Cinler: Allah’ın Görünmeyen Kulları

Aziz müminler! Gecenin sessizliğinde korkuyla uyanan bir çocuğu düşünün. Koşup annesinin yanına geliyor; çünkü biraz önce duyduğu ürkütücü sözler zihninde büyümüş. Bir başka evde ise baba, ailede yaşanan sıkıntının sebebini öğrenmek için kapı kapı dolaşıyor. Birisi ona, ‘Görünmeyen bir şey size zarar veriyor, ben hallederim’ diyor. Çocuk da baba da aslında aynı şeyi arıyor: Güvenebilecekleri bir kapı. İşte bugün bu kapının neresi olduğunu, Rabbimizin kelâmı ve Peygamberimizin rehberliğiyle konuşacağız.

Hamd, göklerin ve yerin sahibi, görüneni de görünmeyeni de bilen Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, korku içinde kalan gönüllere Allah’a sığınmayı öğreten Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashâbına ve yolundan yürüyen bütün müminlere olsun.

Kıymetli kardeşlerim! Cinler hakkında ne çok söz duyduk. Çocukluğumuzda anlatılan hikâyeler, bugün telefonlarımıza düşen görüntüler, birbirine eklenen söylentiler... Peki bütün bunların içinde Kur’an’ın söylediğini ne kadar biliyoruz? Peygamberimizin öğrettiği sığınmayı ne kadar yaşıyoruz? Bir Müslüman, duyduğu her olağanüstü söze inanarak yolunu bulamaz. Yolunu, Allah’ın sözüne ve Resûlünün güvenilir öğüdüne tutunarak bulur.

Bugün kalbimize yerleştireceğimiz hakikat şudur: Cinler de Allah’ın kullarıdır; onlar da yaratılmış, sınırlı ve ölümlüdür. Bize düşen, onlardan korkarak hayat kurmak değil, Allah’a güvenerek yaşamaktır. Hele evlatlarımızı korkuyla büyütmeye hiç hakkımız yoktur. Gelin, önce Allah Resûlü’nün duasına kulak verelim; ardından bu duayı evimizin, dilimizin ve gönlümüzün neresine koyacağımızı düşünelim.

ÖLMEYEN RABBİMİZE GÜVENELİM

Aziz kardeşlerim! İbn Abbâs’ın naklettiğine göre Peygamber Efendimiz Rabbine şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ! لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، اللَّهُمَّ! إِنِّي أَعُوذُ بِعِزَّتِكَ لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ أَنْ تُضِلَّنِي، أَنْتَ الْحَيُّ الَّذِي لَا يَمُوتُ، وَالْجِنُّ وَالْإِنْسُ يَمُوتُونَ.

“Allah’ım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim ve sana yöneldim. Senin yardımınla mücadele (gücü elde) ettim. Allah’ım! Beni saptırmaman için senin yüceliğine sığınıyorum. Zira senden başka ilâh yoktur. Sen ölmeyecek olan dirisin, cinler ve insanlar ise ölümlüdürler.” (Müslim, Zikir, 67; Hadislerle İslâm: M6899.)

Kardeşlerim! Bu duayı bir kez daha gönlümüzle işitelim. ‘Sana teslim oldum... Sana inandım... Sana tevekkül ettim...’ Peygamberimiz, korku karşısında kalbin tutunacağı yeri gösteriyor. Sonunda da cinlerin ve insanların ölümlü, Allah’ın ise ölmeyen diri olduğunu hatırlatıyor. Hiçbir yaratılmış, kalbimizin mutlak sığınağı olamaz. Bir korku bizi kuşattığında onun büyüklüğünü değil, Rabbimizin kudretini düşünelim.

Tevekkül eden kul, hayatın yükünü bırakıp kenara çekilmez. Hasta olduğunda hekime gider; evladının sıkıntısını dinler; evindeki problemi çözmek için gayret eder. Sonra da sonucu Allah’a arz eder. Çünkü çareyi aramak bizim vazifemiz, kalbimize güveni verecek olan Rabbimizdir. Öyleyse korkumuzun bizi sürüklediği her kapıya gitmeyelim. Önce bilgimizi sağlamlaştıralım, sonra elimizden gelen tedbiri alalım ve Rabbimizin rahmetine sığınalım.

Bir soralım kendimize: ‘Allah’a tevekkül ettim’ dediğimiz hâlde, biri korkutucu bir söz söyleyince hemen ona teslim oluyor muyuz? Bir video izleyince o gece evladımızın da huzurunu kaçırıyor muyuz? Peygamberimizin duasını okuyup anlamını düşünürsek şu cümle içimize yerleşir: Ben yalnız değilim; ölmeyen Rabbim beni görüyor. İşte bu iman, gece korkuyla uyanan çocuğumuza da aktaracağımız en kıymetli mirastır.

CİNLERİ DE BİZİ DE YARATAN ALLAH’TIR

Değerli müminler! Kur’an cinlerin varlığını ve yaratılışını haber verir. Rabbimiz onların dumansız ateşten yaratıldığını bildirir. (Rahmân, 55/15.) Bundan ötesine dair bilmediğimiz ayrıntıları kesin bilgi gibi anlatmamıza gerek yoktur. Allah’ın bildirdiğine iman eder, bildirmediği konuda haddimizi biliriz. Çünkü dinimizi korku hikâyelerinden öğrenirsek korkumuz büyür; vahiyden öğrenirsek Rabbimize güvenimiz büyür.

Rabbimiz cinlerle insanları hangi gaye için yarattığını şöyle bildiriyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56.)

Dikkat edelim kardeşlerim! Âyette cinlerle insanların adı birlikte anılıyor. Yaratılışımız ayrı olsa da kulluk vazifemiz var. Cinlerden de doğru yolu tutanlar, tutmayanlar bulunuyor. Cin sûresinde onların kendi sözleri şöyle aktarılıyor:

وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَؕ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ

“Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.” (Cin, 72/11.)

Öyleyse görünmeyen her varlığı kötülüğün kaynağı sayamayız. İblis’in cinlerden olduğu Kur’an’da bildirilir; fakat bütün cinler İblis gibi değildir. (Kehf, 18/50.) Allah’ın sözü bize ölçü verirken, duyduğumuz her söylentiyi bu ölçünün önüne koymayalım. Bir meseleye din adına hüküm verirken ‘Ben bunu nereden biliyorum?’ diye sormak, imanımıza gösterdiğimiz saygının bir parçasıdır.

Burada bir başka soru daha var: Cinlerin nasıl yaşadığını öğrenmeye ne kadar meraklıyız; kendi kulluğumuzu düzeltmeye ne kadar gayretliyiz? Namazımız, kul hakkı, helâl lokma, eşimize ve komşumuza karşı davranışlarımız... Bütün bunlar Rabbimizin bize bildirdiği sorumluluklar. Bilmediğimiz âlemin peşinde koşarken, bildiğimiz kulluğu ertelemeyelim. Görünmeyen varlıkları konuştuğumuz bu an, kendi kalbimize bakmaya da vesile olsun.

KUR’AN’I DİNLEYEN CİNLER, BİZİ DE DÜŞÜNDÜRSÜN

Kardeşlerim! Abdullah b. Abbâs’ın naklettiği rivayette, Resûlullah sabah namazı kıldırırken cinlerden bir topluluğun okunan Kur’an’ı işittiği anlatılır. (Buhârî, Tefsîr, Cin, 1; Müslim, Salât, 149.) Peygamberimizin cinlerle görüşmelerine dair farklı zaman ve yerlerden söz eden rivayetler vardır. Fakat Kur’an’ın bize açıkça anlattığı hakikat şudur: Onlar ilâhî sözü dinlediler, ona iman ettiler ve öğrendiklerini kendi topluluklarına taşıdılar.

Rabbimiz onların hayret ve teslimiyet dolu sözlerini bize şöyle duyuruyor:

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ ۝ يَهْدٖٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِهٖؕ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ

“(Ey Muhammed!) De ki: ‘Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’” (Cin, 72/1–2.)

Ahkâf sûresinde ise onların nasıl dinledikleri ve ardından ne yaptıkları anlatılıyor:

وَاِذْ صَرَفْـنَٓا اِلَيْكَ نَفَراً مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُٓوا اَنْصِتُواۚ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِرٖينَ

“Hani cinlerden bir grubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) ‘Susun!’ demişler, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcı olarak kavimlerine dönmüşlerdi.” (Ahkâf, 46/29.)

Aziz kardeşlerim! Onların ‘Susun!’ diyerek Kur’an’a kulak vermeleri üzerinde duralım. Bizim evlerimizde Kur’an var; telefonlarımızda tilâvet var. Peki onu gerçekten dinliyor muyuz? Bir âyet kalbimize değdiğinde, hayatımızda hangi adımı atıyoruz? Üzüldüğümüzde Rabbimizin sözüne mi dönüyoruz, yoksa korkumuzu büyüten anlatılara mı? Kur’an’ı işitmek güzel bir nimettir; onun öğüdüne uymak ise bu nimetin hakkını vermektir.

Çocuklarımızla birlikte birkaç âyet okuyup anlamını konuşalım. Gençlerimiz bir soru sorduğunda önce onları dinleyelim; ardından güvenilir kaynaklardan cevap arayalım. Eşimizle bir âyetin bize ne öğrettiğini paylaşalım. Onlara Kur’an’ı yalnızca güzel bir ses olarak bırakmayalım. Merhametimizi, doğruluğumuzu, sabrımızı ve ibadetimizi de onunla güzelleştirelim. Çünkü evlatlarımız, söylediğimiz söz kadar yaşadığımız hayata da bakıyor.

Cinler Kur’an’ı dinleyip ‘Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız’ dediler. Biz de bugün bir söz verelim: Korkumuz büyüdüğünde Allah’tan başkasına sığınmayacağız; dilimiz başkalarını korkutan söylentilerin taşıyıcısı olmayacak. Kur’an, duyduğumuz bir ses olarak kalmasın; tuttuğumuz bir yol olsun.

BİR DOĞRU, YÜZ YALANA GÜVENMEMİZ İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR

Kıymetli kardeşlerim! İnsan bazen yarınını bilmek ister. Evladı için kaygılanır, hastalıktan korkar, işinin ne olacağını merak eder. Tam da böyle anlarda biri çıkıp ‘Gizli olanı ben biliyorum’ derse, çaresiz bir kalp ona inanabilir. Hz. Âişe validemizin Peygamberimize sorduğu soru, bizim de zihnimize gelebilecek bir sorudur:

عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ الْكُهَّانَ كَانُوا يُحَدِّثُونَنَا بِالشَّيْءِ، فَنَجِدُهُ حَقًّا، قَالَ: «تِلْكَ الْكَلِمَةُ الْحَقُّ، يَخْطَفُهَا الْجِنِّيُّ فَيَقْذِفُهَا فِي أُذُنِ وَلِيِّهِ، وَيَزِيدُ فِيهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ».

Hz. Âişe anlatıyor: “‘Yâ Resûlallah! Kâhinler bize bir şeyler söylerdi de dedikleri gerçek çıkardı.’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: ‘Bu doğru olan sözü bir cin elde eder ve dostunun kulağına fısıldar. O da buna yüz yalan katar!’” (Müslim, Selâm, 122; Hadislerle İslâm: M5816.)

Peygamberimizin uyarısı açıktır: Kâhinin sözünde doğru bir parçaya rastlamak, geri kalan iddialarını güvenilir yapmaz. Bu yüzden Allah Resûlü kâhinlere başvurmayı ve sözlerini tasdik etmeyi yasaklamıştır. (Müslim, Selâm, 125; Tirmizî, Tahâret, 102.) Bize düşen, ‘Bir dediği çıkmıştı’ diyerek hayatımızı onun sözlerine teslim etmek değildir. Bir doğruya karışan yüz yalan, insanın kalbini de ailesini de yorar.

Bugün kâhinlik yalnızca eski bir kelime gibi görünmesin. Sosyal medyada ‘Sende şu var, ailene şu olacak’ diyenler de aynı korkudan yararlanabilir. Birisi hakkında ‘Şu yakınınız size kötülük yaptı’ sözü yayılırsa, hiçbir delil yokken bir aile dağılabilir. Bizim parmağımızla paylaştığımız bir video, başka bir annenin uykusunu kaçırabilir. Hadisi dinledikten sonra kendimize şunu soralım: Ben kimlerin korkusunu dindiriyorum; kimlerin korkusuna yeni bir söz ekliyorum?

Böyle bir korkuya kapılan kardeşimizi ayıplamayalım. Oturup onu dinleyelim, yanında olalım. İnancıyla ilgili sorularında ehil birine danışmasına, sağlığıyla ilgili sıkıntısında gerekli yardıma ulaşmasına destek olalım. Ona boş güvence vermeden, korkusunu kazanca çeviren insanların eline de bırakmadan yürüyelim. Şefkat, insanı dinler; iman, yalanın kapısını kapatır.

GAYBI ALLAH’A BIRAKALIM

Kardeşlerim! Kâhinin sözünün peşinden gitmeyişimizin sebebi yalnızca onun yanlış söyleme ihtimali değildir. Gaybın bilgisi konusunda Rabbimizin bize koyduğu sınır vardır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُؕ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

“De ki: ‘Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.’” (Neml, 27/65.)

Allah dilediği gayb bilgisini seçtiği elçilerine bildirir. (Cin, 72/26–27.) Peygamberin vahiy yoluyla bilmesi, bir insanın yahut cinin kendi gücüyle geleceği bildiği anlamına gelmez. Bu sınırı kabul etmek bizi küçültmez; bilakis bizi, geleceği bildiğini iddia edenlerin esaretinden kurtarır. Çünkü yarının perdesi bize kapalıysa, Rabbimizin ilmine ve rahmetine açık olan dua kapısı önümüzdedir.

Hz. Süleyman aleyhisselâmın emrinde Rabbimizin izniyle çalışan cinler vardı. Fakat onun vefatını bile bilemediler. Rabbimiz bu ibretli hadiseyi şöyle bildiriyor:

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِهٖٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهٖينِ

“Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.” (Sebe’, 34/14.)

Düşünün kardeşlerim: Kendileriyle birlikte bulundukları peygamberin vefatını bile fark edemeyen varlıklara geleceğimizi sordurmak için nasıl razı oluruz? Kur’an, burada cinlerin gücünü inkâr etmekle meşgul olmuyor; bize onların da bilgide sınırlı olduğunu gösteriyor. Bir yaratılmışı gözümüzde büyüttükçe korkumuz büyür. Onun da Rabbi olan Allah’ı hatırladıkça kalbimiz yerini bulur.

Bir baba evladının yıllar sonra ne olacağını bilemez. Fakat bugün ona sevgiyle yaklaşabilir, iyi bir örnek olabilir. Bir esnaf yarınki rızkını göremez; bugün ölçüsünü doğru tutabilir. Bir genç hayatının bütün yollarını önceden öğrenemez; bugün helâl bir adım atabilir. Rabbimiz bize geleceğin gizli sayfalarını değil, bugün elimizde olan emanetleri soracaktır. Yarını Allah’a bırakalım; bugünkü kulluğumuzu ertelemeyelim.

HZ. ÂİŞE’NİN ALDIĞI USTURA, BİZE NE SÖYLÜYOR?

Aziz müminler! Ailelerimizde korkuyu nasıl yönettiğimiz konusunda Hz. Âişe validemizin yaşadığı şu olay bize yol gösteriyor. Çocuklar doğduğunda kendisine getirilir, o da bereket duası ederdi. Bir gün getirilen çocuğun yastığının altında bir ustura gördü. Orada bulunanlara niçin koyduklarını sordu. Rivayette yaşananlar şöyle anlatılır:

عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا كَانَتْ تُؤْتَى بِالصِّبْيَانِ إِذَا وُلِدُوا، فَتَدْعُو لَهُمْ بِالْبَرَكَةِ. فَأُتِيَتْ بِصَبِيٍّ، فَذَهَبَتْ تَضَعُ وِسَادَتَهُ، فَإِذَا تَحْتَ رَأْسِهِ مُوسَى، فَسَأَلَتْهُمْ عَنِ الْمُوسَى؟ فَقَالُوا: نَجْعَلُهَا مِنَ الْجِنِّ. فَأَخَذَتِ الْمُوسَى فَرَمَتْ بِهَا، وَنَهَتْهُمْ عَنْهَا وَقَالَتْ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ كَانَ يَكْرَهُ الطِّيَرَةَ وَيُبْغِضُهَا. وَكَانَتْ عَائِشَةُ تَنْهَى عَنْهَا.

Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, çocuklar doğduğu zaman kendisine getirilir, bereket için onlara dua ederdi. Bir gün bu maksatla yeni doğan bir çocuk getirildi. Hz. Âişe çocuğu yatağına yatırırken yastığının altında bir ustura gördü. Oradakilere bunun ne olduğunu sordu. Onlar da, “Çocuğu cinlerden korumak için onu koyuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Âişe usturayı alıp attı ve “Allah’ın Resûlü uğursuzluk düşüncesini çirkin görür ve bundan nefret ederdi.” diyerek bu davranışı yasakladı. (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 314; Hadislerle İslâm: EM912.)

Hz. Âişe’nin tavrına dikkat edelim: Çocuğa dua ediyor; ardından koruduğuna inanılan usturayı kaldırıyor. Sevgiyle yapılan bir yanlış, yine de yanlış olabilir. Anne baba evladını korumak ister; fakat onu, hakkında hiçbir delil olmayan nesnelere ve uygulamalara emanet etmemelidir. Sevgimizi doğru bilgiyle ve güzel bir terbiyeyle buluşturmak zorundayız.

Bizim evimizde çocuğun yastığının altına ustura konmuyor olabilir. Peki dilimizin altına hangi sözleri koyuyoruz? ‘Yaramazlık yaparsan cin gelir’ dediğimiz bir çocuk, geceleri kime güvenecek? Bir masalı gerçekmiş gibi anlattığımızda onun kalbine nasıl bir korku yerleşecek? Hz. Âişe’nin attığı ustura, yalnızca bir eşya değildir; korkuyla beslenen yanlış alışkanlıklara karşı da bize bir işarettir.

Çocuğumuz korktuğunda ona yaklaşalım, elini tutalım, neyin ürküttüğünü soralım. Birlikte kısa bir sûre okuyup anlamını konuşalım. Gerekirse gördüğü içerikleri, uyku düzenini ve yaşadığı sıkıntıları inceleyelim; devam eden bir rahatsızlık varsa yardım arayalım. Dua etmek, gereken tedbiri almakla birlikte yürür. Evladımız, dinin adını duyunca korku değil, Rabbimizin merhametini hatırlasın.

Genç kardeşlerimize de sesleniyorum: Her korkutucu paylaşımı doğru sanmayın. Merak ettiğiniz şeyi ailenize, güvendiğiniz hocanıza sorun; kaynağını araştırın. Anne babalar, gençlerinizin sorularını susturmayın. Bugün dinlediğiniz bir soru, yarın onların yanlış bir kapıya gitmesini önleyebilir. Ailemizi korkuyla yönetmek kolay görünebilir; imanla ve güvenle yetiştirmek ise emek ister. Rabbimiz bize o emeği verecek sabrı ihsan eylesin.

SIĞINMAYI DİLİMİZDEN HAYATIMIZA TAŞIYALIM

Peygamberimiz bize kötülükten korunmak için Allah’a yönelmeyi öğretmiştir. Hadislerle İslâm’da Felâk ve Nâs sûreleri ile Âyetü’l-kürsî’yi okuma hakkındaki rivayetler hatırlatılır. (Buhârî, Vekâle, 10; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 3; Ahmed b. Hanbel, IV, 144.) Gelin Nâs sûresini, yalnızca ezberimizdeki kelimeler olarak değil, Rabbimize açılan bir yakarış olarak dinleyelim:

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ۝ مَلِكِ النَّاسِۙ ۝ اِلٰهِ النَّاسِۙ ۝ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ۝ اَلَّذٖي يُوَسْوِسُ فٖي صُدُورِ النَّاسِۙ ۝ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

“De ki: ‘Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına sığınırım.’” (Nâs, 114/1–6.)

Kardeşlerim! Sûrenin sonunda ‘cinlerden ve insanlardan’ buyuruluyor. Demek ki saptırıcı bir söz bazen görünmeyen bir vesvese, bazen de yanı başımızdaki bir insanın telkini olabilir. Bize haramı kolay gösteren, kul hakkını önemsiz saydıran, ailemizi birbirine düşüren sözlere karşı da Rabbimize sığınalım. Sığındığımız Allah’ın emrine kulak vermeden, dilimizin söylediği duanın hakkını vermiş olmayız.

Bazen evde geçimsizlik çıkar; hemen sebebini görünmeyen bir şeyde ararız. Oysa kırıcı sözlerimizi, ihmal ettiğimiz sevgiyi ve dinlemediğimiz insanları da hesaba katmalıyız. Bazen biri rahatsızlanır; onu muayene ettirmek yerine türlü söylentilere kapılırız. Kardeşlerim, dua edelim; ama elimizden gelen sorumluluğu da üstlenelim. Bir hastayı korkutmak yerine yanında duralım. Onun hâlinden kesin bir manevî sonuç çıkarmayalım; gereken yardımı arayalım.

Allah’a sığınan dil, başkası hakkında kanıtsız suçlama yapmasın. Nâs sûresini okuyan kalp, kardeşinin korkusundan kazanç sağlayanlara kapı açmasın. Evimizde Kur’an okurken birbirimizi haksız sözlerle incitmeyelim. Çünkü Allah’a sığınmak yalnızca gece korktuğumuzda yaptığımız bir iş değildir; gündüz insanlar arasında adaletle, merhametle ve doğrulukla yaşamaktır.

BUGÜN BURADAN NEYİ GÖNLÜMÜZE ALIP ÇIKACAĞIZ?

Aziz kardeşlerim! Şimdi bu vaazı dinledik; sıra kendi evimize bakmaya geldi. Korktuğumuzda ilk kime yöneliyoruz? Çocuğumuz gece uyandığında ona ne söylüyoruz? Telefonumuza gelen ürkütücü bir paylaşımı doğrulamadan başkasına gönderiyor muyuz? Kur’an’ı dinlerken, onun bize öğrettiği güzel davranışlardan hangisini bugün yerine getireceğiz? Bu sorulara vereceğimiz dürüst cevap, buradaki sözümüzden daha kıymetlidir.

Gelin Peygamberimizin teslimiyet duasını öğrenelim. Ailemizle birlikte Kur’an’ın bir âyetini anlamıyla okuyalım. Hakkında yanlış konuştuğumuz birinin gönlünü alalım. Korktuğu için çaresiz kalan bir kardeşimizin yanında duralım. Çocuğumuza ‘Rabbimiz bizi görür, duamızı işitir; seninle birlikte doğru yolu arayacağız’ diyebilelim. Bütün bunlar, bugün elimizden gelebilecek gerçek adımlardır.

Kardeşlerim! Görünmeyen kullar hakkında öğrendiğimiz bilgi, görünen hayatımızı güzelleştirsin. Allah’a güvenelim, hurafeden uzak duralım, gaybı Rabbimize bırakalım, Kur’an’a sarılalım ve ailemizi korkuyla değil imanla yetiştirelim. Bu niyetle ellerimizi ve gönüllerimizi Rabbimize açalım.

DUA

Allah’ım! Sen ölmeyen Hayy’sın; biz fâni kullarınızız. Sana teslim olduk, Sana iman ettik, Sana tevekkül ediyoruz. İçimize düşen korkuları, kimseye söyleyemediğimiz endişeleri ve çaresiz kaldığımız anları Sen bilirsin. Kalplerimize güven ver. Bizi yarattığın varlıklardan medet umar hâle getirme. Bize yalnızca Sana kulluk etmeyi ve yalnızca Senden yardım dilemeyi nasip eyle.

Yâ Rabbi! Kur’an’ı dinlediğinde doğruluğunu anlayıp ona yönelen kulların gibi bize de hakikati işitince uymayı nasip eyle. Evlerimizde Kur’an’ın sesi, sözlerimizde onun ahlâkı olsun. Namazımızı huşû ile kılmayı, kazancımızı helâl tutmayı, üzerimizdeki kul haklarını ödemeyi bize kolaylaştır. Bildiği hakikatle yaşamayanlardan değil, bildiği kadarını samimiyetle uygulayanlardan eyle.

Allah’ım! Gaybı bildiğini iddia edenlerin sözlerine aldanmaktan bizi koru. İnsanların korkusunu kullanarak onları sömürenlere fırsat verme. Dilimizi yalandan, kulağımızı iftiradan, elimizi doğrulanmamış haberleri yaymaktan sakındır. Şüphe yüzünden birbirine küsen ailelere barış, haksız yere suçlananlara teselli ve hakkı söyleyecek kullarına cesaret ihsan eyle.

Rabbimiz! Çocuklarımızı korkuyla büyütmeyelim. Onların ağladığını duyacak kulak, sorularını dinleyecek sabır, ellerini tutacak şefkat ver bize. Gençlerimizi yanıltıcı sözlerden ve kötü arkadaşlıklardan koru. Onlara doğru bilgiyi arama gayreti, bize de onları anlayacak hikmet lütfet. Annelerimizin, babalarımızın, eşlerimizin ve evlatlarımızın arasına sevgi koy. Evlerimizde Senin adın güvenle anılsın.

Allah’ım! Hastalarımıza şifa, dertlilerimize ferahlık, korkuyla yaşayanlara sükûnet ihsan eyle. Gece tek başına endişeyle uyanan kulunu yalnız bırakma. Sıkıntısını anlatamayanlara iyi bir dost, yardıma ihtiyacı olanlara ehil bir el nasip et. Bizi dertliye yük olanlardan değil, onun yükünü hafifletenlerden eyle. Mazlumlara yardım et; fitnelerden, günahlardan ve bütün kötülüklerden bizleri muhafaza buyur.

Rabbimiz! İnsanlardan ve cinlerden gelen vesveselerin şerrinden Sana sığınıyoruz. Nefsimizin bizi yanlışa sürükleyen arzularından Sana sığınıyoruz. Duamızın yanına gayret, tevekkülümüzün yanına sorumluluk, sevgimizin yanına adalet koy. Geleceği bilmediğimiz için ümitsizliğe düşmeyelim. Bugün Senin rızana uygun bir iş yapmayı bize nasip et.

Yâ Rabbi! Toplumumuzu hurafelerden, korku ticaretinden ve din adına söylenen yalanlardan koru. Bize Kur’an’ın nurunu, Resûlünün sünnetini rehber eyle. Geçmişlerimize rahmet, günahlarımıza af, tövbelerimize kabul ihsan eyle. Son nefesimizde kalbimizi iman üzere sabit tut. Bizi affınla karşıla; Peygamber Efendimizle ve salih kullarınla cennetinde buluştur. Rabbimiz! Bizi Senden başka sığınak aramayan, Senin rahmetinden ümidini kesmeyen kullarından eyle. Âmin, yâ Rabbe’l-âlemîn.

KAYNAKLAR

Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, 1. cilt, ‘Cinler: Allah’ın Görünmeyen Kulları’, s. 255–266. Ayet ve hadislerin kaynakları metinde gösterilmiştir. Gündelik hayat örnekleri ve dua, vaaz için hazırlanmıştır.

Diyanet — Hadislerle İslâm, 1. cilt · Diyanet — Kur’an, meal ve tefsir