunan yönü budur.

Din Bizi Dünyadan Koparmaz

Aziz Müminler!

İslâm bize dünyayı terk etmeyi değil, dünyaya esir olmamayı öğretir.

Çalışacağız.

Üreteceğiz.

Ticaret yapacağız.

Aile kuracağız.

Çocuk yetiştireceğiz.

İlim öğreneceğiz.

Dünyanın imkânlarından faydalanacağız.

Fakat bütün bunların bizi Allah’tan uzaklaştırmasına izin vermeyeceğiz.

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Allah’ın sana verdiği şeylerle âhiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma.”

Demek ki Müslüman dünyayı elinde tutar, kalbinde değil.

Mal sahibi olabilir.

Ama malın kölesi olmaz.

Makam sahibi olabilir.

Ama makamın kölesi olmaz.

Şöhret sahibi olabilir.

Ama şöhretin peşinden sürüklenmez.

Çünkü onun asıl hedefi Allah’ın rızasıdır.

Din Bizi Umutsuzluğa Değil, Rahmete Çağırır

Kardeşlerim!

Bazen insan günah işler.

Bazen hata eder.

Bazen Rabbinden uzaklaşır.

Fakat din ona “Artık sen bittin.” demez.

Din ona “Rabbine dön.” der.

Allah’ın rahmeti geniştir.

Rabbimiz şöyle buyurur:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ

“De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”

İşte dinin güzelliği budur.

Günah işledin mi?

Tevbe et.

Düştün mü?

Kalk.

Uzaklaştın mı?

Rabbine dön.

Kalbin yoruldu mu?

Kur’an’a yönel.

Yolunu kaybettin mi?

Allah’ın kitabına sarıl.

Çünkü Allah kuluna dönüş kapısını kapatmamıştır.

İlâhî Kılavuza Yeniden Sarılmak

Aziz Kardeşlerim!

Bugün hepimizin kendimize sorması gereken bazı sorular var.

Ben dinimi gerçekten tanıyor muyum?

Kur’an benim hayatımın neresinde?

Namazım beni Rabbime yaklaştırıyor mu?

İbadetlerim ahlâkımı güzelleştiriyor mu?

Kazancım helâl mi?

Dilime sahip olabiliyor muyum?

Ailem benim elimden ve dilimden emin mi?

Komşularım benden razı mı?

Müslüman kardeşimin derdi beni ilgilendiriyor mu?

Ben dini sadece anlatıyor muyum, yoksa yaşıyor muyum?

Çünkü din yalnızca öğrenilecek bir bilgi değildir.

Din yaşanacak bir hakikattir.

Kur’an yalnızca okunacak bir kitap değildir.

Kur’an hayatımıza yön verecek ilâhî bir kılavuzdur.

Peygamberimiz yalnızca sevilecek bir şahsiyet değildir.

O, hayatı örnek alınacak Allah’ın Resûlüdür.

İslâm yalnızca kimliğimizde yazan bir isim değildir.

İslâm, hayatımızda görülen bir teslimiyettir.

Son Söz

Kıymetli Kardeşlerim!

İslâm’ın özü tevhiddir.

İslâm’ın yolu istikamettir.

İslâm’ın ruhu samimiyettir.

İslâm’ın ölçüsü adalettir.

İslâm’ın ahlâkı merhamettir.

İslâm’ın hedefi Allah’ın rızasıdır.

Ve din, insanın bu dünyadan ebedî âleme uzanan yolculuğunda ilâhî kılavuzudur.

Öyleyse geliniz, hayatımızı yeniden Kur’an ve sünnetin ölçüsüne göre gözden geçirelim.

Dinimizi zorlaştırmadan yaşayalım.

Ama gevşetmeden de yaşayalım.

Aşırılıktan uzak duralım.

Samimiyeti kaybetmeyelim.

İbadetlerimizi ahlâkımızla buluşturalım.

Allah’a karşı sorumluluğumuzu unutmayalım.

Kullara karşı hakkaniyetimizi kaybetmeyelim.

Ve her gün kendimize şu sözü hatırlatalım:

“Ben bu dünyaya başıboş bırakılmak için gelmedim. Benim bir Rabbim var. Bir kitabım var. Bir Peygamberim var. Bir yolum var. Ve o yol, Allah’ın razı olduğu yoldur.”

Rabbim bizleri Kur’an’ın gösterdiği yoldan ayırmasın.

Sünnet-i seniyyeden mahrum bırakmasın.

Dinimizi doğru öğrenmeyi ve doğru yaşamayı nasip eylesin.

Bizi dinde aşırılıktan, gevşeklikten, samimiyetsizlikten ve gösterişten muhafaza eylesin.

İmanımızı hayatımıza, ibadetimizi ahlâkımıza, ahlâkımızı insanlarla ilişkilerimize yansıtan kullarından eylesin.

Allah’ım!

Kalplerimizi imanla dirilt.

Gönüllerimizi Kur’an’la nurlandır.

Adımlarımızı istikametten ayırma.

Bize hakkı hak bilip ona uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan uzak durmayı nasip eyle.

Allah’ım!

Bizi dinini bilen, dinini seven ve dinini güzel yaşayan kullarından eyle.

Bize kolaylığı zorlukta değil, Senin rızanda aramayı öğret.

Bizi aşırılıktan koru.

Bizi gafletten koru.

Bizi riyadan, kibirden, nifaktan ve samimiyetsizlikten koru.

Allah’ım!

Evlerimize huzur, ailelerimize muhabbet, gençlerimize iman, çocuklarımıza güzel ahlâk, büyüklerimize sağlık ve afiyet nasip eyle.

Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza eda, sıkıntıda olan kardeşlerimize ferahlık ihsan eyle.

Ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik, kardeşlik ve huzur nasip eyle.

Bizleri dünyada İslâm’ın güzelliklerini yaşayan, âhirette rahmetine kavuşan kullarından eyle.

Rabbimiz!

Bizi Kur’an’dan ayırma.

Bizi Peygamberimizden ayırma.

Bizi imanımızdan ayırma.

Bizi doğru yoldan ayırma.

Ve bizleri, “Dinimi hayatımın kılavuzu bildim.” diyerek huzuruna gelebilen kullarından eyle.

إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.

Âmin.